• Merhaba Ziyaretçi hoşgeldin! Forumdan daha fazla yararlanmak için buradan kayıt olunuz...

Komünizmin Karanlık Yüzü Komünizm, 19. yüzyılda ortaya atılan "izm"lerin en kanlısı,

ümmi

Kıdemli
Üye
Komünizmin Karanlık Yüzü Komünizm, 19. yüzyılda ortaya atılan "izm"lerin en kanlısı,

Komünizmin Karanlık Yüzü
Komünizm, 19. yüzyılda ortaya atılan "izm"lerin en kanlısı, en acımasızı ve en geniş çaplısıdır. 20. yüzyılda komünist rejimler veya örgütler tarafından öldürülen insan sayısı yaklaşık 120 milyondur. 120 milyon insan, sırf bu ideoloji uğruna idam edilmiş, toplama kamplarında ölesiye çalıştırılarak katledilmiş, "sürgün" adı altında evlerinden toplanıp Sibirya steplerinde yok edilmiş, kasten oluşturulan kıtlıklarla açlıktan öldürülmüş, en korkunç hapishanelerde en korkunç işkencelere uğratılmış, beyni yıkanmış komünist militanlar tarafından kurşuna dizilmiştir.

20. yüzyıl insanlık tarihinin en kanlı dönemidir. Bu yüzyılda dünya savaşı, soykırım, toplama kampı, kimyasal silahlar, nükleer silahlar, bombardıman, gerilla savaşı, terör eylemleri gibi, daha önceki yüzyıllarda duyulmamış ve görülmemiş vahşet yöntemleri ortaya çıkmıştır. Bu yöntemlerle öldürülen insanların sayısı, yüz milyonlarla ifade edilmektedir.

20. yüzyılın bu kadar kanlı olmasının iki önemli nedeni vardır. Birincisi, gelişen teknolojinin eski devirlerdeki silahlara göre çok daha öldürücü silahların yapımına izin vermesidir. İkinci neden ise -ki asıl önemli olan budur- bu silahların kullanılmasına, hem de korkunç bir acımasızlıkla kullanılmasına neden olan ideolojilerdir. Temelleri 19. yüzyılda atılan çeşitli "izm"lerin kanlı hasadı 20. yüzyılda olmuştur.

Komünizm, bu "izm"lerin en kanlısı, en acımasızı ve en geniş çaplısıdır.

1917'de Rusya'da gerçekleşen kanlı Bolşevik Devrimi ile başlayan vahşet, önce yeni kurulan Sovyetler Birliği'nin geneline, ardından Doğu Avrupa'ya, Çin'e, Kore'ye, Vietnam'a, Kamboçya'ya, Latin Amerika ülkelerine, Küba ve Afrika'ya yayılmıştır.

DOĞU BLOKU'NDA KIZIL TERÖR

Bolşevik Devrimi'nin lideri Lenin'in başlattığı ve Stalin'in genişleterek sürdürdüğü terör, on milyonlarca insanı katletmiş, onlarca farklı halkı acı ve işkenceye uğratmıştı. Komünizmin Kara Kitabı'nda Lenin ve Stalin dönemindeki komünist vahşetlerin genel bilançosu ana hatlarıyla şöyle verilir:

1. Hiçbir yargılama olmadan hapsedilen on binlerce rehine ya da insanın kurşuna dizilmesi ve 1918-1922 yılları arasında ayaklanan yüz binlerce işçi ve köylünün katledilmesi;

2. 5 milyon insanın ölümüne yol açan 1922 açlığı;

3. 1920'de Don Kazaklarının ortadan kaldırılması ve sürgüne gönderilmesi;

4. 1918-1930 yılları arasında on binlerce insanın toplama kamplarında öldürülmesi;

5. 1937-1938 yıllarındaki Büyük Temizlik sırasında 690000'e yakın insanın ortadan kaldırması;

6. 1930-1932 yılları arasında sebepsiz yere suçlanan 2 milyon insanın sürgüne gönderilmesi;

7. 1932-1933 yıllarında 6 milyon Ukraynalının kasıtlı olarak yaratılan açlıktan kırılmasına seyirci kalınması;

8. Önce 1939-1941 yılları arasında, ardından da 1944-1945 yıllarında yüz binlerce Polonyalı, Ukraynalı, Baltıklı, Moldavyalı ve Besarabyalının sürgüne gönderilmesi;

9. 1941'de Volga Almanlarının sürgüne gönderilmesi;

10. 1944'te Kırım Tatarlarının sürgüne gönderilmesi ve çaresizliğe terk edilmeleri;

11. 1944'te İnguşların sürgüne gönderilmesi ve çaresizliğe terk edilmeleri. (Stephane Courtois, Nicolas Werth, Jean-Louis Panne, Andrzej Paczkowski, Karel Bartosek, Jean-Louis Margolin, Komünizmin Kara Kitabı, Doğan Kitapçılık A.Ş., S.505)

Stalin'in ölümünden sonra Sovyet rejimi, kısıtlı da olsa bir yumuşama sürecine girdi. Ancak Stalin döneminde kurulan "korku imparatorluğu", yine korku üzerine kurulu olarak toplumu yönetmeye devam etti.

Sovyet terörü, sadece kendi halkıyla sınırlı kalmadı. Sovyetler Birliği, II. Dünya Savaşı ile birlikte Doğu Avrupa'ya da yayıldı. Savaş bittiğinde Doğu Avrupa ülkelerinin önemli bir bölümü Sovyet etki alanında kalmıştı. Moskova birkaç yıl içinde çeşitli siyasi komplolar ve manevralarla bu ülkelerin hepsini kendi egemenliği altına aldı. Polonya, Macaristan, Çekoslovakya, Romanya, Bulgaristan, Arnavutluk, Doğu Almanya gibi Avrupa ülkeleri, Stalin'in kanlı rejiminin pençesine düştüler.

Kızıl vahşet, bu ülkelerdeki insanlara da adeta cehennem hayatı yaşatmaya başladı. Rejim muhalifleri bir bir tutuklanmaya, işkence görmeye, idam edilmeye başlandılar. Kısa sürede tüm toplumda korku ve dehşet hakim oldu. Komünist rejimin düşüşünden sonra, 1990'lı yılların başında çevrilen bir Bulgar belgeselinde, bir kadın 1944 sonbaharında başından geçen bir olayı şöyle anlatıyordu:

Babamın ilk tutuklanışından sonra, ertesi gün öğlene doğru eve bir polis geldi ve anneme öğleden sonra saat 5'te 10 numaralı polis karakoluna gelmesini bildiren bir celp verdi. Neden sonra annem giyindi-güzel bir kadındı ve çok iyi kalpli bir insandı-ve çıktı. Biz üç çocuk onu bekledik, bekledik. Sabaha karşı yarımda döndü, rengi kireç gibi bembeyaz, giysileri yırtık pırtıktı. Girer girmez de sobanın yanına gitti, sobanın levhalarını kaldırdı, soyunmaya başladı ve üzerinden çıkanların hepsini yaktı. Sonra banyo yaptı, ancak bundan sonradır ki bizi kolları arasına aldı. Uyuduk. Ertesi gün ilk kez intihar girişiminde bulundu, daha sonra da iki kere kendini zehirledi. Hala yaşıyor, onunla ilgileniyorum.. Akıl hastası. Ona yapılanları hiçbir zaman öğrenemedik. (Komünizmin Kara Kitabı, s. 505)

Tutuklananlara yapılanlar, korkunç şeylerdi. Komünizmin Kara Kitabı'nda, Romanya'daki komünist Nikolay Çavuşesku rejimi tarafından başlatılan işkence uygulamaları hakkında şu bilgiler veriliyor:

Çekoslovakya'yla birlikte Romanya da, Orta ve Güneydoğu Avrupa da baskı sistemine yenilikler kattı: Asyalı komünistler tarafından kullanılan, "beyin yıkama" yoluyla "yeniden eğitim" yöntemini büyük bir ihtimalle Avrupa kıtasında ilk uygulayan ülke oldu; hatta bu yöntemi daha da mükemmelleştirdi. Girişimin şeytani amacı mahkumların birbirine işkence yapmasını sağlamaktı. Bu icat, 1930'lu yıllarda Bükreş'e yüz kilometrelik bir mesafede kurulmuş olan görece modern bir cezaevi olan Pipeşti'de uygulandı. Konuya ilişkin deneyler, Aralık 1949'da başladı ve üç yıl kadar sürdü... Amaç, bedensel ve manevi işkence ile, komünist öğretinin öğretilmesini birleştirerek, siyasi tutukluları yeniden eğitmekti. (Komünizmin Kara Kitabı, s. 506)

Bu işkencelerde özellikle tutukluların dini inancını yok etmek hedefleniyordu. Yapılan canice işkence sonucunda, tutuklulardan Allah'ın varlığını inkar etmeleri isteniyordu:

Rumen siyasi polisi Securitate sorgulamalar sırasında dayak atma, falaka ve baş aşağı ayaklarından asma gibi 'klasik' işkence yöntemlerini kullandı. Piteşti'de işkencedeki acımasızlık, bu yöntemlerin çok daha ötesine geçti: 'Mümkün olan ve olmayan her türlü işkence biçimi uygulandı. Vücutların değişik bölgelerinde sigara yanıkları vardı; mahkumların kalçalarındaki dokular ölmüştü, etleri cüzzamlılarınki gibi dökülüyordu; dışkı yemeye zorlanıyor, kustukları zaman da kusmukları tekrar ağızlarına sokuluyordu.

Turcanu'nun şeytani hayal gücü, özellikle Tanrı'yı inkar etmeyi kabullenmeyen din okulu öğrencilerini hedef alıyordu. Bazıları, her sabah şu şekilde 'vaftiz' ediliyordu: kafaları idrar ve dışkı dolu bir oturağa sokulurken, diğer mahkumlar da etraflarında ilahi söylüyordu. Kurban boğulmasın diye arada sırada başı dışarı çıkarılıyor ve kısaca nefes almasına izin verildikten sonra tekrar oturağa sokuluyordu.

Birinci aşamanın adı "dış maskeyi çıkarmak"tı: Mahkum soruşturmada sakladığı bilgiyi, özellikle özgürlük günlerinde arkadaşlarıyla arasındaki bağları itiraf ederek, dürüstlüğünü ispat etmeliydi. İkinci aşama olan "iç maskeyi çıkarma" ise, mahkumun hapishanede kendine yardım edenlerin açıklamasıyla sürüyordu. Üçüncü aşama, "ahlaki maskeyi çıkarma" sırasında, mahkumdan bugüne kadar kutsal saydığı herşeye küfretmesi isteniyordu. Son olarak dördüncü aşamada, ODCC'ye katılmak için, en iyi arkadaşına kendi elleriyle işkence ederek onu "yeniden eğitmesi" gerekiyordu. (Komünizmin Kara Kitabı, s.536) (http://www.harunyahya.org/kitaplar/komunizm/-44)

Bu gibi işkenceler Doğu Bloku'ndaki tüm ülkelerde uygulandı. Komünizmin gözü dönmüş caniliği ve dine olan azgın nefreti, tarihin en korkunç işkence rejimlerini ortaya çıkardı. İnsanları birer hayvan olarak gören, bu sözde "hayvanların" yola getirilmesi için daimi bir şiddet, işkence ve korkunun gerekli olduğunu kabul eden Darwinist-materyalist felsefe, komünist rejimlerin zindanlarında feci işkencelere dönüştü.

Komünist Rusya İslam dininin giderek yayılmasını kendisi için bir tehlike olarak görmüştü. Yaptığı zulüm uygulamaları da Orta Asya Türk Cumhuriyetleri'nde İslam'ın yayılışını önlemek amaçlı idi. Bunun için halkın ibadet etmesini yasaklıyor, Kuran'ları yakıyor, imanlı insanları katlediyordu. Ancak burada bu inkarcı sistemin akledemediği önemli bir nokta vardır: Dini inkar edenler Allah'a samimi imanı kavrayamadıkları için, kutsal kitapların ortadan kaldırılması ile inancın da yok olacağını zannederler. Oysa insanın imanı kalbindedir. Ve samimi iman eden insanlar, başlarına gelen her türlü zorluğun Allah'tan bir deneme olduğunu bilir ve her şart altında bunlara sabrederler.

Fikri temelleri olan materyalizm ve Darwinizm yıkılmadıkça, komünizm "öldü" görüntüsü altında gizli gizli gelişmeye devam edecek ve fırsat bulduğu anda yeni vahşetler ve zulümler için tekrar ortaya çıkacaktır.

İnsanın Hayvanlaştırılması

Vahşet, komünizmin felsefesinin doğal bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Bu olgunun temelinde, insanların bir "havyan türü" olarak görülmesi yer alır. Komünizm, Marx'ın ısrarla belirttiği gibi, Darwin'in evrim teorisine dayanmaktadır ve bu teori insanı "gelişmiş bir hayvan" olarak tarif etmektedir. Dahası, insanlar arasında çatışmanın, baskının, zulmün, güç mücadelesinin doğal ve meşru olduğunu telkin etmektedir. Bu felsefeyi benimseyen bir insanın elinde yeterli güç ve imkan bulunduğunda, her türlü zulüm ve vahşeti işlemesi çok kolaydır.

Nitekim geçmişe baktığımızda, komünistler tarafından işlenen vahşetlerde, insanların "hayvan türü" olarak görülmesinin büyük rol oynadığı açıkça görülür. Komünist ideologlar, karşıtlarını birer hayvan olarak tanımlamış, dahası yönettikleri insanları da psikolojik olarak "hayvanlaştırmaya" yönelik bir politika izlemişlerdir. Komünizmin Kara Kitabı'nda, söz konusu politika şöyle açıklanmaktadır:

"Adam öldürmek bir eğitim gerektirir; herkes komşusunu öldürmekte bir kararsızlık yaşar, buna karşı uygulanabilecek en etkili eğitim, kurbanının insanlığını yadsımayı, ona geçici olarak "insan değilmiş gibi görmeyi" öğretmektir. Alain Brossat haklı olarak şöyle yazar: "Barbar temizlik ayini, ölüm makinesinin tam verimle çalışması, işkence söylemleri ve uygulamalarında ötekinin hayvanlaştırılmasından, düşsel ve gerçek düşmanların hayvanlar dünyasına sokulmasından başka bir şey değildir...." (Alain Brossat, Un Communisme Insupportable, Paris, L'Harmattan, 1997, s.265)

Brossat, bu kızılca kıyametin ve şölenlerin gerçek bir ötekini hayvanlaştırma geleneği oluşturduğunu, aynı geleneğin XVIII. yüzyıldan itibaren yapılan siyasî eleştirilerde de görülebileceğini anımsatır. Bu eğretilemeli ayin, özellikle hayvan imgeleri aracılığıyla gizli bunalım ve çatışmaların dışa vurulmasına yol açıyordu. Moskova'da 1930'lu yıllarda bu tür söylemlerin hiçbir eğretilemeli yanı kalmamıştı: "Hayvanlaştırılmış" düşmana önce bir av hayvanıymış gibi davranılır, sonra da bırakılırdı; tabiî burada önce ensesine bir kurşun sıkılırdı. Stalin bu yöntemleri sistemleştirip genelleştirdikten sonra Çinli, Kamboçyalı ve öteki takipçileri bundan geniş ölçüde yararlandı. Bununla birlikte yöntemleri ilk bulan Stalin değildir. Lenin'i de bu suçlamaların dışında tutamayız; iktidarı ele geçirdikten sonra bütün düşmanlarını "zararlı böcek", "bit", "akrep" ya da "vampir" olarak görüyordu. (Komünizmin Kara Kitabı, s.996-997)

İşte komünizmin insanları hayvan olarak gören bu bakış açısının temeli, Darwinizm'dir. Bu, Marx, Engels ve Lenin tarafından defalarca vurgulanmış bir gerçektir. Dolayısıyla, komünist vahşet, Darwinizm'in bir uygulamasından başka bir şey değildir.

Fransız Ulusal Bilimsel Araştırma Merkezi (GÉODE-Paris X) araştırma müdürü ve komünizm tarihi uzmanı Stéphane Courtois, bu konuda şu yorumu yapar:

Komünizmde toplumsal-siyasî bir öjenizmin, toplumsal bir Darwinciliğin varlığından söz edilebilir. Dominique Colas'ın yazdığı gibi, "Lenin, toplumsal türlerin evrimi konusundaki bilgilerin efendisi olarak, tarih mahkum ettiği için yok olması gerekenlere karar verir. Bilim yoluyla -Marxizm-Leninizm gibi ideolojik ve siyasî tarih- burjuvazinin insanlık evriminde aşılmış bir evreyi temsil ettiğine karar verildikten sonra, bu sınıfın ortadan kaldırılmasına, hatta bu sınıfı oluşturan ya da bu sınıfa şu ya da bu şekilde ait olan bireylerin öldürülmesine haklı gerekçeler bulunabilir. (Komünizmin Kara Kitabı, s. 999)

Courtois, bu yorumunun ardından da şu soruyu sormaktadır:

Marxizm-Leninizm'in kökleri Marx'tan çok, toplumsal meseleye uygulanan ve ırk meselesiyle yanılgılara düşen sapkın bir Darwinciliğe bağlanamaz mı? (A.g.e. 1000)

Kuşkusuz bağlanabilir. Dahası, komünizmin kökeni zaten mutlak olarak Darwinizm'dir. Hem de bu Darwinizm, "sapkın bir Darwincilik" değil, Darwinizm'in bizzat kendisidir. İnsanların bir hayvan türü olduklarını, aralarında kaçınılmaz ve doğal bir çatışma olduğunu, tarihin bu şekilde işlediğini, insanın yaptıkları nedeniyle kimseye hesap vermeyeceğini ve diyalektik materyalizmin tüm diğer safsatalarını ileri süren ve bunu da "bilimsellik" kisvesi altında yapan kaynak Darwinizm'dir. Darwin bunun teorisini kurmuş, komünistler ise hayata geçirmiştir. 20. yüzyılın kanlı komünizm bilançosu, aslında "uygulamalı Darwinizm"dir.
 

KOMANDO

Tecrübeli
Üye
Söz konusu Komünizm ise ve komünizmi dünyaya yaymak icin ise , 120 milyon degil 1 milyar insanin bile katli mübah tir...

Dünyada daha vahsisi yoktur bu konuda komünizm den.. komünizmi yaymak icin karsi geleni öldürmeden zevk ve haz alan izim..

Ama Komünistlere sorsan , diyecekleri sudur, Her devrim Kanli olur..! Komünizmi hayata gecirebilmek icin ne olmus yani 120 milyon insan katledildi ise..? Dünyada milyarlarca insan var...! topu topu 120 milyon insan gittide ne oldu , yerine yenileri dogdu..:malesef:
 

haveran

Amatör
Üye
(http://www.harunyahya.org/kitaplar/komunizm/-44) şu kaynak bile yazdıklarınızı kaale almamak için yeterli bir neden. Harun yahya namı diğer Adnan Oktar :)

Bir de islam dini adına yapılan talkan ve curcan katliamlarından bahsetseniz de insanlar, Türkler isteyerek mi yoksa sopa zoruyla mı müslüman olmuşlar bir öğrenseler.
 

KOMANDO

Tecrübeli
Üye
Sayin Heveran Komünizmin vahseti ile ilgili belge bilgi yazi ve görüntü binlerce...Yani siz bu vahseti Adnan Oktar da yazdi..! diye mi reddediyorsunuz..?

Hadi onuda gecelim de konu Komünizm ile ilgili iken neden birden milletin islamiyete direksiyon KIRMASI icin ana caddede gidenleri ara yollara sapmalari icin gayret icine girdiniz...?

Konu basligina bir daha bakin, konu ile ilgili yazacak birseyiniz varsa buyurun..!

Komünizmin vahsetini kamufle icin islami araya sokmaniza gerek yok sosyalistin actigi bircok konuda var zaten orada bu yukarda yazdiklarinizi yazabilirsiniz bilen isteyen yerinde cevap verir...

Tekrar hatirlatayim... Konumuz.... Komünizmin Kanli tarihi vahseti...:prv:
 

haveran

Amatör
Üye
Komünizm komünizm diyerek halen konuşuyor olmanız, dünya da komünizmle yönetilen bir ülkenin olmadığını bilmiyor olduğunuz anlamına geliyor. Komünizme geçiş aşama aşamadır ve henüz dünya üzerinde komünizm aşamasına geçmiş bir devlet yoktur. İşte komünizme geçiş döneminde bir takım sıkıntılar mevcut her devrim döneminde olduğu gibi. Bu komünizmin kötülüğünden değil uygulamanın kötülüğünden kaynaklanan durumlardır. Bunlarla ilgili sakıncaları öğrenmek adına Server Tanillinin "devlet ve demokrasi " kitabını tavsiye edebilirim. Talkan ve curcan katliamları islam dini adına araplar tarafından yapılan katliamlardır. Hatta islam tarihçileri bu olayların islam dininin kötülenmemesi ve dinden soğutulma durumları olmaması için saklandığını söyler. 4 fersahlık bir mesafe boyunca ağaçlarda asılan kellerden bahsedilir. Bunlar islam dini adına yapılmıştır. Şimdi biz desek ki islam dini kan ve vahşet dinidir ,din adına bu vahşi katliamlar yapılmıştır. Eminim ki bir çoğunuz hakaret ve küfürlere başlayacaksınız. Üstelik benim bu konuda vereceğim tarihçiler ünlü islam tarihçileridir. Adnan oktar gibi ne idüğü belirsiz şarlatanlar değil. Bir bilimsel yazı yazılıyorsa eğer kaynaklar adam gibi olmalıdır. Bunun gibi şarlatanlar veriliyorsa kaale almamak yeterli bir sebeptir. Aynı görüşte olmak şart değil ama savunulan görüşü ciddi adamların belgelerine dayanarak verebilmek hem karşınızdaki kişinin sizi ciddiye almanızı sağlar hem de farklı görüşte olmanıza rağmen saygıyı hakedersiniz.
 

KOMANDO

Tecrübeli
Üye
Komünizm komünizm diyerek halen konuşuyor olmanız, dünya da komünizmle yönetilen bir ülkenin olmadığını bilmiyor olduğunuz anlamına geliyor. Komünizme geçiş aşama aşamadır ve henüz dünya üzerinde komünizm aşamasına geçmiş bir devlet yoktur. İşte komünizme geçiş döneminde bir takım sıkıntılar mevcut her devrim döneminde olduğu gibi..

Ben ne dedim.. tek savunma bu...


Desenize Türkiyeye komünizmi getirecek olsaniz , asama asama karsi gelenler katledilecek..

iyide 80 milyon Türkiyede 1000 kisi ancasiniz.. Komünizmin gelmesi icin 120 milyon insanin kani gerekiyorsa Türkiyede 120 milyon insan yok...?

O zaman tek secenek kaliyor , 40 milyon Komünizmi istemeyen insanlari ithal edersiniz o zaman 120 milyonu buluruz .. tamamini katledip rahatca komünizmi ilan edersiniz...
 

KOMANDO

Tecrübeli
Üye
Zeki biri oldugunuzu biliyorumda neden isinize gelmeyen konularda saf biri imis pozisyonuna sokuyorsunuz kendinizi...

Talkan ve curcan katliamları islam dini adına araplar tarafından yapılan katliamlardır.
Dedim ki KONU : Komünizm...! Islam yada onun ile ilgili olusumlar degil.. anladiginiz halde neden sürekli konu degistirmek icin CIRPINIYORSUNUZ...? Varsa bir sebebi söyleyin bilelim... tarhan curcan derdiniz ise acarsiniz ayri bir konu basligi tartisilir...

Ricam o ki kimse ne kendini nede digerlerini aptal yerine koymasin..

Heveran konumuza dönelim ( Ben Israrla dönecegim konuya sen her defasinda komünizm den uzaklastirmaya calissanda ):prv:

Konumuza döndük....

komünizme geçiş döneminde bir takım sıkıntılar mevcut her devrim döneminde olduğu gibi.
Bunu biraz acabilirmisin , Komünist rusyadan , cinden örneklerle... siz hayrun yahya kaynaklarini kullanmayin... buyurun..

SIKINTI derken icine neler giriyor...?
 

haveran

Amatör
Üye
Ben komünist değilim . Yazılanı anlamak bir meziyettir sizde olmadığı açık :)
 

KOMANDO

Tecrübeli
Üye
Komünizm komünizm diyerek halen konuşuyor olmanız, dünya da komünizmle yönetilen bir ülkenin olmadığını bilmiyor olduğunuz anlamına geliyor. Komünizme geçiş aşama aşamadır ve henüz dünya üzerinde komünizm aşamasına geçmiş bir devlet yoktur. İşte komünizme geçiş döneminde bir takım sıkıntılar mevcut her devrim döneminde olduğu gibi. Bu komünizmin kötülüğünden değil uygulamanın kötülüğünden kaynaklanan durumlardır. Bunlarla ilgili sakıncaları öğrenmek adına Server Tanillinin "devlet ve demokrasi " kitabını tavsiye edebilirim. Talkan ve curcan katliamları islam dini adına araplar tarafından yapılan katliamlardır. Hatta islam tarihçileri bu olayların islam dininin kötülenmemesi ve dinden soğutulma durumları olmaması için saklandığını söyler. 4 fersahlık bir mesafe boyunca ağaçlarda asılan kellerden bahsedilir. Bunlar islam dini adına yapılmıştır. Şimdi biz desek ki islam dini kan ve vahşet dinidir ,din adına bu vahşi katliamlar yapılmıştır. Eminim ki bir çoğunuz hakaret ve küfürlere başlayacaksınız. Üstelik benim bu konuda vereceğim tarihçiler ünlü islam tarihçileridir. Adnan oktar gibi ne idüğü belirsiz şarlatanlar değil. Bir bilimsel yazı yazılıyorsa eğer kaynaklar adam gibi olmalıdır. Bunun gibi şarlatanlar veriliyorsa kaale almamak yeterli bir sebeptir. Aynı görüşte olmak şart değil ama savunulan görüşü ciddi adamların belgelerine dayanarak verebilmek hem karşınızdaki kişinin sizi ciddiye almanızı sağlar hem de farklı görüşte olmanıza rağmen saygıyı hakedersiniz.

Komünist degilim diyorsunuz, Komünizm dönemindeki yapilan vahseti , Bu komünizmin kötü olusundan degil uygulayicilarin hatasindan diyerek hem komünizmi akliyor hem savunuyorsunuz...! Ama söz konusu islam olunca Tarhan ve curcan meselesini din adina yapildigini rahatca söyleyebiliyorsunuz...!

Yani 120 milyon komünizm adina katledilmemistir,komünist liderlerin yanlisidir...!
Tarhan ,Curcan Islam adina yapilan katliamdir....

Allah askina Komünist degilsiniz Ateistsiniz , Komünizmin sacayaklarinin en önem,lisi zaten ateizm dir...
Simdi kalkipta Komünist degilim diyerek komünizmi ateist olarak aklamaya kalkmaniz simdi size tarafsiz yorumcumu diyelim..?
... Lütfen milletle dalga gecmeyin...! Daha önceki yazilarinizi okumamis olsak hadi neyse...!
 

KOMANDO

Tecrübeli
Üye
Komünizmin Karanlık Yüzü
Komünizm, 19. yüzyılda ortaya atılan "izm"lerin en kanlısı, en acımasızı ve en geniş çaplısıdır. 20. yüzyılda komünist rejimler veya örgütler tarafından öldürülen insan sayısı yaklaşık 120 milyondur. 120 milyon insan, sırf bu ideoloji uğruna idam edilmiş, toplama kamplarında ölesiye çalıştırılarak katledilmiş, "sürgün" adı altında evlerinden toplanıp Sibirya steplerinde yok edilmiş, kasten oluşturulan kıtlıklarla açlıktan öldürülmüş, en korkunç hapishanelerde en korkunç işkencelere uğratılmış, beyni yıkanmış komünist militanlar tarafından kurşuna dizilmiştir.

20. yüzyıl insanlık tarihinin en kanlı dönemidir. Bu yüzyılda dünya savaşı, soykırım, toplama kampı, kimyasal silahlar, nükleer silahlar, bombardıman, gerilla savaşı, terör eylemleri gibi, daha önceki yüzyıllarda duyulmamış ve görülmemiş vahşet yöntemleri ortaya çıkmıştır. Bu yöntemlerle öldürülen insanların sayısı, yüz milyonlarla ifade edilmektedir.

20. yüzyılın bu kadar kanlı olmasının iki önemli nedeni vardır. Birincisi, gelişen teknolojinin eski devirlerdeki silahlara göre çok daha öldürücü silahların yapımına izin vermesidir. İkinci neden ise -ki asıl önemli olan budur- bu silahların kullanılmasına, hem de korkunç bir acımasızlıkla kullanılmasına neden olan ideolojilerdir. Temelleri 19. yüzyılda atılan çeşitli "izm"lerin kanlı hasadı 20. yüzyılda olmuştur.

Komünizm, bu "izm"lerin en kanlısı, en acımasızı ve en geniş çaplısıdır.

1917'de Rusya'da gerçekleşen kanlı Bolşevik Devrimi ile başlayan vahşet, önce yeni kurulan Sovyetler Birliği'nin geneline, ardından Doğu Avrupa'ya, Çin'e, Kore'ye, Vietnam'a, Kamboçya'ya, Latin Amerika ülkelerine, Küba ve Afrika'ya yayılmıştır.

DOĞU BLOKU'NDA KIZIL TERÖR

Bolşevik Devrimi'nin lideri Lenin'in başlattığı ve Stalin'in genişleterek sürdürdüğü terör, on milyonlarca insanı katletmiş, onlarca farklı halkı acı ve işkenceye uğratmıştı. Komünizmin Kara Kitabı'nda Lenin ve Stalin dönemindeki komünist vahşetlerin genel bilançosu ana hatlarıyla şöyle verilir:

1. Hiçbir yargılama olmadan hapsedilen on binlerce rehine ya da insanın kurşuna dizilmesi ve 1918-1922 yılları arasında ayaklanan yüz binlerce işçi ve köylünün katledilmesi;

2. 5 milyon insanın ölümüne yol açan 1922 açlığı;

3. 1920'de Don Kazaklarının ortadan kaldırılması ve sürgüne gönderilmesi;

4. 1918-1930 yılları arasında on binlerce insanın toplama kamplarında öldürülmesi;

5. 1937-1938 yıllarındaki Büyük Temizlik sırasında 690000'e yakın insanın ortadan kaldırması;

6. 1930-1932 yılları arasında sebepsiz yere suçlanan 2 milyon insanın sürgüne gönderilmesi;

7. 1932-1933 yıllarında 6 milyon Ukraynalının kasıtlı olarak yaratılan açlıktan kırılmasına seyirci kalınması;

8. Önce 1939-1941 yılları arasında, ardından da 1944-1945 yıllarında yüz binlerce Polonyalı, Ukraynalı, Baltıklı, Moldavyalı ve Besarabyalının sürgüne gönderilmesi;

9. 1941'de Volga Almanlarının sürgüne gönderilmesi;

10. 1944'te Kırım Tatarlarının sürgüne gönderilmesi ve çaresizliğe terk edilmeleri;

11. 1944'te İnguşların sürgüne gönderilmesi ve çaresizliğe terk edilmeleri. (Stephane Courtois, Nicolas Werth, Jean-Louis Panne, Andrzej Paczkowski, Karel Bartosek, Jean-Louis Margolin, Komünizmin Kara Kitabı, Doğan Kitapçılık A.Ş., S.505)

Stalin'in ölümünden sonra Sovyet rejimi, kısıtlı da olsa bir yumuşama sürecine girdi. Ancak Stalin döneminde kurulan "korku imparatorluğu", yine korku üzerine kurulu olarak toplumu yönetmeye devam etti.

Sovyet terörü, sadece kendi halkıyla sınırlı kalmadı. Sovyetler Birliği, II. Dünya Savaşı ile birlikte Doğu Avrupa'ya da yayıldı. Savaş bittiğinde Doğu Avrupa ülkelerinin önemli bir bölümü Sovyet etki alanında kalmıştı. Moskova birkaç yıl içinde çeşitli siyasi komplolar ve manevralarla bu ülkelerin hepsini kendi egemenliği altına aldı. Polonya, Macaristan, Çekoslovakya, Romanya, Bulgaristan, Arnavutluk, Doğu Almanya gibi Avrupa ülkeleri, Stalin'in kanlı rejiminin pençesine düştüler.

Kızıl vahşet, bu ülkelerdeki insanlara da adeta cehennem hayatı yaşatmaya başladı. Rejim muhalifleri bir bir tutuklanmaya, işkence görmeye, idam edilmeye başlandılar. Kısa sürede tüm toplumda korku ve dehşet hakim oldu. Komünist rejimin düşüşünden sonra, 1990'lı yılların başında çevrilen bir Bulgar belgeselinde, bir kadın 1944 sonbaharında başından geçen bir olayı şöyle anlatıyordu:

Babamın ilk tutuklanışından sonra, ertesi gün öğlene doğru eve bir polis geldi ve anneme öğleden sonra saat 5'te 10 numaralı polis karakoluna gelmesini bildiren bir celp verdi. Neden sonra annem giyindi-güzel bir kadındı ve çok iyi kalpli bir insandı-ve çıktı. Biz üç çocuk onu bekledik, bekledik. Sabaha karşı yarımda döndü, rengi kireç gibi bembeyaz, giysileri yırtık pırtıktı. Girer girmez de sobanın yanına gitti, sobanın levhalarını kaldırdı, soyunmaya başladı ve üzerinden çıkanların hepsini yaktı. Sonra banyo yaptı, ancak bundan sonradır ki bizi kolları arasına aldı. Uyuduk. Ertesi gün ilk kez intihar girişiminde bulundu, daha sonra da iki kere kendini zehirledi. Hala yaşıyor, onunla ilgileniyorum.. Akıl hastası. Ona yapılanları hiçbir zaman öğrenemedik. (Komünizmin Kara Kitabı, s. 505)

Tutuklananlara yapılanlar, korkunç şeylerdi. Komünizmin Kara Kitabı'nda, Romanya'daki komünist Nikolay Çavuşesku rejimi tarafından başlatılan işkence uygulamaları hakkında şu bilgiler veriliyor:

Çekoslovakya'yla birlikte Romanya da, Orta ve Güneydoğu Avrupa da baskı sistemine yenilikler kattı: Asyalı komünistler tarafından kullanılan, "beyin yıkama" yoluyla "yeniden eğitim" yöntemini büyük bir ihtimalle Avrupa kıtasında ilk uygulayan ülke oldu; hatta bu yöntemi daha da mükemmelleştirdi. Girişimin şeytani amacı mahkumların birbirine işkence yapmasını sağlamaktı. Bu icat, 1930'lu yıllarda Bükreş'e yüz kilometrelik bir mesafede kurulmuş olan görece modern bir cezaevi olan Pipeşti'de uygulandı. Konuya ilişkin deneyler, Aralık 1949'da başladı ve üç yıl kadar sürdü... Amaç, bedensel ve manevi işkence ile, komünist öğretinin öğretilmesini birleştirerek, siyasi tutukluları yeniden eğitmekti. (Komünizmin Kara Kitabı, s. 506)

Bu işkencelerde özellikle tutukluların dini inancını yok etmek hedefleniyordu. Yapılan canice işkence sonucunda, tutuklulardan Allah'ın varlığını inkar etmeleri isteniyordu:

Rumen siyasi polisi Securitate sorgulamalar sırasında dayak atma, falaka ve baş aşağı ayaklarından asma gibi 'klasik' işkence yöntemlerini kullandı. Piteşti'de işkencedeki acımasızlık, bu yöntemlerin çok daha ötesine geçti: 'Mümkün olan ve olmayan her türlü işkence biçimi uygulandı. Vücutların değişik bölgelerinde sigara yanıkları vardı; mahkumların kalçalarındaki dokular ölmüştü, etleri cüzzamlılarınki gibi dökülüyordu; dışkı yemeye zorlanıyor, kustukları zaman da kusmukları tekrar ağızlarına sokuluyordu.

Turcanu'nun şeytani hayal gücü, özellikle Tanrı'yı inkar etmeyi kabullenmeyen din okulu öğrencilerini hedef alıyordu. Bazıları, her sabah şu şekilde 'vaftiz' ediliyordu: kafaları idrar ve dışkı dolu bir oturağa sokulurken, diğer mahkumlar da etraflarında ilahi söylüyordu. Kurban boğulmasın diye arada sırada başı dışarı çıkarılıyor ve kısaca nefes almasına izin verildikten sonra tekrar oturağa sokuluyordu.

Birinci aşamanın adı "dış maskeyi çıkarmak"tı: Mahkum soruşturmada sakladığı bilgiyi, özellikle özgürlük günlerinde arkadaşlarıyla arasındaki bağları itiraf ederek, dürüstlüğünü ispat etmeliydi. İkinci aşama olan "iç maskeyi çıkarma" ise, mahkumun hapishanede kendine yardım edenlerin açıklamasıyla sürüyordu. Üçüncü aşama, "ahlaki maskeyi çıkarma" sırasında, mahkumdan bugüne kadar kutsal saydığı herşeye küfretmesi isteniyordu. Son olarak dördüncü aşamada, ODCC'ye katılmak için, en iyi arkadaşına kendi elleriyle işkence ederek onu "yeniden eğitmesi" gerekiyordu. (Komünizmin Kara Kitabı, s.536) (http://www.harunyahya.org/kitaplar/komunizm/-44)

Bu gibi işkenceler Doğu Bloku'ndaki tüm ülkelerde uygulandı. Komünizmin gözü dönmüş caniliği ve dine olan azgın nefreti, tarihin en korkunç işkence rejimlerini ortaya çıkardı. İnsanları birer hayvan olarak gören, bu sözde "hayvanların" yola getirilmesi için daimi bir şiddet, işkence ve korkunun gerekli olduğunu kabul eden Darwinist-materyalist felsefe, komünist rejimlerin zindanlarında feci işkencelere dönüştü.

Komünist Rusya İslam dininin giderek yayılmasını kendisi için bir tehlike olarak görmüştü. Yaptığı zulüm uygulamaları da Orta Asya Türk Cumhuriyetleri'nde İslam'ın yayılışını önlemek amaçlı idi. Bunun için halkın ibadet etmesini yasaklıyor, Kuran'ları yakıyor, imanlı insanları katlediyordu. Ancak burada bu inkarcı sistemin akledemediği önemli bir nokta vardır: Dini inkar edenler Allah'a samimi imanı kavrayamadıkları için, kutsal kitapların ortadan kaldırılması ile inancın da yok olacağını zannederler. Oysa insanın imanı kalbindedir. Ve samimi iman eden insanlar, başlarına gelen her türlü zorluğun Allah'tan bir deneme olduğunu bilir ve her şart altında bunlara sabrederler.

Fikri temelleri olan materyalizm ve Darwinizm yıkılmadıkça, komünizm "öldü" görüntüsü altında gizli gizli gelişmeye devam edecek ve fırsat bulduğu anda yeni vahşetler ve zulümler için tekrar ortaya çıkacaktır.

İnsanın Hayvanlaştırılması

Vahşet, komünizmin felsefesinin doğal bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Bu olgunun temelinde, insanların bir "havyan türü" olarak görülmesi yer alır. Komünizm, Marx'ın ısrarla belirttiği gibi, Darwin'in evrim teorisine dayanmaktadır ve bu teori insanı "gelişmiş bir hayvan" olarak tarif etmektedir. Dahası, insanlar arasında çatışmanın, baskının, zulmün, güç mücadelesinin doğal ve meşru olduğunu telkin etmektedir. Bu felsefeyi benimseyen bir insanın elinde yeterli güç ve imkan bulunduğunda, her türlü zulüm ve vahşeti işlemesi çok kolaydır.

Nitekim geçmişe baktığımızda, komünistler tarafından işlenen vahşetlerde, insanların "hayvan türü" olarak görülmesinin büyük rol oynadığı açıkça görülür. Komünist ideologlar, karşıtlarını birer hayvan olarak tanımlamış, dahası yönettikleri insanları da psikolojik olarak "hayvanlaştırmaya" yönelik bir politika izlemişlerdir. Komünizmin Kara Kitabı'nda, söz konusu politika şöyle açıklanmaktadır:

"Adam öldürmek bir eğitim gerektirir; herkes komşusunu öldürmekte bir kararsızlık yaşar, buna karşı uygulanabilecek en etkili eğitim, kurbanının insanlığını yadsımayı, ona geçici olarak "insan değilmiş gibi görmeyi" öğretmektir. Alain Brossat haklı olarak şöyle yazar: "Barbar temizlik ayini, ölüm makinesinin tam verimle çalışması, işkence söylemleri ve uygulamalarında ötekinin hayvanlaştırılmasından, düşsel ve gerçek düşmanların hayvanlar dünyasına sokulmasından başka bir şey değildir...." (Alain Brossat, Un Communisme Insupportable, Paris, L'Harmattan, 1997, s.265)

Brossat, bu kızılca kıyametin ve şölenlerin gerçek bir ötekini hayvanlaştırma geleneği oluşturduğunu, aynı geleneğin XVIII. yüzyıldan itibaren yapılan siyasî eleştirilerde de görülebileceğini anımsatır. Bu eğretilemeli ayin, özellikle hayvan imgeleri aracılığıyla gizli bunalım ve çatışmaların dışa vurulmasına yol açıyordu. Moskova'da 1930'lu yıllarda bu tür söylemlerin hiçbir eğretilemeli yanı kalmamıştı: "Hayvanlaştırılmış" düşmana önce bir av hayvanıymış gibi davranılır, sonra da bırakılırdı; tabiî burada önce ensesine bir kurşun sıkılırdı. Stalin bu yöntemleri sistemleştirip genelleştirdikten sonra Çinli, Kamboçyalı ve öteki takipçileri bundan geniş ölçüde yararlandı. Bununla birlikte yöntemleri ilk bulan Stalin değildir. Lenin'i de bu suçlamaların dışında tutamayız; iktidarı ele geçirdikten sonra bütün düşmanlarını "zararlı böcek", "bit", "akrep" ya da "vampir" olarak görüyordu. (Komünizmin Kara Kitabı, s.996-997)

İşte komünizmin insanları hayvan olarak gören bu bakış açısının temeli, Darwinizm'dir. Bu, Marx, Engels ve Lenin tarafından defalarca vurgulanmış bir gerçektir. Dolayısıyla, komünist vahşet, Darwinizm'in bir uygulamasından başka bir şey değildir.

Fransız Ulusal Bilimsel Araştırma Merkezi (GÉODE-Paris X) araştırma müdürü ve komünizm tarihi uzmanı Stéphane Courtois, bu konuda şu yorumu yapar:

Komünizmde toplumsal-siyasî bir öjenizmin, toplumsal bir Darwinciliğin varlığından söz edilebilir. Dominique Colas'ın yazdığı gibi, "Lenin, toplumsal türlerin evrimi konusundaki bilgilerin efendisi olarak, tarih mahkum ettiği için yok olması gerekenlere karar verir. Bilim yoluyla -Marxizm-Leninizm gibi ideolojik ve siyasî tarih- burjuvazinin insanlık evriminde aşılmış bir evreyi temsil ettiğine karar verildikten sonra, bu sınıfın ortadan kaldırılmasına, hatta bu sınıfı oluşturan ya da bu sınıfa şu ya da bu şekilde ait olan bireylerin öldürülmesine haklı gerekçeler bulunabilir. (Komünizmin Kara Kitabı, s. 999)

Courtois, bu yorumunun ardından da şu soruyu sormaktadır:

Marxizm-Leninizm'in kökleri Marx'tan çok, toplumsal meseleye uygulanan ve ırk meselesiyle yanılgılara düşen sapkın bir Darwinciliğe bağlanamaz mı? (A.g.e. 1000)

Kuşkusuz bağlanabilir. Dahası, komünizmin kökeni zaten mutlak olarak Darwinizm'dir. Hem de bu Darwinizm, "sapkın bir Darwincilik" değil, Darwinizm'in bizzat kendisidir. İnsanların bir hayvan türü olduklarını, aralarında kaçınılmaz ve doğal bir çatışma olduğunu, tarihin bu şekilde işlediğini, insanın yaptıkları nedeniyle kimseye hesap vermeyeceğini ve diyalektik materyalizmin tüm diğer safsatalarını ileri süren ve bunu da "bilimsellik" kisvesi altında yapan kaynak Darwinizm'dir. Darwin bunun teorisini kurmuş, komünistler ise hayata geçirmiştir. 20. yüzyılın kanlı komünizm bilançosu, aslında "uygulamalı Darwinizm"dir.


Konu güme gitmesin.... Komünist arkadaslarimizin bunlara diyecek birseyleri vardir , bekleyip okuyalim...
 

haveran

Amatör
Üye
Ben komünist değilim . Yazılanı anlamak bir meziyettir sizde olmadığı açık :)
Ne kadar ilginç değil mi verdiğim islam örneğini ne için verdiğimi algılayamamış olmanız. Bu karşılaştırmayı yapamamış olmanız Ateizm için belli bir siyasi fikri savunmanız gerekmiyor. Ayrıca bir konuda yorum yaparken dürüst olmak zorundasınız. O konuya katılır ya da katılmazsınız. Dayandığınız kaynaklarda ciddi olmak zorunda. Olmayan bir şeyi varmış gibi olan bir şeyi de yokmuş gibi göstermeye çalışmak ve abuk subuk kaynaklar göstermek şarlatanlıktan başka bir şey değildir.

Okuduklarınızı anlamadığınız ya da anlamaya çalışmadığınız için hiç şüphem yok ki gelecek yorum şu olacaktır:

Ne yani komünistler bu katliamları yapmadılar mı? :freakedout:
 

KOMANDO

Tecrübeli
Üye
Ne kadar ilginç değil mi verdiğim islam örneğini ne için verdiğimi algılayamamış olmanız. Bu karşılaştırmayı yapamamış olmanız Ateizm için belli bir siyasi fikri savunmanız gerekmiyor. Ayrıca bir konuda yorum yaparken dürüst olmak zorundasınız. O konuya katılır ya da katılmazsınız. Dayandığınız kaynaklarda ciddi olmak zorunda. Olmayan bir şeyi varmış gibi olan bir şeyi de yokmuş gibi göstermeye çalışmak ve abuk subuk kaynaklar göstermek şarlatanlıktan başka bir şey değildir.

Okuduklarınızı anlamadığınız ya da anlamaya çalışmadığınız için hiç şüphem yok ki gelecek yorum şu olacaktır:

Ne yani komünistler bu katliamları yapmadılar mı? :freakedout:

Tedirgin olmayin zannettiginiz gibi öyle bir soru sormayacagim cünkü Komünizmin katliamlarini herkesin bildigi gibi bende biliyorum..O noktada SIKINTI yok..:prv:

O noktada SIKINTI yokta SIKINTI surada Ümmi Harun Yahya ( yani Adnan Oktar sayfasindan ve icinde baska yabanci isimlerinde kaynak olarak sunuldugu ) alinan yaziyi eklediginde Abuk-Subuk kisilerin kaynagi diyen siz siniz...

Ve konuyu islama getirip

Server Tanillinin "devlet ve demokrasi " kitabını tavsiye edebilirim. Talkan ve curcan katliamları islam dini adına araplar tarafından yapılan katliamlardır.
diyerek bir kaynakta siz verdiniz...


Hani ben anlamakta zorluk ceken yada gec algilayan biriyim ya sizin nazarinizda yine yanlis anlamayayim diye tane tane sorayim öyle cevaplayin...

Bir kaynak yada yazarin abuk yada subuk oldugunu neye göre tayin ediyorsunuz...?

Harun Yahya abuk-subuk sa Server Tanilli kime göre kaynak..?

Son sorum da su olacak , Siz bizi koyun falan mi zannediyorsunuz..? Sizin abuk dediginiz kaynaga biz Subuk diyecegiz...!

Siz bak ahaaa iste kaynak bu dediginiz her seye , Kutsal kitap yada isim gibi biad edecegiz...!!!


Öyle mi heveran...?
 

haveran

Amatör
Üye
Bir insan Adnan hoca gibi biri ile Server Tanilliyi kıyaslıyorsa daha ne denebilir ki. Elinizin altında internet var açın bakalım Server Tanilli kimmiş.?Adnan hocayı kaynak alan birinin kusura bakmayın da müslümanlığından bile şüphe duyarım .Ayrıca bu kitap söylenilen herşeye kaynak değil olayları değerlendirirken kapitalizmin , liberalizmin ve komünizmin uygulamaları konusunda oluşan yanlışları ve sıkıntıları anlatır. Bu da olayları değerlendirirken daha geniş pencereden bakmanızı sağlar. Tabi alt kültür ve bilgi birikiminiz olacak ki üstüne de bunları koyabilesiniz. Ama siz de öyle bir ışık görünmüyor.
 

KOMANDO

Tecrübeli
Üye
Heveran bak yine ayni ön yargi ile yaklastin...!

Ben Adnan Hocayla Server Tanilliyi kiyaslamadim.. Hani iki mesaj evvel demistinizya

Ne kadar ilginç değil mi verdiğim islam örneğini ne için verdiğimi algılayamamış olmanız
. Bazen insanlar baskalarina isnad ettigi bircok sey aslinda kendi özelliklerindendir neyse...

O zaman tane tane sormustum ya , anlasilan bazi seyleri sana tane tane anlatmak zorundayim, anca o zaman anlayabileceksin..

Biri kalkar Adnan Oktar i kaynak verir , biri server biri nazim hikmet der öbürü Ömer Nasuhi bilmen der...bende desem ki mesela Cumhuriyet Gazetesi kaynak..

Simdi bana göre tek kaynak benim verdigimdir verilen diger kaynaklarin hükmü yoktur.. Beni baglar
Sana göre server kaynaktir ... sana göre digerlerinin hükmü yoktur....

Yani sen server diyorsun ya herkes koro halinde server diyecek diye bekleme ...

Sen Adnan Oktara abuk subuk derken ( öyledir veya degil bu ayri bir tartisma konusu ) , Kaynak olarak Adnan Oktar i kabul edenler icin senin
verdigin kaynak ta bazilari icin Server Tanilli abuk-subuk biri olabilir...

Bir laf vardir ; Söversen sevdiklerine . söverler sevdigine..! bu bu kadar basit...

... Ama öyle tahmin ediyorum ki sen yine anlamadin..!
 

haveran

Amatör
Üye
Tane tane anlatmana gerek yok. Bu durum senin sevdiğin benim sevdiğim meselesi de değil. Görüşüne katılırsınız katılmazsınız ama verilen kaynakların bilimsel ve ciddi bir temeli olmak zorunda. Siz ne yazdığınızın farkındasınız ne de okuduğunuzu anlama yeteneğine sahipsiniz. Söylenen bir şeyi anlamanız için kafanıza balyoz gibi inecek örnekler gerekiyor. Öyleyse size bu örneği vereyim:

Yalnız baştan belirtmem de yarar var .Bunu asla ve asla hakaret anlamında söylemiyorum. Sadece karşılaştırmanızın ne absurd ve saçma olduğunu göstermek için söylüyorum

Server Tanilli ile Adnan hocanın karşılaştırması; bir olayda Hz muhammed böyle der ama Manukyanda bunu söylemiştir demek kadar ahmakçadır.

Bu ülkede aklı başında bir Müslüman asla ve asla bu şarlatanın söylediklerine tevessül etmez. Ediyorsa dediğim gibi ben onun müslümanlığından şüphe duyarım.
Sizin derdiniz de bir şeyin ne olduğunu anlamak değil sürekli polemik üretmek. Ben ne diyorum siz ne diyorsunuz. Siz iyisi mi kendiniz çalın kendiniz söylemeye devam edin eğer sizinle tartışmak istemiyorlarsa şapkanızı önünüze koyun ve düşüün. Çok bilgili olduğunuzdan mı kaçıyorlar? Hiç sanmam okuduğunuzu anladığınızı hiç sanmıyorum.

Ayrıca bu sözler size ait değil mi? Hani kıyaslamadım dediniz de:

Harun Yahya abuk-subuk sa Server Tanilli kime göre kaynak..?

Son sorum da su olacak , Siz bizi koyun falan mi zannediyorsunuz..? Sizin abuk dediginiz kaynaga biz Subuk diyecegiz...!
 
Son düzenleme:

KOMANDO

Tecrübeli
Üye
Tabiki o laf ait... Ben Adnan oktarida kaynak vermedim.. vermem gerekirse veririmde..

Meseleyi yine anlayamassin tahmin ettigim gibi..

Server sana göre kaynaksa bana yada baskasina göre olmak zorundami...?

Adnan hoca Ümmi ye göre kaynaksa bana görede kaynakmi olmali...?

Sen sadece senin verdigin kaynak kaynak olsun istiyorsun... mesele bu...

$arlatan meseleside her kisiye göre degisir, sende SAKIN yanlis anlama

Yalnız baştan belirtmem de yarar var .Bunu asla ve asla hakaret anlamında söylemiyorum. Sadece karşılaştırmanızın ne absurd ve saçma olduğunu göstermek için söylüyorum

Bana göre sen olabilirsin %ARLATAN baska birine göre ben digerine göre öbürü... Anladin mi...?
Yinemi anlamadin..yoksa !
 

benzer konular


Üst Alt