• Merhaba Ziyaretçi hoşgeldin! Forumdan daha fazla yararlanmak için buradan kayıt olunuz...

KURAN; Allahın Sözü / Allahın Gerçeği! Ayetleri

Yasemin Çin

Acemi
Üye
KURAN; Allahın Sözü / Allahın Gerçeği! Ayetleri

Allah, tutarlı, çelişkisiz, uygun olan anlamını, her toplumun kendisine uygulayabileceği en güzel sözü(Kuran), çok anlamlı / ara ara yinelenen en iyi anlatımlı / (hükümleri, öğütleri ve kıssaları) tekrarlanan bir Kitap halinde indirdi / Allah, sözün en güzelini, bir taraftan ana temayı sürekli vurgulayarak, diğer taraftan onu benzetmelerle destekleyerek bir Kitap halinde peyderpey indirdi. Rablerini sayanların / Rablerinden bilinçle korkanların / Rablerine karşı içlerinde korku ve titreme olanların derileri / vücutları, Allahın bu en güzel hadisini / sözünü işitince / duyunca ürperir. Sonra vücutları ve kalpleri Allahın verdiği öğütlere karşı / Allahın (sevgisini) hatırlamaları üzerine / Allahı anmakla / Allahın Vahyine(Zikrullah) karşı / Allahın Zikri / Kuran karşısında yumuşar, yatışır. İşte bu Allahın yol göstermesidir / Allahın, kendisiyle dilediğini doğru yola ulaştırdığı, doğru yol rehberidir / işte bu Kitap, Allahın doğruluk göstergesidir. Allah her isteyeni ona ulaştırır / Allah onunla lâyık gördüğünü doğru yolda yürütür. Sapkınlıkta direnen kimseye de / Allah kimi saptırırsa, rehber / yol gösteren bulunmaz / doğru yola getirecek / kılavuzluk edecek / ulaştıracak kimse yoktur. (ZÜMER,23)
Allah gerçeğin tâ kendisidir. Allahın sözü gerçektir. (LOKMAN,30,33)
Sakın (gerçeği) yalanlayanlara boyun eğme / itaat etme onlara / umursama / tanıma onları. (KALEM,8)
Hiç beklemediğiniz bir anda, azap sizi ansızın yakalamadan önce, Rabbiniz tarafından size indirilenin en güzeline / Kurana en güzel bir şekilde uyun / Rabbinizden size indirilen en güzel olana uyun. Ey insanlar! Kimilerinin Allaha karşı aşırı gitmemden / Allahın huzurunda yaptığım kusurlardan dolayı bana yazıklar olsun! Gerçekten ben, Allahın ayetleriyle alay edenlerdim / (gerçeği) alay konusu yapanlar arasındaydım diye itiraf edilecek kıyamet gününden sakının. (ZÜMER,55,56)
Gerçeğe ulaştıran apaçık delili Allah vermiştir. (ENÂM,149)
Allahın yol gösterdiği Gerçeğe varmıştır. (ARAF,178)
Gerçekleri saklayanlar, kendilerinden önce, nice nesilleri yok ettiğimizi görmüyorlar mı? (ENÂM,6)
Allah Gerçeği bilendir. (NÛR,18)
Ey Peygamber! Ortak koşuculara sor: Ey ortak koşucular, ortaklarınızdan hangisi Gerçeğe ulaştırabilir? Cevap ver onlara: Sadece hiçbir ortağı olmayan Allah Gerçeğe ulaştırır. O halde, Gerçeğe götüren mi uyulmaya daha layıktır, yoksa birisi götürmezse gidemeyen mi uyulmaya daha layıktır? Ortak koşanların çoğu, ancak zanna / sanıya / kuruntulara / rivayetlere uyarlar / peşinden gidiyorlar. Zan / rivayet / kuruntu ise, Gerçeğin yerini tutmaz / Gerçek adına hiçbir şey ifade etmez. (YUNUS,35,36)
Benim Rabbim, gerçeği apaçık ortaya koyar / gerçeğin tâ kendisini en sonunda ortaya çıkarır. Bakın gelen, gerçeğin tâ kendisidir / gerçek gelmiştir. (SEBE,48,49)
Allah gerçekleri saklayanları sevmez. (ÂLÎ İMRAN,57)
Gerçeğin tâ kendisini sahte olanla bastırmak için boşuna mücadele edip durdular / gerçeği engelleyerek yanlışı uygulamaya çalışıyorlardı / gerçeği bâtıl ile ortadan kaldırmak için, bâtıl (yöntemler gündeme getirerek) tartışmaya girişmişlerdi / gerçeği çürütmek için yalandan yana tartıştılar. (MÜMİN,5)
Göğün ve yerin Rabbine yemin olsun ki, işte bunlar gerçeğin tâ kendisidir; bundan hiç şüpheniz olmasın. Tıpkı kendi konuşmanızın gerçek olduğundan şüphe etmediğiniz gibi o sizin konuşmanızın gerçekliği kadar gerçektir / kesin bir gerçektir. (ZÂRİYÂT,23)
Allah gerçekle hükmeder. (MÜMİN,20)
İnkâr edenler, Allahın yolundan gidenlere engel olanlar ve kendilerine dosdoğru yol / doğruluk göstergesi / hidayet / gerçeğin tâ kendisi belli olduktan sonra elçiye / resule karşı gelenler hiçbir zaman Allaha zerre miktarı / hiçbir zarar veremezler / veremeyeceklerdir. (MUHAMMED,32)
İnananlar sözün güzeline / sözün en güzel olanına uymuşlar ve O çok övülen / en çok övgüye lâyık olan Allahın yoluna iletilmişlerdir / ulaştırılmışlardır / (dünyada iken) Allahın yolunda yürümüşlerdir. (HAC,24)
Rablerinden kendilerine ulaşan, söze bürünmüş her yeni öğüt ve uyarıyı / hatırlatmayı alaya alarak dinlerler / onu hiç ciddiye almazlar. (ENBİYA,2)
Muhammed, size gerçeği getirmiş / gerçeğin tâ kendisi ile gelmişti. (SAFFAT,37)
Allah gerçekleri saklayan / inkâr eden bir toplumu / zalimler toplumunu doğruya ulaştırmaz. (ÂLÎ İMRAN,86)
Allah: Benim sözüm gerçektir ve Ben sadece gerçeği söylerim / gerçeği sadece gerçeği söylüyorum. (SAD,84)
Bunlar doğru ile yanlışı ayırt eden / apaçık beyanda bulunan / açıklayıcı / gerçeği açıklayan / apaçık Kitapın ayetleridir / ilkeleridir. (KASAS,1)
Bunlar uydurulacak sözler değil / bu Kuran uydurma bir söz değildir; aksine bu Kuran kendisinden önce gelen Tevrat, Zebur, İncil ve diğerlerini onaylayıp doğrulayan, her şeyin ayrıntılı açıklaması / uzunca anlatan ve inananlar için de bir yol gösterici / doğruluk göstergesi ve Rahmettir / sevgi ve şefkat (pınarı olan ilahi bir kitaptır). (YUSUF,111)
Ortak koşucular, Allahtan ve ayetlerinden / belgelerinden sonra / artık bu Kurandan başka hangi hadise inanacaklar / inanıyorlar?! (CÂSİYE,6)(MÜRSELÂT,50)(ARAF,185)
Artık onlara Sözün bir anlamı kaldı mı? (MÜRSELÂT,50)
Allahtan daha doğru hadisi / sözü kim söyleyebilir? (NİSA,87)
Gerçeği görmek isteyen bir toplum için Allahtan daha güzel yasa koyucu olabilir mi? (MÂİDE,50)
Nerede ortak koşucularda öğüt almak / titreyip kendine gelmek için çok geç değil mi? Çünkü onlara gerçeği, delillerle açıklayan / apaçık anlatan / uyaran bir elçi gelince, onu reddettiler / burun kıvırıp Bu adam eğitilmiş bir deli / mecnun / bu gizli güçlerce beyni yıkanmış birisidir! dediler. (DUHÂN,13,14)
Ey Peygamber! Biz sana, gerçeği içeren / gerçeği ortaya koyan Kitabı / Kuranı, insanlar arasında Allahın istediği doğrultusunda karar veresin diye / Allahın sana gösterdiği ile hüküm vermen için indirdik / sana gerçeğin tâ kendisi olan Kuranı indirdik ki insanlar arasında, Allahın sana gösterdiği şekilde hükmedesin / insanlar arasında Allahın sana gösterdiği ile hüküm vermen için Kitabı sana gerçekten indirdik. (NİSA,105)
Bu Allahın gerçeğin tâ kendisi olan sözüdür. Zaten Allahtan başka kim sözü en iyi koruyabilir / Allahtan daha doğru sözlü kim olabilir / söz söyleme bakımından Allahtan daha doğru ve tutarlı kim olabilir? (NİSA,122)
Onlar size gelen gerçeği inkâr etmişken siz onlara dostluk gösteriyorsunuz. (MÜMTEHİNE,1)
Allahın Kelâmını / Sözü dinleyip de / bütün sözleri dinleyen ve sonunda en güzeline uyan / en güzel şekilde uygulayan kullarımı müjdele! (ZÜMER,18)
Kendisine gelen doğru söze / gerçek geldiğinde yalan diyen kimseden daha zalim kim olabilir? Doğru sözü / gerçeği getiren ve onu namus bilenler / onu doğrulayanlar, işte onlar Allah bilinciyle yaşayanlardır / sakınanlar / erdemlilerdir. (ZÜMER,32,33)
Sen bu sözü ilân edeceksen de / açıkça duyuracaksan da O, gizliyi de daha gizliyi de kesinlikle biliyor. (TÂ HÂ,7)
Allahtan başka ilah / tanrı yoktur. Hayret! Nasıl olup da Allah hakkında aldanabiliyorsunuz / aldırış etmezsiniz / bu (gerçekten) nasıl da uzaklaşıyorsunuz? Allahın ayetlerine / ilkelerine karşı bilerek kafa tutanlar / inkâr edenler / büyüklük taslayanlar, (gerçekten) böylece uzaklaşırlar / umursamazca davranıyorlar / kandırılırlar / döndürülürler. (MÜMİN,62,63)
Ortak koşuculara ne zaman, Rablerinin ayetlerinden bir ayet gelse, yüz çevirirler / hemen karşı tavır alırlar. Şimdi de kendilerine gelen bu apaçık Gerçeğe yalan diyorlar / kendilerine gelen Gerçeği alay konusu yaparlar. Fakat alay ettikleri şeyin ne olduğunu çok yakında anlayacaklar. O alaya aldıkları Gerçeğin tâ kendisi, o maskaralığı yapanları çepeçevre kuşatıverdi / alay edenleri, eğlendikleri Gerçek kuşatıverdi. (ENÂM,4,5,10)
Önceki çağlarda Kitap verilenler, bu gerçeği kendi oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. (ENÂM,20)
Ortak koşucular, (Allahın) bu sözünü / söyleneni / Kuranı / sözü hiç düşünmediler mi / anlamaya hiç çalışmadılar mı? (MÜMİNÛN,68)
Allahın sözü gerçektir. (RÛM,60) (LOKMAN,33) (MÜMİN,55,77) (AHKAF,17) (CASİYE,32)
Elçi / Peygamber, onlara gerçeği getirmişti / gerçeğin tâ kendisini getirdi. Eğer gerçek, ortak koşucuların arzularına göre uygulansaydı, gökler, yer ve içindekiler bozulur, darmadağın olurdu. (MÜMİNÛN,70,71)
Biz, kendilerine gerçeği getirmemize / gerçeğin tâ kendisine ulaştırmamıza rağmen onlar yalanlamaktadırlar. (MÜMİNÛN,90)
Açın kulağınızı! Kuran sadece insanlığa kendi özünü hatırlatmadır. Gerçeğin peşinde yürümek isteyen herkes için (TEKVİR,27,28)
Kuran, Rabbinden gelen gerçektir. (HUD,17)
Bilgi sahipleri, Kuranın Rablerinden gelen bir gerçek olduğunu anlasınlar, inansınlar da, kalpleri huzurlu ve tatmin olsun. (HAC,54)
Dininiz konusunda gerçeğin ötesine gitmeyin / gerçek dışı görüşler ileri sürerek haddi aşmayın. (MÂİDE,77)
Hükmedenlerin en iyisi olan Allah gerçeği anlatıyor / gerçeğin tâ kendisini O açıklar. Hem O, gerçeğin tâ kendisini sahte olandan ayırt edenlerin en iyisidir. (ENÂM,57)
Onun sözü gerçeğin tâ kendisidir / Onun sözü gerçektir / Sözü mutlak doğrudur. (ENÂM,73)
İşte size Rabbinizden söze dayalı apaçık bir delil, bir yol gösterme, sevgi ve merhamet kaynağı geldi. (ENÂM,157)
Ey Muhammed! Biz seni elçi olarak görevlendirdik ve geçmişin olaylarını sana vahyettik. Rabbinden bir rahmet olarak, olanları sana gerçek olarak vahyettik / anlattık ki senden önce kendilerine uyarıcı gelmemiş bir toplumu uyarasın; belki düşünüp öğüt alırlar diye. (KASAS,45,46)
Peygamberine yol göstererek gerçeğin tâ kendisi olan dinini, tüm dinlere üstün kılmak için gönderen Odur. (SAFF,9)
İyi dinleyin! Biz belki zihin tutulmaları açılır diye hiç durmadan Söz indirdik. Kitap sahibi olanlar, sözü duyunca / Kuran anlatıldığında hemen: Biz buna / Kurana iman ettik. Bu Kuran Rabbimizden gelen gerçeğin tâ kendisidir derler / yemin olsun! Düşünüp öğüt alırlar diye / hatırlamaları için kendilerine çağrıyı / sözümüzü aralıksız iletip durduk. (KASAS,51,53)
Hıristiyanız diyenler arasında büyüklük taslamayan / derin araştırmalar yapan keşişler / papazlar ve kendini Allaha adamış rahipler var. O papaz ve rahiplerin, Elçiye gelen Kuran ayetlerini işittiklerinde, gerçeği tanımalarından ötürü gözlerinin yaşla dolup taştığını görürsün. O papaz ve rahipler derler ki: Rabbimiz, inandık bizi Gerçeğin tanıklarından say / bizi de (Gerçeğe) tanıklık edenlerle birlikte yaz. Rabbimizin bizi iyilerin arasına katmasını umduğumuz halde, neden Allaha ve bize ulaşan Gerçeğe inanmayalım? derler (MÂİDE,82,83,84)
Bu Kuran, şerefli bir elçi aracılığı ile size bildirilen bir sözdür. O Kuran, bir şair sözü değildir; ne az inanıyorsunuz? O Kuran, kâhin sözü de değildir; ne az düşünüyorsunuz? O Kuran âlemlerin Rabbinden indirilmedir. (HÂKKA,40,41,42,43)
Yemin olsun / iyi dinleyin! Biz apaçık sözlü deliller / ayetler / (gerçeği) açıklayan ilkeler indirdik. (NÛR,46)
Açın kulağınızı! Size söze dayalı apaçık deliller / Biz, bu (Kuranda) size (gerçeği) açıklayan / apaçık anlatan ayetler / ilkeler indirdik. (NÛR,34)
Sordukları her soruya, Biz sana gerçek olanı / gerçekleri en güzel şekilde açıklayarak cevap veririz / en güzel yorumu / açıklamayı getiririz. (FURKAN,33)
Yoksa sen onların çoğunun sözden anladıklarını / (senin mesajını) dinlediklerini veya akıllarını kullandıklarını / (üzerinde) kafa yorduklarını mı sanıyorsun? (FURKAN,44)
Bu Kuran, kendilerine bilgi / ilim verilenlerin içlerine işleyen / ilmi düşünceye sahip olanların bilinçlerinde, söze dayalı apaçık ayetlerdir / ilkelerdir. (ANKEBUT,49)
İçi boş / kof inançlara kapılıp Allah gerçeğini örtbas etmeye kalkanları, işte onları büyük bir hüsran bekliyor. (ANKEBUT,52)
Bu, sadece bir titreyip kendine gelme çağrısı ve apaçık bir Kurandır. Yaşamakta olanı uyandırsın / uyarsın ve kâfirlerin karşısına sözü, gerçeğin tâ kendisi olarak diksin diye... (YÂSÎN,69,70)
Kendi uydurduğu yalanları / yalan rivayetler uydurup, Allaha yakıştıran ve kendisine gelen, gerçeğin tâ kendisi olduğu halde ona yalan diyen kimseden daha zalim kim olabilir? (ANKEBUT,68)
Onlardan bir kısmı, Allahın sözünü işitirlerdi de, anladıktan / kavradıktan sonra bile bile değiştirirlerdi / tahrif ederlerdi. (BAKARA,75)
Tevrat ve İncile sahip olanların birçoğu, gerçek kendilerine apaçık belli olduktan sonra / gerçeği bilmelerine rağmen, sırf kıskançlıkları yüzünden, sizi imanınızdan sonra tekrar inkâra döndürmeyi arzular. (BAKARA,109)
Ey Peygamber! Biz sana gerçeği gönderdik. (BAKARA,119)
Gerçekleri çarpıtıp az bir değere değişenler, hidayet / doğru yol karşılığında sapıklığı ve affedilme / bağışlanma karşılığında azabı satın almışlardır. Allah gerçeği içeren Kitabı indirmiştir / Allah, Kitabı gerçeğin tâ kendisi olarak indirdi / Allah, Kitabı gerçeği ortaya koymak için indirmiştir. (BAKARA,175,176)
Sadece hiçbir ortağı olmayan Allah gerçeğe ulaştırır. O halde gerçeğe götüren mi uyulmaya daha lâyıktır, yoksa birisi götürmezse gidemeyen mi uyulmaya daha lâyıktır. (YUNUS,35)
Gerçek Rabbindendir / gerçek olan Rabbinden gelendir / gelir. (BAKARA,147,149)
Gerçekten Rabbimizin sözü kesinlikle gerçektir. (İSRA,108)
Allahın yol gösterdiği, gerçeğe varmıştır. (ARAF,178)
Eğer yeryüzündeki bütün ağaçlar kalem olsa, deniz de mürekkep, sonra buna yedi deniz daha eklense Allahın sözleri tükenmez. (LOKMAN,27)
İnanıp, iyi ve güzel / yararlı işler üretenler, birbirlerine gerçeği / gerçeğe (uymayı) söyleyenler / önerenler ve güçlüklere karşı göğüs germeyi önerenler hüsran içinde değildir. (ASR,3)
Bu Kitap Rabbinden gelen gerçeğin tâ kendisidir / bu Kitap, senden önce kendilerine bir uyarıcı gelmemiş bir toplumu / toplumları uyarman için Rabbinden gelen bir gerçektir. (SECDE,3)
İnsanlar kendi aralarında anlaşmazlığa düştükleri konuları çözsünler diye Allah peygamberlere Gerçeği içeren / bildiren Kitabı indirdi. Fakat Kitap verilenler, kendilerine apaçık buyruklar / kanıtlar geldikten sonra, birbirlerine olan kıskançlıkları yüzünden görüş ayrılığına düştüler. Sonra Allah Kendi izniyle, inananları, üzerinde tartışmaya girdikleri Gerçeğe tekrar ulaştırdı. (BAKARA,213)
Onların çoğunun / dedikoducu inkârcıların, söz dinlediklerini / sözden anladıklarını ya da (üzerinde) kafa yorduklarını mı / anladıklarını mı / düşündüklerini mi / akıllarını kullandıklarını mı / gerçekten işittiklerini mi sanıyorsun? (FURKAN,44)
Allah katında / yanında yaratıkların / canlıların en kötüsü, gerçekleri örten / gerçeği inkâr eden fanatiklerdir / nankörlük edenlerdir. (ENFAL,55)
Allah gerçeği söylüyor / gerçeği söyler ve doğru yolu gösteriyor / gerçek yola kılavuzlar. (AHZAB,4)
Allah, gerçeği inkâr edenlerin kalplerini mühürler. (ARAF,101)
Dinlediğimiz bu Kitap, gerçeğe ve dosdoğru yola iletmektedir / gerçeğin tâ kendisini; doğru yolu gösteren bir Kitabı dinledik. (AHKAF,30)
Ortak koşucu inkârcılar / eğer doğru sözlü iseler, Kuran benzeri bir söz meydana getirsinler. (TÛR,34)
Doğruyu yanlış / gerçeği bâtıl ile karıştırmayın, bile bile / bildiğiniz halde gerçeği gizlemeyin. (BAKARA,42)
Bunlar sana gerçek olarak okuduğumuz Allahın ayetleri / Allahın belgeleridir. (BAKARA,252)
İnkâr edenler gerçekleri gizleyenlerdir. (BAKARA,254)
Allah gerçekleri engelleyen bir toplumu doğruya iletmez / doğru yola ulaştırmaz. (BAKARA,258)
Allah adına yalan rivayetler uydurandan ve kendisine gerçek / doğru söz geldiğinde onu yalanlayandan daha zalim kim olabilir? Gerçeği / doğru sözü getiren ve onu doğrulayanlar, işte onlar sakınanlar / erdemlilerdir. (ZÜMER,32,33)
O Allah ki, Kitabı / buyruklarını ve adalet ölçüsünü gerçek olarak indirmiştir / Gerçeğin tâ kendisine dair Kitap ve mizanı indiren Allahtır / Gerçeğe göre / Gerçeğe ilişkin Kitabı ve adalet ölçüsünü indiren Allahtır. (ŞÛRA,17)
Allah sahte olanı / bâtılı / yalanı yok eder ve kelimeleriyle / sözleriyle gerçeğin tâ kendisini ortaya çıkarır / gerçeği yerleştirir. (ŞÛRA,24)
Muhammed Peygamber de Allaha ve buyruklarına / Allahın sözlerine inanmaktadır. Muhammed Peygamberin, Allahtan getirdiğine / Allahın sözlerine uyun ki, doğruyu / doğru yolu bulasınız / doğru yolda olabilmeniz için ona uyun. (ARAF,158)
Bu Kuran / bu târık / necm / parça parça gelen Vahiy hiç kuşkusuz doğruyu yanlıştan ayıran / gerçek ile yanlışı tam bir biçimde ayırt eden kesin bir sözdür. Boş bir lâkırdı / söz değildir, asla / o asla hafife alınamaz / o eğlence için değildir! (TÂRIK,13,14)
Allah Kendi kelimeleriyle / sözleriyle hakkı gerçekleştirmek ve inkârcıların kökünü kesmek diliyordu. Allahın bunu dilemesi, suçlular hoşlanmasa da, hakkı gerçekleştirmek / sözlerine uygun olarak gerçeği gerçekleştirmek ve haksızlığı / saçma ve tutarsız olanı / bâtılı ortadan kaldırmak içindi / saçmalıkları yok etmek istiyordu. (ENFAL,7,8)
Onlar, (gerçeğe) sırt çevirecek olurlarsa / aldırış etmezlerse, bilin ki sizin koruyucunuz / dostunuz Allahtır. (ENFAL,40)
Allah yanında yaratıkların en kötüsü, gerçekleri örten fanatiklerdir. (ENFAL,55)
Bilimsel düşünceye sahip olanlar, Rabbinden Peygambere indirilen Kuranın gerçek olduğunu bilirler ve Kuranın üstün / sonsuz yüceliğe sahip ve en çok övgüye layık olan Allahın yoluna ilettiğini görürler / Allahın yolunu gösterdiğini görüyorlar. (SEBE,6)
O ortak koşucular: Ey Allahım, bu anlatılanlar / Kuran ayetleri, Senden gelen bir gerçek ise, üstümüze gökten taşlar yağdır veya başımıza acıklı bir azap getir diye alay ediyorlardı. (ENFAL,32)
Ne var ki gerçeklerin açıklanması, ortak koşucuların nefretini arttırıyor. (İSRÂ,41)
İyice anlasınlar diye / anlamaları için ayetlerimizi / hükümlerimizi nasıl da inceden inceye / ayrıntılı açıklıyoruz. Fakat senin halkın Gerçeğin tâ kendisi olduğu halde buna yalan dedi. (ENÂM,65,66)
O, gerçeği içeren Kitabı, sana, kendinden öncekileri doğrulamak üzere indirmiştir / önceki çağların vahiylerinden doğru namına ne kalmışsa sürdüren bu Kitabı, Tevratı ve İncili gerçeğin tâ kendisi olarak indiren Odur / sana Kitabı, daha önceki gönderilen Kitapları onaylayıcı olarak gerçekle indirdik. (ÂLÎ İMRAN,3)
O, gerçeği apaçık ortaya koyan ve her şeyi en ince ayrıntısına kadar bilendir. (SEBE,26)
Size verilene teşekkür edeceğinize, (gerçeği) yalanlamayı meslek mi edindiniz? (VÂKIA,82)
Doğrusu, bu, andolsun kuşku duyulmayacak olan kesin gerçektir. (VÂKIA,95)
Sana onları gerçeğin tâ kendisi olarak okuyoruz. (CÂSİYE,6)
Karşılarında söze dayalı apaçık deliller halinde ayetlerimiz okunduğu zaman ortak koşucular, Bu Kuran, uydurulmuş bir yalandan / düpedüz uydurmadan başka bir şey değildir dediler. Ortak koşucu inkârcılar kendilerine gelen Gerçek için / Gerçeğin tâ kendisi kendilerine geldiği halde bu kâfirler: Bunlar kimilerine çok büyüleyici gelen birtakım laflar, başka bir anlamı yok! demekten geri durmuyorlar. (SEBE,43)
Peygamber size Rabbinizden gerçeğin tâ kendisini getirdi. (NİSA,170)
Onun sözü gerçeğin tâ kendisidir / sözü mutlak doğrudur. (ENÂM,73)
Kendilerine Kitap verdiklerimiz / Yahudiler, Hıristiyanlar Kuranın, Rablerinden gerçek olarak / gerçeği bildirmek üzere indirildiğini çok iyi bilirler / o gerçeğin tâ kendisi olarak Rabbin tarafından indirilmiştir. Sakın şüphelenenlerden olma! Rabbinin kelimeleri / buyrukları / Rabbinin sözü doğruluk ve adaletle / söz ve adalet olarak kemâle ermiştir / tamamlanmıştır. Allahın sözlerini değiştirebilecek / engelleyecek (hiçbir güç) yoktur. (ENÂM,114,115)
Ayetlerimizi inkâr edenler, sözü / sözün aslını kendilerine söylenenin dışında bir sözle değiştirdiler. (ARAF,162)
Yüce olan, yalnızca Allahın sözüdür / Allahın sözü yüce olanın tâ kendisidir. (TÖVBE,40)
Onlar Allahın kelâmını / sözünü değiştirmek istiyorlar. (FETİH,15)
Bu sözü / Kuranı yalanlayanları sen Bana bırak! (KALEM,44)
Ey ortak koşucu inkârcılar! Siz bu sözü mü kirletip küçümsüyorsunuz? (VAKIÂ,81)
Andolsun / yemin olsun! Biz size gerçeği / hakkı getirdik / Biz size gerçeğin tâ kendisini gönderdik fakat çoğunuz gerçeklerden hoşlanmıyorsunuz. (ZUHRUF,78)
Eğer bu Kitabın ayetlerini reddederseniz / aldırış etmezseniz / eğer size bildirilen (gerçeklerden) yüz çevirecek olursanız doğrusu sizin için, başınıza gelecek büyük bir günün azabından korkarım. (HÛD,3)
Rabbinden sana gelen; gerçeğin tâ kendisidir / andolsun hak / gerçek sana Rabbinden gelmiştir. Sakın kuşkuya düşme / sakın şüphecilerden olma! Ve sakın / asla Allahın ayetlerine Yalan diyenlerden / bildirdiğim bu gerçekleri yalanlayanlardan olma! Yoksa kaybedenlerden olursun / sonra zararlı çıkan sen olursun. (YUNUS,94,95)
Suçlular hoşlanmasalar da Allah, Kendi sözleriyle gerçeği, gerçeğin tâ kendisi olarak ortaya çıkarır /Allah sözlerinin gerçek olduğunu ortaya koyacaktır / Allah, gerçeği, suç işleyenler hoşlanmasalar da, sözleriyle gerçekleştirecektir / kelimeleriyle ortaya çıkarıp kanıtlayacaktır / Allah, sözleriyle gerçeği ortaya koyacaktır. (YUNUS,82)
Doğrusu Ben, ortak koşucu Arapları ve atalarını kendilerine Gerçek / Gerçeğin tâ kendisi ve apaçık / açık kanıtlı bir elçi gelinceye kadar geçindirdim. Fakat kendilerine Gerçek / Gerçeğin tâ kendisi geldiği zaman da Bunlar büyüleyici bir takım laflar, biz bunlara inanmayız / onu kabul etmiyoruz dediler. (ZUHRUF,29,30,31)
Kim Allaha teslim olursa işte gerçeği bulanlar onlardır. (CİN,14)
Allahın anlattığı bu gerçekler, insanlar için aydınlatıcı belgelerdir. (CASİYE,20)
Kıyamet kopunca, işte o gün gerçekleri reddedenler hüsrana uğrayacaklardır. (CASİYE,27)
Gerçeği görebilen / görmek isteyen bir toplum için Allahtan daha güzel yasa koyucu olabilir mi? (MÂİDE,50)
Bu gerçek, Rabbinizdendir. (KEHF,29)
Sen, apaçık gerçeği izlemektesin / gerçeğin tâ kendisi olan apaçık bir yoldasın / apaçık gerçeğin üzerindesin. Sen ancak, ayetlerimize inananlara duyurabilirsin; ancak onlar anlattığın gerçeği kabul ederler. (NEML,79,81)
Ortak koşucular, Allahın nimetini biliyorlar, sonra da onu inkâr ediyorlar. Onların çoğu gerçekleri gizlerler. (NAHL,83)
(Dünyada iken gerçeği) işitemedikleri ve göremedikleri için de onların azabı katlanacaktır. (HÛD,20)
Ona inen / vahyedilen bir öğüt ve (gerçeği) açıklayan bir Kurandan başka bir şey değildir. Yaşamakta olanı uyandırsın ve kâfirlerin karşısına sözü gerçeğin tâ kendisi olarak diksin diye (YÂSİN,69,70)
Katımızda gerçeği içeren bir Kitap vardır. (MÜMİNUN,62)
Bu Kuran, dikkatinizi çektiğim varlıkların yönetiminin sahibi Allah tarafından yetkili kılınan, Onun yanında güçlü, onurlu, güvenilen bir elçinin tebliğ ettiği bir sözdür. (TEKVİR,19,20,21)
Biz seni bir müjdeci ve uyarıcı olarak gerçekle / gerçeğin tâ kendisi ile gönderdik. (FÂTIR,24)
Kuranda sana vahyettiklerimiz, daha önce gönderdiğimiz Kitapları doğrulayan gerçektir. (FÂTIR,31)
Hiç kuşkun olmasın ki, Biz bu Kuranı sana gerçek olarak indirdik. (ZÜMER,2)
Kuşkusuz Kuran, kesin bilginin tâ kendisidir / mutlak gerçektir / kesin bilginin tam gerçeğidir / gerçeğin tâ kendisidir. (HAKKA,51)
Önceki çağlardan beri gerek Vahye muhatap olduğu halde küfre düşenlerden, gerekse ortak koşarak karşı gelenlerden hiç kimse kendilerine Söze dayalı apaçık deliller gelmeden dışlanmış değildir / apaçık kanıt gelmesine rağmen yollarını terk etmiyorlar. Bu deliller, Allahın elçisinin okuduğu tertemiz sahifelerdir. Bu sahifelerde hayatın içinden seslenen dosdoğru ilkeler vardır. (BEYYİNE,1,2)
Kuran, İnanıyoruz dedikleri Tevratı onaylayan bir gerçektir / kendilerinde olanı doğrulayan gerçeğin kendisidir. (BAKARA,91)
Tövbe edip kendilerini düzeltenler ve Kurandaki indirileni çarpıtmadan, gizlemeden / (gerçeği) açıklayanlar / düzeltenler ve açık açık anlatanlar bu lanetin dışındadır. (BAKARA,160)
Ey Kitap halkı! Tüm gerçeklere açık seçik tanık olduğunuz halde, neden Allahın ayetlerini / belgelerini inkâr ediyorsunuz? Neden doğru ile yanlışı birbirine karıştırıyor / hakkı / gerçeği bâtılla kirletiyor / gerçeğe saçmalığı giydiriyorsunuz ve bile bile gerçeği gizliyorsunuz? (ÂLÎ İMRAN,70,71)
Ey Kitap sahipleri! (Yahudiler, Hıristiyanlar ve Müslümanların ileri gelenleri) apaçık gerçeklere tanık olduğunuz halde / Allahın yolunun doğru olduğunu bilip dururken, niçin Allahın yolunu eğri göstermeyi isteyerek / değiştirmeye yeltenerek, inananları ondan uzaklaştırmaya çalışıyorsunuz / saptırıyorsunuz? (ÂLÎ İMRAN,99)
Onun gönderdiği gerçeğe gereğince uyun ve Allaha teslim olanlar olarak can verin. (ÂLÎ İMRAN,102)
Allahın indirdiği gerçeğe / Kurana içtenlikle bağlananlar, insanlar için seçilmiş örnek bir modeldir. (ÂLÎ İMRAN,110)
Bu insanlara ne oluyor ki, hiçbir Allah sözünü anlamaya yanaşmıyorlar?! (NİSA,78)
Allah gerçekleri engelleyen bir toplumu doğruya iletmez / doğru yola ulaştırmaz. (BAKARA,258)
İnananlar için Allahın Kuranına ve inen gerçeğe / Haktan inene / gerçeğin tâ kendisini hatırlamaları için içtenlikle gönüllerinin bağlanması / kalplerinin ürperme / titreyip kendilerine gelme zamanı gelmedi mi? (HADÎD,16)
İkiyüzlüler gerçekleri saklarlar, sonra da inanıyoruz derler. Bu yüzden, onların kalpleri kirlendi; artık onlar anlamak istemezler / sözün maksadını kavrayamazlar. (MÜNAFİKUN,3)
İçtenlikle inanıp, iyi ve güzel işler üretenlere ve Rablerinden bir gerçek olarak Muhammede indirilene / Kurana inananlara gelince, Allah onların günahlarını / çirkin davranışlarını / kötülüklerini örter ve kalplerini / gönüllerini iyilik ve güzelliğe / barışa yönlendirir / durumlarını düzeltir / durumlarını iyileştirecektir. Allahın buyruklarını örtenler / inkârcılar, yanlışı izlemekte / yalana / boş ve tutarsıza uymakta, inananlar ise, Rablerinden gelen gerçeği / hakkı izlemekte / gerçeğe uymaktalar. (MUHAMMED,2,3)
Elif, Lâm, Mim, Râ. Bunlar, sana Rabbinden indirilen Kitabın, gerçek / hak olduğunu açıklayan ayetleridir / işaretlerdir / ilkeleridir / sana Rabbinden indirilen Gerçeğin tâ kendisidir. (RAD,1)
Rabbinden sana indirilen Kuranın gerçek olduğuna inananla, inkâr eden bir kişi, gören ile görmeyen gibidir. Kuranın gerçek olduğunu bilenler, Allaha verdikleri sözü yerine getirirler ve anlaşmalarını bozmazlar / antlaşmayı yerine getirir ve sözleşmeyi bozmazlar. Kuranın gerçek olduğuna inanmayanlar ise, Allaha verdikleri sözü tutmazlar ve anlaşmalarını bozarlar, toplumda ve akrabalar arasında / Allahın birleştirilmesini istediği şeyi ayıranlar, Allahın gözetilmesini istediği şeyleri gözetmezler. (RAD,19,20,25)
Biz her şeyi / gerçekleri apaçık gösteren / bildiren ayetler / ilkeler indirmiş bulunuyoruz. (MÜCADELE,5)
Kuranın gerçek / gerçeğin tâ kendisi olduğu insanlara apaçık oluncaya kadar / açık bir biçimde anlamalarına dek, varlığımızın belgelerini onlara hem kendi öz benliklerinde, hem de dış dünyada / (uçsuz bucaksız) ufuklarda göstereceğiz. (FUSSİLET,53)
Rivayetleri din yapan ortak koşucular hoşlanmasa da, Allah elçisini / Muhammedi hidayet / doğru yol rehberi / doğruluk göstergesi / hidayet ve gerçek / hak din ile gönderdi ki, ortak koşucuların ağızlarıyla uydurdukları tüm uyduruk dinlerden bütün dinlere Allahın dininin üstün olduğunu bildirsin diye. (SAFF,9)
Ortak koşucuların ve atalarının uydurdukları tüm uyduruk dinlere üstün kılması için, Allah, elçisini hidayetle / doğruluk göstergesi ve gerçek / hak din ile gönderdi. (FETİH,28)
Şu bir gerçek ki, Allahtan bir ışık / nûr ve (gerçekleri) açıklayan / apaçık bir Kuran / Kitap geldi size. (MÂİDE,15)
Ey Kitap sahipleri / Yahudiler, Hıristiyanlar! Elçiler arasındaki bir boşluk döneminden sonra, elçimiz size (gerçeği) açıklamak / gerçekleri apaçık anlatmak / ayan-beyan açıklamalarda bulunmak üzere gelmiştir. (MÂİDE,19)
Geçmiş çağlarda kendilerine Kitap verilenlerin çoğu, gerçeğin tâ kendisi apaçık belli olduktan sonra, sırf içlerindeki kıskançlıktan ötürü sizi imanınızdan vazgeçirip küfre döndürmek istediler. (BAKARA,109)
Ey Muhammed Peygamber! Daha önceki Kitapları / Tevrat ve İncili doğrulayan / tasdikleyici ve onları denetleyip güvenilirliğini sağlayıcı / (onları) koruma altına almak üzere, gerçeği bildiren / gerçekleri kapsayıcı olarak, o Kitapların yerine geçen / hakem olan bu Kuranı sana indirdik. Sana gelen gerçekleri bırakıp / gerçekten uzaklaşarak, onların hevesine / yalan beyanlarına uyarak karar verme. (MÂİDE,48)
Ortak koşucu din adamları çabalasalar da, Allah, elçisini hidayetle / doğru gösterge ve gerçek dinle gönderdi ki onların kendi uydurdukları tüm dinlere üstün kılsın. (TÖVBE,33)
Allahın ayetlerine karşı / Allahın ayetleri hakkında mücadele edenler gerçeği nasıl da görmezden geliyorlar? (MÜMİN,69)
Gerçek Rabbindendir; o halde kuşkulananlardan olma / Rabbinin gerçeğidir bu! (ÂLÎ İMRAN,60)
Yüzleri kararanlara şöyle denecek: İman ettikten sonra gerçeği niye sakladınız? Gerçekleri sakladığınızdan dolayı tadın azabı. (ÂLÎ İMRAN,106)
Tarafımızdan görevlendirdiğimiz elçi, ortak koşucu Araplara ve Yahudilere Kuran ayetlerini ulaştırdığında / katımızdan gerçek / gerçeğin tâ kendisi geldiğinde Musaya verilen mucizelerin bir benzeri buna / Muhammede de verilseydi ya! dediler. (KASAS,48)
Kim Müslüman / Allaha teslim / içtenlikle doğruya bağlananlardan olursa, işte onlar doğru yolun yolcusudurlar / işte gerçeği bulanlar onlardır. (CİN,14)
Gerçekten Kuranı Biz indirdik ve Kuran gerçekleri getirdi / Biz, Kuranı gerçeği bildirmek üzere indirdik; bu yüzden o, gerçeği bildirmek için inmiştir. Seni de sadece / yalnız, bu Kuranla, insanları müjdelemen ve uyarman için gönderdik. Ve bu Kuranı, insanlara sindire sindire, iyice anlatıp, kavratasın diye / ağır ağır okuman için, Biz onu sana, koşullara uygun olarak, peyderpey indirdik / bölüm bölüm ayırdık ve onu gerektikçe indirdik / Biz bu Kuranı gerçeğin tâ kendisi olarak indirdik; gerçeğin tâ kendisidir inen! Kuranı hayatın içinden seslenerek, insanlar sorun yaşadıkça cevaplar vererek, bölüm bölüm indirdik. (İSRÂ,105,106)
Ey insanlar! Rabbinizden size Kuran / gerçeğin tâ kendisi gelmiş bulunuyor / gerçek size Rabbinizden gelmiştir. (YUNUS,108)
Unutmayın ki Allahın sözü tamamıyla gerçektir. (YUNUS,55)
Allahın söylediği gerçeğin tâ kendisiydi. (İBRAHİM,22)
Bu, gerçekten de Allahın Sözüdür / Allahın koyduğu değiştirilemez bir yasadır / bu, Allahın gerçeğin tâ kendisi olan Sözüdür. (YUNUS,4)
Katımızda gerçeği içeren bir Kitap vardır. İnkârcıların kalpleri, gerçeği içeren bu Kitaptan habersizdir. Onlar gerçeğe aykırı işlerde çalışıp durmaktadırlar. (MÜMİNÛN,62,63)
Gerçeklik / gerçeğin tâ kendisi! Nedir gerçeklik / gerçeğin tâ kendisi? Anlayabiliyor musun nedir gerçeğin tâ kendisi / gerçekliğin ne olduğunu sana ne bildirir? (HAKKA,1,2,3)
Gerçeğin tâ kendisi geldi; sahte olan yok olup gitti. (İSRÂ,81)
İnkârcı insan, elçinin bildirdiğini (Kuranı), ne doğruladı / o, (dünyada iken) ne (gerçeği) tasdik etti / ne Söze inandı, ne de destekledi / onayladı / ne de iman ederek yöneldi. Tam tersi ( o Vahyi) / (gerçeği) yalanladı ve yüz / sırt çevirdi / reddetti. Hep kibirlendi; etrafı kendine yeter sandı / gerine gerine kendinden yana olanlara gitti. (KIYAMET,31,32,33)
 
Üst Alt