Kur’ân-ı kerim ve fıkıh kitapları

nefisetülilm

2.imza yarışma birincisi
Kur’ân-ı kerim ve fıkıh kitapları

Bazıları ısrarla, "Alimleri, fıkıh kitaplarını bir tarafa bırakın, dininizi doğrudan Kur'an-ı kerimden öğrenin!" diyorlar.
Esas maksatları, dinde kargaşa meydana getirmek. Dinin temeli olan fıkıh’tan uzak tutmak.


Asırlardır, dinimizin emir ve yasakları fıkıh kitaplarından, ilmihâl kitaplarından öğrenilmiştir. Bu yol sağlam yoldur.
Fakat Meşrutiyetten beri, belli odaklar, Müslümanları sinsice fıkıh kitaplarından uzaklaştırıp, meallere, tefsirlere, tercümelere yönlendirme gayretine girmiş bulunmaktadır.
Bu maksatla, "Dinimizi esas kaynağından öğrenin, aracıları ortadan kaldırın" gibi sloganlar ortaya attılar. İşin aslını bilmeyen çok kimse de, bu sinsice hazırlanmış tuzağa yakalandılar.

Birçok şey alıştıra alıştıra kabullendirilir.
Bazı yanlış inanç, fikir, görüş, metot ve kanaatler vardır ki, insanlar onları önce iter, reddeder.
Fakat devamlı propaganda, beyin yıkama ve telkin neticesinde, bu itiş ve reddetme, zamanla zayıflar ve toplumun direnişinde gevşeme başlar.
Gün gelir, bakarsınız ki, o bozuk ve bâtıl fikir ve metotlar, aynı topluluk tarafından benimsenir ve kabul görür.
İşte, büyük-küçük her Müslümanın, bir adet Kur'an tercümesi edinerek, İslâmiyeti doğrudan doğruya kutsal kitabından veya kaynağından öğrenmesi fikri de böyle olmuştur.

Bu, yıllardır yaptıkları beyin yıkama propagandalarının bir neticesidir.
Maalesef zamanımızda Müslümanların çoğu, bu propagandanın tesiri ile, evlerinde bir meal bulundurma, dini buradan öğrenme yanlışlığına düştüler.
Hâlbuki, bizim, dinin temel bilgilerini Kur'an tercümelerinden elde etmemiz, öğrenmemiz mümkün değildir.

İslâmiyeti içeriden yıkmak, dinimizin temellerini dinamitlemek isteyen reformcuların ve inkârcıların, yıllar boyu devam eden teraneleri şu olmuştur: "Herkes dinini doğrudan doğruya Kur'an-ı kerimden öğrensin. Bunun için de herkese bir tercüme, yahut meal veya tefsir temin edilsin. Onu okusunlar; eski kafalı hocalar, fıkıh kitapları aradan çıksınlar!.."

Nihayet onların dediği olmuş, bu sinsi oyun, yani dini bilgileri meallerden ve tercüme kaynaklardan almak fikri, doğru olarak kabul edilmiş ve tercümeler, mealler peynir ekmek gibi satılmaya başlamıştır.

Neticede ne olmuştur? İslâmî otorite ve hiyerarşi kavramları yıkılmış... Söz ayağa düşmüş...
Reform hareketleri başlamış... Mezhepsizlik yayılmış...
Hemen arkasından da dinsizlik yayılmaya başlamış.
Bu hareketler, ne zaman ve kimler tarafından başlatılmış o da çok önemli.

Bunu da, 1924 tarihli Sebilürreşad Mecmuasından öğrenelim:

"Kur'an-ı kerim'i tercüme etmek, basıp yaymak bir müddetten beri moda oldu. Ne gariptir ki, ilk defa bu işe teşebbüs eden, Zeki Megamiz isminde, Arap asıllı bir Hıristiyandır. Daha sonra Cihan Kütüphanesi sahibi Ermeni Mihran Efendi acele olarak, diğer bir tercümenin basımına başladı ve az zamanda sona erdirerek, "Türkçe Kur'an" ismiyle yayınladı."

Asırlardır, bütün ömürlerini dini yaymakla geçiren, bu uğurda hiçbir fedakârlıktan kaçınmayan İslâm âlimlerinin, Kur'an-ı kerimin tercümesini, meallerini hazırlamayıp da, yabancıların böyle bir çalışma yapması, bizlere çok şey hatırlatmalıdır...

Netice olarak şunu söyleyebiliriz ki, tercüme ve meal, gerçekten dine faydalı olsaydı, İslâm büyükleri bu faaliyeti gayri müslimlere bırakırlar mıydı?
En güzelini kendileri yapmaz mıydı?


Kaynak: 365 Dua Kitabı/Mehmet Oruç
 
Son düzenleme:
Büyük âlim Muhammed Hadimî hazretleri bu gerçeği şöyle ifade eder:

"Dindeki dört delil, müctehid âlimler içindir. Bizim için delil, mezhebimizin bildirdiği hükümdür. Çünkü biz, ayetten ve hadisten hüküm çıkaramayız. Bunun için, mezhebimizin bir hükmü, ayet ve hadise uymuyor gibi göründüğünde, mezhebimizin hükmüne uyulur. Başka bir ayet veya hadisle değişmiş olabilir o hüküm. Bunları da ancak müctehid âlimler anlar. Bunun için tefsir ve hadisten değil, âlimlerin kitaplarından dinimizi öğrenmemiz gerekir."

İslâma, Kur'an'a uymak, tefsir okumakla değil, ancak fıkıh kitabına uymakla olur.
Bir kimse, Kur'an-ı kerimden, tefsirden anladığına uyarsa, İslâma uymuş olmaz.
Kur'an-ı kerimde her hüküm var ise de, bunları doğru olarak Resulullah efendimiz açıklamıştır.
Resulullaha uymak farzdır.
Kur'an-ı kerimde, "De ki: Eğer
Allah'ı seviyorsanız, bana tabi olun!", "Ona tabi olun ki, doğru yolu bulasınız."
buyuruluyor.

İmam-ı Rabbanî hazretleri buyurdu ki:

"Cenab-ı Hak, Kur'an-ı kerimde, Muhammed aleyhisselama itaat etmenin, kendisine itaat etmek olduğunu bildiriyor. O hâlde, Onun Resulüne itaat edilmedikçe, O'na itaat edilmiş olmaz."

Hadis-i şerifler olmasaydı,
namazların kaç rekat olduğu ve nasıl kılınacağı,
zekât hesabı,
orucun, haccın farzları,
hukuk bilgileri bilinemezdi.
Yani hiçbir kimse, bunları Kur'an-ı kerimden çıkaramazdı.
Şu hâlde Kur'an-ı kerimi anlamak için,
onun açıklaması olan hadis-i şeriflere ihtiyaç vardır.
Hadis-i şerifleri de anlamak için âlimlere ihtiyaç vardır.
Bu bakımdan Peygamber efendimiz, İslâma, Kur'an'a tabi olmak isteyenin âlimlere tabi olmasını emrediyor. "Âlimlere tabi olun!" buyuruyor.
Allahü teâlâ da, âlimlere uymayı emrediyor, "Âlimlere sorun!" buyuruyor.

Şu hâlde, Kur'an'dan, hadisten ve bunların tercümelerinden din öğrenmek mümkün olmaz. Her Müslüman dinini Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarından, ilmihallerden öğrenmelidir!
 
Cenabı Hak Razı olsun.Dini kendi aklına göre ayetlerden kendi anlayışına göre yorumla ilişkilendirmeye çalışan Din ve Kur'an yobazları iki alemde zelil eylesin.
 

nefisetülilm

2.imza yarışma birincisi
Büyük âlim Muhammed Hadimî hazretleri bu gerçeği şöyle ifade eder:

"Dindeki dört delil, müctehid âlimler içindir. Bizim için delil, mezhebimizin bildirdiği hükümdür. Çünkü biz, ayetten ve hadisten hüküm çıkaramayız. Bunun için, mezhebimizin bir hükmü, ayet ve hadise uymuyor gibi göründüğünde, mezhebimizin hükmüne uyulur. Başka bir ayet veya hadisle değişmiş olabilir o hüküm. Bunları da ancak müctehid âlimler anlar. Bunun için tefsir ve hadisten değil, âlimlerin kitaplarından dinimizi öğrenmemiz gerekir."

İslâma, Kur'an'a uymak, tefsir okumakla değil, ancak fıkıh kitabına uymakla olur.
Bir kimse, Kur'an-ı kerimden, tefsirden anladığına uyarsa, İslâma uymuş olmaz.
Kur'an-ı kerimde her hüküm var ise de, bunları doğru olarak Resulullah efendimiz açıklamıştır.
Resulullaha uymak farzdır.
Kur'an-ı kerimde, "De ki: Eğer
Allah'ı seviyorsanız, bana tabi olun!", "Ona tabi olun ki, doğru yolu bulasınız."
buyuruluyor.

İmam-ı Rabbanî hazretleri buyurdu ki:

"Cenab-ı Hak, Kur'an-ı kerimde, Muhammed aleyhisselama itaat etmenin, kendisine itaat etmek olduğunu bildiriyor. O hâlde, Onun Resulüne itaat edilmedikçe, O'na itaat edilmiş olmaz."

Hadis-i şerifler olmasaydı,
namazların kaç rekat olduğu ve nasıl kılınacağı,
zekât hesabı,
orucun, haccın farzları,
hukuk bilgileri bilinemezdi.
Yani hiçbir kimse, bunları Kur'an-ı kerimden çıkaramazdı.
Şu hâlde Kur'an-ı kerimi anlamak için,
onun açıklaması olan hadis-i şeriflere ihtiyaç vardır.
Hadis-i şerifleri de anlamak için âlimlere ihtiyaç vardır.
Bu bakımdan Peygamber efendimiz, İslâma, Kur'an'a tabi olmak isteyenin âlimlere tabi olmasını emrediyor. "Âlimlere tabi olun!" buyuruyor.
Allahü teâlâ da, âlimlere uymayı emrediyor, "Âlimlere sorun!" buyuruyor.

Şu hâlde, Kur'an'dan, hadisten ve bunların tercümelerinden din öğrenmek mümkün olmaz. Her Müslüman dinini Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarından, ilmihallerden öğrenmelidir!

Allahü Teala razı olsun.Amin.
 
Üst Alt