Kızgın azınlık, sakin çoğunluk!

KIZGIN AZINLIK, SAKİN ÇOĞUNLUK!

Ankara ve İstanbulda topladığı kalabalıklara bakılırsa, Başbakan, Milli İradeye Saygı mitingleriyle karşıtlarına sokaklar sizinse, meydanlar benim mesajını hakkıyla verdi. AKP örgütü, canhıraş bir gayretle bu gösteriyi başarıyla icra etti.

Bazıları gibi ben bu kalabalıkları toplama kalabalıklar diyerek küçümseme niyetinde değilim. Zira, bütün siyasi partilerin mitingleri toplama kalabalıklarla olmuştur. AKPnin diğerlerinden farkı ise iktidar gücüyle açıklanabilir.

Anketlerde düşük yüzdelerle gösterilen MHPnin İzmir ve Adana mitingleri de AKPnin mitingleri kadar başarılıydı. O meydanları da al bayraklarıyla coşkulu kalabalıklar doldurdu. Yani, yüzde ellinin kalabalığı ile, onun yarısı kadar bile anket verisine sahip olmayan MHPnin kalabalıkları hemen hemen aynı idi.

Demek ki, kalabalıkları tek ölçü olarak almak doğru değil.
Tarihte nice liderler görülmüştür ki, topladıkları kalabalıklar meydanlara sığmamış, yine de yok olup gitmekten kurtulamamışlardır.

En son Çavuşeskunun mitingini hatırlıyorum. Yüz binlerce Romen o meydanda Çavuşeskuya hançerelerini yırtarcasına tezahüratta bulunuyorlardı. Kalabalıktan biri, sadece biri Kral Çıplak! diye haykırdı ve olanlar oldu.
Çavuşesku ve eşi Elena, bir halk darbesi sonunda dramatik bir şekilde sadece iktidardan değil, hayatlarından da oldular.
Onların da uçakları vardı, servetleri vardı, bankalarda gizli hesapları vardı. Kaçıp kurtulmayı bile başaramadılar.

Mübarekin Tahrir meydanı, Tayyip beyin meydanından farklı değildi.
Kaddafi, Saddam, o kalabalıkların mislini meydanlara toplama gücüne sahiptiler.

Rahmetli Menderes de Tayyip bey gibi sevilen bir liderdi. Halktan aldığı oy, Tayyip beyden üç puan da fazlaydı. Tayyip bey yüzde 50 aldıysa, o yüzde 53 alıyordu. Son İzmir mitinginde topladığı kalabalık 350 bini aşkındı. Dramatik bir şekilde vefat ettiği gün bu ülkede bir cam bile kırılmadı. Oğlunu kurban etmek isteyenlerden de eser yoktu. Herkes evinin duvarları arasına çekilmiş, sevgili Başbakanlarına ağıt yakmaktan öte bir şey yapamamanın çaresizliğini yaşamışlardı.

Demirelin, Özalın topladığı kalabalıklar da öyleydi. Demirel 41ler olayını iyi yönetemediği için iktidarından oldu, Özal ise yıpranan iktidarını ancak yüzde 21.75le halefine devredebildi.

Tayyip bey şunu anlayamıyor. Sokaktaki kızgın azınlık, meydandaki sakin çoğunluğa her zaman galebe çalmıştır. İktidar çoğunluğu, rahatı ve sükûneti sever. Kavgadan uzak durur. Sokağın azınlığı küçümsenerek inadım inat tavrı sürdürülürse, korkarım, Tayyip beyin siyasi akibeti de parlak bir şekilde bitmeyecektir.

Oysa küçük bir özür, bir yanlış anladım, yanlış anlaşıldım mesajı her şeyi halledebilirdi. Tayyip bey, Başbakan gibi değil de, Kasımpaşalı Tayyip gibi davranmayı tercih etti. Şimdi, sokağın aparkatlarıyla ringe yığılan yorgun boksör gibi, çaresiz bakışlarla elinde havlusunu tutan menajerine bakınıyor. Ne zaman atacak diye.

Menajer ise kendisinin dövüş taktiğinden kaygılı. Hırsı aklının önüne geçiyor, ne yapacağını, nasıl davranacağını bilemiyor. Hırçınlaşıyor, hırçınlaştıkça seviyeyi düşürüyor. Yalanlara, iftiralara, hatta iğreti mizansenlere sığınıyor.

Camide içki içildiği iddiası gibi. Bir sonraki grup toplantısında görüntülerini vereceğini söylemişti, veremedi. Çünkü, öyle bir görüntü yoktu. Caminin müezzini de kendisini yalanlıyordu. Peki, ya üç hilalli destek afişlerine ne demeli? Bu afiş o meydanda o kadar iğreti durmuştur ki, kimseyi inandıramamıştır. Hatta, komik düşmüştür. Buna ne gerek vardı, pek anlayamadık.

Olayların arka planında hep CHPyi göstererek adeta hayalet taşladı. Halbuki, CHPnin böyle bir kabiliyeti olmadığını hepimiz biliyoruz. Bu, bir siyasi partiye, herhangi bir ideolojik görüşe mal edilebilecek kadar basit bir olay değildir. Gezi olayının çok iyi okunması gerekir.

Tayyip beyin önünde halen kullanabileceği enstrümanlar ve fırsatlar vardır. Öfkenin değil, sevginin dilini kullanarak havayı yumuşatabilir, olayları normal seyrine döndürebilir.
Yeter ki yatan kardeşlerden ibret alınabilsin!

Mehmet Necati GÜNGÖR
 
Üst Alt