Kadın/ Ahmet Haşim

Merhaba

borgesdefteri1.jpg


Hiçbir şey lisan kadar bir ağaca benzer değildir.
Lisanlar-tıpkı ağaçlar gibi- mevsim mevsim rengini kaybeden ölü yapraklarını dökerler ve tazelerini açarlar.
Lisanın yaprakları kelimelerdir.

Edebi bir metni okurken, daha dün o kadar canlı bir manası olan “melek” kelimesinin,
bugün tamamen hayatiyeti tükenmiş, renksiz ve şekilsiz bir laf haline geldiğini hissettim.
Bu kelime, şimdi Türkçede soğuk bir ürperişten başka bir şey değildir.

Melek nedir?
Edebiyattaki manasına göre, melek; bir kadındır ki, gözleri mavi, saçları sarı ve beyaz entarisinin etekleri uzundur.
Hıristiyan sanatında melek lepiska saçları topuklarına kadar uzanan, büyük güvercin kanatlı, mahcup
bir genç kız suretinde temsil edilir ve daima elinde sur/ boru cinsinden uzun bir musiki aleti olduğu halde,
gökte beyaz bulut yığınlarının kenarından tebessüm ettirilir.

Bu verem çehreli dünya ötesinden güzelin örneği kadın kıyafetinin son inkılabına kadar devam edebilmiştir.
Fakat kadın saçları, berber makasıyla kesilip, eteklerin yarısı da terki nefs ile uçarak
dizleri çıplak bıraktığı günden sonra melek birden, mazinin silik şekilleri arasına düşmüştür.

Şeytani bir alevin temasıyla taraf taraf ateş kırmızılığına boyanan çağdaş kadın çehresi yanında,
uzun sarı saçlı ve mavi gözlü “melek” şimdi aptal bir halayık yaratık çehresinden daha fazla cazip değil.

Ahmet Haşim-Kelimenin Hayatı
 
Fakat kadın saçları, berber makasıyla kesilip, eteklerin yarısı da terki nefs ile uçarak
dizleri çıplak bıraktığı günden sonra melek birden, mazinin silik şekilleri arasına düşmüştür.

Ahmet Haşim en sevdiğim yazarlardan.......
 
- Şu ışıklar içinde görünüp kaybolan kadınlara bak! Ne derilerindeki beyazlık insan derisi beyazlığı, ne gözlerindeki siyahlık, insan gözü siyahlığı, ne dudaklarındaki kırmızılık insan dudağı kırmızılığıdır. Tabiatın eserleri hiç de bu sahne mahlûkatı kadar güzel değil! Kırmızı, sarı, yeşil, siyah boyalar, renksiz etleri, çipil gözleri, soluk dudakları istihaleye uğratarak harap uzviyetlerden birer gençlik ve güzellik mucizesi vücuda getirmiş. Kim diyor ki kadın şimdi, eskisi gibi yüzünü sıkı örtüler altında saklamıyor? Ya boya örtüleri? Bunların altında hakiki çehreyi hiç görmek kabil mi? Boyalar olmasa bilmem ki kadın ne yapardı?

- Kadın ne yapardı bilmem... Fakat boyalar olmasa bilmem ki seyr-i sefâin ne yapar, bilmem ki göz nasıl boyanırdı?

Ahmet Haşim
 
Üst Alt