• Hoşgeldin ziyaretçi , forumdan daha fazla yararlanmak için buradan üye olunuz...

levh-i mahfuz

  • Konbuyu başlatan mopsy
  • Başlangıç tarihi
  • Cevaplar 0
  • Görüntüleme 1K

Okunuyor :
levh-i mahfuz

mopsy

Emektar
Üye
Selam!

Kalbe Yolculuk

Hz. Meryem ve Hz. Zekeriya’nın yaşadığı susma orucunu bir tutabilse, belki yolculuk daha zahmetsiz olacaktı… Susmanın dilden çok gönülde olması gerektiğini, asıl susturulması gerekenin vehim olduğunu da bu süreçte fark etmişti.
*
Rüyalarınızı önemseyin! Rüyalarınız; sizin levh-i mahfuzunuzdan size açılan yaşam şifreleri.
*
Derdim olduğunda çare talebi ile dua etmeyeceğim. Çare Duasının vakti geldiği için dua edeceğim. Borcum olduğunda ödeme talebi ile dua etmeyeceğim, borç duasının vakti geldiği için dua edeceğim. Sıkıntıdan çıkmak diye bir beklentim olmayacak, sıkıntı vakti; onun duasının geldiği vakit diye dua edeceğim…
*
Kolay yol; bir işin önce sevdalısı, sonra delisi olmak! Yöneldiğin, istediğin seyre önce sevdalanacak, sonra delicesine bağlanacaksın!..
*
Esmaların açılması, seyir ufkumuzun genişlemesi büyük ölçüde bize ters gelenlere de hoş görü ve yargısız yaklaşıma bağlı. Sevmediğiniz, uzak durduğunuz, çekindiğiniz, beni açmaz dediğiniz oluşumlar varsa bilin ki; henüz farkına varamadığınız bir kısıtlanmışlık ve kilitlenmişlik içindesiniz.
*
Bak, benim ustam, rehberim, hocam yok. Sadece gönlümü seve seve verdiğim Dostum var! Dostum da bu tarz köle- efendi ilişkisi çağrıştıran kavramları hiç sevmez! Sırtında ağırlıklarla gidilmez Dosta!.. Bağlardan soyunmayı göze alamayan çıkamaz bu yaylaya!



Bir Başına

Kendine doğru yolculuğa çıkan insanın tasavvuf! çalışmalar esnasında yaşadığı bazı içsel duyuşlar, yalnızlık anında yapılan tefekkürler bu bölümde yer alıyor.
Bazen bir günce, bazen bir gezi notu akıcılığında okuyacaklarınızda, hayata dair ışıltılı imgeler, sade gözlemler, inci misali; gönül derinliklerinden çıkarılan tespitler bulacaksınız…
Genellikle uzlet, yalnızlık ve kendi ile baş başa kalınan saatlerin eseri makale ve denemelerin yer aldığı bu bölüme “Bir Başına”adını verdik.
Birliğe, Tekliğe doğru yönelmen istikamette bir başına yaşanan anların çok özel yeri olsa gerek. İnsan o anlarda; ortak benliğe, Hakkani vicdana doğru indiği için sübjektif görünen değerlendirmeler, özde birlik yansıtan doğuşlara dönüşür. Gönül ummanından sahile vuranların keyifli bir düşünce seyahati yaşatması dileğiyle sizi, sizinle bir başınıza bırakıyoruz.

Farklı Bir Şey

Kalabalığa uymak, herkesin yaptığını yapmak sıkıcı geliyordu Ona. Daima farklılıkları denemek, yeni seyirler yaşamak istiyordu. Dinlenmesi, eğlencesi, vakti değerlendirmesi farklı olmalıydı. Sıradanlık bunaltıyordu. Halim selim görüntüsünün altında belki de ilk gençlik yıllarından kalma muhalif bir ruh, isyankar bir boyut saklıydı. Tek düzeliğe, alışılmışa karşı zaman zaman o ruh baş kaldırır, o anlarda dışarıdan bakanların belki de garip karşılayacağı tavırlar sergilerdi.
Güneş tutuluyordu o gün. Yerliyabancı turistler Güney sahillerine ve İç Anadolu’nun kuzeyine akın ediyordu. Tam tutulma yaşanacaktı. Mana boyutunda olayı karşılamak isleyenler zikir ve tespihe başlıyor, merak dolu imanlı yürekler ilmihallerden “Küsûf (Güneş Tutulması) Namazı” bahsini inceliyordu. Tebliğ gayreti İçinde olan bazı gençler el ilanları ile yapılacak olanları halka dağıtıyordu. Broşürde yazılanlardan iki maddeye ilişti gözü: Hasta ziyareti ve Sadaka!.,

Hz. Musa’nın Rabbi ile konuşmasını hatırladı:
Ya Musa, benim için ne yaptın?
Namaz kıldım, oruç tuttum ey Rabbim.
Onlar kendin için Ya Musa, benim için ne yaptın?…
Musa şaşırmıştı. Sırf Rabbi için ne yapabilirdi?… İlahi hitap
devam etti.
Hastalandım, gelmedin Ya Musa?
HaaaşaaaL Ey Rabbim sen hasta olmaktan münezzehsin!…
Geceleri inleyen, acı ve ağrı çeken o hasta var ya, benim rızam onunlaydı ey Musa!..

Zikir ve tesbîhata devam ediyordu. Ama farklı bir şey yapmalıydı.
Tutulmaya saatler kala, internetten görüştüğü bir hakikat yolcusunu hatırladı. Hastası olan biriydi bu. Hakikat yolcuları sırlarını açmazlardı pek. Ahvalini ısrarla sorduğu için görüştüğü kişi bir miktar anlatmıştı. Bağlantıya geçti. “Evinize 5 10 dk uğramama, hastanızı ziyaret etmeme izin verir misiniz?” dedi… “Memnun oluruz” cevabını alınca fırladı yerinden.

Şehrin en uzak semtine doğru yol alıyordu. Bilmediği bir evde ilk kez göreceği insanları, onların hastaları ile olan bağlarını, sabır ve tahammüllerini merak ediyordu. Vakit öğleye doğru akarken radyolar tutulma haberleri için Antalya ve Konya ile canlı bağlantılara geçmişti. Frekansları karıştırdı, farklı bir yayın arıyordu. Bir kanal sürekli salavat getiriyor, Alemlerin Efendisi (sav) ne övgü dolu naatlarla güneş tutulması karşılanıyordu. Orayı dinleyerek yola devam etti.

Epey mesafe kat ettikten sonra verilen adrese ulaştı. Denize nazır; penceresinde kırmızı sardunyalar açan beyaz badanalı, bahçeli evin avlusuna girdiğinde; ” Ben küçük Zehra için geldim ” dedi… Yukarı buyur ettiler. Odaya girdiğinde gördüğü manzara karşısında zihni de bakışı da bir anda donmuştu. Yedi sekiz yaşlarında menekşe gözlü, şirin mi şirin bir kız çocuğu makineler, serumlar ve hortumlardan oluşan yaşam destek ünitesi ile hayata tutunmaya çalışıyordu.

Annesi İle tanıştı. Anlattılar. Doğumundan çok kısa süre sonra bu duruma gelmişti Zehra. Bir metabolizma hastalığı idi yaşadığı. Nefes alışı, yeme içmesi hep kontrol altındaydı 24 saat. Başında biri bulunmadığında her an her şey olabilirdi.

Teyzesi, annesi ve büyük hastanelerden birinin yoğun bakım servisinden bir görevli, sürekli Onunla idi…
Uzun uzun düşündü. Hastası olan bir ev, üstelik bir çocuk!.. Kendi çocukları geldi gözünün önüne. Koşabilmeleri, akşam eve geldiğinde boynuna atılmaları, sağlıklı bünyeleri ne büyük nimetti?!..

Anne ve teyze yatağa bağlı pamuk prensesin serüvenini anlatırken simalarını gözlemledi. En ufak bir sabırsızlık yada bıkkınlık emaresi yoktu üzerlerinde. Öylesine bütünleşmiş, öylesine hazmetmişlerdi ki durumu; konuşurken “Zehra şunları şunları yaşadı” demek yerine; çoğul kipiyle “Biz şunları yaşadık, şu zaman şöyle olduk, şimdi şöyleyiz” tarzından cümleler kuruyorlardı.

İnsan bu kadar mı mütevekkil, bu kadar mı teslimiyet içinde, bu kadar mı razı olurdu?! Rıza halini düşünüyordu son günlerde. Rızanın canlı timsali İdi konuştuğu kişiler. “Rıza bu işte”, dedi içinden.

Arada bir denize, bahçeye baksa da kaçamak gözlerle Zehra’yı süzüyordu. Zehra’nın gözleri camdaydı. “O bugün güneş tutulmasını bekliyor” dediler. Konuşamayan bir çocuk güneş tutulmasını nasıl bilir ki diye düşündü. İçinden geçenleri duymuşçasına teyzesi söze girdi:
” Biliriz biz, Zehra’mız hepsini bilir, O hisseder!.. Onun hisleri hepimizden daha açık!…”

Beş duyunun bir kayıtlanma olduğundan, bilimin son dönemlerde 32 duyu tespit ettiğinden, belki de duyuların bile sonsuz sınırsız olduğundan bahis açtılar. Onlar konuşurken Zehra etrafı gözleriyle kolaçan ediyordu. Teyzesi; ” Sizin gelişinizden…

Mehmet DOĞRAMACI/Kalbe Yolculuk
KİTSAN BASIM YAYIN
 
Üst Alt