Lenin'in 'Kapitalist' Dostları

Lenin'in 'Kapitalist' Dostları!​

Radikal hareketler, büyük paralar ve dış destek olmadıkça gerçekleştirilemezler, 20. yüzyılın büyük tarihçisi Oswald Spengler, solun düşman görünen büyük sermaye sahiplerinin, kontrol altında geliştiğini gören bilim adamlarından biridir. Ünlü eseri Batı'nın Çöküşü'nde şöyle der: "Sermayenin yönlendirmediği hiçbir proleterya hareketi, hatta bir komünist hareket şimdiye kadar görülmemiştir. Bu hareketlerin sözde idealist liderleri büyük kısmı hiç şüphesiz sermaye tarafından yönlendirilmiştir." (Sermaye ve Sosyalizm (None Dare Call It A Conspiracy), Garfy Allen sf.88)
Marx'ın en büyük öğrencisi Lenin, ondan 'kapitalizmle gizli birliktelik' mirasını da almıştı. Yaptığı ihtilalin finansmanını büyük sermayedarlardan bulan Lenin, ihtilalin ardından da aynı çevrelerden destek gördü:
"Lenin, Beyaz Saray'daki güçlü arkadaşından, Wilson'dan yardım istedi. Wilson, Kuhn & Loeb Co. avukatlarından ve eski Dış İşleri Bakanı Elihu Root'u Özel Savaş Fonu'ndan 20 milyon doları Bolşeviklere vermesi için Rusya'ya yolladı. Cömertlikte Wilson'dan geri kalmayan J.P. Morgan & Co. kuşatma altındaki Lenin ekibine finansal yardım sağladı." (The World Order - A Study in the Hegemony of Parasitism, Eustace Mullins, sf.68)
"The Unknown War With Russia" (Rusya ile Bilinmeyen Savaş) adlı kitabında Robert S. Maddox, 'Rusya'daki Mart İhtilali, Wilson'un hayal ettiği savaş sonrası dünya ortamını oluşturacaktır, ABD'nin geçici hükümeti ilk olarak tanımasını sağladı' der. Maddox'un belirttiğine göre, Versailles Anlaşması'nın 6. maddesine göre Rusya kendi belirlediği kurumlarla devam edecekti. Ve böylece Bolşevik rejiminin geleceği garanti altına alınmıştı. Wilson'un politik yardımcısı Albay House, kendi sekreteri Kenneth Durant'ı Rusya'ya gönderdi ve Durant 1920'de Sovyet Bürosu'nda sekreter olarak çalışmaya başladı." (The World Order - A Study in the Hegemony of Parasitism, sf.73)
"Ingersoll Rond'ın Başkanı ve New York Federal Reserve Bankası Başkan Vekili William Laurence Sanders, 17 Ekim 1918'de Wilson'a yazdığı mektupta: 'Rus halkı için, Sovyet formu hükümet en uygunudur ve ben de bu sistemi desteklemekteyim" diyordu. 1914'den beri New York Ted'in Başkan Vekili olan George Foster Peabody, Rockefeller'lar için (General Education Board) Genel Eğitim Kurulu'nu kurmuştu ve Bolşeviklerin devlet tekelini desteklediğini belirtti. Böylece New York Federal Reserve'ün en ünlü üç görevlisi Sanders, Peabody ve William Boyce Thompson Bolşevizmi destekliyordu. Thompson daha sonra ABD'de Bolşeviklerin propagandası için bir milyon dolar verdi. New York Federal Reserve Bankası, N.M. Rothschild ve oğullarının sahip olduğu beş New York Bankası tarafından yönetiliyordu. Anlaşılıyor ki bu üç kişi sadece işverenlerin isteklerini gerçekleştiriyordu.

Tarihteki en ilginç göçe William Boyce Thompson başkanlık etti. 15 meşhur Wall Street avukatı ve finansörü Rusya'ya giderek, sendeleyen Bolşevik rejimini kurtardı. J.P. Morgan, Thompson'a Petrograd'daki National City Bank şubesinden bir milyon dolar gönderdi. Bu banka Bolşevik rejiminin saldırısına uğramayan tek bankaydı." The World Order - A Study in the Hegemony of Parasitism, sf.73)

2 Şubat 1918 tarihli Washington Post'ta şöyle bir haber yayınlanıyordu: 'Kasım'a kadar Petrograd'da kalan William Boyce Thompson Bolşeviklere doktrinlerini Almanya ve Avusturya'da yaymaları için bir milyon dolarlık yardım yapmıştır. Thompson'un bu görevinde Amerikan Kızıl Haç Başkanı Henry P. Davison; Thomas Thatcher ve Harold Swift vardı ve bunların tümü CFR üyesiydi. National City Bank, Rusya'ya 50 milyon dolar borç vermişti ve Morgan Guaranty Trust, Sovyetlerin Amerika'daki finansal çıkarlarını gözetiyordu. 1922 Ocak'ta Ticaret Sekreteri Herbert Hoover, Guaranty Trust'ın Moskova'daki Devlet Bankası'yla ilişkilerine izin verdi. Şimdi Guaranty Trust Başkan Yardımcısı olan Alman bankacı Max May 1923'de Ruskombank'ın Dış İlişkiler Başkanı oldu, bu Sovyetler'in ilk uluslararası bankasıydı."Who's Who?" (Kim Kİmdir?)kitabına göre Max May 1883'te ABD'ye geldi, 1888'de vatandaşlığa geçti ve 1904 - 18 Guaranty Trust Başkan Yardımcısı, 1922-25 Rus Ticaret Bankası Kurulu üyesi ve idarecisi J.P. Morgan ve Guaranty Trust, Sovyet hükümetinin, ABD'deki mali ajanlarıydı. Çar'ın altınları Guaranty Trust'a yatırıldı.

Öyle ki, Bolşevik hareketin dünya karargahı Wall Street'teydi." (The World Order - A Study in the Hegemony of Parasitism, Eustace Mullins, sf.74-75)
"1992'de Chase National Bank, Rus hükümetini tanımak ve ticareti geliştirmek için Amerikan-Rus Ticaret Odası'nı kurdu." (The World Order - A Study in the Hegemony of Parasitism, Eustace Mullins, sf. 78)

"Lenin'in programı büyük zenginlerin programıdır. Çünkü o, bütün özel mülkiyeti kaldırır ve devlet kontrolü altına koyar. Devlet ise, büyük zenginler tarafından kontrol edilir. İşte dünya düzeni!" (The World Order - A Study in the Hegemony of Parasitism, sf.45)
Lenin'in kapitalist dostlarının, ilginç olarak, çoğunlukla Yahudi sermayedarlar ya da masonik örgütler -CFR gibi- olduğunu görüyoruz. Peki bu kişi ve örgütlerin Lenin'i desteklemelerindeki amaç neydi? Kimileri, Lenin ve arkadaşlarına yapılan maddi desteğin, Almanya tarafından geldiğini, bunun da Almanya'nın savaşmakta olduğu Rus Çarlığı'nın yıkılmasını istemesiyle ilgili olduğunu söyler. Ama Bolşevikleri destekleyenler yalnızca Alman "kapitalist"leri değildir:
"Max Warburg'un Lenin'i desteklemesini Alman yurtseverliğine bağlarsak -ki öyle değildir- ya Schiff, Morgan, Rockefeller ve Milner'in finansmanlarını nasıl açıklayacağız?" (None Dare Call It A Conspiracy, Gary Allen. Sf.96)

"Bolşevik İhtilali dünyanın en zengin ve güçlü kimselerince desteklenen bir harekettir. Hareketin görünürdeki amacı, -Rothschild'ler, Rockefeller'lar, Schiff'ler, Warburg'lar, Morgan'lar ve Milner'lar gibi- servet sahiplerinin mallarının ellerinden alınarak devletleştirilmesi anlayışına yönelik görünüyordu. Fakat görünürde olan şuydu ki, bu kişiler, komünizmden hiç korkmuyorlardı! Bu hareketi finanse eden ve böylece onu kontrol altında tutan sermayenin ondan korkması için bir neden de yoktu… Rothschild ve ekibinin, bir buçuk asırdır, aynı klasik yöntemle boğuşma içinde olan iki düşman grubu aynı anda desteklediklerini unutmamak gerekiyor." (None Dare Call It A Conspiracy, sf.99)

Lenin'in Batılı finansman çevreleri tarafından desteklenmesinde kişisel özelliklerinin de etkisi vardı. Lenin'in komünistlerin "burjuvazi örgütü" olarak nitelendirdiği mason localarına kayıtlı olması oldukça ilginçti. Söz konusu bilgi masonlar tarafından hazırlanan "Mason Sözlüğü"nde şu şekilde ifade edilmektedir:

"Lenin Vladimir Oulianof: 1914 öncesi Paris'teki Fransız Büyük Doğusu'na bağlı 'Union de Beleville' locasına kayıtlıydı." (Dictionnaire de la Franc-Maçonnerie, Daniel Ligou, sf.693)
Bu aslında bize, aradığımız sosyalizm-kapitalizm ilişkisi konusunda önemli bir bakış açısı sunuyor. Bu iki karşıt blok arasında var olduğu söylenen ittifak, herhalde en iyi masonluk gibi gizli örgütlenmeler sayesinde sağlanabilirdi.

Mason diktatör Lenin, insanlara karşı son derece sert ve acımasızdı. İktidarda bulunduğu dönemde milyonlarca insanı ölüme gönderen Lenin hakkında, ünlü Rus yazarı Soljenitsin, Time dergisine verdiği demeçte şu yorumu yapmıştır

"Lenin tam bir zalimdi. Kimseye acımazdı. Halka yaklaşımında en küçük bir insani taraf yoktu. Kitlelere de, kendisini takip etmediğini sandığı tek tek kişilere karşı da zalimdi." (Tercüman, 2 Ağustos 1989)

Lenin'in ölümü de oldukça ibret vericiydi. Milyonlarca insanı ölüme, anarşiye, dinsizliğe sürükleyen Lenin; büyük acılar içinde kıvranarak ve tanınmaz bir halde öldü. Le Figaro dergisinin bildirdiğine göre Lenin, cinsel ilişkiyle ve özellikle fahişelerden bulaşan Frengi hastalığı nedeniyle felç ve hafıza kaybına uğrayarak öldü. Uzaktaki evlerden bile duyulan çığlıklar atarken ağzından dökülen şu sözler oldukça ilgi çekicidir.
"İnsanlar… bana yardım edin… devrim… şeytan burada, burada." (Yeni Asya, 27 Şubat 1992)
Komünizm'in Temel İşlevi: Din Düşmanlığı
"Din halkın afyonudur… Halkın aldatıcı mutluluğu olarak, dinin ortadan kaldırılması halkın gerçek mutluluğunun beyan ettiği taleptir." (Karl Marx, F. Engels, Din üzerine, sf.38)
"Bir Marxist materyalist olmalıdır, yani din düşmanı" (V.I. Lenin, Toplu Eserler cilt 35, sf.121)
Yukarıdaki sözler, komünist ideolojinin dine bakış açısını gösteren örneklerdir. Görüldüğü gibi, Marx ve Engels dini adeta bir düşman olarak görürlerken, Lenin de gerçek bir Marxist'in din düşmanı olması gerektiğini öne sürmüştür. Dolayısıyla, dünya düzeninin gerçekte komünizmden beklediği en büyük sonuç da, din ahlakını ortadan kaldırmasıdır. Dini inançların, ahlak anlayışının yok edildiği, insanların komünist liderleri neredeyse insan üstü varlıklar gibi gördüğü bir toplum, Siyonizmin dünya yönetimi hedefine de oldukça büyük bir zemin hazırlar. Bu ise çok önemli bir tehlike demektir. Çünkü din ahlakını bilmeyen ve yaşamayan toplumlar, vicdani ve ahlaki çöküntü içine girmeye mahkumdurlar, din ahlakından uzaklaşılması demek insanların büyük bir felaketin içine sürüklenmeleri anlamına gelir. Toplum düzeninin sağlanması, bu düzenin -asayiş tedbirlerine dayalı olmadan- muhafaza edilebilmesi, huzurun, barışın, güvenliğin ve refahın yaşanabilmesi, ancak insanların her koşulda dürüst, adil, fedakar, çalışkan, sevgi ve merhamet dolu olmaları ile mümkündür. Bu da yalnızca insanların din ahlakını yaşamaları ile sağlanabilir.

Aslında, din dışı her sistem dinin yok edilmesini hedefler. Faşizmde bu sonuç dinin yerine ırkçı hislerin aşılanmasıyla elde edilir. Kapitalizmde insanların ahiret hayatını unutup yalnızca dünya zevklerine yönelmeleri sağlanır. Komünizm ise, dine karşı doğrudan bir düşmanlık uygular. Dine karşı açık bir baskı ve aleyhte propaganda kullanılır. Bunun yanı sıra faşist rejimlerde görülen 'insan üstü liderler', komünist sistemin de kullandığı etkili bir yöntemdir. Materyalist dünya anlayışı söz konusu sistemlerin ortak özelliğidir.

Oysa insanların vicdanlarını kullanmadıkları, Allah'tan ve hesap gününden korkup sakınmadıkları kısacası din ahlakının yaşanmadığı ortamlarda, söz konusu ideolojilerin insanlara sunduğu ideallerin hiçbirinin gerçekleşmesi mümkün değildir. İnsanları kötülükten, bozulmadan ve kaostan koruyan unsur din ahlakıdır. Din ahlakının yaşanmadığı toplumlarda, her türlü asayiş tedbiri alınsa dahi suç oranlarında artış ve toplumsal çöküntü kaçınılamaz bir neticedir. Çünkü insanı bir başkasının görüp duymadığı bir anda da dürüst yapan, emniyet güçlerinin müdahalesinin olmadığı alanlarda da kanunlara ve kurallara uymasını sağlayan vicdanıdır. Vicdanını kullanmayan, din ahlakını yaşamayan bir insan, kanunların engel olamayacağını veya kolluk kuvvetlerinin kontrol edemeyeceğini düşündüğü anlarda her türlü ahlaksızlığa ve kötülüğe yönelebilir.

Komünizmin ardında da, diğer din dışı ideolojilerde olduğu gibi, masonluğun etkisini görmek mümkündür. Fransız İhtilali'nin ardından gelen materyalizm dalgasının savunucuları da masonlardır. 19. yüzyılda pozitivizm olarak ortaya çıkan maddeciliğin temsilcilerini ise yine masonlar oluşturur. Freud, Durkheim, Auguste Comte gibi ateist ve mason felsefeciler materyalizmin önderliğini yapmışlardır. Komünizm ise, "dinsiz toplum" meydana getirme hedefinin en önemli yöntemlerinden biri oldu. Marx'la başlayan din düşmanlığı, bütün komünist rejimlerin ortak özelliği idi. Komünist felsefe, din karşısında alınması gereken tavrı ise şöyle açıklıyordu:

"Marxizm bir materyalizmdir. Bu niteliğiyle 17. yüzyıl ansiklopedicilerinin materyalizmi ya da Feuerbach'ın materyalizmi kadar alabildiğine DİN DÜŞMANIDIR. Bu yalanlanamayacak bir durumdur. Ancak, Marx ve Engels'in materyalizmi, materyalist felsefeyi tarih alanına ve toplumsal bilimler alanına uygulamada ansiklopedicilerden ve Feuerbach'tan daha ilerilere gitmiştir. 'Dine karşı koymalıyız', bu materyalizmin, dolayısıyla da Marxizmin abecesidir. Ama Marxizm abeceyle yetinip kalan bir materyalizm değildir. Marxizm daha ileri gider. Der ki; dine karşı savaşmayı bilmek gerek; bunun için de yığınların inancını ve dinlerin kaynağını materyalist bir biçimde açıklamak gerek." (Marx, Engels, Lenin, Anaşizm ve Anarko Sendikalizm, sf.282)
"Marxist, bir materyalist olmalıdır, yani DİNİN DÜŞMANI olmalıdır, ama diyalektik bir materyalist olmalıdır, yani dine karşı savaşını birtakım spekulatif, hiç değişmeyen, tek düze bir propagandanın soyut ve salt teorik zemini üzerinde değil; somut bir biçimde, kişileri herşeyden daha çok ve herşeyden daha iyi eğiten, yürürlükte olan sınıf savaşı zemini üzerinde olmalıdır. Marxist somut durumu, olduğu gibi tümüyle hesaba katmayı bilmelidir." (Marx, Engels, Lenin, Anaşizm ve Anarko Sendikalizm, sf.285)

"Dine karşı savaşım devrimci burjuvazinin tarihsel görevidir ve batıda, burjuva demokrasisi, kendi devrimleri ya da feodalizme ve Ortaçağ uygulamalarına karşı saldırıları döneminde bu görevi geniş ölçüde yerine getirmiştir (ya da getirme çabasındadır). Almanya'da olduğu gibi Fransa'da da, sosyalizmden çok önce dine karşı bir burjuva savaşı geleneği olmuştur." (Marx, Engels, Lenin, Anaşizm ve Anarko Sendikalizm, sf.286)

"Bizde ise Ekim İhtilali yasası ile bunlar sonuna dek çözümlenmiştir. Dine karşı gerçek olarak savaştık ve savaşıyoruz." (Marx-Engels-Lenin-Stalin, Kadın ve Marxizm, sf.225)
Aynı felsefe bütün komünist rejimlerde görülür:
"Hiç şüphesiz, biz komünistler, kelimenin gerçek manasıyla Allah'a inanmıyoruz. Hiçbir dine inanmayız. Bizim dünya görüşümüz diyalektik materyalizmin ve tarihi materyalizmin görüşüdür." (Çang Çi Yi, Çin Komünist Partisi Birleşik Cephe faaliyetleri Şubesi Md. Yard. 4 Nisan 1962)

Görüldüğü gibi komünizmin dine düşman olduğu tartışılmaz bir gerçektir. Bu nedenle de dini reddeden tüm sistemler gibi, insanlara acı, hüzün, korku ve güvensizlik aşılar. Komünizmin vahşetinin de, donukluğunun da temelinde dine karşı gözü dönmüş düşmanlığı vardır. Komünistler dine karşı yürüttükleri mücadelede farklı yöntemlere başvururlar. Kimi zaman ibadethaneleri kapatır, din adamlarını toplu katleder, halkın dinini yaşamasına engel olurlarken kimi zaman da üstü kapalı propagandalarla halkı dinden uzaklaştırmaya çalışırlar. Bu yöntem, Marx ve Engels tarafından şöyle ifade edilmektedir
"Dinsel yasalara karşı savaşırken son derece dikkatli ilerlenmelidir, bu savaşımda dinsel duyguları yaralayan kimse, büyük zararlara yol açar. Savaşım, propaganda ve aydınlatma yoluyla yürütülmelidir. Savaşımı sert yöntemlerle yürütürsek, yığınları kendimize karşı kışkırtabiliriz; böyle bir savaşım yığınların ağırlığını din ilkesine göre derinleştirir, oysa bizim kuvvetimiz birliktedir. Dinsel önyargıların en derin kaynakları yoksulluk ve bilgisizliktir, bu hastalıklarla savaşmalıyız." (Marx-Engels-Lenin-Stalin, Kadın ve Aile, sf. 220)
Benzer bir taktiğin kullanılması gerektiği Lenin tarafından da öne sürülmüştür:
"Aşırı baskı temeline oturan ve işçilerin eğitilmediği bir toplumda, dinsel önyargıların sadece propaganda yöntemleriyle yok edilebileceğini sanmak budalalık olur… İşte bu nedenle programımızda ateist olduğumuzu belirtmiyoruz ve böyle davranmak zorundayız. İşte bu nedenle eski önyargılarını henüz sürdüren proleterlerin partimize katılmalarını engellemiyoruz ve engellememek zorundayız." (Lenin, Din Üzerine, sf.115)

Nitekim komünistlerin dine karşı gerçek düşünceleri iktidara gelmeleri ile iyice açığa çıktı. Bolşevik Devrim'in ardından Lenin, dine karşı gözü dönmüş bir düşmanlık sergiledi. Şiddetli din düşmanlığı Stalin döneminde de devam etti. Komünizmin hakim olduğu tüm ülkelerde, binlerce dindar insan katledildi, ibadethaneler yıkılıp tahrip edildi ve sürekli bir ateizm politikası izlendi.
20. yüzyıl boyunca 120 milyon insanın ölümüne neden olan komünizm, dinsiz bir toplumun ne kadar vahşi, acımasız ve barbar olabileceğinin, materyalizm gibi Allah'ı inkar eden felsefelerin nasıl bir sonuç doğurduğunun canlı bir örneğidir. Komünizmin neden olduğu belalar, din ahlakı ile dinsiz toplumlar arasındaki büyük farkı göstermesi açısından son derece önemlidir. Böylece insanlar, bir kez daha tek kurtuluşun din ahlakının yaşanması olduğuna tanıklık etmişlerdir.
Vazgeçilemeyen İçgüdü: Vahşet
Lenin: "Bazı kimseler bizi zalimliğimiz sebebiyle ayıpladıkları zaman, bu kişilerin en basit Marxist prensipleri dahi nasıl unutabildiklerine hayret etmekteyiz." (Pravda, 29 Ekim 1918)
Pol Pot'un yaptığı inanılmaz katliamın toplu mezarları kazıldığında, korkunç bir tablo ortaya çıktı. Çocuk, kadın demeden öldürülen 3 milyon insan bir hiç uğruna komünist ideolojinin neden olduğu terörün hedefi olmuştu.

II. Dünya Savaşı sırasında 4.000 esir Polonyalı subayın öldürüldüğü Katyn katliamı, Stalin'in toplu cinayetlerinden sadece biriydi. Katyn Ormanı'nda elleri bağlı olduğu halde enselerine kurşun sıkılarak öldürülen ve aralarında din adamlarının da bulunduğu subayların toplu mezarları yıllar sonra bulundu.

Kamboçya'nın komünist diktatörü Pol Pot, 9 milyonluk ülkede 3 milyon insanı rejim aleyhtarı olmakla suçlayıp öldürttü. Öldürülenlerin yıllar sonra toplu mezarlardan çıkan kemikleri.
Komünizm, 1917'den bu yana 120 milyona yakın insanın ölümüne yol açtı.

Katliam ve şiddet, komünizmin teorisinde vardır​

"Marx ve Engels, devrimin her zaman kuvvet zoruyla olacağını savunurlar. Devrimcilerin, hakim güce karşı şiddet kullanmak zorunda oldukları konusunda ısrarlıdırlar ve her zaman terörizme verdikleri desteği açıkça belirtmişlerdir." (Sovyet Strategy of Terror, Samuel T. Francis, sf.54)
"Terörü prensip olarak hiç reddetmedik ve hiçbir zaman da reddetmeyiz." (Lenin Collected Works, Moskova, cilt 9, sf.19)

"Propagandacılar her grubu basit bomba formülleriyle donatmalılar. Onlara işin mahiyeti hakkında açıklamalar yapmalı ve gerisini onlara bırakmalılar. Gruplar, derhal askeri eğitimlerine, operasyonlara katılarak başlamalılar. Bazıları bir casusun öldürülme işini veya bir polis karakol bombalama görevini üstlenmeli. Bir kısmı ise banka soymalı…" (Lenin Collected Works, cilt 9, sf. 346)

"Biz siyasi cinayetlere kesinlikle karşı değiliz, ancak devrimci taktikler açısından bireysel saldırılar uygun değildir ve zararlıdır. Sadece geniş halk kitleleriyle yapılanlar zekice bir politik mücadele olarak kabul edilebilir. Sadece geniş halk kitleleriyle doğrudan bağlantılı olan bireysel terörist hareketler değer taşırlar." (Lenin Collected Works, cilt 35, sf.238)

Soğuk Savaş ve Stalin Sonrası Sovyetler​

II. Dünya Savaşı'nın ardından, ABD'nin mason Başkanı Truman'ın açıklamalarıyla Soğuk Savaş dönemi başlamıştı. ABD, tüm dünyadaki anti-komünist hareketlerin destekçisi olduğunu ilan etti. Doğu ve Batı birbirinden demir perde ile ayrıldı. ABD, dünyayı "komünizm canavarı"ndan kurtarmak için Marshall Yardımı ile başlayan bir programı uygulamaya koydu. Pek çok ülke de ABD'nin koruyucu kanatları altına girdi.

"Sovyet Rusya'nın II. Dünya Savaşı'ndan galipler arasında çıkmasına izin verilmişti. Çünkü gelişmiş Batı'nın yeni bir 'Haçlı Seferi' başlatmasını sağlayacak ikinci 'Şeytan İmparatorluğu'na ihtiyacı vardı.

Rusya iflas etmişti ve savaşta 40 milyon, 1917 Bolşevik İhtilali'nden beri de 60 milyon vatandaşı ölmüştü, kendini besleyemiyordu, böylece bir kere daha 'Dünya Düzeni' devreye girdi ve 'düşman gücü'nü oluşturmak için Amerika'dan çok büyük miktarda yiyecek ve malzeme yardımı sağladı. 1916'nın Belçika tazminat komisyonu, 1948'in Marshall Planı'na dönüştü. Bir kere daha müttefikler için yardımlar Amerika'dan Avrupa'ya gemilerle taşındı, oradan da Sovyetlere yöneldi. Asıl amaç ise Sovyet Bloku'nu güçlendirmekti." (The World Order - A Study in the Hegemony of Parastisism, Eustace Mullins, sf.43)

"II. Dünya Savaşı'ndan sonra Dean Acheson Sovyetler Birliği'ne 300 milyon dolar borç verilmesi için lobi faaliyetinde bulundu. Frederic A. Delano'nun üvey kardeşi Ed Burling, Counting and Burling şirketini kurdu ve buna Acheson ve Donald Hiss ortaktı. Acheson'un lobiciliği başarısız olunca CFR alternatif olarak Marshall Planı'nı öne sürdü. CFR'nin yayın organı Foreign Affairs'de George Kennan tarafından 'ihtiva planı' açıklandı. 1947'den beri ABD'nin Sovyetlere karşı dış politikası bu doğrultuda belirlenmiştir. ABD, Rusya'nın yalnızca sınırlarını değil, askeri güçle elinde tuttuğu 'tutsak ülkeleri' de garantilemiştir… Kennan, Rusya'da Bolşevik İhtilali'nden önce Jacob Schiff için Marxist ajan olarak çalışan George Kennan'ın kuzeniydi." (The World Order - A Study in the Hegemony of Parastisism, Eustace Mullins, sf. 81)

Buraya kadar ele aldığımız bilgiler, Soğuk Savaş boyunca devam eden Sovyetler-ABD anlaşmazlıklarından menfaat sağlayan ve hatta bizzat bu sorunları körükleyen çevreler ve bu çevrelerin oluşturduğu gizli ittifakların olduğunu göstermektedir. Her iki taraf içinde de yer alan masonik unsurlar, söz konusu gizli ittifakın en önde gelen isimleridir. Bu kirli ittifaklar doğrultusunda, Rusya'nın bazı Batılı sermaye grupları ile olan yakın bağlantısı ısrarla sürdürüldü. Kruşçev ile Amerikalı finansör Rockefeller'ın ilişkisi bunun açık bir örneği idi:
"David Rockefeller, 1964'te ilk kez karşılaştığı Kruşçev ile Kremlin'deki odasında yaptığı görüşmeden sonra, merakla sonucu bekleyenlere dönüp: 'Bugüne değin yaptığım en yoğun ve verimli görüşme idi. Bizler, birbirimizi uzun süredir tanıyoruz. Uzun yılların verdiği birlikte çalışma alışkanlıklarına sahibiz demişti." (Vodka-Cola, Charles Levinson, sf.319)
Kruşçev'den sonraki Brejnev döneminde de Sovyet çizgisi değişmedi. Soğuk Savaş görünümü altında oldukça "sıcak" ilişkiler vardı. ABD'nin en önemli stratejisti Henry Kissinger, Sovyet sisteminin gizli destekçisi oldu:

"Kissinger'ı gösteren Amiral Zumwalt bu konuda şöyle demektedir: 'Sovyet gücünün genişlemesinde başrolü Kissinger ve onun şahsında cisimleşen yumuşama politikası oynamıştır'." (Günaydın, 13 Haziran 1976)

Brejnev döneminde Siyonistlere verilen destek devam etti. Fakat 1967'deki 6 Gün Savaşı, beraberinde yeni bir politika getirdi. Arap-İsrail savaşlarında, Rusya Arapları destekleme görevini üstlenmişti. Mısır'ın mason diktatörü Nasır'ın ordularının 1967 savaşında İsrail'e saldırırken kullandığı silahları Sovyetler "hediye" etmişti. Brejnev döneminde Rusya dış politikasının gerçek mimarı ise ABD'nin ünlü stratejisti Kissinger idi. Brejnev, bu gerçeği ilginç bir şekilde dile getirmişti:

"Rus diktatörü Brejnev'e, Rusya'nın neden Ortadoğu görüşmelerinde bir rol almadığı sorulmuştu. O da şöyle cevap verdi. 'Bizim temsile ihtiyacımız yok. Kissinger bizim Ortadoğu'daki adamımızdır." (The World Order, A Study in The Hegemony of Parasitism, Eustace Mullins, sf.57)

"Amerika'nın ünlü iş adamları ve politik liderleri, örneğin W. Averill Harriman, Sovyet yanlısı faaliyetlerini saklamaya gerek duymamaktadır. Rus Büyükelçisi Dobrynin, Henry Kissinger'in ikili rolü için: 'Ben gülümseyerek olduğum yerde oturuyorum. Kissinger bizim için görüşüyor' diyordu." (The World Order, A Study in The Hegemony of Parasitism, sf.84)
ABD-Sovyetler kutuplaşmasının ardında, bazı çevreler tarafından ilginç ekonomik ilişkiler sürdürülüyordu:

"Soğuk Savaş başladıktan sonra finansörler Sovyetler'i desteklemeye devam etti. 1967'de New York Times'ın haberine göre Rusya'yla ticareti geliştirmek için yeni bir konsorsiyum oluşturulmuştu. Buna Cryus Eaton'un Tower Corp.'u, Rockefeller'ın International Basic Economy Co. ve Londra'dan N.M. Rothschild and Sons dahildi. Eaton, komünist sisteminin Sovyetler Birliği halkını memnun ettiğini söyledi. Eaton 1939'daki Stalin-Hitler Paktı'nın da ilk destekçilerindendi." (The World Order, A Study in The Hegemony of Parasitism, sf.79)
"Bolşevik İhtilali, New York Federal Reserve Bankası'nın üç yöneticisi tarafından ortaya çıkartılmıştır. Bunlar William Boyce Thompson, George Foster Peabody ve William Woodward'du. Federal Reserve, sisteme desteğini sürdürmektedir, Sovyet Merkez Bankası Gosbank ile yakın ilişkileri vardır. Gosbank, Sovyetler Birliği'nin Komünist Partisi'ni kontrol etmektedir. Gosbank'ın 5000 çalışanı vardır, fakat emirleri başka bir kuruluştan aldığından pasif bir bankadır. Gosbank-Federal Reserve iş birliği, İsviçre'deki Bank for International Settlements aracılığıyla sürdürülmektedir" (The World Order, A Study in The Hegemony of Parasitism, sf.82)
Ve bu dönemin ardından Gorbaçov ve kapitalistleşen Rusya geldi

MARXİZM'E YENİ YORUM: KAPİTALİZM​

Komünizm, din ahlakını ortadan kaldırmanın, insanı materyalist dünya görüşüne yöneltmenin yöntemlerinden biridir. Aynı sonuca kapitalizmle, ya da faşizmle de ulaşılabilir. Bir ülke için hangi yöntemin deneneceğini ise, o ülkenin sosyolojik yapısı belirler. Ancak bunların herbiri insanları büyük felaketlerin içine sürükleyen son derece tehlikeli ideolojilerdir. Rusya'nın 1917 İhtilali'nden günümüze geçirdiği süreçler değerlendirildiğinde bu durum daha iyi anlaşılacaktır.
Komünizm bir baskı rejimidir. Marx'ın teorileri bütün Avrupa'ya yayılmaya çalışılmışsa da en büyük etkiyi şüphesiz Rusya'da oluşturmuştur. Bunun nedeni ise Rusya'nın doğu kültürüne sahip, baskı ile yönetilmeye alışık halkının bu rejimi kabullenmeye çok daha uygun olmasıdır. Halkı din ahlakından uzaklaştırmak isteyen bazı çevreler de bu nedenle, toplumun yapısına göre farklı yöntemlere başvururlar. Komünizmin etkili olmayacağının düşünüldüğü ülkelerde vahşi kapitalizmin uygulanılması bunun bir örneğidir. Sovyetler Birliği'nde yapılan değişim de (komünizmden kapitalizme geçiş) aslında yalnızca bir yöntem değişimidir. Gelişen dünya şartlarının oluşturduğu kültür, Sovyet toplumunu da etkilemiştir. Komünist sisteme halkın göstermeye başladığı tepki, artan ekonomik problemlerle birlikte rejimi zora sokmuştur.
Bu nedenle komünizm ve kapitalizm gibi birbirine tamamen zıt görünen iki ideolojinin zaman zaman aynı çevreler tarafından desteklenmesi de söz konusu olmaktadır. Charles Levinson'un "Votka-Cola İmparatorluğu" kitabında asıl olarak üzerinde durduğu husus da budur. Sovyetler'deki komünist rejim uzun süre, Batı içinde yer alan bazı odakların desteğini almış, komünizmin yıkılmasının ardından kurulan sistem de aynı destekle oluşturulmuştur.
Bu durumda,1980'lerin son yıllarında iki kutuplu dünya modeline neden son -ya da ara- verildiği sorusu gündeme gelmektedir. Acaba, Marxizmin din ahlakına karşı yürüttüğü mücadelenin geri tepmesi, 1980'lerde tüm dünyada İslam'ın yükselişe geçmesi bunda bir etken midir? Üçüncü bir kutup oluşmaya başlarken, eski iki kutubun çatışmayı bırakması bir şeylerin göstergesi değil midir? Söz konusu karanlık çevreler için, sözde gerçek "tehlike" ortaya çıkmaya başlayınca, danışıklı dövüşlere son verilmesinin, oldukça önemli bir gösterge olduğuna şüphe yoktur.

85'lerden sonra Rusya'da başlayan dine yöneliş de, komünist yöntemin değiştirilmesi gerektiği konusunda önemli sinyaller vermiştir. Yıllardır dinin "halkın afyonu" olduğu yalanına inandırılan Sovyet vatandaşları, 1917'den beri süren "Ahlaksız Evleri", "Ateizm Enstitüleri"nin gerçek yüzünü ve ne kadar büyük belalar olduklarını görmeye başladılar. Özellikle Orta Asya'daki dini uyanış Sovyet yetkililerinde panik yaratmıştı. Ve çözüm geldi; komünizm yerini kapitalizme devredecekti. Yapılan ise, yalnızca değişik şartlara göre farklı yöntemler kullanmaktı.
 

Benzer konular ↴

Benzer konular ↴

Üst Alt