Kızılderili soykırımı kronolojisi

Önce Kristof kolomb öncesi Amerikaya kısaca değinelim​

Kolomb öncesi amerika kıtası birkaç uygarlık ve bunun dışında feodal kabileler halinde yaşamakta olan yerlilerden müteşekkildi.
Kuzey Amerika yerlileri western filmlerinden ve Teksas-Tommiks gibi kitaplardan aşina olduğumuz Apache, Comanche, Cherokee, Cheyenne, Sioux gibi kabileler olup belli başlı krallık ya da uygarlık kuramamışlardır.

Orta ve güney amerika yerlileri ise Kuzey Amerikaya nispeten daha farklıdır.
Buralarda da kabileler, klanlar halinde yaşam olduğu gibi, Olmekler, Toltekler, Zapotekler, Mayalar, Aztekler, İnkalar gibi uygarlıklar, imparatorluklar bulunmaktaydı

kızılderili boy ve kabilelerinin sayısının 500 civarında olduğu tahmin ediliyor.

Kızılderili Kabile Listesi
Kolomb öncesi Amerika kıtası ve civar adalarda yaşayan kızılderili nüfusunun 140 milyon civarında olduğu tahmin edilmektedir.

1492 : Kristof Kolomb Amerika kıtasına ulaşıyor. Muhtemelen San Salvador bölgesine çıkıyor. Ama o Hint adalarına vardığını sanıyor. Karşılaştığı Kızılderilileri de Hintli sanıyor.

1493 : Yeni kıtanın duyulmasıyla Avrupalılar şimdiki Glenn takımadalarına çıkıyorlar. Ve Kolombun askerleri adada yaşayan Taino Kızılderililerini vahşice katlediyorlar. Onbinlerce Kızılderili öldürülüyor.

1498 : Kolomb, İspanya kralına yazdığı mektupta şöyle diyor: Buradan satılabildiği kadar köle gönderebiliriz.

1498 1523 : Sömürgeciler kıtaya yayılmaya ve önlerine çıkan yerlileri katletmeyi sürdürdüler. Yerlilerin mallarına, ürün stoklarına, hayvanlarına el koyuyor, esir aldıklarını da hamal olarak çalıştırıyorlardı.

1523 : Meksikaya ayak basan Papaz Motolinia, beyaz adamın yaptığı vahşet için şöyle diyordu:
Kızılderililerin eğer altını yoksa çocuklarını satarlardı. Eğer çocukları da kalmamışsa kendi hayatlarını verirlerdi. Bu haraçları veremediklerinden ötürü Kızılderililer işkence acıları altında ya da gaddarca zindanlarda öldürülürdü. Zira İspanyollar onlara hayvani bir vahşilikle muamele ediyor ve onları hayvandan daha aşağı görüyorlardı.
Kızılderililerin cesetleri köpeklerin önüne yem olarak atılıyor, vücutlarından yaralara iyi gelebilecek bir yağ üretiliyordu. Kızılderili kadınlar sıra hâlinde direk ve ağaçlara, çocukları da onların ayaklarına asılıyordu.

1539 : Pascual de Andagoya ise 16 yıl sonra şöyle diyordu: Kizilderililer tamamen yok olmak üzereler. Bir haç ile tanrı aşkına verilecek yemek dileniyorlar. Askerler sadece don yağından mum yapmak için bütün lamaları öldürüyorlar. Kızılderililere ekim yapacak hiçbir şey bırakmadılar. Büyükbaş hayvanları kalmadığından ve alamadıklarından dolayı açlıktan ölmeye mahkûmlar.

1544 Bartolome de Las Casas İspanya prensine ithafen yazdığı Kızılderili Katliamı adlı eser, zulmü şöyle anlatıyor: Sırf eğlence olsun diye, kadın erkek demeden yerli halkın ellerini, burunlarını ve kulaklarını kesip kopardıklarını ve bunun bölgenin değişik yerlerinde defalarca tekrarlandığını kendi gözlerimle gördüm. Memeden kesilmemiş bebekleri annelerinin göğsünden alarak onları en uzağa fırlatma konusunda birbirleriyle yarıştılar

Kitapta, İspanyollar Haiti adasına geldiklerinde adada 3 milyon yerli yaşadığı ama şimdi sayılarının sadece 200 olduğu yazılıyor. Ayrıca son 40 yıl içinde aralarında kadın ve çocukların da olduğu 12 milyondan fazla Kızılderilinin öldürüldüğü ve öldürülmeye devam ettiği belirtiliyor. Bu rakamın 15 milyon olarak belirtilmesinin yanlış olmayacağı ifade ediliyor.

Burada bir ara verelim.
40 yıl içinde 15 milyon Kızılderili katledilmiş. Bu rakamın 400 yıl sonunda 70-80 milyona ulaştığı tahmin ediliyor.

Osmanlılar Kızılderili katliamının başlamasından 40 yıl önce İstanbulu fethetmişlerdi. Şeriatın gereği 3 gün boyunca şehir yağmalanmıştı.1520′lerde ise Kanuni Avrupada yeni fetihler peşindeydi. Osmanlı, 1529′da Viyana kapılarına dayandığında, koloniciler Amerika yerlilerinin yarısından çoğunu katletmiş, yüzbinlerce kızılderiliyi öldürmüşlerdi.
Barbarlığın kıyaslanması açısından önemli gördüğüm için belirtme gereği duydum.

Bu arada Amerikada yerlilerden ele geçirdikleri tüm bölgelere kendi taktıkları isimleri vermekteydiler.
Bugün o isimlerle anılırlar.
Ama örneğin Megalo İdeacılar İstanbulun kendilerine ait olduğunu iddia ettikleri gibi inatla Konstantinapolis demeyi sürdürürler.

Bu arada son Kızılderili katliamı ile Ermeni tehciri arasında sadece 25 yıl olduğuna dikkati çekelim. ABD ve AB ülkeleri Ermeni faciasına çok duyarlıdır ama 80-100 milyon Kızılderilinin katledildiği ve soylarının kurutulduğu bu asıl soykırım karşısında sanki böyle bir olay yaşanmamış gibi duyarsızdırlar. Çünkü Kızılderililerin diasporaları, lobileri yoktur, onları kimse savunmaz.

1630 : Koloniciler insanlara ve vahşi olmayan hayvanlara karşı silah kullanımını yasaklıyor.
Kızılderililer vahşi hayvanlar kategorisinde görülüyor ve Kızılderililer, kurt vb. vahşi hayvanlar yasaktan muaf tutuluyor.

1637 : New Englanddaki ilk büyük soykırım hareketlerinden biri Pequot Kızılderililerinin yok edilmesiydi.
Sömürgeci Protestan Püritenlerin, uyguladıkları bu vahşeti göklere çıkaran resmi açıklamaları ise şöyleydi:

Yeryüzü cennetinde Tanrının istemediği bu Pequot yerlileri temizlendi. Öyle ki, şükürler olsun, artık Pequot ismi taşıyan kimse kalmadı.
Bugün, Tanrının izni altında diye yurduna bağlılık yemini eden her Amerikan çocuğu, aslında, bu katliamı uygulayan Püritenlerin taşıdığı retoriği ve Tevrattan kaynaklanan düşünceyi ödünç almaktadır. Püritenlerin Tevrattan aldıkları düşünce ise şudur:

Bilinçli bir biçimde, Tanrının seçilmiş halkına ait olan Vaadedilmiş Topraklardaki Kenan halkını yok etmek.
Katliamı uygulayan Püritenler, yaptıkları işi tümüyle dini liderlerinin kontrolünde gerçekleştiriyorlar, kutsal misyonlarını yerine getiriyorlardı. Öyle ki, Kızılderili erkek, kadın ve çocuklar tümüyle Tevrat emirlerine göre katlediliyorlardı.
Kendi kullandıkları Tevrat deyimlerine göre, Püritenler, Kızılderili çadırlarını kızgın ateşli fırınlara döndürüyorlar, içindeki kurbanları Tevrat deyimiyle olabilecek en kötü ölümle öldürüyorlardı. Bir başka Tevrat ayetinin deyimiyle ölenler ateşin içinde kızarıyor, ancak oluk oluk akan kanları ateşi söndürüyordu. Katliamı uygulayanlar ise Yehovanın övgüsüne layık oluyorlardı.

1643 Güney Manhattanda Hollandalı askerler tarafından Algonquin Kızılderililerine karşı gerçekleştirilen ve David de Vries tarafından aktarılan katliam şöyleydi:

Askerler pek çok Kızılderiliyi uykularında öldürdüler. Annelerinin göğüslerinden çekilip alınan bebekler anne-babalarının gözleri önünde kılıçla parçalanıyor ve bebeklerin parçaları ateşe atılıyordu. Kundaktaki bebekler beşikleri içinde parçalanıyor, kafaları eziliyor, en taş-yürekli adamın bile vicdanını sızlatacak bir vahşilikle öldürülüyorlardı.Bazı bebekler nehre atıldı, onları kurtarmak için anne ve babaları da suya atladı. Ama askerler ne çocukların ne de anne-babaların sudan çıkmalarına izin vermediler, hepsi boğuldu.

1675 : Kral Philip Savaşı olarak adlandırılan savaşta, Norrogonsettler ve Wonpanoaqlar gibi kabileler acımasız bir biçimde yok edildiler. Tarihçilerin aktardıklarına göre; Bu, İngiliz askerlerinin kudurmuş gibi çevreye saldırarak yaralı, erkek, kadın ve çocuk ayırt etmeden öldürdükleri, kamplarını ateşe verip, Kızılderilileri yaktıkları bir 17. yüzyıl MyLaisiydi.
Papaz Cotton Mather de, bu kıyımı bir barbekü olarak adlandırıyordu!

Kızılderili avı o dönemde tehlikenin çok az olması dolayısıyla- New Englandda popüler bir spor olmuştu!
Douglas Edward Leacha göre, Bu öldürme ve kıyımlar kuşkusuz Tanrının iradesiydi.
Bir başka yazar da bu ortak düşünceyi şu sözlerle açıklıyordu: Efendimiz İsa, onları önünde diz çöktürüp kahretti.

17. ve 18. yüzyıl sömürgecilerin, servet ve macera peşinde koşan Avrupalıların Amerika kıtasına büyük göçünü yaşadı.
Kıtanın yerlilerini katlederek topraklarına el koyan bu sömürgecilerin çoğunluğu İspanyol, Portekiz, İngiliz, Fransız ve İtalyanlardan oluşmaktaydı. Ama asıl hakim güç İngilizlerdi. Sömürgeciler ulaşabildikleri bölgeleri parsel parsel paylaştılar.
Ve zaman içinde kendilerine ait koloniler oluşturdular.
Günümüzün ABDsinin temeli bu sömürgeci katliamcılar tarafından atıldı.
Yani, bir anlamda ABD daha kurulurken emperyalist zihniyete sahipti.

1750 Sömürgecilerin koloni sayısı 13ü bulmuştu. Nüfusları ise 2 milyonu aşmıştı.

1760 Koloniler kendi devletlerine bağlıydılar. Örneğin İngiliz kolonisi Birleşik Krallık tarafından yönetilmekteydi. Krallığın kanunlarına ve vergilerine tabi idiler.
Avrupada Yedi yıl Savaşları İngiliz ekonomisini zor duruma sokunca vergiler arttırıldı.
Koloniler bundan rahatsız oldular ve zaten düşünmekte oldukları bağımsızlık için çalışmaya başladılar.

1776 Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi okunarak, 4 Temmuzda ABDnin kuruluşu için ilk adım atıldı. Koloni güçleri ile İngiltere arasında savaş başladı ve 6 yıl sürdü. Koloni güçlerinin başında George Washington vardı. 1783de bağımsızlıkları tanındı. 1787de ise resmi olarak eyaletlerden oluşan ABD kuruldu.

1779 Amerikanın kurucu babası George Washington; Tümgeneral John Sullivona Iroquoilora saldırıp, Yöredeki bütün yerleşim yerleri tamamen harabeye dönene kadar da barış amaçlı hiçbir görüşme önerisini dinlememe emri verdi. Sullivan emredildiği gibi yaptı ve ilk raporunda açıklandığı gibi, O güzel bölgenin bütünü, bahçe görünümünden sıkıntılı ve iğrenç bir harabeye çevirerek yerlilerin geçimlerini sağlayan her şeyi yıkıp, yok ettiğini bildirdi. Ona göre, Kızılderililer bir yok etme savaşında vahşi hayvanlar gibi avlanmışlardır.

1783 Yapılan vahşet başkan Washington tarafından da onaylanmaktaydı. Çünkü Washingtonun 1783te söylediğine göre; Kızılderililer, Beyazlardan toplu yıkımdan başka bir şey görmeyi hak etmeyen vahşi hayvanlardır. Kurtlardan pek farkı yoktur, en sonunda her ikisi de, biçim olarak farklı olsalar da av hayvanlarıdır.

1803 Başkan Jefferson 80 milyon frank karşılığında Napolyondan Loisianayı satın alarak Birleşik Devletler topraklarını iki katına çıkarır.

1807 -Başkan Jefferson Savaş Bakanına bölgelerindeki Amerikan yayılmasına direnen her Kızılderilinin balta ile karşılanması gerektiğinin emrini vermişti. Ve Eğer herhangi bir Kızılderili kabilesine karşı baltamızı kaldırmak zorunda kalırsak, o kabilenin kökü kazınıncaya veya Missisipinin ötesine atılıncaya dek indirmeyeceğiz. Savaşta bazılarımız ölecek; ancak onların hepsini yok edeceğiz. diyordu.

1809 Shawnee Reisi Tecumseh Mississippinin batısındaki yerli kabilelerini birleştirerek, beyazları topraklarından atmaya çalışıyor. Sonuç yenilgi ve yıkım

1812 Başkan Jefferson, Beyaz Amerikalıların, geri kalmış Kızılderilileri, orman hayvanlarıyla birlikte Stony Dağlarına sürmek zorunda kaldığını bildiriyordu. Bir yıl sonra ise, Amerikan hükümetinin önünde Kızılderilileri yok edene dek peşini bırakmamaktan veya onları gözümüzün göremeyeceği yeni yerleşim yerlerine sürmekten başka bir seçenek olmadığını belirtiyordu. Gerçekten, Jefffersonun Kızılderililer hakkındaki düşünceleri; Yeryüzünden silinmek veya Amerikalıların yolundan çekilmek olmak üzere Yerlilere yalnızca iki seçenek sunulduğunu belirten açık söylemlerle doludur.

1813 Alabamada Creeklere karşı çıkan savaş iki taraf içinde kanlı neticelendi.

1817 Geleceğin Başkanı Andrew Jackson, Floridadaki Seminolelerin çoğunu bölgeden sürüyor ve Keskin Bıçak lakabını alıyor.

1824 Sequoyah, babası beyaz olan bir melezdi. Kızılderililerin mücadelesine sadık kaldı ve beyaz adamın üstünlüğünün eğitiminde olduğunu gördü ve Kızılderili alfabesi üzerinde çalıştı. Ve sonunda Cherokee alfabesini yarattı.

1830 Kızılderili tehcir yasası çıkarıldı.Başkan Andrew Jacksonın ateşli mücadelesi sonucunda Kongreden geçti. Buna göre Doğudaki bütün kabileler yurtlarını bırakıp Batıda onlara ayrılmış olan topraklara yerleşecekti. İlerleyen yıllarda bütün kabileler, topraklarını, bulunduklar eyaletlere bırakan anlaşmalara imza koymak zorun kaldılar ve şu ya da bu şekilde toplama bölgelerine sürüldüler.

1832 Kara Şahin Savaşı: Nisan 1832′nin başında, Reis Black Hawk tarafından yönetilen, Soux ve Foux kızılderili kabilelerini, 1804 yılında imzalanan ve pek çok toprağı ellerinden alan anlaşmada kaybettikleri yerler için ayaklandılar. İlk savaşı Kızılderililer kazandılarsa da, daha sonra ABD birliklerinin baskınına uğradılar ve büyük kayıplar verdiler. ABD birlikleri daha sonra kabilelerin yerleşim bölgelerini basarak sivillere saldırdı. 1000e yakın yerli sistemli şekilde katledildi.

1837 Seminole Reisi Osceola ve diğer Kızılderili reisleri beyaz bayrakla görüşmeye gidiyor ama tutuklanıyorlar. Hemen ardından Okeechobee Gölü Savaşıyla Seminole halkı teslim oluyor.

1838 Tehcir uygulamasında Gözyaşı Yolu olarak adlandırılan sürgün yolunda binlerce Kızılderili yaşamını yitirdi. 17.000 Cherokeeden 8.000i Gözyaşı Patikasında öldü. Dondurucu yağmur ve soğukta yürümeye zorlanan Kızılderililer bozuk un ve kokmuş etle besleniyorlardı. Bu ölüm yürüyüşü sonunda Kızılderili bölgesine vardıklarında ise, çok daha fazlası öldürücü hastalıklara ve açlığa yenik düştüler. Başkanlık emriyle bu ölüm yürüyüşleri diğer yerlerde de sürdürüldü. Chicksawlar, Choktowlar gibi Kızılderili halkları da 1830larda ata yurtlarından kovuldular. Bu süreçte, Creekler, Seminoleler ve Chorokeelerin ölüm oranları diğerlerine göre daha da yükseldi. Sürgüne gönderilen Kızılderililere yardım olarak dağıtılan battaniyelere çiçek mikrobu bulaştırılarak çok sayıda insanın öldürülmesi sağlanmıştı. İlk biyolojik silahın böylelikle Kızılderililer üzerinde uygulandığı öne sürülür.

1845 John L. OSullivan Kader Bildirisini kaleme alıyor. Amerikan topraklarının zenginliklerini değerlendirmek ve yerli halkları uygarlaştırmak beyazların kaderi ilan ediliyor.

1849 Altın bulunan Kaliforniyaya büyük bir göç dalgası yaşanıyor.

1850 Kızılderililerin ellerinde kalan bölgelerden dördü daha alınıp yeni eyaletler oluşturuluyor.

1861 Kuzeyliler ile Güneyliler arasında Amerikan iç savaşı çıkıyor. Bu korkunç savaşta toplam nüfusu yaklaşık 32 milyon olan ABDnin ölü sayısı 620.000e ulaştı. 4 yıl süren savaşın ortasında başkan Abraham Lincoln, tüm ayaklanma bölgelerinde köleliğin kaldırıldığını ilan ederek özgürlük bildirgesini yayınladı. 2 yıl sonra suikaste kurban gitti. Suikastin ardında kendi savunma bakanı ve gizli servis vardı.

1863 Kızılderililerin beyaz adamın kafa derisini yüzmeye meraklı oldukları bilinir. Oysa işin aslı şudur: 1863 yılının Temmuz günlerinde Navaholar ile general Carleton arasındaki gerginlik sürmektedir. Soluk benizliler Navahoları yıldırmak için hayvanlarına el koymaya, ekinlerini yakmaya başlar. Ama, bir grup Navaho savaşçısı Canby Kalesini basarak koyunlarını, keçilerini geri alırlar. General Carleton, 18 Ağustosta askerlerine, getirdikleri her Kızılderili atı ya da katırına yirmi dolar, her koyuna ise bir dolar ödeneceğini duyurur. Yirmi dolar aylık alan askerler gözü dönmüş bir şekilde köylere saldırırlar. Ve öldürülen Navahoların kırmızı bir iple bağladıkları uzun, siyah saçları askerler tarafından kesilir. Zaman ilerledikçe Kızılderililerin kafa derilerine ödül koyma alışkanlığı yaygınlaşır. Amerikanın gerçek sahipleri hastalık, açlık, sürgün, tecavüz, işkence dışında beyaz adamdan yeni bir şey öğrenirler: Kafa derisi yüzme.

1864 Kum Deresi Katliamı. Albay Chivington, Cheyenne Reisi Kara Kazanın köyünü basıyor. 28′i erkek 133 Kızılderili öldürülüyor.

1866 Kızıl Bulut önderliğindeki Siouxlar topraklarından yol geçirip (Bozeman Yolu) kale yapmak isteyen askerlerle çatışıyor. 80 Asker ölüyor.

1867 ABD 7 milyon dolar karşılığında Alaskayı satın alıyor.

1868 Washita Katliamı. Albay Custer komutasındaki Süvari Alayı suçsuz bir Cheyenne köyüne daha saldırıyor. Kara Kazan dahil 11′i savaşçı 103 kişi öldürülüyor.

1869 Güneyli Cheyenneler, Arapaho ve Comanche ittifakı yenilgiye uğruyor. Savaş reisleri Gaga Burun ve Uzun Boğa öldürülüyor. Teslim olan Comanche reisi Tosawiye En iyi Kızılderili ölü bir Kızılderilidir! sözü sarfediliyor.

1871 Texasta yabansığırları alanında başlayan büyük savaş 4 yıl boyunca aralıklı olarak sürüyor. Texaslılar Kiowa-Comanche ittifakını çökertiyor. Bütün önemli liderler yakalanıyor.

1876 Custerin süvari alayı bu kez little Bighornda saldırıyor ancak Oturan Boğa ve çılgın At tarafından karşılanıyor ve çarpışmada Amerikan askerlerinin tümü ölüyor.

1878 Cheyenne sonbaharı. Sürgündeki 300 Cheyenne yurtlarına dönebilmek için son bir mücadeleye girişiyor. Büyük çoğunluğu açlık, soğuk ve kurşunlara yenik düşüyor.

1881 Oturan Boğa teslim oluyor.

1886 15 yıldır savaşan Apache reisi Geronimo teslim oluyor.

1890 Kızılderililer arasında beyaz adamı topraklarından kovacak bir kurtarıcının geleceği inancı doğar. Bu inancın ortaya çıkardığı Hayalet Dansı gittikçe yaygınlaşır. Amerikan Hükümeti Hayalet dansından korkarak orduyu Kızılderililerin üstüne salar. Yaralı Dizde bulunan 350 kadın, erkek ve çocuktan yaklaşık 300 ü öldürülür. Katliamı yaşayan Kara Geyik o gün bir başka şeyin daha öldüğünü söyler: O zaman kaç kişinin öldüğünü anlayamamıştım. Şimdi kocamışlığımın şu yüksek tepesinden gerilere baktığımda, yerde birbirleri üzerinde yığılı duran boğazlanmış kadınları ve çocukları hala o genç gözlerimle görebiliyorum. Ve orada, o çamurun içinde bir şeyin daha öldüğünü ve o kar fırtınasına gömüldüğünü görebiliyorum. Evet bir halkın düşü öldü orada

1909 Geronimo ve büyük reis Kızıl Bulut aynı tarihte hayata veda eder.
panteidar.wordpress.com
 
Üst Alt