Kütübü sitte elestirisi

Selam!

Turkiyede tercumesi yapilmis
Kutubu sitte adli eser
Orjinaliyle alakasi olmiyan bir eserdir.

Tipki Herr Hegelin-herr Marx'in cevrili eserleri gibi.

Bu eser
İBNÜ'D-DEYBA hocanin
TEYSİRU'L-VUSUL adli eserinin
Ve bu esere yazilmis serh'in
Bir tercumesidir.

Bu yuzden uydurma denen bazi
Hadisler icin;"Nasil olur Kutubu sitte'de var"
Soylemleri olabilir.

Simdi
TEYSİRU'L-VUSUL adli eserin
Olusturulusuna bir goz atalim.

İbnü'l-Esir el-Cezeri hoca CAMİU'L-USUL adli bir eser yazmistir.
Ve bu muazzam eserinde Buhari hocanin;Muslim hocanin ;
Malik ra hocanin Muvatta'sini ;Ebu Davud hocanin;
Nesai hocanin; Tirmizi hocanin Yazdigi
Peygamber hadisleri bir araya getirmis/getirmeye calismistir.

Amac
Ortak rivayetlerin biraraya gelmesidir.
Cami'u'l-Usül bir ozetlemedir.

Iki onemli noktasi vardir.

1- Kütüb-i Sitte'de gecen mukerrer hadislerden sadece birini alip,
Digerlerine atif edilmistir.
Boylece volum azalmistir.
Ayrica senetler de yazilmamistir.
Volum iyice azalmistir.

2- Hadisler Kütüb-i Sitte'nin disinda guruplandirilmistir.
Yani
Ayni konuya giren butun hadisler bir araya getirilmistir.

Daha sonra
İbnü'd-Deyba hoca cok buyuk hacim tutan bu eseri
Okunabilecek boyuta indirgemek icin
CAMİU'L-USUL'u
Yani ozetlenmis eseri
Bir daha ozetlenmisi ozetliyerek adını
TEYSİRU'L-VUSUL İLA CAMİİ'L-USUL koydugu yeni bir eser yazmistir.

Turkceye cevrilirken;
Bu aslinin ozeti olan eserin yeniden ozeti olan
TEYSİRU'L-VUSUL İLA CAMİİ'L-USUL adli esere
İbnu Mace'nin Sünen'i eklenmis
Muvatta atilmistir.

Once Turkiyedeki bu tercume eser
KÜTÜBÜ SİTTE degildir.
TEYSİRU'L-VUSUL tercumesi ve serhi'dir.

Ve hatta bu tercumenin tam karsiligida degildir.
Cunku Turkceye ceviren yazar belli bir cemaat ehlidir.
Ve Kitabin orjinalinde olmiyan
Bir cok faydali/faydasiz ilaveleri vardir.
Bunlar hadislerin metnini etkiliyecek eklerdir.

Zaten ceviri yapilan kitaptaki
Ornegin Buhari hocanin yazdiklari orjinali degil
Ibnü'd-Deyba hocanin anladiklaridir.
 
Son düzenleme:
S.A.
Kütüb-i Sitte zaten adı üstünde 6 kitaptır ve derlemedir.
Kütüb-i Sitte asarı içinde önceleri 5 kitap varken el-Makdisinin İbn Mace yi eklemesi ile Usul-i Hamse Usul-i sitteye dönüşmüş ve Altı muteber kitap anl***** Kütüb-i sitte olarak adlandırılmıştır.
 
el-Kutubus-Sittenin Kavramsallaşma Süreci

Selam!

el-Kutubus-Sitte kavramı ke-te-be fiil kökünden gelen kitap kelimesinin çoğulu olan kitaplar anlamındaki kutub kelimesi ile Türkçede altı anl***** gelen sitte kelimesinin bir araya gelmesiyle sıfat tamlamasından oluşmuş bir terkiptir. İslamın doğuşunun ilk dört asrında bu kavram henüz mevcut değildir. Bu dönemde beş kitap anlamındaki el-Kutubul-Hamse, başka bir deyişle beş asıl anlamındaki el-Usûlul-Hamse kavramı da henüz kavramsallaşmamıştır. H. V. asırdan itibaren önce el-Kutubul-Hamse, daha sonra da H. VI. asrın başından itibaren de el-Kutubus-Sitte kavramı ortaya atılmış ve bu son kavram İslâm dünyasının hemen her yerinde yaygın ve meşhur hale gelmiştir. Şimdi bu kavramın tarihsel gelişimini kaynaklardan takip etmeye çalışalım:

H. IV. asrın ilk yarısında üzerinde icma edilmiş, yerleşik ve yaygın olarak hadis kitaplarının bir araya getirilerek el-Kutubus-Sitte ve el-Kutubul-Hamse gibi bir isimlendirme yapılıp bütün İslam bilginlerinin tasvibine mazhar olmuş bir yapı söz konusu değildir. Bu, h.353/m.964te Mısırda ölen ve Musannefi vefatından bir asır sonra İbn Hazm tarafından en iyi hadis mecmualarından biri diye kabul edilen mütemayiz hadisçilerden biri olan Ebu Ali Saîd b. es-Sekenin ifadelerinden anlaşılmaktadır. Kendisinden o devre kadar birikmiş olan hadis kaynaklarından en önemlilerini tespit etmesi istenmiştir. O, evinden dört paket yük dolusu kitap getirip şöyle demiştir: Bunlar İslamın temelleridir. Buhari ve Muslimin es-Sahîhleri, Ebu Davud ve en-Nesâînin es-Sunenleri.

Adı geçen kavramların H. IV. asırda oluşmadığını gösteren ve bu asrın sonunda vefat eden el-Hattabî (388/998)nin sözleri de bir delil olacak niteliktedir. el-Hattabî, Ebu Davudun şerhine yazdığı Mukaddimede kendince dört önemli eserden bahsetmektedir. Bu dört eser için herhangi bir kavram kullanmaması dikkat çekici ve üzerinde durulması gereken bir konudur. el-Hattabînin bu tutumundan o dönemde bu kitaplar için yerleşmiş bir isimlendirmenin mevcut olmadığı anlaşılmaktadır. Onun zikrettiği ilk eser Ebu Davudun es-Sunenidir. el-Hattabîye göre din ilimlerinde onun benzeri bir kitap tasnif edilmemiştir. Bütün Müslümanlar onu makbul addetmişlerdir. Ona göre bu eser, alimlerin ve fakihlerin mezhebî ihtilaflarına hakem, Irak, Mısır, Mağrib ve diğer ülkelerin bir çok şehirlerinde hadis musanniflerinin dayandığı bir kaynak olmuştur. Horasan Ehlinin çoğunluğu ise Muhammed b. İsmail el-Buharî ve Muslim b. Haccacın kitablarına düşkünlük göstermiş ve sahih tasnifinde onların şartlarını göz önünde tutup örnek almışlarsa da Ebu Davudun kitabı diğer iki kitaptan tertip açısından daha güzel ve fıkhî istinbatlar açısından daha zengin ve üstündür. Ebu İsa et-Tirmizînin eseri de aynı şekilde güzel bir kitaptır.

el-Hattabînin H. IV. asır itibariyle bu dört eseri öne çıkarması ve özellikle de Ebu Davudu, el-Buhârî ve Muslimden tertibi ve fıkhî istinbatları itibariyle daha üstün ve benzeri görülmemiş bir musannef eser olarak takdim etmesi son derece dikkat çekicidir. Buradan çıkarılacak bir başka netice de o dönemde el-Buhârî ve Muslimin Horasan Ehli nezdinde muteber olması ve diğer İslam beldelerinde ise Ebu Davudun eserinin tutulmasıdır. Burada dikkat çekilmesi gereken bir husus da Saîd b. es-Sekenden farklı olarak el-Hattabînin en-Nesâî yerine et-Tirmizînin es-Sunenini zikretmesidir. Dolayısıyla bu asırda gerek el-Kutubus-Sitte gerekse el-Kutubul-Hamse kavramları mevcut olmadığı gibi bahse konu olan dört eserde de tam bir mutabakat söz konusu değildir.

H. IV. asırda yaşamış olan el-Hakim en-Nîsaburî (405/1014) de kitaplarında el-Kutubus-Sitte veya el-Kutubul-Hamse şeklinde yerleşik ve yaygın olarak kabul edilmiş eserlerden söz etmemektedir. O, Marifetu Ulûmil-Hadîs adlı eserinin bir bölümünde İbn Şihab ez-Zuhrîden başlamak üzere fıkhul-hadis konusunda uzman ve mutebahhir olan ve aralarında Ahmet b. Hanbel, el-Buhari, Muslim, ed-Dârimî, en-Nesâî ve İbn Huzeyme gibi imamların da bulunduğu yirmi üç hadis imamının hadis ilmi konusundaki dirayet ve faziletinden detaylıca bahsetmektedir. Bunların dışında aralarında Ebu Davud ve Ebu İsa et-Tirmizînin de bulunduğu on hadis imamı hakkında detaylı bilgi vermeksizin sadece isimlerini vermekle yetinmektedir.[9] O, el-Mustedrek kitabının girişinde hadisin gelişim seyri ve isnadın Müslümanlara Allahın bir lütfu olduğunu belirttikten sonra, vahyin yalandan ayıklanması için hadis imamlarının haberlerin ravilerini ve âsârı nakledenleri tezkiye ettiklerini belirtmektedir. Ona göre bu imamlardan ikisi el-Buhârî ve Muslimdir. Onlar haberleri Sahihlerinde tasnif etmişler ve onların şöhretleri İslam beldelerinde yayılmıştır.[10] Ayrıca o, el-Medhal adlı eserinde Sahih hadisleri ilk defa tasnif edenlerin el-Buhârî ve Muslim olduğunu savunmaktadır.[11] Görüldüğü gibi el-Kutubus-Sitte imamları ve onların oluşturdukları eserler Hakimin zihninde tam kavramlaşmış görünmemektedir.

Güvenilir hadis kaynaklarının bir listesini veren İbn Hazm (456/1102) [12] el-Maslûb ve el-Kelbî tarafından rivayet edilen hadisleri ihtiva etmesi dolayısıyla et-Tirmizînin kitabını tenkit etmiş [13] ve onun mevsuk eserler kategorisine girmesi konusunda tereddüt göstermiştir.[14] Öyle görünüyor ki İbn Hazm Ebu Davud, et-Tirmizî ve en-Nesaînin es-Sunenlerinden haberdardır, fakat İbn Macenin es-Suneninden habersiz görünmektedir. İbn Hazm hadis kitapları içerisinde Buharî ile Muslimin Sahîhlerini başta zikretmekte ve bu kitapların en sahih hadisleri ihtiva ettiğini kabul etmektedir. Bunlardan sonraki hadis mecmualarını sıralamasında farklılık göze çarpmaktadır. Bazen Ebu Davud ve en-Nesaînin es-Sunenlerine öncelik vermekte bazen de sahih hadis ihtiva eden diğer eserleri öne aldığı bildirilmektedir.[15] Bu bilgilere göre Endülüs alimlerinden olan İbn Hazmda da el-Kutubus- Sitte veya el-Kutubul-Hamse anlayışı mevcut değildir. Onunla aynı asırda (H. V. Asır) yaşamış olan Beyhakî el-Kutubus-Sitte kitaplarının bir kısmının varlığından haberdar olmamıştır. Eğer gerçekten bu eserlerin VI. asırdan sonraki şöhretleri bu alimlerin yaşadığı dönemde de bulunsaydı, yüzlerce eser yazmış bu muhaddislerin mutlaka o kitaplardan haberdar olmaları gerekirdi. Beyhakînin yalnız Sahîhân ile Ebu Davudun Suneninden nakilde bulunması, diğer Sunenleri görmediği şeklinde izah edilmektedir.[16] Bu muhaddisin h. 458 yılında vefat ettiği düşünülürse bu tarihlerde henüz el-Kutubus-Sitte kavramının mevcut olmadığı anlaşılır.

el-Kutubus-Sittenin unsurlarından birini teşkil edecek olan et-Tirmizînin es-Suneninin genel olarak hadisçilerin kabulüne ne zaman mazhar olduğunun tayini müşkil olmakla birlikte muhtemelen H. V. asır içerisinde et-Tirmizî ve en-Nesâînin es-Suneni, ikisi birlikte bu gruba dahil edilir oldu ve beşine birden el-Usûlul-Hamse (beş asıl kaynak) vasfı verildi.[18] Muhtemeldir ki et-Tirmizînin es-Suneninin genel kabulü, altıncı asrın başında ölmüş olan Ebul-Fadl Muhammed b. Tahir el-Makdîsî (507/1113) tarafından kendilerinin sayısını altıya çıkarmak üzere ilk defa beş kitaba eklenmiş bulunan İbn Macenin eserinden önce olmuştur.[19] Bu da h.V. asra tekabül etmektedir.

Yine el-Kutubus-Sittenin asıllarından birini teşkil edecek olan en-Nesâînin Suneni beş kitaptan biri kabul edilmiştir. et-Tacuddîn es-Subkî (771/1369)nin açıklamasına göre bu gruba giren onun es-Sunenul-Kubrası değil, es-Sunenus-Suğrasıdır. O şöyle der: Her ne kadar el-Mizzî, es-Sunenul-Kubrayı dahil etse de etraf kitaplarını derleyen müellifler es-Suğrayı tahric etmişlerdir. İbn Mulakkın da altı kitaba dahil olanın es-Sunenul-Kubrâ olduğunu açıklamıştır. es-Suyutînin nakline göre en-Nesaî, es-Sunenul-Kubrayı tasnif ettiği zaman Remle emirine onu hediye etmiş ve ona bunun içinde olan her hadisin sahih olduğunu söylemiştir. Emir ise ona Bunların içinden sahih hadisi sakîmden benim için ayır, demiş ve en-Nesaî de bunun üzerine es-Sunenus-Suğrasını tasnif etmiştir.[20] Bu değerlendirmelerden el-Kutubul-Hamseye Nesaînin mucteba diye isimlendirdiği es-Sunenus-Suğrasının dahil edildiği anlaşılmaktadır.

Böylece H. V. asır itibariyle hadisle ilgili beş ana eser yerleşik ve yaygın hale gelmiştir. Bunun delili İbnus-Salahın şu naklidir: Ebu Tahir Ahmed b. Muhammed es-Silefî (576/1180)[21] el-Kutubul-Hamseyi yani el-Buharî ve Muslimin Sahihleri, Ebu Davud, et-Tirmizî ve en-Nesâînin Sunenlerini zikretmiş ve şöyle demiştir: Şark ve garp alimleri bu hadis mecmualarının sıhhati konusunda ittifak etmiştir.

Görüldüğü gibi İbn Macenin es-Suneni h. VI. asrın başına kadar el-Kutubus-Sitte arasında yer almamıştır. Daha doğrusu bu zaman zarfında, hadisçiler nazarında asıl olan beş hadis kitabı bulunuyordu. Bunlar el-Buhârî ve Muslimin Sahihleri ; et-Tirmizî, en-Nesâî ve Ebu Davudun Sünenleriydi. Ebul-Fadl İbn Tahir el-Makdîsinin (507/1113) bu beş kitaba (el-Usulul-Hamse) tahsis ettiği Atraful-Kutubis-Sitteye İbn Macenin Sunenini de eklemesinden ve Şurutul-Eimmetis-Sitte (Altı İmamın Şartları) adlı kitabını telif etmesinden sonra ilk defa İbn Macenin es-Suneni de muteber kitaplar arasına dahil edilmiştir.[23] Ancak el-Makdisînin h.VI. asır boyunca el-Kutubus-Sitteye İbn Maceyi dahil etme konusunda diğer hadis imamları üzerinde etkili olduğunu söylemek çok güçtür. Bu konuda kısmen etkili olduğu söylenebilir. Bu asırda sadece el-Bağavî (516/1122)nin Mesâbîhus-Sunne ve İbn Asâkir (571/1176)in Etrâful-Kutubis-Sitte adlı eserinde İbn Maceye yer verilmiştir. Bunun dışında Goldziher tarafından da belirtildiği gibi altıncı asır boyunca İbn Macenin Suneninin 6. sıradaki makam şerefi, çoğu hadisçiler tarafından kabul edilmemiştir. Mutekaddimun ulema nezdinde kıymetini düşürmüş olan yönü İbn Macenin zaafı şiddetli olan ravilerden hadis almış olmasıdır. Bu çeşit hadislerin sayısı 99dur. Bunların ravileri yalancılıkla itham edilmiş, hadis hırsızlığında[24] bulunmuş kimselerdir. Hadisçiler normalde böylelerinin münferit rivayetlerini almamışlardır.[25] İbn Macenin h. VI. asırda beş asla eklenmesi konusunda bir ittifak olmadığını gösteren hususlardan biri de, Rezin b. Muaviye es-Sergistî (535/1140)nin el-Kutubus-Sitte hulasasında (Tecridus-Sıhahıs-Sitte) İbn Maceyi değil, Malikin el-Muvattaını almış olmasıdır. İbnul-Harrat lakabıyla meşhur İşbiliyeli Ebu Muhammed Abdulhak el-Ezdî (581/1185) de el-Ahkamul-Kubra adlı eserinde İbn Maceye yer vermemiştir. Keza el-Hâzimî (584/1184) de sadece el-Eimmetul-Hamseyi (beş imam) kabul etmiştir.[26] Ayrıca h. VI. asır alimlerinden İbnul-Esîr (606/1209) de Câmiul-Usûl min Ehâdîsir-Rasûl adlı kitabında altıncı kitap olarak İbn Maceye değil, Malikin el-Muavattaına yer vermiştir.

Hakkında zikrettiğimiz bu ihtilaflı yaklaşımlara rağmen, İbn Mace tam bir asır aradan sonra (yani h.VII. asır başlarında) tekrar Abdul-Ğanî el-Cemmâilî el-Makdisî (600/1203)nin el-Kemâl fî Marifetir-Ricâlinde,[28] İbn Neccar (643/1245)ın Ricâlul-Kutubis-Sittesinde, Necibuddîn es-Saykal (672/1273)ın bu konudaki kitabında, Şemsuddin el-Cezerî (711/1321)nin muhtasar bir eserinde diğer beş kitabın müellifleriyle beraber itiraz götürmez bir otorite olarak tanınmıştır. Aynı şekilde İbn Teymiyye (728/1327)nin el-Muntekâ fil-Ahkâmında ve Yusuf b. Abdirrahman el-Mizzî (741/1341)nin kitabında altı hadis mecmuasından biri olarak kabul görmüştür.[29] Zikrettiğimiz bu müellifler, İbn Macenin es-Sunenini -el-Muvattanın aksine onun beş kitap üzerine zevaidinin çokluğundan dolayı- el-Muvattanın önüne geçirmişlerdir.[30] İbn Maceyi söz konusu müteahhir ulema nezdinde yücelten husus, onun fikhî faydalarının çokluğudur. Bu da, öbür kitaplarda bulunmayan ziyade hadisler ihtiva etmesinden ileri gelir. İçinde mevcut 4341 hadisten 1339u zevaiddir, yani öbürlerinde yer almaz.[31] Bu nedenle İbn Macenin de içinde yer aldığı el-Buhârî, Muslim, Ebu Davud, en-Nesaî, et-Tirmizîden oluşan el-Kutubus-Sittenin hicrî yedinci asırdan itibaren genel anlamda tam bir kabule mazhar olduğu ve bütün İslâm aleminin büyük çoğunluğu tarafından güvenilir hadis mecmuaları olarak kabul edildiği söylenebilir.

Bununla birlikte h.VII. asırda hâlâ beş hadis imamının kitaplarını kabul edip bunların dışında diğer kitapları bu kategoriye sokmaya değer bulmayan alimlerin olduğu görülmektedir. Hadis metodolojisini ilk defa sistematik hale getiren ve hadis ilimleri ve ıstılahları konusunda kendinden sonraki alimleri pek çok konuda etkileyen İbnus-Salah (643/1245) yerleşik ve mutemet olarak kabul edilen hadis kitaplarının el-Kutubul-Hamse olduğunu belirtmekte ve onları el-Buharî ve Muslimin Sahihleri Ebu Davud ve Nesaînin Sunenleri, ve Tirmizînin el-Camii şeklinde sıralamaktadır [33] Bu ifadelerden İbnus-Salahın el-Kutubul-Hamseyi (beş kitap) muteber hadis kitapları şeklinde kabul ettiği anlaşılmaktadır. Bununla birlikte gerek İbnus-Salah ve gerekse el-Irakî gibi alimler bu eserlerin sıhhati konusunda farklı anlayışlar ve eleştiriler getirmişlerdir. İbnus-Salah el-Kutubul-Hamsenin sıhhatleri konusunda Ebu Tahir es-Silefînin savunduğu Şark ve garp alimlerinin el-Kutubul-Hamse üzerinde ittifak ettiği görüşünü eleştirerek bunun tesahül olduğunu, zira özellikle Sunenlerin içerisinde zayıf, munker ve zayıfın diğer çeşitlerinden olan hadisler bulunduğunu belirtmektedir.
Bununla beraber sıhhat açısından el-Kutubul-Hamsenin musned türü eserlerden daha üstün olduğunu da ilave etmektedir.

en-Nevevî (676/1277) İbnus-Salahın Mukaddimesine yaptığı muhtasarda onun görüşünü benimseyerek mutemet hadis kitaplarını el-Usulul-Hamse diye isimlendirip bu kitapların el-Buhârî ve Muslimin Sahîhleri, Ebu Davud, et-Tirmizî ve en-Nesâînin Sunenleri olduğunu kabul etmekte ve bunları özel bir başlıkta toplamaktadır.[35] O, Muslim şerhinde ise bu beş kitabın İslâmın asılları olduğunu ifade etmekte ve onların isimlerini sıralamaktadır. Daha sonra o, bunların dışında Ahmed b. Hanbelin el-Musnedi ve İbn Macenin es-Sunenini eşit derecede değerlendirmekte olup İslâmın asılları olan beş kitap içine dahil etmemektedir.

Muhammed b. İbrahim İbn Cemâa (733/1332) da el-Menhelur-Revî adlı eserinde İbnus-Salahın görüşüne tabi olarak mutemet hadis kitaplarının beş olduğunu kabul etmektedir.

Aynı şekilde el-Irakî (806/1403)nin de İbnus-Salahın Mukaddimesine yazdığı şerhte onun tercih ettiği mutemet beş hadis kitabını benimsediği anlaşılmaktadır. Zira o, bu beş kitaba İbn Mace, el-Muvatta ve Darimînin eserlerinden birini altıncı kitap olarak zikretmemektedir. el-Irakî, İbnus-Salahın Mukaddimesini Elfiye (bin beyit) haline getirmiş ve daha sonra onu Fethul-Muğîs adıyla şerh etmiştir. O, Elfiyede sadece beş imamdan bahsetmekte ve İbn Macenin adını anmamaktadır. Şerhinde ise o, bunun açıklamasını yaparak İbnus-Salahın Mukaddimesinde mutemet hadis kitabı sahibi olarak İbn Macenin eserini ve hayatını zikretmediğini ve kendisinin de Elfiyeyi yazarken ona tabi olduğunu açıklamaktadır. Daha sonra el-Irakî aynı yerde İbn Maceyi altıncı imam olarak zikretmekte ve onun doğum ve ölüm tarihleriyle ilgili bilgi vermektedir.[38] Onun, İbnus-Salahın görüşünü benimsemiş görünmekle birlikte, şerhinde İbn Maceyi altıncı hadis imamı olarak kaydetmesinin [39] o günkü ilmi çevrede İbn Macenin altıncı kitap olarak artık ağırlığını iyice hissettirdiğini göstermesi bakımından önemlidir.

Meslekten olmayan İbn Haldun (808/1405) da Ummuhâtul-Hamse diye isimlendirdiği beş hadis kitabını kabul etmiştir.[40]
Buraya kadar söylediklerimizi toparlayacak olursak, H. VII. Asır itibariyle İslâm dünyasının büyük bir çoğunluğunda (İbn Mace dahil) el-Kutubus-Sittenin bugün mahzar oldukları tam kabule İslâm bilginlerinin ortak konsensüsüyle ulaştıkları ifade edilebilir. Ancak bu ortak kabule muhalif kalan ve mutemet hadis kitapları olarak beş kitabı kabul eden İbnus-Salah, en-Nevevî, İbn Cemâa, el-Irakî ve İbn Haldun gibi alimler İbn Macenin Sunenini, umumen kabul edilmiş kitaplar sınıfı dışında bırakmışlardır. İbnus-Salah ve en-Nevevîye göre eğer altıncı bir kitap olacaksa bu, ed-Darimînin es-Suneni olmalıdır ve o, buna daha layıktır.[41] Yukarıda geçtiği gibi İbn Cemâa ve İbn Haldun eserinde bir tercih belirtmemektedir. el-Irakî ise İbnus-Salahı taklid eder görünmekle birlikte, yukarıda belirttiğimiz gibi İbn Maceyi kabul etme temayülündedir. İbn Maceye olan bu temayül daha sonra H. VIII. asırdan itibaren artarak devam edecektir.

H. VIII. asrın başına geldiğimiz de İbn Macenin dahil olduğu el-Kutubus-Sitte kavramı ve bu kavramın ihtiva ettiği diğer hadis kaynaklarının otoritesinin gün geçtikçe pekiştiği ve yaygınlaştığı görülmektedir. el-Mizzî (741/1341), el-Kutubus-Sittenin özelliklerini sayarken şöyle demektedir: Allah sünnet konusunda hadis hafızlarını ve uzman ve münekkid alimleri muvaffak kıldı. Onlar sünneti aşırıların tahrifinden, batılla uğraşanların intihalinden ve cahillerin tevilinden korudu. Onun korunmasını isteyerek ve kaybolmasından endişe ederek hadis tasnifini çeşitlendirdiler ve onları pek çok dallara ayırdılar. Onlar en güzel tasnifi, en iyi telifi; doğrusu fazla, hatası az; faydası en geniş, bereketi en büyük, istifade edilmesi en kolay, muhalifler ve muvafıklar katında kabulü en güzel, hem avam hem de entelektüeller yanında yeri en yüce olan şu eserleri telif etmişlerdir: Sahîhul-Buharî, Sahîhu Muslim, Bu ikisinden sonra Ebu Davudun es-Suneni, et-Tirmizinin el-Câmii, en-Nesaînin es-Suneni, ve onların derecesine ulaşmasa da İbn Macenn es-Suneni. el-Kutubus-Sittenin her biri için ehline malum olan bir üstünlüğü vardır. Bu kitaplar insanlar arasında meşhur olmuş ve İslam beldelerinde yayılmıştır.[42] el-Mizzî, İbn Macenin es-Sunenini diğerlerinin derecesine ulaşamasa bile kaydıyla el-Kutubus-Sitte içerisine dahil etmektedir. O, bunun İbn Macenin el-Kutubul-Hamse müelliflerinden ayrı olarak tek başına rivayet ettiği her bir hadisinin zayıf olduğunu belirtmekten de çekinmez.

H. VIII. asır alimlerinden İbn Kesîr (774/1372) eseri üzerinde ihtisar çalışması yaptığı İbnus-Salaha tabi olmayarak el-Kutubus-Sittenin altıncı kitabının İbn Macenin Suneni olduğunu açıkça belirtmektedir. Buna dayanak olarak da İki sahih (Buharî-Muslim) ve dört süneni (Tirmizî, Ebu Davud, Nasâî, İbn Mace) içine alan İbn Asakirin Etraf kitabını ve Hafız el-Mizzînin etraf ve ricalle ilgili eserine atıfta bulunmaktadır. O, İbn Macenin kitabının konu (bab) başlıklarının fıkhî açıdan mükemmelliğini de onun üstünlüğü bağlamında değerlendirmektedir.

H. IX. asra gelindiğinde İbn Macenin es-Sunenini altıncı kitap olarak kabul etmeyen alimler çok nadirdir. Bu alimler el-Kutubus-Sittenin altıncı kitabının ed-Darimînin es-Suneni olması gerektiğini belirtmişlerdir. Zira ed-Darimînin es-Suneninde her ne kadar mursel ve mevkuf hadisler olsa bile, hem zayıf olduğu belirtilen ricalinin sayısı az, hem de munker ve şâz hadislerin sayısı nadirdir.[45] Örneğin, İbn Hacer (852/1448) ve Salahuddin el-Alâî, altıncı kitap olarak İbn Maceyi değil de ed-Darimînin es-Sunenini tercih etmektedir. İbn Hacer bu konudaki görüşünü şöyle belirtmektedir: ed-Dârimînin es-Suneni mertebe olarak Sunenlerin altında değildir. Bilakis beş kitaba İbn Mace yerine bu eser dahil edilseydi, daha iyi olurdu. Çünkü o pek çok yönüyle İbn Maceden daha üstündür.[46] Fakat İbn Hacerin bu görüşü kendisinden sonra gelenleri etkilemiş görünmemektedir. Muasırı ve talebesi olan es-Sehavînin onun görüşünü paylaşmadığı görülmektedir.

İbn Hacerin talebesi es-Sahavî (902/1496), İbnus-Salahın Mukaddimesini Elfiye (bin beyit) şeklinde yazmış ve bu beyitlerde el-Kutubul-Hamse olarak Buhari, Muslim, et-Tirmizî, Ebu Davud ve en-Nesaiye yer vermiş, ancak muhtemelen metne sadık kalma amacıyla beyitlerde altıncı hadis imamını zikretmemiştir. Yalnız bu beyitlerin şerhinde es-Sehavî, İbn Kesirin ifadelerinin aynısını kullanarak el-Kutubus-Sittenin altıncı kitabı olarak İbn Macenin es-Sunenine yer vermektedir. O, delil olarak da İbn Asakir ve el-Mizzînin kitaplarını göstermektedir. O, İbn Kesîrin İbn Macenin bab başlıklarının fıkhî açıdan yetkin olduğu görüşünü naklettikten sonra İbnus-Salah ve Salahuddin el-Alâînin şöyle dediklerini ifade etmektedir: Keşke İbn Macenin yerine Darimînin Musnedi olsaydı daha evla olurdu[47]akat bununla birlikte ed-Darimînin Musnedinde mursel, munkatı, mudal ve maktû hadislerin de çokça bulunduğunu ifade etmektedir.[48] Bunun üzerine es-Sehavî, İbn Mace ile kıyaslandığında ed-Darimînin es-Suneni musned hadisler ihtiva etmesinden dolayı daha üstün olarak görüldüğünü.

Yine bu asırda yaşayan alimlerden es-Suyutî (911/1505) mutemet kitaplar içinde İbn Macenin Sunenini tercih edenlerdendir. O, en-Nevevînin Takrib adlı eserine yazdığı şerhinde altıncı kitap olarak İbn Maceyi ilave etmekte ve Musannıf İbnus-Salahın İbn Macenin vefatını zikretmediğini ve aynı zamanda onu el-Usulul-Hamse içerisine dahil etmediğini ifade etmektedir. Bununla birlikte kendisi Şerhinde altıncı kitap olarak İbn Maceyi ilave edip 6. kitap olarak benimsediği anlaşılmaktadır.

Netice itibariyle H. VII. asırdan itibaren bir kısım muhalif görüşlere rağmen İbn Macenin de içine dahil edildiği el-Kutubus-Sitte (altı kitap) Müslümanlar nezdinde tam bir kabule mazhar olmuş ve güvenilir kitaplar olarak kabul edilmiştir. İslam bilginlerinin bu altı eseri tercihte kendilerine rehber olan ana prensipleri şu şekilde sıralamak mümkündür:

a. Altı eser müellifinin her birinin mecmuaları için muayyen hadis tenkidi ve seçimi kaidelerini koymuş olmaları.
b. Muhtevalarının esas kısımlarını sahih hadislerin teşkil edişi ve zayıf olanların ya öyle olduklarının beyan edilişi ya da ihmal edilebilecek kadar az oluşu.

c. Bu mevzudaki müelliflerin, muhtelif hadislerin değerini teferruatına kadar tetkik etmeleri, ravilerinin mevsukiyetlerini münakaşa etmeleri, eserlerinin meziyet ve kusurları, muhtevalarının mevsuk olup olmasının münakaşa edilip bilinmesine imkan verecek tarzda ihtiva edilen nadir hadisleri izah etmiş olmaları.
d. Umumiyetle hadisçilerin onu tamamen tetkik edip mevsuk olarak kabul etmiş olmaları, hukuki kaideleri ve dini istidatları temin için onları temel olarak kullanmış olmaları.
musabagci.tr.gg
 
Üst Alt