• Hoşgeldin ziyaretçi , forumdan daha fazla yararlanmak için buradan üye olunuz...

Kutsal Kitap Günümüze Dek Nasıl Korundu?

  • Konbuyu başlatan merkür
  • Başlangıç tarihi
  • Cevaplar 6
  • Görüntüleme 10K

Okunuyor :
Kutsal Kitap Günümüze Dek Nasıl Korundu?

merkür

Amatör
Üye
Kutsal Kitap Günümüze Dek Nasıl Korundu?

TARİHTE en geniş çapta yayımlanmış kitap, şimdiye kadar tahminen 4,8 milyar adet basılan Kutsal Kitaptır.
Sadece 2007 yılında 64.600.000’den fazla Kutsal Kitap basılmıştır.
Aynı yıl ABD’de en çok satan romanın ilk baskısının sadece 12 milyon sattığı düşünülürse, bu gerçekten de çok büyük bir rakamdır!

Kutsal Kitabın dünyada en çok yayımlanan kitap haline gelmesi hiç de kolay olmadı. Tarih boyunca birçok tehlike atlattı.
Yasaklandı, yakıldı ve onu halkın diline tercüme etmeye çalışanlar zulümle karşılaştı, hatta öldürüldü.
Fakat Kutsal Kitabın varlığını sürdürmesini zorlaştıran en büyük etken zulüm değildi. Daha büyük bir tehdit vardı.

Kutsal Kitap kayıtlarının en eskileri 3.000’den fazla yıl önce eski İsrail ulusundaki peygamberler tarafından kaleme alınmış ya da derlenmişti. İlham edilmiş bu sözleri ilk kaleme alanlar ve çoğaltanlar bunları, o dönemde yaygın olarak kullanılan ve kolayca bozulabilen papirüs ve deri gibi malzemeler üzerine yazdılar.

Orijinal metinlerin hiçbiri şimdiye kadar bulunamamıştır. Fakat Kutsal Kitabın kısımlarının eski dönemlere ait binlerce kopyası bulunmuştur.

Bunlardan bir tanesi Yuhanna kitabının bir kısmıdır ve bu kopya, elçi Yuhanna’nın bu kaydı kaleme almasından sadece 20 ya da 30 yıl sonrasına aittir.

Kutsal Kitabın eski devirlere ait kopyalarının günümüze dek varlığını sürdürmüş olması neden dikkate değerdir?

Ve elimizdeki Kutsal Kitap, orijinaline ne kadar yakındır?

Diğer Eski Eserlere Ne Oldu?

İsrailoğullarının çağdaşı olan ulusların eserlerinin kaybolup gittiği düşünülürse, Kutsal Kitabın günümüze dek gelmiş olması gerçekten de sıradışı bir olaydır.
Örneğin Fenikeliler MÖ birinci binyılda İsrailoğullarıyla komşuydular.
Denizaşırı ticaret yapan bu halk, alfabetik yazı sistemlerini tüm Akdeniz’e yaydılar. Ayrıca Mısır ve Yunan dünyasıyla yaptıkları papirüs ticaretinden büyük kazanç elde ettiler. Tüm bunlara rağmen Fenikelilerin “çoğunlukla kolayca parçalanabilen papirüs üzerine yazmış oldukları metinler yok olup gitti –bu nedenle bugün Fenikelilerle ilgili bilgilerimizin çoğunluğu düşmanlarının yazdığı taraflı belgelere dayanıyor. Fenikelilerin zengin olduğu söylenen edebiyatının tümü ise tarihe gömüldü” (National Geographic Türkiye).

Peki eski Mısırlıların eserlerine ne oldu?
Mısırlıların, tapınak duvarlarına ve başka birçok yere oydukları ya da çizdikleri hiyeroglifler meşhurdur.
Onlar aynı zamanda papirüsü yazı malzemesi olarak kullanmalarıyla da tanınırlar.
Ancak Mısırbilimci K. A. Kitchen, Mısırlıların papirüs üzerine yazdığı yazılarla ilgili şöyle dedi:
“Yaklaşık 3.000 yılıyla Yunan-Roma döneminin başlangıcı arasında yazılmış tüm papirüslerin yüzde 99’unun tamamen yok olduğu tahmin ediliyor.”

Romalıların papirüs üzerine yazdığı yazılara ne oldu?
Roman Military Records on Papyrus adlı kitaba göre Romalı askerlere yılda üç kez maaş verilirdi ve papirüs üzerine yazılmış makbuzlarla ödemelerin kaydı tutulurdu. Tahminlere göre Augustus’tan (MÖ 27–MS 14) Diocletianus’a (MS 284-305) kadarki 300 yıllık süre içinde 225.000.000 makbuz kesilmiş olmalı.
Peki bunlardan kaçı günümüze kadar geldi? Okunabilen sadece iki makbuz bulundu.

Günümüze ulaşmış papirüs belgeler neden bu kadar az? Papirüs ve deri gibi dayanıksız malzemeler nemli iklimlerde hızla çürür.
The Anchor Bible Dictionary şöyle diyor:
“Bölgedeki iklim şartları yüzünden, bu döneme [MÖ birinci binyıl] ait papirüs bir belge ancak çöldeki bir mağarada ya da sığınakta muhafaza edilmişse bu kadar uzun süre dayanır.”

Kutsal Kitap Metinlerinin Farkı Ne?

Anlaşılan Kutsal Kitabın orijinalini kaleme almak için kullanılan malzeme de Fenikeliler, Mısırlılar ve Romalıların kullandığı malzemeler kadar dayanıksızdı.
O halde Kutsal Kitap nasıl oldu da günümüze ulaştı, hatta en çok yayımlanan kitap haline geldi?

Profesör James L. Kugel bunun bir nedenini açıklıyor.
O, orijinal metinlerin “Kutsal Kitabın kaleme alındığı dönemde bile defalarca kopyalandığını” söylüyor.

Kutsal Kitabın elimizdeki çevirilerini eski elyazmalarıyla karşılaştırdığımızda ne görüyoruz?
Lût Gölü Ruloları olarak bilinen eski elyazmalarını incelemek ve tanıtmakla sorumlu uzman ekipten profesör Julio Trebolle Barrera şöyle diyor:
“İbranice Kutsal Yazıların metni günümüze dek harika şekilde korunmuştur ve bu açıdan Yunan ve Latin edebiyatında bir eşi daha yoktur.

Saygın bir Kutsal Kitap bilgini F. F. Bruce ise şöyle diyor: “Elimizdeki Yeni Ahit metninin doğruluğunu gösteren kanıtlar, antik döneme ait yazarların eserlerini doğrulayan kanıtlardan kat kat fazladır, ki kimse bu eserlerin doğruluğunu sorgulamayı aklından bile geçirmez.”

Bruce sözlerine şöyle devam ediyor: “Yeni Ahit dinsel bir eser olmasaydı çoğu uzman metnin doğruluğundan en ufak bir şüphe duymazdı.”

Kutsal Kitap gerçekten de eşsiz bir eserdir.

Günümüzde İbranice Kutsal Yazıların (Eski Ahit) elle çoğaltılmış yaklaşık 6.000, Yunanca Kutsal Yazıların da (Yeni Ahit) yaklaşık 5.000 kopyası bulunuyor

(Gözcü Kulesi | 2009-11-01)
 

Gentleman

Acemi
Üye
Kesinlikle katılmıyorum. Kutsal kitaptan kasıt yeni ahit yani incil olduğuna göre bu görüşü doğru bulmuyorum. Öncelikle Hristiyan bilimadamları dahil olmak üzere incilde bilimsel olarak birçok olgunun hatalı olduğunu dünya kamuoyu kabul etmektedir. Dini inançlara göre incilin Musa peygambere indirildiği kabul edilmektedir, yine Musa Peygamberin doğumuyla miladi takvimin başladığını kabul edersek, milattan önce kutsal kitabın varlığını kabul etmek, bu kitabın uydurmaca olduğunu kabul etmektir. Oysa incilin varlığını kabul ediyorsak, milattan öncesine dair bir belge de olmayacağını kabul etmemiz gerekir. Kaldı ki bir çok farklı rahip tarafından yaklaşık 30'un üzerinde incil olduğu düşünülse de sadece 4 tanesi en fazla kabul göreni olmuştur. Bu görüşe göre çağın dindarları dinine ihanet etmiş olur. Sonuçta Matta, Markos, Luka ve Yuhanna tarafından da farklı yorumlar katılarak yazılan incilde elbette değişimler olduğu kabul edilebilir. Eğer değişim olmayacak olsa hepsinin yazdığı kitap kelimesi kelimesine aynı olur.
 
Son düzenleme:

merkür

Amatör
Üye
Merhaba Gentleman Kutsal Kitaptan kasıt sadece İncil değildir. Kutsal Kitap Tevrat,Zebur ve İncil'in hepsidir. Aslında bu üç kitap ayrı ayrı kitaplar değildir. Birbirlerinin devamı niteliğinde tek kitaptır. İncil Musa peygambere indirilmemiştir. Miladi takvim de Musa peygamberin doğumuyla başlamaz. Kutsal Kitabın değiştirildiği iddiasına özellikle ülkemizde çok sık rastlıyoruz, çünkü bize öğrencilik yıllarından itibaren böyle öğretiliyor. Ancak bu kitabın değiştirildiğini söyleyenler onun ne zaman ve neresinin değiştirildiğini net olarak söyleyemiyorlar. Bununla birlikte herhalde Tanrı da bu kitabın değiştirilmesine seyirci kalmamıştır. Herşeye gücü yeten bir Yaratıcı için kitabını korumak çok da zor olmasa gerek. Ayrıca eğer Kutsal Kitap bozulmuş ise o zaman Kuran neden ona başvurmamızı pek çok ayette belirtir?
Birçok kişi dört ayrı İncil kaydının bulunmasının onun bozulduğunun işareti olduğunu düşünüyor. Ancak Kutsal Kitap, önemli bir konunun doğrulanması için birden fazla şahidin olması gerektiğini söyler (Tekr. 19:15). Ayrıca dört farklı kişinin İsa peygamberle ilgili kaydı yazmasının dikkat çekici bir yönü de vardır. Onlar dört kişi oldukları ve her biri İsa’nın hayatını farklı bakış açısından yazdıkları halde birbiriyle çelişkiye düşmez.
Şimdilik hoşçakalın.
 

Gentleman

Acemi
Üye
Açıklama için teşekkür ederim. Yazmış olduğum yorumda kelime hatası yaparak, İsa yerine Musa yazmış olduğumu fark ettim ve tüm miladi takvim de burada başlıyor. Bunu dünya böyle kabul ediyor ancak yine de hayır milat burada başlamaz diyorsan saygı duyarım. Kutsal kitap insanlık tarihinde incil için kullanılan bir terimdir. Zira zebur bana göre kutsal kitap değildir, bu sebeple tüm kitaplar için kullanılamaz. 4 farklı incil değil, tahmin edilene göre 32, 54 farklı incile kadar olabileceği düşünülür. Hemen hemen hepsi de birbiriyle mutlak çelişki içerisindedir. Yönlendirme yaptığını anlamamıştım taa ki yorumunun sonuna dek; "Ayrıca eğer Kutsal Kitap bozulmuş ise o zaman Kuran neden ona başvurmamızı pek çok ayette belirtir?" demişsin, lütfen biraz araştırıp öyle yorum yapalım ki insanları olmayan bir olguya saplandırmayalım. Kuran-i kerimde hiçbir ayette incile başvurulmasını söylemez, sadece atıfta bulunur. Nedeni de hatalı olan ve farklı anlatılan olayları aydınlanmak. Incil değiştirilmemiş olsa onlarca kişi kaleme alırken tek bir ağızdan yazardı sonuçta kul elinden çıkan bir kitap. Kutsallığı olamaz, tanrıdan gelmedikçe.. kaldı ki yanlış yok demişsin. Evren kainat yaratılış bölümünü okumani tavsiye ederim. Günler tutmuyor, yaratılış evresi tutmuyor. Devam edersem incildeki yanlışları bu yoruma sığdıramam, başından bir örnek vereyim yeterli. Bir çelişki daha; islam inanışında isa ölmüştür ve Allah onun ruhunu yanına almıştır, hıristiyan inanışında ise Allah varlığını yanına almıştır diyor, havarilerinin yazdığı yazılar bile çelişirken şimdi neye inanalım? Bunun gibi binlerce çelişki ve tezatlık var. Kaldı ki değiştirilmiş ve tanrı birşey yapmamış diyorsan; kitabı korumak insanın görevi.. kuran-i kerim kitap haline getirilirken tüm ayetlerin kelimesine kadar aynı olup olmadığı yüzlerce kişinin ortak sunumuyla onaylandı. Tek kelime farklı olsa kitaba giremezdi. Neticede onlarca kişinin çok farklı kelimeler ve farklı olaylarla ele aldığı bir kitap var ve her kelimesi diğerinden farklı. Kesinlikle itibar edilemez. Ben genel kültür olsun diye okuyorum. Son 3 yıldır incil okuyorum ama hala bitiremedim. O kadar çok var ki sanırım hala birileri incil yazıyor. Cidden çok fazla incil mevcut.
 

merkür

Amatör
Üye
Yaratılış Kaydı Bilimle Çelişiyor mu?

Birçok kişi Kutsal Kitaptaki yaratılış kaydının bilimle çeliştiğini söyler. Fakat asıl çelişki bilimle Kutsal Kitap arasında değil, bilimle kendini Yaratılışçı olarak adlandıran bazı Hıristiyan mezheplerinin inançları arasındadır. Bu gruplardan bazıları, Kutsal Kitaba göre tüm evrenin yaklaşık 10.000 yıl önce 24’er saatlik altı günde yaratıldığını iddia ediyor.

Fakat Kutsal Kitap bu görüşü desteklemez. Destekliyor olsaydı, geçtiğimiz yüzyılda yapılan birçok bilimsel keşif gerçekten de Kutsal Kitabın doğruluğu konusunda şüphe uyandırırdı. Ancak dikkatle incelendiğinde Kutsal Kitap metninin kanıtlanmış bilimsel gerçeklerle çelişmediği görülür. Bu nedenle Yehova’nın Şahitleri, Yaratılışçı gruplarla aynı fikirde değildir.

Kutsal Kitaptaki yaratılış kaydı, Dünya’nın ve evrenin sadece birkaç bin yıl önce 24’er saatlik altı günde yaratıldığını öğretmez

“Başlangıç” Ne Zamandı?
Yaratılış kaydı şu basit ama anlamlı sözlerle başlar: “Başlangıçta Tanrı gökleri ve yeri yarattı” (Başlangıç 1:1). Birçok Kutsal Kitap bilgini bu ayette anlatılan eylemin, 3. ayetten başlayarak anlatılan yaratılış günlerinden ayrı bir zamanda gerçekleştiği konusunda hemfikir. Aslında bu çok önemli bir ayrıntıdır. Kutsal Kitabın giriş sözlerine göre Dünya da dahil tüm evren, yaratılış günleri başlamadan uzun süre önce yaratılmıştı.

Jeologlar Dünya’nın 4 milyar yaşında olduğunu tahmin ediyorlar, evren ise astronomlara göre 15 milyar yaşında olabilir. Bu tahminler Başlangıç 1:1’le çelişir mi? Hayır, tahminler ilerde değişse bile çelişmez, çünkü Kutsal Kitap ‘göklerin ve yerin’ tam olarak kaç yaşında olduğunu belirtmez. Dolayısıyla bilim ile Kutsal Kitap arasında herhangi bir uyuşmazlık yoktur.

Yaratılış Günlerinin Uzunluğu Ne Kadardı?

Peki yaratılış günlerinin uzunluğu hakkında ne diyebiliriz? Bu günler iddia edildiği gibi gerçekten 24 saat uzunluğunda mıydı? Bazıları Kutsal Kitabın Başlangıç kısmını (Tekvin ya da Yaratılış olarak da bilinir) kaleme alan Musa’nın, Sebt düzenlemesiyle ilgili açıklamasını buna kanıt olarak gösteriyor. Musa halkın altı gün çalışıp yedinci gün, yani Sebt gününde dinlenmesini Tanrı’nın altı günde evreni yaratıp yedinci günü “dinlenme günü” yapmasına benzetmişti. Birçokları bu nedenle her bir yaratılış gününün gerçek anlamda 24 saat olması gerektiğini iddia eder (Çıkış 20:11). Acaba Başlangıç kitabındaki anlatım bu sonucu destekler mi?

Hayır, desteklemez. Aslında “gün” olarak çevrilen İbranice sözcük sadece 24 saatlik bir süre için değil, farklı uzunluklardaki dönemler için de kullanılır. Örneğin Musa, yaratılışı özetlerken altı yaratılış gününün tamamından bir gün olarak söz etti (Başlangıç 2:4). Ayrıca Tanrı’nın ilk yaratılış gününde “ışığı gün, karanlığı gece” diye adlandırdığını okuruz (Başlangıç 1:5). Bu bağlamda “gün” ifadesiyle 24 saatlik zaman diliminin sadece bir kısmı kastedilir. Dolayısıyla her bir yaratılış gününün 24 saat uzunlukta olması gerektiği iddiası Kutsal Yazılara dayanmamaktadır.

O halde yaratılış günlerinin uzunluğu ne kadardı? Başlangıç kitabının 1. ve 2. bölümleri bu konuda net bir şey söylemese de, orada kullanılan ifadeler çok uzun sürelerin söz konusu olduğunu gösterir.

Altı Yaratılış Dönemi

Musa bu kaydı İbranice olarak yazdı ve olayları yeryüzünde duran birinin gözünden anlattı. Ayrıca daha önce gördüğümüz gibi evren, yaratılış “günleri”, yani dönemleri başlamadan önce de vardı. Tüm bu bilgiler, yaratılış kaydıyla ilgili birçok tartışmaya çözüm getirir. Nasıl?

Altı yaratılış günü

Yaratılış kaydı dikkatle incelendiğinde, bir “günde” başlayan bazı olayların sonraki “güne” ya da “günlere” sarktığı görülür. Örneğin birinci yaratılış “günü” başlamadan önce Güneş vardı, ancak ışığı büyük olasılıkla koyu bulutlar yüzünden yeryüzüne ulaşamıyordu (Eyüp 38:9). İlk “günde” bu engelin yavaş yavaş ortadan kalkmasıyla puslu ışık atmosferden süzülmeye başladı.*

İkinci “günde” anlaşılan, atmosferin açılmaya devam etmesiyle yukarıdaki yoğun bulut tabakası ile aşağıdaki okyanuslar arasında bir boşluk oluştu. Dördüncü “günde” iyice açılan atmosfer sayesinde Güneş ve Ay “gök kubbede” görülebilir hale geldi (Başlangıç 1:14-16). Başka sözlerle, yeryüzünde duran biri artık Güneş’i ve Ay’ı görebilirdi. Tüm bu değişimler yavaş yavaş meydana geldi.

Ayrıca yaratılış kaydı atmosfer açılmaya devam ederken, beşinci “günde” böcekler ve zar kanatlılar gibi uçan hayvanların ortaya çıkmaya başladığını söyler.

Dolayısıyla Kutsal Kitabın anlatım tarzına baktığımızda, bir yaratılış günü ya da dönemi içindeki bazı temel olayların birden değil, yavaş yavaş gerçekleşmiş olabileceği sonucuna varabiliriz; hatta bazıları sonraki yaratılış günlerinde de devam etmiş olabilir.*

Cinslerine Göre
Bitkilerin ve hayvanların aşama aşama ortaya çıkması, Tanrı’nın muazzam çeşitlilikteki canlıları evrimi kullanarak meydana getirdiği anlamına mı gelir? Hayır. Kayıt açıkça, Tanrı’nın tüm bitki ve hayvanları temel “cinslerine” göre yarattığını söyler (Başlangıç 1:11, 12, 20-25). Bu bitki ve hayvan “cinsleri”, değişen çevre koşullarına uyum sağlayabilecek şekilde mi tasarlanmıştı? Bir “cinsin” sınırlarını belirleyen nedir? Kutsal Kitap bu konularda bir şey söylemez. Sadece ‘kaynaşan tüm canlıların cinslerine göre’ yaratıldığını söyler (Başlangıç 1:21). Bu ifade, bir “cins” içinde meydana gelebilecek değişikliklerin sınırlı olduğunu gösterir. Hem fosil kaydı hem de modern araştırmalar, bitki ve hayvanların temel sınıflarının çok uzun dönemler boyunca pek değişmediği fikrini destekler.

Modern araştırmalar tüm canlıların “cinslerine göre” çoğaldığını doğrular

Bazı Yaratılışçıların iddialarına karşın Başlangıç kitabı, evrenin ve üzerindeki canlılarla birlikte Dünya’nın, yakın geçmişte kısa bir dönem içinde yaratıldığını öğretmez. Aksine Başlangıç kitabında evrenin yaratılışı ve yeryüzünde yaşamın meydana gelişiyle ilgili anlatılanlar, son zamanlardaki bilimsel keşiflerle uyumludur.

Felsefi inançlarından dolayı birçok bilim insanı, Kutsal Kitabın her şeyi Tanrı’nın yarattığı açıklamasını reddediyor. Fakat ilginç olarak Musa binlerce yıl önce kaleme aldığı yaratılış kaydında, evrenin bir başlangıcı olduğunu ve yaşamın aşama aşama meydana geldiğini yazdı. Musa, bilimsel açıdan böylesine doğru bilgileri yaklaşık 3.500 yıl önce nasıl edindi? Bunun mantıklı bir açıklaması var. Musa’ya bu doğru bilgileri, gökleri ve yeri yaratacak güce ve hikmete sahip olan Yaratıcı verebilirdi. Bu, Kutsal Kitabın “Tanrı ilhamı” olduğunun bir kanıtıdır* (2. Timoteos 3:16).
 

merkür

Amatör
Üye
Merhaba Zebur kitabıyla ilgili olarak

Tamamlanma Tarihi: MÖ y. 460

Tanrı ilhamı bu kitap, 150 ilahi ya da mezmurdan oluşur. Bunlar arasında Tanrı’ya övgüler, O’na duyulan güveni ve inancı dile getiren ilahiler, O’ndan merhamet ve yardım dileyen dualar vardır. Mezmurlarda bol bol şükran ve coşkun sevinç ifadeleri yer alır. Bazısında tarihsel olayların bir özeti yapılarak Tanrının vefalı sevgisi ve büyük işleri ele alınır. Mezmurlar peygamberlik sözleriyle doludur ve bunların pek çoğu dikkate değer biçimde gerçekleşmiştir. Yararlı ve yapıcı pek çok bilgi içerirler; bu bilgilerin hepsi de hayranlık uyandıran bir dille ve betimlemelerle bezenmiştir, bu özellikleriyle okuyanları derinden etkilerler.

Kitabın adı ne anlama gelir?

Kutsal Yazıların İbranice metninde kitabın adı Sefer Teilim (“Övgüler Kitabı”) ya da sadece Teilim’dir (“Övgüler”). Teilim sözcüğü 145. Mezmurun üst yazısında geçen ve “Tanrı’ya övgü” ya da “Övgü İlahisi” anlamına gelen Teila sözcüğünün çoğuludur. Teilim, yani “Övgüler” adı çok yerindedir çünkü bu kitapta Tanrı’ya övgüler ön plana çıkar. Kitaba İbranicede Mizmorim de denir; mizmor sözcüğünün çoğulu olan bu isim Türkçeye “Mezmurlar” olarak geçmiştir. Mezmur, Tanrı’yı yüceltirken ve ibadet ederken çalgı eşliğinde seslendirilen şiir anlamına gelir. Kitabın başka pek çok dildeki adı da Yunanca Septuagint çevirisindeki Psalmoi isminden gelir. Bu sözcükle, müzik eşliğinde söylenen şarkılar kastedilir. Psalmoi sözcüğü Yunanca Kutsal Yazılarda, Luka 20:42 ve Elçiler 1:20 gibi birkaç yerde de geçer.

Acaba Mezmurlar’ı kim yazdı?

Pek çok mezmurun üstyazısı vardır ve genellikle bunlarda yazarın adı geçer. Yetmiş üç mezmurun üstyazısında “İsrail’in hoş sesli ilahicisi” Davut’un adı belirtilir

Ayrıca, anlaşılan 10. Mezmur 9’un, 70. Mezmur da 71’in devamıdır, dolayısıyla Davut’a atfedilebilirler. On iki mezmurun Asaf’a ait olduğu belirtilir. Bu mezmurlardan bazısında Asaf’ın zamanından sonraki olaylar anlatıldığından belli ki kastedilen Asaf’ın soyudur (Mezm. 79; 80; 1. Tar. 16:4, 5, 7; Ezra 2:41). On bir mezmurun üstyazısında doğrudan Korahoğullarına ait oldukları yazılıdır (1. Tar. 6:31-38). 43. Mezmurun 42. Mezmurun devamı olduğu görülür, dolayısıyla bu mezmur da Korahoğullarına atfedilebilir. 88. Mezmurun üstyazısı “Korahoğullarının” yanı sıra Heman’ın adını verir, 89. Mezmurda ise yazarın Etan olduğu belirtilir. 90. Mezmur’un yazarı Musa’dır, muhtemelen 91. Mezmur da ona aittir. 127. Mezmur Süleyman’a aittir. Böylece mezmurların üçte ikisi çeşitli yazarlara atfedilir.

Mezmurlar Kutsal Yazıların en uzun kitabıdır. 90, 126 ve 137. Mezmurlardan anlaşıldığı gibi, kitabın yazımı çok uzun bir zaman almıştır. En azından Musa’nın yazmaya başladığı zamandan (MÖ 1513-1473) Babil sürgünü sonrasına ve muhtemelen Ezra’nın zamanına kadar (MÖ 537–y. 460) sürmüştür. Dolayısıyla kitabın yazılmasının yaklaşık bin yıl sürdüğü söylenebilir.

Mezmurlar kitabının Tanrı ilhamı olduğunu gösteren hangi kanıtlar var?

Bu çok eski övgü ilahilerinin Tanrı ilhamı olduğunu gösteren açık bir kanıt, Kutsal Yazıların bütünüyle mükemmel bir uyum içinde olmalarıdır. Yunanca Kutsal Yazıları kaleme alanlar Mezmurlar kitabından defalarca alıntı yapmışlardır (Mezm. 5:9—Rom. 3:13; Mezm. 10:7—Rom. 3:14; Mezm. 24:1—1. Kor. 10:26; Mezm. 50:14—Mat. 5:33; Mezm. 78:24—Yuhn. 6:31; Mezm. 102:25-27—İbr. 1:10-12; Mezm. 112:9—2. Kor. 9:9). Bizzat Davut son ilahisinde “Benim aracılığımla konuşan Yehova’nın ruhuydu, O’nun sözü dilimdeydi” dedi. Samuel tarafından meshedildiği günden itibaren onu etkisi altına alan işte bu ruhtu (1. Sam. 16:13; 2. Sam. 23:2). Elçiler de Mezmurlar’dan alıntılar yaparken bunu gösterdiler. Örneğin Petrus ‘kutsal ruhun Davut’un ağzından konuştuğunu’ söyledi. İbraniler mektubunun yazarı da Mezmurlar’dan alıntı yaparken bunları ‘Tanrı şöyle demiştir’ veya “kutsal ruhun söylediği gibi” diyerek aktardı (Elçi. 1:16; 4:25; İbr. 1:5-14; 3:7; 5:5, 6).
 

Gentleman

Acemi
Üye
Yazını zevkle okudum. Dün gece yaratılış bölümünü inceliyordum, sabahına mesaj gelince büyük tesadüf oldu. Biraz daha inceleyip yazacağım. Ancak bu konu hakkında harward da bir konferans yapılmıştı. Onlara da tekrar bir göz atayım.
 
Üst Alt