• Hoşgeldin ziyaretçi , forumdan daha fazla yararlanmak için buradan üye olunuz...

Maaşlı namaz...

  • Konbuyu başlatan Guney
  • Başlangıç tarihi
  • Cevaplar 14
  • Görüntüleme 2K

Okunuyor :
Maaşlı namaz...

Guney

Kıdemli
Üye
Bu gün çok enteresan bir tartışmanın içinde buldum kendimi çok ta bilmediğim bir konu idi bu durum lakin hani kişinin bazen garip mantığı vardır ya kendi kendine hayret ettiği öyle bir durumla karşı karşıya kaldı sevgili ben.

Konu özetle şu idi;
"cami imamları diyanet işlerine bağlı maaşla çalışan memurlar.yani kıldıkları namazın parasını alan kişiler.Bu kişiler iki kere namaza durmalı zira biri aldığı maaşa karşılık diğeri ise şart olan"

Epey bir uzun sürdü tartışma, sonuca bağlanamadı malumunuz..
Şimdi sizce deyip tartışmaya katılımınızı istesem ve tartışsak kalan yerden hatta sonuca bağlasak ne dersiniz??
 

sis_labirenti

Tecrübeli
Üye
Bence bir genellemeye girip tüm imamları para için namaz kılıyor noktasına getirmekten kaçınmak lazım. Bunun için yapan varsa zaten yolda yürümesi ne kadar sevapsa namazı da o kadar sevaptır. Ama bildiğm kadarıyla imamlık görevi daha çok cemaate önderlik etme vasfını içeriyor. Bu anlamda camiilere memur olarak atanan kişilerden namaz kılmasından ziyade hurafelerin önüne geçmesi istenir. En azından benim mantığım bu yönde işliyor.
 

Venhar

1. Hikaye yarışma birincisi, 2. Avatar yarışma bir
Üye
Ne kadar yalnış bir düşünce ... tabiiki maaş alacak çünkü devlet memurlarının hepisi müklef oldukları işi yapıyor ve hakları olan maaşları alıyorlar . İmamların ne farkı var ki

Tamam şöyle bir çözümde uygulanabilir imam devletten maaş almasın cemaat her ay aralarında devletten ne kadar maaş alıyorsa toplansın ve ödensin ...

Madalyonun diğer bir yüzü var
ya imamlarda biz arkamızda namaz kılanların devletten maaş almasını istemiyoruz dese ne olacak :))
 

Ammar

Kıdemli
Üye
ALLAH C.C katında hiçbir iş dünya nimeti göztilerek yapılamaz.. Yapanların arkasında şahsım adına söylüyorum namaz kılınmaz.. Neden Peygamberlerin birer mesleği vardı, neden koca koca osmanlı padişahları kendileri bir meslek öğreniyorlardı, ihtiyaçlarımı vardı, hayır, dünyalık rızkını vesile kılacak bir meslek sahibi idiler, imam efendiler de namaz kıldırmak için maaş alamaz camii nin olduğu muhitte cemaate namaz kıldırmak için halk arasından vekiller seçilmeli namaz vakitlerinde ve onlarda namazları ALLAH C.C rızası için kıldırmalı, ama malesef dini ben yönetirim, diyen bir sistemde yaşıyoruz biz dimi, fetvalar bile özgür değil...:alkis:
 

RABİA

Bağımlı
Üye
ALLAH C.C katında hiçbir iş dünya nimeti göztilerek yapılamaz.. Yapanların arkasında şahsım adına söylüyorum namaz kılınmaz.. Neden Peygamberlerin birer mesleği vardı, neden koca koca osmanlı padişahları kendileri bir meslek öğreniyorlardı, ihtiyaçlarımı vardı, hayır, dünyalık rızkını vesile kılacak bir meslek sahibi idiler, imam efendiler de namaz kıldırmak için maaş alamaz camii nin olduğu muhitte cemaate namaz kıldırmak için halk arasından vekiller seçilmeli namaz vakitlerinde ve onlarda namazları ALLAH C.C rızası için kıldırmalı, ama malesef dini ben yönetirim, diyen bir sistemde yaşıyoruz biz dimi, fetvalar bile özgür değil...:alkis:
Sn.Ammar,


Osmanlı Devrinde İmam-Hatiplik Görevi, Rolü ve Statüsü

Toplum hayatında, her görevin kendine göre bir özelliği ve uzmanlık alanı vardır Bu görevlerde çalışanların bir kısmı sürekli halkla iç içedir Bir kısmı da görevin özelliğine göre daha sakin ve tenha bir ortamda çalışmaktadır Doğal olarak halkla temas halinde olanlar; daha geniş kitlelerce tanınmaktadır Bunlara örnek olmak üzere mesaisi toplum içinde geçen imam-hatip, öğretmen, polis ve muhtarları gösterebiliriz Çünkü bu unvanlar toplumun ortak bir ihtiyacı olarak ortaya çıkmış ve zamanla kurumsal bir kimlik kazanmıştır İmam-hatiplik de bu unvanlardan biri olup, İslam tarihinin başlangıcıyla ortaya çıkmıştır Her ne kadar imam-hatiplik görevi cami ile birlikte gündeme gelmişse de tarihi süreç içinde ilgi alanı ve sorumluluğu daha da genişlemiştir
Zira günümüzde kimi çevreler bilerek veya bilmeyerek bu görevle ilgili farklı bir imaj ve görüntü çizmeye çalışmış olabilir Bu nedenle bazıları söz konusu göreve daha mesafeli durmaktadır Hatta aynı görevde çalışanların bir kısmı, önemli ölçüde etkilenmiş ve kurum değiştirme eğilimine girmiştir Oysaki bu görevin nimet ve fazileti; dünü, bugünü ve yarınıyla birlikte değerlendirilmelidir Daha da önemlisi bu görevin ehil kişilerce sahiplenilmesi için ilgililere sevdirilmesi gerekir Hal böyle olunca öncelikle bu hizmeti yürütenler kendilerini tam bir güven içinde hissetmelidir Biz bu yazımızda konuyu biraz zenginleştirmek ve söz konusu görevin bir nebze de olsa derinliğine işaret etmek için Osmanlı Devlet’inde imam-hatiplik görevinin sosyal hayattaki konumunu ve etkinliğini tartışmak istiyoruz Gerçekten bu anlamlı hizmeti geçmişten günümüze kadar devreden çok kıymetli din bilginleri gelip geçmiştir Bunların hizmet tarzlarını tanımak, tecrübe ve birikimlerinden yararlanmak önemli bir fırsat olarak değerlendirilmelidir


Tarihteki bir adı da “Devleti Aliyye” olan Osmanlı İmparatorluğu, çok geniş bir coğrafya üzerinde altı yüz yıl gibi uzun bir süre hüküm sürmüştür Bünyesinde yaşayan insanların din, dil, ırk ve mezhep farkına bakmaksızın değişik kültürlere mensup bu kitleleri birbirleriyle kaynaştırmıştır Şüphesiz ki bu uzun ve sağlam yapının bir ulu çınara dönüşmesinde; adalet, hoşgörü, fazilet ve disiplin gibi temel değerler rol oynamıştır Bu değerlerin meyvesi ve dışa yansıması, “Din ve devlet, mülk ve millet” gibi ortak bir amaç olarak tescil edilmiştir Tarih ve kamu vicdanının, adaleti ve hoş görüsü üzerinde ittifak ettiği Osmanlı devleti; sosyal, bilimsel ve kültürel anlamda kurumlara büyük önem ve destek vermiştir Böylece çok zengin ve erdemli bir medeniyetin temelleri atılmıştır Bu medeniyetin ve sosyal kurumların başında; cami, imaret, hastane, kervansaray, köprü, han, hamam, çeşme ve zaviyeler gelmektedir Bu kurumların yaşatılması için vakıflar kurulmuş veya devletçe çeşitli vergi muafiyetleri sağlanarak destek verilmiştir Söz konusu kurumların başında yer alan camiler; İslam tarihi boyunca Müslümanların işlerini görmek sorunlarını çözmek ve karar altına almak için bir toplantı yeri olmuştur Diğer bir ifade ile buralarda çalışan din görevlilerinin hizmetleriyle bu kutsal mekânlar manevi bir toplanma alanı, ibadet yeri ve cazibe merkezi haline gelmişlerdir


Bu nedenle Osmanlılar camiye ve yönetimine çok önem vermişlerdir Böylece camiler; yerleşim yerlerinin en uygun semt ve merkezlerinde inşa edilmişlerdir Bazen mahallelerde şahısların bizzat kendi katkılarıyla bazen de kurulmuş vakıfların maddi destekleriyle ibadete açılmışlardır Öyle görünüyor ki Osmanlı şehir örgütlenmesinde mahallenin özel konumu ve mahalle imamlığı sözü edilen bu camiler üzerinden ön plana çıkmıştır Bu geleneksel ilgi ve artış, Tanzimat devrine kadar devam etmiştir Kriter olarak camilere atanan imam-hatiplerin tahsil görmüş, yeterli dinî bilgilerle mücehhez ve güzel ahlakla tanınması esas alınmıştır Nüfuz ve itibar sahibi olması ayrıca tercih sebebi sayılmıştır Bu itibarla Osmanlı Devleti’nde imam-hatipler, Müslüman topluma hizmet veren kadrolar arasında büyük bir çoğunluk oluşturuyordu Padişah beratı ile göreve atanıyor ve kamu görevlisi sayılıyordu Bunların maaş ve ücretleri başlangıçta vakıflar tarafından ödenmiştir Zamanla maddi yükün artması üzerine yeni kaynaklar aranmış ve giderek merkezi idarenin maaş tahsis etmesi zorunlu hale gelmiştir Böylece Tanzimat dönemine kadar imam-hatip hem devleti temsil etmiş hem de mahallenin önde gelen yetkilisi ve sorumlusu kabul edilmiştir Hatta resmî kayıtlarda bulundukları yer ve çevredeki “kadıların"(hakimlerin) tabii yardımcıları sayılmışlardır Genellikle bu yetki ve sorumluluklarına istinaden beldenin barış, huzur, düzen ve asayişini sağlıyorlardı Hatta camiye gelenlere devlet ilanları, mahallenin iş ve kararları hakkında bilgi veriyorlardı Dolayısıyla imamların; cami cemaati, mahalle halkı başta olmak üzere; kültürel, sosyal ve yardımlaşmaya ilişkin güncel problemleri çözmek, onların barış ve huzuruna katkıda bulunmak gibi üstün bir kabiliyete haiz olması bekleniyordu Öyle ki, devlet tarafından üç meslek mensubuna yaptıkları hizmetin önemi ve özelliğinden dolayı gece feneri verilirdi Bunlar; imam-hatip, muhtar ve polis teşkilatına mensup kimselerdi (Prof Dr Yaşar Yücel, Prof Dr Ali Sevim, Türkiye Tarihi, c 2, s 330)


Osmanlı idare sisteminde imam-hatiplerin görev ve çalışma alanı sadece cami hizmetiyle sınırlı değildi Kaynaklardan anlaşıldığına göre onlara; asli hizmetlerine ilave olarak bazı toplumsal hizmet ve görevler de verilmiştir Söz konusu görevler; çalıştıkları mahalle ve köylerde halka çeşitli konularda yardımcı olmak, ikamet ettikleri yer ve adres hakkında bilgi toplamak, kimlik bilgilerini tespit etmek, dışardan gelenlerin kayıtlarını yapmak, ayrılanların bilgilerini ilgili mercilere iletmek, kimsesizlere kefil olup güvence vermek, ölüm, defin ve doğum kayıtlarını yapmak, nikâh akdi ve boşanma işlemlerini yürütmek gibi hususlardır Ayrıca muhtar ve mahallenin ileri gelenleriyle birlikte günümüzde belediye hizmetleri arasında yer alan çevre temizliğini denetlemek, fırınlarda üretilen ekmekleri kontrol etmek, gıda maddelerinin stok edilmesini önlemek, çarşı pazarda yapılan hile ve yanlışlıklara engel olmak, ihtiyaç halinde makbuz karşılığında yardım toplamak, kurban derilerini alıp değerlendirmek gibi konularda da yetkili kılınmışlardır Bazen gayrimüslimler bile nikâh kıyma ve boşanma işlemlerinde din görevlilerine başvurmuşlardır Ancak bu konudaki müracaatların artması üzerine, kilise ve papazların şikâyetlerine neden olmuş ve sonraları bu hususta ısrar edilmemiştir Mahallindeki anlaşmazlıkları çözmek gerektiğinde soruşturma yapmak üzere kurulan yerel komisyonda, kiliselerin yapımı, onarımı ve diğer problemleriyle ilgili ihtilafı çözmek amacıyla kurulan teftiş heyetinin tabii üyesi olarak görev verilmiştir Bütün bu konularda kendilerine mühür ve imza yetkisi de sağlanmıştır Ayrıca toplum üzerinde etkili olmalarından ötürü köy hayatının önde gelen simaları arsında da yer almışlardır (Bkz İslam Ansiklopedisi, T Diyanet Vakfı, cilt, 22, s 182)


Mahalle ve köy camilerinin dışında diğer resmî kurumlarda çalışan imamlar da vardı Bunlar hem kurum mensuplarına dinî konularda rehberlik yapıyor hem de diğer işlerinde yardımcı oluyorlardı Bu cümleden olarak ordu ve kışlalarda hizmet eden din görevlileri gösterilebilir Yeniçeri ocaklarında, eğitimli askerî birliklerde, müstahkem mevkilerde, teknik malzemelerin üretildiği tophanelerde, donanmalarda, tersanelerde ve askerî hastanelerde çalışıyorlardı Ordunun herhangi bir kademesinde çalışanların tamamı padişahın beratı ile tayin ediliyor ve maaşları resmî makamlarca ödeniyordu Yeniçeri ocağında ortalama 150 kişiye bir imam düşecek şekilde ve beş yıl süre ile atama yapılıyordu Bunlar öncelikle askerlere vakit namazları kıldırıyor ve dinî eğitimleriyle ilgili dersler veriyorlardı Buradaki hizmet sürelerini dolduranlar bir üst görevle “kadı” olarak başka yerlere tayin olma hakkını elde ediyorlardı

Daha sonra kurulan “Asakir-i Mansure-i Muhammediyye” teşkilatıyla din hizmeti daha da etkin hale gelmiştir Yüz kişinin başına bir imam-hatip verilmesi uygun görülmüştür Bu dönemde on beş yaşındaki gençler acemi kışlalarda askere alınır ve uzun süre dinî eğitime tabi tutulurdu Her sabah bunlara bir saat Kur’an-ı Kerim dersi ve temel dinî bilgiler verilirdi Dersler sade, anlaşılır ve basit bir üslup içinde yapılıyordu Ayrıca beş vakit namazı cemaatle kıldırıyorlardı Askerlerin dinî meseleler konusunda yararlanacakları kitapları yazıyorlardı İlerleyen zaman diliminde topçu, arabacı, piyade, süvari ve teknik sınıflara ait taburlara da birer imam tayin edilmiştir Orduda çalışan bu görevlilere, 150–500 kuruş arasında maaş ödenmiştir Hizmetleri esnasında başarılı olan tabur imamları “kadı” veya sınavı başarması halinde “Alay Müftüsü” olarak tayin edilmişlerdir


Görüldüğü gibi imamlık hizmetine bütün kesimlerde ve kurumlarda yer verilmiştir Saraylarda, konaklarda bile resmî veya özel imamlar görevlendirilmiştir Daimi elçiliklerin nezdinde, diğer dış temsilciliklerde ve yurt dışında açılan sergilerde de aynı teamüle riayet edilmiştir Savaş sonrasında elden çıkan veya ihtilaflı durumda olan yerlerdeki halkın durumu ilgili devletlerle görüşülürken halkın dinî inancı ve ibadet hürriyeti siyasi konuların başında yer almıştır Özellikle bu tür yerlerdeki dinî idarenin hür ve serbest olması müftülerin halk tarafından seçilmesi, imamların da bağlı oldukları müftülüklerce atanması önemli bir ilke olarak korunmaya çalışılmıştır


Diğer taraftan Osmanlı devleti, sadece Müslümanlar için değil emrinde yaşayan bütün azınlıkların da din, inanç ve vicdan hürriyetlerine önem vermiştir İstanbul’un fethinde bile yerlerinde kalmayı arzu eden gayrimüslimlere, dinî özgürlüklerde bir kısıtlama yapılmamıştır Belki de bu cihan devletini başarıya ulaştıran temel şartlardan biri de tebaa arasındaki bu adalet ve hoşgörü olmuştur Bu aynı zamanda yönetimin insana ve insan haklarına olan saygısını göstermektedir


Ayrıca Osmanlı döneminde dinî idareyi temsil eden “meşihat” mak***** özel bir değer verilmiştir Bu teşkilatın başında şeyhülislam bulunuyordu Onun devlet protokolündeki yeri sadrazamdan sonra ikinci sırada gelmektedir Padişah, makamında onu ayakta karşılardı Ramazan ayı gelince sarayda onuruna bir iftar verilirdi Buna diğer devlet yetkilileri de davet edilirdi Bu programın Kadir Gecesi’nde olmasına özen gösterilirdi Mevlit kandilinde de benzer bir tören yapılırdı Bu geceye mahsus selatin camilerin birinde mevlit alayı düzenlenirdi Bu merasime katılan padişahın yanında yine şeyhülislam başta olmak üzere diğer devler büyükleri ve on dört kadar büyük camide görev yapan imam-hatip yer almıştır (Yılmaz Öztuna, Büyük Türkiye Tarihi, cilt,10, s 256)


Gerçekten imam-hatiplik görevinin tabiatında bir itibar, huzur, güven, bereket ve ferahlık vardır Tarih boyunca bu güzel duygular ve düşünceler değişmemiştir Bugün ve yarın da değişmemelidir Bu yüzden din görevlilerin ve toplumun daha duyarlı olması gerekir Konu ile ilgili Nizamü’l-atik yazarı Ömer Faruk Efendi şöyle demektedir: “İmama tazim ve hürmet onun zatına değil, kalblerinde taşıdıkları Kur’an-ı Kerim’den dolayıdır Dolayısıyla ona saygı duymak, inancımızın ve kültürümüzün bir gereğidir”
Konu hakkında daha çok şey yazılabilir Tarihi örnek, söz ve hatıralarla süslenebilirFakat asıl amacımız bu alanda hizmeti geçenleri rahmetle anmak ve bu zenginliği bir kez daha meslektaşlarımızla paylaşmaktır Ayrıca Başkanlığımız kadrolarının yaklaşık % 90 kadarını teşkil eden din görevlisi arkadaşımızın duygularına tercüman olmak ve onlara katkı sağlamaktır Yazımızı, Osmanlı ordusunda çalışmış Liman Von Sanders (1855-1929) isimli bir Alman Generali “Türkiye’de Beş Sene” isimli eserinde yer verdiği şu özet değerlendirme ile tamamlayalım: “Türkler, dindar, bilhassa gelenekçi idiler Din adamlarının her tabaka ve seviyeden insanlar üzerinde büyük tesirleri vardı Bu hasleti bilen kumandanlar ferdi feragat ve serdengeçtilik isteyen muharebe safhalarında, din adamlarının telkinlerinden en geniş manada istifade ediyorlardı Bu din adamları ağırbaşlı oldukları ölçüde şefkatli, hal ve tavırları ile saygı değer ve güvenilir insanlardı Onları en buhranlı anlarda bile kötümser bulmadım” (Mehmed Akif Külliyatı, cilt,10, s 333)


Not: Bu yazı, Diyanet Aylık Dergi Mayıs 2009 sayısında yayınlanmıştır


Doç Dr Fikret Karaman
Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı



Konu özetle şu idi;
"cami imamları diyanet işlerine bağlı maaşla çalışan memurlar.yani kıldıkları namazın parasını alan kişiler.Bu kişiler iki kere namaza durmalı zira biri aldığı maaşa karşılık diğeri ise şart olan"

Epey bir uzun sürdü tartışma, sonuca bağlanamadı malumunuz..
Şimdi sizce deyip tartışmaya katılımınızı istesem ve tartışsak kalan yerden hatta sonuca bağlasak ne dersiniz??
İmamların devletten aldıkları maaş caizidir. İlk devir alimleri bunu uygun görmemişlerdi. Daha sonraki alimler bu görevin yapılması için, maaşın gerekli olduğuna ve caiz olduğuna karar verdiler. Şu anda bu husus bir nevi icma ile sabittir. Şunu utmamak gerekir ki, imamlar, kıldırdıkları namazın karşılığı olarak değil, vakitler arasında çalışma imkânı bulamadıkları için, ister istenmez namazları beklemek üzere kullandıkları zamanın karşılığı olarak maaş alıyorlar. Yoksa, bir imam Müslüman olarak elbette maaş almasa da namazını kılar. Fakat her gün beş vakit namazda camiyi açıp kapamak, aynı camide namaz kıldırmak zorunluluğu onu genellikle başka iş yapmaktan alıkoymaktadır. Zaten devlette buna izin vermez. (sorularla islamiyet)
 
Üst Alt