• Hoşgeldin ziyaretçi , forumdan daha fazla yararlanmak için buradan üye olunuz...

La ilahe illallah....

  • Konbuyu başlatan Ammar
  • Başlangıç tarihi
  • Cevaplar 27
  • Görüntüleme 4K

Okunuyor :
La ilahe illallah....

Ammar

Kıdemli
Üye
Cümlesinin ne anlama geldiğini düşünüp Said Nursiye göre bu risalelerin arştan inen kitaplar olduğunu öğrenmeleri gerekmez mi?
Arştan indiğini nerde söylüyor lugata göre bi oku iftira atma

Bak ne yazıyomuş ....:prv:
Hz. Ali'ye sekine namıyla bir sahirede yazılı ism-i âzam, Hz. Ali (r.a.)'nin kucağına düşmüş:
İşte bak 2 sayfa KUR-AN ve SÜNNET dışında ŞEYHLERİNİZİN görüşleri yüzünden heba oldu...

Bu başlıkda TASAVVUF ve TARİKAT önderlerinin bu kelime üzerine yaptıkları yorum ve açıklamaları eklemeyiniz lütfen...
 
Son düzenleme:

Mustad'af

Tecrübeli
Üye
Dilerim bu fkri müsademeden her ikiniz de dersler alarak ayrılırsınız!
Allah inkarcıların tanrılarına bile sövülmemesi,hakaret edilmemesi gerektiğinden bahsederken,biz hala birbirimizle uğraşıyoruz.
Mevlam encamımızı hayreyleye!
 

çerkeş18

Amatör
Üye
Cümlesinin ne anlama geldiğini düşünüp Said Nursiye göre bu risalelerin arştan inen kitaplar olduğunu öğrenmeleri gerekmez mi?
Arştan indiğini nerde söylüyor lugata göre bi oku iftira atma
[ALINTI][/ALINTI]



Arkadaşım yukarıdaki cümle senin yazdıgına ait kendisi risalelerin kaynagı KURAN dır diyor,sen araya arştan inen kitap diye sıkıştırma yapıyorsun.
 

Ammar

Kıdemli
Üye
offf... amma uzattın tamam, tamam hadi sana SAİD NURSİ ile beraber güzel günler dilerim...

Ey iman edenler, Allah'a ve Resulü'ne itaat edin. İşitip durduğunuz halde onun emirlerinden yüz çevirmeyin!


Ve işitmedikleri halde «işittik» diyenler gibi olmayın!


Çünkü yeryüzünde dolaşan canlıların Allah katında en kötüsü anlamayan ve düşünmeyen sağırlarla dilsizlerdir.

Allah onlarda hayır görseydi onlara işittirirdi, işittirseydi yine de aldırmaz arka dönerlerdi.

Ey iman edenler! Peygamber sizi, size hayat verecek şeylere davet ettiği zaman, Allah'a ve Resul'e icabet edin. Ve bilin ki Allah, kişi ile kalbi arasına girer. Ve siz kesinkes O'nun huzurunda toplanacaksınız.


Ve öyle bir fitneden sakının ki hiç te içinizden yalnız zulmedenlere dokunmakla kalmaz, ve bilin ki Allahın azabı şiddetlidir ........Enfal Suresi 20/25
 

Ammar

Kıdemli
Üye
“La ilahe illallah kelimesinin manasını Müslümanların Mabud olarak sadece Allah vardır şeklinde anlamalarını” kastetmiyorum! Bilakis, ibadetlerin Rabbimiz Azze ve Celle’ye olması gerektiği gibi, kulun bunlarda, Allah’ın kullarından birine YÖNELMEMESİ de gereklidir. Bu tafsilatlı mana Kelime-i Tayyibe’de mevcuttur.

Gerçek muvahhid Müslümanlardan çoğu, ibadetlerinden hiçbirinde Allah’tan başkasına yönelmezler. Zihinlerinde pek çok fikirler geçer. Sahih akide ise, Kitap ve Sünnet’te zikredilenlerdir. Bu muvahhidlerin çoğu birçok ayetler ve hadislerle akidelerini sağlamlaştırmışlardır. Bunlar Allah’a imanın kemalindendir.

Örnek:

Mesela; Allah’ın mahlûkatı üzerinde olduğuna inanmak akidesine gelelim. Ben tecrübeyle biliyorum ki, pek çok muvahhid selefi kardeşlerimiz bizimle beraber, Allah’ın arş üzerine istivasına tevil etmeden ve keyfiyet tayin etmeden inanırlar. Lakin onlar, muasır Mutezile, Cehmiye, Maturidiye veya Eşariye ekollerine mensup birisiyle karşılaştıklarında, ayetin manasını anlamadan zahirindeki şüphe ile vesveseye düşüyor, akidesini bozuyor ve ondan çok uzaklara sapıyor… Neden mi? Çünkü o,
her yönden sahih akideye sarılmadığından, Allah’ın Kitabında ve Peygamberimiz Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in hadisinde beyan edilen şeylerde çelişkiye düşmektedir. O zaman Muasır Mutezilî; “Allah Teala; “Emin misiniz o göktekinden;”(Mülk 16) buyuruyor. Siz de; “Allah Semadadır” diyerek mabudunuza mahlûk olan sema içinde yer tayin ediyorsunuz” diyerek önündekilere şüphe atar.



Bu misal vesilesiyle, Selefiyye akidesine inanan birçok kimsenin ve bu meselede Eşari, Maturidi veya Cehmiye gibi diğer akidelere tabi olanların da zihinlerinde açık olmayan tevhid akidesini bütün gerekleriyle açıklamak istiyorum.

ilk Cahiliye müşriklerinin “La ilahe illallah” demeye davet edildiklerinde, onların bu kelimenin manası bilmeleri sebebiyle yüz çevirmelerinin, bugünkü Müslümanların çoğunun bu kelimeyi doğru manasını bilmeden söylemelerinden farklı olmasıdır. Bu özdeki fark, şuan Allah’ın bütün mahlûkatından yüksekliğine inanma akidesi misalinde de gerçekleşmiştir. Bu, izaha muhtaç olup,

Müslümanın
“Rahmân, Arş'a istivâ etmiştir.”(Taha 5) ayetindeki ve “Yerdekilere merhamet edin ki semadaki size merhamet etsin”Ebu Davud(4941) Tirmizi(1925) Elbani es-Sahiha(925)

hadisindeki “fî” edatının zarfiyet (içindelik) manasında olmadığını bilmeden itikat etmesi yeterli değildir. Buradaki “fî” edatı;

Allah Teala’nın; “Emin misiniz o göktekinden;”(Mülk 16) ayetindeki gibidir ve “alâ” (üzerinde) anlamındadır. Bunun delilleri çoktur. Onlardan biri de az önce geçen ve insanların dilinde meşhur olan, tariklerinin çokluğuyla – elhamdülillah - sahih olan hadistir.

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in; “yerdekilere merhamet edin” kavlinde kastedilen, yerin içinde olan haşarat değil, yerin üzerinde olan insan ve hayvanlardır. Bu da; “Semadaki (yani semanın üzerindeki) size merhamet etsin” kavline uygundur. Hak davete icabet etmek isteyenler için bundan daha açık bir misal vermek gerekirse, meşhur ve bilinen, koyun çobanı cariye hadisi buna uygundur;

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, ona; “Allah nerede?” diye sorduğunda; “Semada” Müslim(537) Ebu Davud(930) Nesai(1/14-18) Muaviye Bin el Hakem es Sülemi r.a.’den..)

Bugün el Ezher’in büyük şeyhlerine “Allah nerede?” diye sorsan, sana; “Her yerdedir(!)” diyeceklerdir.
Halbuki Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in sorusuna cariye; “Semadadır” diye cevap vermiş ve Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ikrar etmiştir… Niçin mi? Çünkü o cariye, fıtratına göre cevap vermiştir. Kötülüklerle kirlenmemiş selefî muhitte yaşıyordu ve bir takım kişilere has kılınmayan, erkeklerin de kadınların da faydalandığı, herkese açık olan, -bugünkü tabirle; - Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in insanlara ışık saçan medresesinden çıkmıştı. Bu yüzden koyun çobanı akidesini bilmiştir. Zira o Kitap ve Sünnet ile gelen sahih akidesini, kötü muhitin etkisiyle kirletmemişti. Kitap ve Sünneti bildiğini iddia edenlerin çoğu bu akideyi, Rabbinin nerede olduğunu bilmez! Hâlbuki bu, Kitap ve Sünnet’te zikredilmiştir.

Diyorum ki; Bugün Müslümanlar arasında bir çobana veya cemaate bunu sorsan bu kadar net bir cevap bulamazsın, cevabında çoğunun karıştırdığı gibi, kafası karışır. Ancak Allah’ın rahmet ettiği müstesnadır. Onlar da ne kadar azdır!

Devam Edecek İnşaALLAH.....
 

Ammar

Kıdemli
Üye
Cahiliye müşriklerinin “La ilahe illallah” demeye davet edildiklerinde, onların bu kelimenin manası bilmeleri sebebiyle yüz çevirmelerinin, bugünkü Müslümanların çoğunun bu kelimeyi doğru manasını bilmeden söylemelerinden farklı olmasıdır. Bu özdeki fark, şuan Allah’ın bütün mahlûkatından yüksekliğine inanma akidesi misalinde de gerçekleşmiştir.

Bu, izaha muhtaç olup, Müslümanın

“Rahmân, Arş'a istivâ etmiştir.”(Taha 5) ayetindeki ve “Yerdekilere merhamet edin ki semadaki size merhamet etsin”9 hadisindeki “fî” edatının zarfiyet (içindelik) manasında olmadığını bilmeden itikat etmesi yeterli değildir. Buradaki “fî” edatı; Allah Teala’nın; “Emin misiniz o göktekinden;”(Mülk 16) ayetindeki gibidir ve “al┠(üzerinde) anlamındadır. Bunun delilleri çoktur. Onlardan biri de az önce geçen ve insanların dilinde meşhur olan, tariklerinin çokluğuyla – elhamdülillah - sahih olan hadistir.

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in; “yerdekilere merhamet edin” kavlinde kastedilen, yerin içinde olan haşarat değil, yerin üzerinde olan insan ve hayvanlardır. Bu da; “Semadaki (yani semanın üzerindeki) size merhamet etsin” kavline uygundur. Hak davete icabet etmek isteyenler için bundan daha açık bir misal vermek gerekirse, meşhur ve bilinen, koyun çobanı cariye hadisi buna uygundur; Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, ona; “Allah nerede?” diye sorduğunda; “Semada” demişti.10

Bugün el Ezher’in büyük şeyhlerine “Allah nerede?” diye sorsan, sana; “Her yerdedir(!)” diyeceklerdir. Halbuki Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in sorusuna cariye; “Semadadır” diye cevap vermiş ve Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ikrar etmiştir…

Niçin mi? Çünkü o cariye, fıtratına göre cevap vermiştir. Kötülüklerle kirlenmemiş selefî muhitte yaşıyordu ve bir takım kişilere has kılınmayan, erkeklerin de kadınların da faydalandığı, herkese açık olan, -bugünkü tabirle; - Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in insanlara ışık saçan medresesinden çıkmıştı. Bu yüzden koyun çobanı akidesini bilmiştir. Zira o Kitap ve Sünnet ile gelen sahih akidesini, kötü muhitin etkisiyle kirletmemişti. Kitap ve Sünneti bildiğini iddia edenlerin çoğu bu akideyi, Rabbinin nerede olduğunu bilmez! Hâlbuki bu, Kitap ve Sünnet’te zikredilmiştir. Diyorum ki; Bugün Müslümanlar arasında bir çobana veya cemaate bunu sorsan bu kadar net bir cevap bulamazsın, cevabında çoğunun karıştırdığı gibi, kafası karışır. Ancak Allah’ın rahmet ettiği müstesnadır. Onlar da ne kadar azdır!

KAYNAK:
9 Ebu Davud(4941) Tirmizi(1925) Elbani es-Sahiha(925)
10 Müslim(537) Ebu Davud(930) Nesai(1/14-18) Muaviye Bin el Hakem es Sülemi r.a.’den.

Devam edecek...
 

çerkeş18

Amatör
Üye
Arkadaş,
Tevhid iki çeşit olur:
* Birisi âmiyâne tevhiddir ki, "Allah’ın şeriki yok ve bu kâinat Onun mülküdür" der. Bu kısım tevhid sahiplerinin fikirce gaflet ve dalâlete düşmeleri korkusu vardır.
* İkincisi hakikî tevhiddir ki, "Allah birdir, mülk Onundur, vücut Onundur, herşey Onundur" der; lâyetezelzel bir itikada sahiptirler. Bu kısım tevhid sahipleri, herşeyin üstünde Cenab-ı Hakkın sikkesini görür ve herşeyin cephesinde bulunan mührünü, damgasını okur. Ve bu sayede huzurî bir tevhid melekesi mâliki olurlar ki, dalâlet ve evhamın taarruzundan kurtulurlar.

Kur’ân-ı Hakîmden istifade ettiğimiz ikinci kısım tevhidin birkaç mertebelerini birkaç lem’a zımnında izah edeceğiz:
said nursi mesneviye nuriye
 

Ammar

Kıdemli
Üye
Bilmediğin konularda konuşmayacaksın ÇerKEŞ

Tevhid ve Çeşitleri

Allah (c.c) insanları ve cinleri yalnız kendisine ibadet etsinler diye yaratmış ve kendisine hiçbir şeyi ortak koşmamalarını emretmiştir.

Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

"Ben cinleri ve insanları, ancak bana ibadet etsinler diye yarattım." (Zariyat: 51/56)

İbadet, Tevhid'in ta kendisidir. Çünkü rasullerle ümmetleri arasındaki çekişme hep bu noktada olmuştur.

Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:

"Andolsun ki biz her kavme "Allah'a ibadet edin ve Tağuttan sakının" diye (emretmeleri için) bir rasul gönderdik." (Nahl: 16/36)

Tevhid'in Çeşitleri:

1 - Rububiyyet Tevhidi

2 - Uluhiyyet Tevhidi

3 - İsim ve sıfat Tevhidi

Şimdi Tevhid'in bu üç türünü ele alıp sırasıyla inceleyelim:


1 - Rububiyyet Tevhidi

Yüce Allah'ın rabb olması, yaratması, yetiştirmesi ve imkan vermesi bakımından tekliğidir.

Rasulullah (s.a.v) dönemindeki müşrikler tevhidin bu türünü kabul ediyorlar, bunu inkara kalkışmıyorlardı. Fakat tevhidin bu çeşidini kabul etmeleri, onların İslam'a girmeleri için yeterli değildi. İşte bu yüzden Rasulullah (s.a.v), döneminin müşrikleriyle savaşmış, onların canlarını ve mallarını helal kabul etmiştir. Müşriklerin mal ve can güvenlikleri söz konusu olmadığından mü'minler, bu durumdaki müşriklerin malı ve canı konusunda bu ölçüler çerçevesinde hareket edebilirler.

Tevhidin bu türü, Allah'ı fiillerinde birlemektir.

Bunun delili yüce Allah'ın şu ayetleridir:

"De ki: "Size gökten ve yerden rızık veren kimdir? Ya da kulak ve gözlere sahip bulunan kimdir? Ölüden diriyi çıkaran ve diriden ölüyü çıkaran, her türlü işi düzene koyan kimdir? "Allah'tır" diyecekler. "Öyle ise (ona karşı gelmekten) sakınmaz mısınız?" de." (Yunus: 10/31)

"(Ey Muhammedi) De ki: "Eğer biliyorsanız söyleyin bakalım yeryüzü ve onda bulunanlar kimindir? "Allah'ındır" diyecekler. "Öyleyse hiç düşünmez misiniz?" de. "Yedi kat göklerin Rabbi ve yüce Arş'ın Rabbi kimdir?" diye sor. "Allah'tır", diyecekler. "Şu halde siz Allah'tan korkmaz mısınız?" de. "Eğer biliyorsanız söyleyin, her şeyin mülkiyet ve yönetimi elinde olan, her şeyi koruyup kollayan, fakat kendisi korunmayan (buna muhtaç olmayan) kimdir?" diye sor. "Bunların hepsi Allah'ındır", diye cevap verecekler. "Öyleyse nasıl aldanıyorsunuz?" de. (Müminun: 23/84-89)

Kur'an'ı Kerim'de, bu konuya ilişkin ayetler sayılamayacak kadar çoktur. Bunların tümünü hatırlatmaya bile gerek yoktur.

2 - Uluhiyyet Tevhidi


Bu Tevhid, kulların yaptıkları fiillerde yüce Allah'ı tek olarak tanıma, bilme ve inanmaları anlamındaki tevhiddir.

Allah'ı ibadete layık yegane ilah olarak tanırken, başkasını asla ona ortak koşmamaktır.

Yani sadece ve sadece Allah'a dua edip, yalnızca O'na yalvarmak, yalnızca O'nun için adak adamak, O'nun adına kurban kesmek, O'ndan umutvar olup beklemek, O'ndan korkmak, hep O'na tevekkülle dayanıp güvenmek, rağbette, korkuda ve yönelmede yalnız Allah'ı tanımak vb. amellerdir.

İbadetin aslı: Yaptığını sırf Allah için, ihlas, samimiyet ve içtenlikle yapmak, başkalarını aradan çıkarmaktır. Yalnızca Rasulullah'a tabi olup başka kimselere tabi olmayı reddetmektir.

Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

"Şüphesiz mescidler yalnız Allah'ındır. O halde Allah ile birlikte hiçbir kimseye dua (ibadet) etmeyin." (Cin: 72/18)

"Senden önce hiçbir rasül göndermedik ki ona "Benden başka ibadete layık ilah yoktur; şu halde yalnız bana kulluk edin" diye vahyetmiş olmayalım." (Enbiya: 21/25)

"Keza, hak yalnız Allah'tır. O'nun dışında tapmakta olduklarıysa batıldır. Doğrusu Allah, yücedir, büyüktür." (Hac: 22/62)

"Rasul size neyi verdiyse onu alın, neyi de yasak ettiyse ondan da sakının." (Haşr: 59/7)

"De ki: 'Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah muhakkak ki Gafur'dur, Rahim'dir." (Al-i İmran: 3/31)


3 - İsim Ve Sıfat Tevhidi

İsim Ve Sıfat Tevhidi: Allah'ı zatında, isim ve sıfatlarında bir olarak tanımaktır.

Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:

"De ki o Allah bir tektir. Allah Samed'dir (hiç bir şeye muhtaç değildir fakat her şey ona muhtaçtır). O, doğurmamış ve doğurulmamıştır. Hiç bir şey O'na eş (ya da denk) değildir." (İhlas: 112/1-4)

"En güzel isimler (El-Esmau'l-Hüsna) Allah'ındır. O halde O'na güzel isimlerle dua edin. Onun isimleri hakkında eğri yola (ilhâda) sapanları bırakın. Onlar, yapmakta olduklarının cezasını göreceklerdir." (Araf: 7/180)

"O'nun benzeri hiç bir şey yoktur. Muhakkak ki O işitendir, görendir." (Şura: 42/11)


ALLAH (C.C.)'IN KULLARI ÜZERİNDEKİ, KULLARIN DA ALLAH (C.C.) ÜZERİNDEKİ HAKLARI

Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:

"Ben, cinleri ve insanları, ancak bana ibadet etsinler diye yarattım." (Zariyat:51/56)

"Andolsun ki biz her ümmete "yalnız Allah'a ibadet edin ve tağuttan sakının" diye (tebliğ etmesi için) bir rasul gönderdik." (Nahl:16/36)

"Rabbin, yalnız kendisine ibadet etmenizi, ana babaya güzellikle muamelede bulunmanızı emretti..." (İsra: 17/23)

"Allah'a ibadet edin ve O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın." (Nisa:4/36)

İbni Mesud (r.a.) diyor ki:

"Üzerinde Rasulullah (s.a.v.)'ın mührü bulunan vasiyetini görmek isteyen şu ayeti okusun:

"De ki: "Gelin size Rabbinizin neleri haram kıldığını söyleyeyim; O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın, ana babaya iyilik edin... İşte şu emrettiğim yol, benim dosdoğru yolumdur." (Enam: 6/151) (Buhari Libas: 46, Müslim Libas: 56, Tirmizi Libas: 6, İbn Mace Libas: 39-41)

Muaz b. Cebel (r.a.) diyor ki:

"Rasulullah (s.a.v.)'ın bindiği merkebin terkisinde bulunuyordum. Bana dedi ki:

"Ey Muaz! Allah'ın kulları üzerindeki ve kulların da Allah üzerindeki hakkı nedir, biliyor musun?"

Dedim ki:

"Allah ve Rasulü daha iyi bilir."

Buyurdular ki:

"Allah'ın kulları üzerindeki hakkı, yalnız O'na ibadet etmeleri ve O'na hiçbir şeyi ortak koşmamalarıdır. Kulların, Allah üzerindeki hakkı ise, kendisine hiçbir şeyi ortak koşmayan kullarına azab etmemesidir."

Dedim ki:

"Ey Allah'ın Rasulü! Bunu herkese müjdeleyeyim mi?"

Buyurdular ki:

"Hayır, müjdeleme! Sonra buna güvenirler (salih amelleri terkederler)." (Buhari Cihad: 46, Müslim İman: 49)

İSTİFADELER

1 - Cinlerin ve insanların yaratılış gayesi, yalnızca Allah'a ibadet etmektir.

2 - İbadet: Bir olan, eşi ve ortağı bulunmayan Allah'ın varlığını, sığınılacak yegane merci olduğunu ve mutlak hakimiyetin yalnız O'nun olduğunu ifade eden tevhidin kendisidir. Yukarıdaki ayet ve hadisler, ibadeti hep tevhid olarak açıklamaktadır. Adem (a.s.)'den günümüze kadar rasuller ve insanlar arasındaki mücadele her zaman tevhid ve şirk mücadelesi olmuştur.

3 - Tevhidi zikredilen manada anlayıp, bunun gerektirdiği şekilde amel etmeyen bir kimse, yaratılışının gayesi olan ibadet vazifesini yerine getirmemiştir.

"Ben sizin ibadet ettiğinize ibadet edecek değilim. Siz de benim ibadet ettiğime ibâdet edecek değilsiniz." (Kafirun: 109/4-5) ayetleri bunu açıklamaktadır.

4 - Bütün rasuller toplumlarını yalnız Allah'a ibadet edip O'na hiçbir şeyi ortak koşmamaya ve tağutları reddetmeye davet etmek için gönderilmişlerdir.

5 - Bütün ümmetlere mutlaka rasul gönderilmiştir.

6 - Bütün rasullerin getirdikleri din birdir; o da Tevhid dinidir.

7 - Allah'a ibadet ancak tağutu reddetmekle gerçekleşir.

"Kim tağutu reddedip Allah'a iman ederse, kopması mümkün olmayan sağlam kulpa tutunmuştur." (Bakara: 2/256) ayeti bu konuyu açıklamaktadır.

8- Tağut kelimesi, Allah'tan başka ibadet edilen, Allah'ın yasakladığı konularda kendisine uyulan her şeyi içine alır.

9 - En'am süresindeki üç muhkem ayetin (151-153) ilk müslümanlar katında büyük bir değeri vardır. "Üzerinde Rasulullah (s.a.s.)'ın mührü bulunan vasiyetini görmek isteyen şu ayetleri okusun..." sözü bu ayetlerin ilk müslümanlar katındaki değerini ortaya koymaktadır.

Bu ayetlerde Allah (c.c.)'ın on emri zikredilmektedir. Allah'a ortak koşmanın yasaklanması bunların başında gelir.

10 - İsra suresinde on sekiz hususu belirten muhkem ayetler vardır. Bunlar:

"Allah ile beraber başka bir ilah edinme. Sonra kınanmış ve kendi başına bırakılmış olursun." (İsra: 17/22) ayeti ile başlar ve:

"Sakın Allah ile beraber başka bir ilah edinme. Sonra kınanmış ve kovulmuş olarak cehenneme atılırsın." (İsra: 17/39) ayeti ile son bulur. Bu ayetlerde zikredilen hususların Allah katında ne kadar önemli olduklarını Allah-u Teala şu ayetiyle açıklamaktadır:

"İşte bunlar, Rabbi'nin sana vahyettiği hikmetlerdir." (İsra:17/39)

11 - Nisa suresinin 36. ayetinde Allah (c.c.) bizlere on emrini bildirmiş ve bunlara ilk olarak:

"Allah'a ibadet edin. O'na hiç bir şeyi ortak koşmayın." (Nisa: 4/36) emriyle başlamıştır. Bu da tevhid ve şirk kavramlarına dikkat edilmesinin gerekliliğini ortaya koymaktadır.

12 - Rasulullah (s.a.v.) vefatından önce ümmetine; Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmamalarını ve yalnız O'na ibadet etmelerini vasiyet etmiştir.

13 - Allah'u Teala'nın kulları üzerindeki hakkı; yalnızca O'na ibadet edip kendisine hiçbir şeyi ortak koşmamalarıdır.

14 - Allah'u Teala'nın hakkını yerine getiren kulların, Allah katında sahip oldukları hak da; kendisine hiçbir şeyi ortak koşmayan kullarına azab etmemesidir.

15 - Rasulullah (s.a.s.), Muaz b. Cebel (r.a.)'in rivayet ettiği "Allah'ın kulları üzerindeki hakkı, kulların da Allah üzerindeki hakkı" hadisi şerifini maslahat gereği olarak sahabelerin çoğundan gizlemiştir.

16 - İslam'ın menfaati söz konusu olduğunda, bazı konularda ilmin gizli tutulması caizdir.

17 - Müslümanları, hoşlarına gidecek hususlarla müjdelemek müstehaptır.

18 - Allah'ın geniş rahmetine güvenip salih amel işlemede gevşeklik göstermekten endişe duymak gerekir.

19 - Bir şeyin cevabını bilmeyen kimsenin "Allah ve Rasulü daha iyi bilir." demesi İslam adabındandır.

20 - Ehil kimselere diğerlerinden ayrı olarak özel bilgi vermeye, ilim tahsis etmeye ve bazı konularda ihtisas sahibi kimseler yetiştirmeye izin verilmiştir.

21 - Rasulullah (s.a.v.)'ın, bindiği merkebe başkasını da bindirmesi tevazu sahibi olduğunu gösteren bir davranıştır.

22 - Bir hayvana iki kişi binebilir.

23 - Muaz b. Cebel (r.a.)'in Rasulullah (s.a.v.) katında seçkin bir mevkisi vardır.

24 - Tevhid'in tam anlaşılmasının, İslam inancında çok önemli bir yeri vardır.


TEVHİDİN FAZİLETİ

Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:

"İman edip de imanlarına zulüm (şirk) karıştırmayanlar, işte korkudan emin olmak onların hakkıdır ve onlar hidayete ermişlerdir." (En'am: 6/82)

Ubade b. Samit (r.a.)'den Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

"Kim 'La ilahe illallah'a şehadet edip, Allah'ın tek olduğuna ve ibadette hiç bir ortağı bulunmadığına, Muhammed (s.a.v.)'in O'nun kulu ve rasulü olduğuna, İsa (a.s.)'nın O'nun kulu, rasulü ve O'nun katından bir ruh olduğuna, "ol" kelimesinin Meryem'e yöneltildiğine, cennet ve cehennemin hak olduğuna şehadet ederse, ne yaparsa yapsın, Allah onu cennete koyar." (Buhari Enbiya: 47, Tefsir: 5/17, Müslim İman: 46, Tirmizi Kıyame: 10, Ahmed: 2/436, 5/292.)

Utban b. Malik (r.a.)'den Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

"Allah (c.c), kendisinin rızasını isteyerek 'La ilahe illallah' diyen kimseye cehennemi haram kıldı." (Buhari Rikak: 6, İstitabe: 9, Müslim İman: 47, Tirmizi İman: 17, Ahmed: 4/44.)

Ebu Said Hudri (r.a.)'den Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

"Musa Allah'a şöyle yalvardı:

"Ya Rabbi! Bana, Seni hatırlayıp dua edebileceğim bir şey öğret." Allah (c.c.) şöyle buyurdu:

"Ey Musa 'La ilahe illallah' de." Musa dedi ki:

"Ya Rabbi bunu zaten bütün kulların söylüyorlar." Allah (c.c.) şöyle buyurdu:

"Ey Musa yedi gökler, yedi yerler ve bunların içinde bulunanlar bir kefeye konsa 'La ilahe illallah' da bir kefeye konsa 'La ilahe illallah' daha ağır gelir." (Hakim-Müstedrek: 1/528, Heysemi el-Mecma: 10/82, Beğavi Şerhu's-sunne: 5/54-55, İbn Hibban-Mevarid Zikir: 2324, Nesai Amelu'l-yevm ve'l-leyl: 834, 1141)

Enes b. Malik (r.a.)'den Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

"Allah-u Teala buyurdu ki: Ey Ademoğlu! Yeryüzünü dolduracak kadar günahla gelsen ve bana hiçbir şeyi ortak koşmadığın halde kavuşsan ben seni yeryüzünü dolduracak kadar mağfiretle karşılarım." (Müslim Zikir: 22, Tirmizi Daavat: 98, İbn Mace Edeb: 58, Ahmed: 5/147-148)


İSTİFADELER

1 - Yukarıda geçen ayet ve hadisler, sadece Allah'a ibadet edip O'na hiçbir şeyi eş koşmayan kullarına karşı Allah (c.c.)'ın rahmetinin ve mağfiretinin ne derece geniş olduğunu bildirmektedir.

2 - Tevhid kelimesinin Allah katında çok büyük değeri vardır.

3 - Tevhid, şirk dışında bütün günahların bağışlanmasına vesile olur.

4 - En'am suresinin 82. ayetinden sonra gelen hadisler bu ayetteki manayı bizlere açıklamaktadır. Buradaki "korkudan emin olup, hidayete erecek olanlar'dan kasıt; sadece Allah'a ibadet edip O'na hiçbir şeyi eş koşmayan kimselerdir.

5 - Ubade b. Samit (r.a.)'in rivayetinde geçen şu beş esasa dikkat etmek gerekir:

a - Allah'tan başka ibadete layık ilah yoktur; O'nun eşi, ortağı, dengi ve benzeri yoktur.

b - Muhammed (s.a.v.), Allah'ın kulu ve rasulüdür.

c - İsa (a.s.) da O'nun kulu, rasulü, Meryem'e yönelttiği "ol" kelimesi ve yarattığı ruhlardan bir ruhtur.

d - Cennet haktır.

e - Cehennem haktır.

6 - Ubade b. Samit (r.a.)'in rivayet ettiği hadiste zikredilen beş esas ile diğer hadisleri birleştirirsek, "La ilahe illallah" kelimesinin manası ortaya çıkar ve bir çok insanın bu konuda hataya düşmüş oldukları ve bu kelimenin manasına uygun yaşamadıkları anlaşılır.

7 - Utban b. Malik (r.a.)'in rivayet ettiği hadiste geçen "Allah'ın rızasını isteyerek" sözünden kasıt; ihlaslı olarak kalbiyle Allah'a yönelip, Allah'ın rızasını hedef kabul ederek, şirkin her çeşidini terketmek demektir. Bu hadiste, "Lailahe illallah" a şehadetin kişiye fayda verebilmesi için ihlaslı bir şekilde söylenmesi şart koşulmuştur.

8 - Tüm insanlar -hatta rasuller bile- "La ilahe illallah" ın fazileti hususunda yeterince bilgiye sahip değildirler. Bu konuda Musa (a.s.)'nın uyarıldığı gibi uyarılmaya muhtaçtırlar.

9 - "La ilahe illallah" sözü, tartıda bütün mahlukat karşısında ağır bastığı halde, onu söyleyenlerden çoğunun mizanı hafif gelecektir. Çünkü bunlar "La ilahe illallah"ı sadece dilleriyle söylüyor, amellerinde ise buna ters düşecek hareketlerde bulunuyorlar.

10 - Yerler de gökler gibi yedi kattır.

11 - Yedi kat göklerde ve yerlerde mahlukat vardır.

12 - Ebu Said el-Hudri'den rivayet edilen hadiste, Allah (c.c.)'ın Musa (a.s,) ile konuştuğu bildirilmiştir. Bu ise, Eş'ariler'in iddia ettiklerinin aksine Allah (c.c.)'ın "Kelam" sıfatına sahip olduğunu göstermektedir.

13 - Enes b. Malik'in rivayet ettiği hadise dikkat edilecek olursa, Utban b. Malik'in rivayet ettiği hadiste maksadın "La ilahe illallah"ı sırf dil ile söylemek olmadığı; bu kelimenin fayda verebilmesi için, kişinin her türlü şirki terkedip hayatını buna göre düzenlenmesi gerektiği anlaşılır.

14 - Ubade b. Samit hadisinde özellikle İsa (a.s.)'ya imanın Rasulullah (s.a.v.)'a imanla bir arada zikredilmesi, kişinin iman edebilmesi için İsa (a.s.) hakkında da sağlam bir inanca sahip olmasının önemini vurgulamaktadır.

15 - İsa (a.s.)'ın, "Allah'ın Meryem'e yönelttiği kelimesi" olarak vasıflandırılması, Allah'ın ona "ol" kelimesini yöneltmesiyle dünyaya geldiğini belirtmek içindir.

16 - İsa (a.s.)'ın Allah'tan bir ruh olduğuna iman etmek demek; onun, Allah'ın yarattığı ruhlardan bir ruh olduğuna iman etmek demektir.

17 - "La ilahe illallah"ın kapsadığı manaya uygun düşecek şekilde iman edenler cennete, buna uygun iman etmeyenler ise ebedi olarak cehenneme gireceklerdir.

18 - Allah (c.c.) şirk koşmadan ölen kişiyi, dünya dolusu günahı olsa bile, "La ilahe illallah" kelimesinin fazileti sebebiyle-ister günahlarının cezasını çektirdikten sonra isterse de günahlarının cezasını çektirmeden- affedecektir.

19 - Tartı'nın iki kefesi vardır. Bir kefesine sevaplar, diğer kefesine günahlar konur.

20 - Kişinin, amelleriyle kendisini Allah'a sevdirmeye, O'nun rızasını kazanacak samimiyet ve ihlası göstermeye çabalaması gerekir.
 
Üst Alt