• Hoşgeldin ziyaretçi , forumdan daha fazla yararlanmak için buradan üye olunuz...

KADER'imize boyun eğmek kaderimiz midir?

Okunuyor :
KADER'imize boyun eğmek kaderimiz midir?

dogangunes

Profesyonel
Yönetici
Admin
Moderatör
Üye
İslam dininde kader, ezelden ebede kadar hayır ve şer (iyi ve kötü) meydana gelecek bütün hadiselerin (olaylar)Allah katında bilinmesi ve yaradılmasıdır.

Peki siz olaylara karşı hemen pes eder misiniz yoksa bu benim kaderim olamaz deyip elinizden geldiğince değiştirmeye çalışıp başaramadığınız zaman mı kabullenirsiniz?
 

SOSYALİST

Bağımlı
Üye
Kader olayına kesinlikle katılmıyorum.
İnsanın geleceğine yön vermesi tamamen kendi girişimleriyle neticelenir.
İyi ya da kötü..
 

dogangunes

Profesyonel
Yönetici
Admin
Moderatör
Üye
Kader olayına kesinlikle katılmıyorum.
İnsanın geleceğine yön vermesi tamamen kendi girişimleriyle neticelenir.
İyi ya da kötü..
Bencede...
Ama öyle cehaletler varki dikkatliksizlerine,bilinçsizliklerine bağlı kötü olayları bile kader deyip geçmiyorlarmı deliriyorum ozaman...:angry:
 

collection

Tecrübeli
Üye
Önce kaza ve kader ile çeşitlerini bilmek gerekir.

Kader, Allahü teâlânın, olacak şeyleri ezelde bilmesidir. Kaza, kaderde bulunan şeyleri, zamanı gelince yaratmasıdır. Yani kader, maaş bordrosu gibidir. Kaza ise, bu maaşın dağıtılmasıdır. Allahü teâlâ, herkesin ne yapacağını, nerede nasıl öleceğini bilir. Buna, kader, kısmet, baht, nasip, talih, yazgı, alınyazısı deniyor. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Allah, onların işlediklerini ve işleyeceklerini bilir.) [Bekara 255]

Bir film tekrar tekrar gösterilse, bunu önceden seyretmiş birisi, ikinci, üçüncü defa seyrederken, (Baş rolde oynayan oyuncu, attan düşüp ölecek) dese, o dediği için mi filmdeki oyuncu ölüyor, yoksa, söyleyen daha önce seyrettiği için mi biliyor?

Takvimlere, bir yıl içinde güneşin ne zaman doğup, ne zaman batacağı, hesaplanarak yazılıyor. Güneş, takvimde bildirilen saatlerde doğup batar. Güneş, takvime öyle yazıldı diye bilinen saatlerde doğup batmaz. Takvime yazılması, güneşin doğmasına ve batmasına tesir etmez. Allahü teâlâ da insanların başlarına ne geleceğini bildiği için, bunları levh-i mahfuza yazmıştır. Bir âyet meali şöyledir:
(Allah her canlının durduğu yeri ve sonunda bırakılacağı mekânı bilir. Hepsi açık bir kitapta [levh-i mahfuzda]dır.) [Hud 6]

Kaderin değişeni de, değişmeyeni de vardır. Mesela değişmeyen ecele, ecel-i müsemma denir.

Bir âyet-i kerime meali şöyledir:
(Ecel bir an gecikmez ve vaktinden önce de gelmez.) [Araf 34]

İnsanın işine göre, ömrü ve rızkı değişebilir. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Allah, dilediğini siler, dilediğini değiştirmez. Ümm-ül-kitab [levh-i mahfuz] Ondadır.) [Ra’d 39]

Ümm-ül kitap, ezeli olan kelam-ı İlahinin yazılı olduğu kitaptır. Melekler, bunu anlayamaz. Zamanlı değildir. Allah’tan başka, kimse bilmez. Hiç yok olmaz. Levh-i mahfuzda değişiklik olur. Bunu melekler görür. İnsanın, işine göre, ömrü ve rızkı değişir. İyiler kötü, kötüler iyi olarak değiştirilebilir.

Bir başka âyet meali de şöyledir:
(Herkesin ömrü ve ömürlerin kısalması elbette kitapta yazılıdır.) [Fatır 11]

Değişebilen kaza kadere kaza-i muallak denir. Bir kimse, iyi amel yapıp duası kabul olursa, o kaza değişebilir.

Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

(Kaza-i muallakı hiçbir şey değiştirmez. Yalnız dua değiştirir.) [Hakim]

(Kader, tedbirle, sakınmakla değişmez. Ama kabul olan dua, bela gelirken korur.) [Taberani]

(Sıla-i rahm ömrü uzatır.) [Taberani]

Kaderin levh-i mahfuzda yazılması kazadır. Bir kimseye takdir edilen bela, kaza-i muallak ise, o kimsenin dua etmesi de takdir edilmişse, dua eder, kabul olunca belayı önler. Duanın belayı önlemesi de kaza ve kaderdendir. Şemsiye yağmura siper olduğu gibi, dua da belaya siper olur.

Ecel-i müsemma değişmez ama; Ecel-i kaza değişebilir. Bir örnek: İki kişi, Hazret-i Davud’a birbirini şikayet etti. Azrail aleyhisselam gelip, (Bu iki kişiden birinin eceline bir hafta kaldı. İkincisinin ömrü de, bir hafta önce bitmişti; ama ölmedi) dedi. Hazret-i Davud, hayret edip sebebini sorunca cevaben dedi ki:
(İkincisinin bir akrabası vardı. Buna dargın idi. Bu gidip onun gönlünü aldı. Bunun için Allahü teâlâ, bunun ömrünü 20 yıl uzattı.) [Levh-i Mahfuz ve Ümm-ül-kitab risalesi]


Allahü teâlâ ezelî ilmi ile, kullarının yapacakları işleri bilir. Eğer Allah, yarattıklarının ne yapacağını bilmezse, bilmeyenden ilah olamaz. İlahın her şeyi bilmesi, her şeye gücü yetmesi gerekir. Bilmeyen, gücü yetmeyen, muhtaç olan, ölebilen ilah olamaz. Allahü teâlâ herkesin ne yapacağını bilir. Cebriyye fırkası da, (Allah her işi zorla yaptırır. İnsan kaderine mahkûmdur. Hiç kimse, işlediği günahtan mesul değildir) der. Bu da çok yanlıştır. Herkes yaptığından mesuldür. İyilik eden mükâfatını, kötülük eden cezasını görür. Zerre kadar hayır ve şer işleyen, karşılığını alır. (Tekvir 14, Zilzal 7,8)

İyi kimse, iyilik yapmak isterse, Allahü teâlâ, irade edip yaratır. Böyle kimseden hep iyilik meydana gelir. Kötü kimse, kötülük yapmak isteyince, Allahü teâlâ da irade eder ve yaratır. Böyle kimse, iyilik yapmak istemediği için bundan hep kötülük hasıl olur. İnsan irade-i cüziyyesini kullanarak iyilik yaratılmasını isterse sevap, kötülük yaratılmasını isterse günah kazanır. İnsan günah işlerse cezasını, sevap işlerse mükâfatını görür. İnsan yaptığı işleri kendi yaratmıyor. İrade-i cüziyye ile yapılan işlerin yaratıcısı yani hayrın ve şerrin yaratıcısı Allahü teâlâdır. Hayrın ve şerrin Allah’tan olduğunu inkâr etmek, “İntihar eden takdir-i ilahiyi değiştirir” demek küfürdür. Allahü teâlâ, onun intihar edeceğini elbet bilir. (Yaratan hiç bilmez mi?)

Kaynak : İslam Ahlakı
 

forumdayim

Tecrübeli
Üye
collection kardesim cok güzel aciklamissin... ancak inanci olmiyanlarin bu yaziyi okuyacaklarina hic ihtimal vermiyorum... okusalarda anliyacaklarina yine ihtimal vermiyorum... anlaslar zaten inanirlar...
 

SOSYALİST

Bağımlı
Üye
Bencede...
Ama öyle cehaletler varki dikkatliksizlerine,bilinçsizliklerine bağlı kötü olayları bile kader deyip geçmiyorlarmı deliriyorum ozaman...:angry:
Herkes kendini bir türlü teselli ediyor sonuçta.
Kimi kader deyip geçiyor, kimi yaptıklarının sonucu olarak görüyor,
kimi ise ''hayatta insanın başına her şey gelebilir'' mantığıyla hareket ediyor.
 

nefisetülilm

2.imza yarışma birincisi
Üye
İnsanlara gelen hayır ve şer, fayda ve zarar, kazanç ve ziyanların hepsi, Allahü teâlânın takdir etmesi iledir. Kader, lügatte, bir çokluğu ölçmek, hüküm ve emir demektir. Çokluk ve büyüklük manasına da gelir. Allahü teâlânın, bir şeyin varlığını ezelde dilemesine kader denilmiştir. Kaderin, yani varlığı dilenilen şeyin var olmasına Kaza denir. Kaza ve kader kelimeleri, birbirinin yerine de kullanılır. Buna göre kaza demek, ezelden ebede kadar yaratılacak şeyleri, Allahü teâlânın ezelde dilemesidir. Bütün bu eşyanın, kazaya uygun olarak, daha az ve daha çok olmayarak yaratılmasına kader denir. Allahü teâlâ, olacak her şeyi ezelde, sonsuz öncelerde, biliyordu. İşte bu bilgisine kaza ve kader denir.

İmanın altıncı şartı, kadere, hayır ve şerrin Allahü teâlâdan olduğuna imandır. Amentü’deki, (Ve bil kaderi hayrihi ve şerrihi minallahi teâlâ) ifadesi, kaderin, hayır ve şerlerin hepsinin Allahü teâlâdan olduğuna iman etmeyi bildirmektedir.

Kaderi yaratan Allahü teâlâdır. Her şeyi yaratan Allahü teâlâdır. Birkaç hadis-i şerif meali şöyledir:

(Allahü teâlâ buyurur: “Ben âlemlerin rabbiyim, hayrı da, şerri de ancak ben tayin ederim. Hakkında şer yazdığıma yazıklar olsun, hakkında hayır yazdığıma ise ne mutlu.) [İ.Neccar] (Allahü teâlâ, kullarının iyilik mi kötülük işleyeceklerini, Cehennemlik mi, Cennetlik mi olduklarını elbette bilir, bildiğini yazıyor. Yoksa yazdığı için kul öyle yapmak zorunda kalmıyor. Cebriye zorla Allah yaptırır der, Mutezile ise Allah’ın kaderini inkâr eder.)

Ya Resulallah, yaptığımız ve yapacağımız işler önceden takdir edilip yazıldığına göre, iş yapmanın ne önemi var) diye soranlara, (Herkes, kendi işine hazırlanır) ve (Herkes önceden takdir edilmiş olan işlere hazırlanır) buyurdu. (Müslim, Tirmizi)

Aynı suali soran, başka birine de, Şems suresini okudu. İlgili kısmın meali şöyle:
(Cenab-ı Hak, hayrı ve şerri [taat ve günahı] ve bu ikisinin hallerini öğretip bunlardan birini tutmak için, ihtiyar [tercih hakkı, irade-i cüziyye] verdi. Nefsini tezkiye eden [kötülüklerden temizleyip faziletlerle dolduran] kurtuldu. Nefsini günahta, cehalette, dalalette bırakan, ziyan etti.) [Şems 7-10]

Allahü teâlâ dileseydi, her şeyi sebepsiz yaratırdı. Ateşsiz yakardı. Yemeden doyururdu. Tayyaresiz uçururdu. Radyosuz, uzaktan duyururdu. Fakat lütuf ederek, kullarına iyilik ederek, her şeyi yaratmasını bir sebebe bağladı. Belirli şeyleri, belli sebeplerle yaratmayı diledi. İşlerini, sebeplerin altına gizledi. Kudretini sebepler altında sakladı. Onun bir şeyi yaratmasını isteyen, o şeyin sebebine yapışır, o şeye kavuşur. [Lambayı yakmak isteyen, kibrit kullanır. Zeytinyağı çıkarmak isteyen, baskı aleti kullanır. Başı ağrıyan, aspirin kullanır. Cennete gidip, sonsuz nimetlere kavuşmak isteyen, İslamiyet'e uyar. Kendini tabanca ile vuran ölür. Zehir içen ölür. Terli iken su içen, hasta olur. Günah işleyen, imanını gideren de, Cehenneme gider. Herkes, hangi sebebe başvurursa, o sebebin vasıta kılındığı şeye kavuşur. Müslüman kitaplarını okuyan, Müslümanlığı öğrenir, sever, Müslüman olur. Dinsizlerin arasında yaşayan, onların sözlerini dinleyen, din cahili olur. Din cahillerinin çoğu kâfir olur. İnsan hangi yerin vasıtasına binerse, oraya gider.]

İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
Allahü teâlâ kullarına irade vermiş, bu iradelerini, dilemelerini, işleri yaratmasına sebep kılmıştır. Bir kul, bir şey yapmak isteyince, Allahü teâlâ da dilerse, o işi yaratır. Kul dilemezse, Allahü teâlâ da dilemez ve o şeyi yaratmaz. Görülüyor ki, insan kendi istekli işlerini, isterse yapar, istemezse, yapmaz. (1/286)
 

dogangunes

Profesyonel
Yönetici
Admin
Moderatör
Üye
Herkes kendini bir türlü teselli ediyor sonuçta.
Kimi kader deyip geçiyor, kimi yaptıklarının sonucu olarak görüyor,
kimi ise ''hayatta insanın başına her şey gelebilir'' mantığıyla hareket ediyor.
evet amaç içi rahatlatmak olsun değilmi..:freakedout:

Bizim evin önü cadde geliş,gidiş yönlü bir sürü araba geçiyor.Karşımızdada bakkal var.Bundan bir sene önce 3 bina yanımızda oturan bir ailenin çocuğu akşam,hava kararmış bakkala gidiyor ve yolun ortasına düşüyor arabada bunu görmüyor ve üstünden geçiyor..:malesef:
Ölmedi şükür çocuk ama bir sürü ameliyat ve estetik geçirdi.Bakkala bir gün konuşuyoruz çocuk hakkında kader işte demezmi bana...:angry:
7 yaşında çocuğu karanlıkta caddeye salan ailenin suçu hiç yokmu bu nasıl tedbirsizlik,bu nasıl bir ihmaldir.
Şimdi bazı kişiler bana kızıcak biliyorum ama yazmadan duramayacağım çünkü bazı şeyler gerçekten kurcalıyor kafamı bir mantıksızlık var biryerlerde.
Bazı şeyler yazılı insan oğlu için bunu biliyorum **aladin**arkadaşımız inancı olmayanlar anlamaz,okumaz yazmış ne alaka elhamdüllah müslümanım,herşeyime şükrederim elimde olan hergece,hergün,ama bazı şeyler gerçekten mantıksız bunu ben buraya yazmasamda,kimseye söylemesemde bunu Allah biliyor değilmi içimde hissettiğim herşeyi.Ve sen aladin bey burda haksızlık yapıyorsun buraya bazı şeylere inanmayan insanları yargılamak bir kul olarak sana değil Allaha düşer .Şimdi ben böyle yazdım diye sen bana da inançsız dersin ne alakaysa..
Konuma döneyim neyse mesela ölmek kaderde varsa iyi ben şimdi balkondan atlayım ölme ihtimalim çok fazla yer beton ...
Yada buna benzer bir sürü olay o kaza yapan çocuğu akşam saatinde biride kaçırabilirdi ortalık malum organ mafyası,tüccarlar,sapıklar...
O aile kaderinde varsa olur deyip nasıl güvenle o saatte sokağa salıyorlar çocuklarını..
Yanlış bence hem Kuranı Kerim orjinalinde arapçadır ve çözülmesi çok zor bir dil ve hala çözemiyorlar bazı yerlerini ya yanlış yorumlamışlarsa sen nasıl eminsin bu kadar bunu çözmeye çalışanda bir kul niye herşeyine inanmak zorunda olayımki ...
 

SOSYALİST

Bağımlı
Üye
İnsanlara gelen hayır ve şer, fayda ve zarar, kazanç ve ziyanların hepsi, Allahü teâlânın takdir etmesi iledir.
Demişsiniz...
Şöyle olay ve haberleri çok kere duymuşuzdur:

8,9,10 yaşalarında bir çocuğa 3-5 sapık tecavüz ettikten sonra parçalara bölerek bir torbaya koyup cesedi ormana atmışlar...gibi.

Şimdi soru:
O yaştaki çocukların günahı neydi ki, Allah'tan o tür bir ceza reva görüldü ?
 

M ü e l l i f...

Kıdemli
Üye
evet amaç içi rahatlatmak olsun değilmi..:freakedout:

Bizim evin önü cadde geliş,gidiş yönlü bir sürü araba geçiyor.Karşımızdada bakkal var.Bundan bir sene önce 3 bina yanımızda oturan bir ailenin çocuğu akşam,hava kararmış bakkala gidiyor ve yolun ortasına düşüyor arabada bunu görmüyor ve üstünden geçiyor..:malesef:
Ölmedi şükür çocuk ama bir sürü ameliyat ve estetik geçirdi.Bakkala bir gün konuşuyoruz çocuk hakkında kader işte demezmi bana...:angry:
7 yaşında çocuğu karanlıkta caddeye salan ailenin suçu hiç yokmu bu nasıl tedbirsizlik,bu nasıl bir ihmaldir.
Şimdi bazı kişiler bana kızıcak biliyorum ama yazmadan duramayacağım çünkü bazı şeyler gerçekten kurcalıyor kafamı bir mantıksızlık var biryerlerde.
Bazı şeyler yazılı insan oğlu için bunu biliyorum **aladin**arkadaşımız inancı olmayanlar anlamaz,okumaz yazmış ne alaka elhamdüllah müslümanım,herşeyime şükrederim elimde olan hergece,hergün,ama bazı şeyler gerçekten mantıksız bunu ben buraya yazmasamda,kimseye söylemesemde bunu Allah biliyor değilmi içimde hissettiğim herşeyi.Ve sen aladin bey burda haksızlık yapıyorsun buraya bazı şeylere inanmayan insanları yargılamak bir kul olarak sana değil Allaha düşer .Şimdi ben böyle yazdım diye sen bana da inançsız dersin ne alakaysa..
Konuma döneyim neyse mesela ölmek kaderde varsa iyi ben şimdi balkondan atlayım ölme ihtimalim çok fazla yer beton ...
Yada buna benzer bir sürü olay o kaza yapan çocuğu akşam saatinde biride kaçırabilirdi ortalık malum organ mafyası,tüccarlar,sapıklar...
O aile kaderinde varsa olur deyip nasıl güvenle o saatte sokağa salıyorlar çocuklarını..
Yanlış bence hem Kuranı Kerim orjinalinde arapçadır ve çözülmesi çok zor bir dil ve hala çözemiyorlar bazı yerlerini ya yanlış yorumlamışlarsa sen nasıl eminsin bu kadar bunu çözmeye çalışanda bir kul niye herşeyine inanmak zorunda olayımki ...
Malesef "kaderi " yanlış anlıyor ve algılıyoruz bazı zaman. Bir kader sohbetinde yayınladığın bir parçayı buraya yapıştırmayı uygun gördüm konunun icabı olarak. İnş. sizlere ve bizlere vaideli olur. Buyurun kardeşlerim.

Günümüzde çoğu insan kaderi de yanlış anlıyor, adaleti de. Kader dendi mi klişeleşmiş birkaç soru, adalet denilince de eşitlik anlaşılıyor. Bu çok dar bir düşünce ve kısır bir değerlendirme. Halbuki, her iki konu da birer umman... Ben dilimin döndüğü kadar bir şeyler söyleyeyim. Gerekirse yine buluşur, konuları kaynaklarından okur yahut bir bilenden sorar, öğreniriz.

— ...

— Önce bir şeyler içelim.

— Siz bilirsiniz... Ben bir sütlü kahve alayım.

Arif Bey garsonu çağırdı:

— Bize iki sütlü kahve.

Devam etti konuşmasına:

— Bak Çetin! Bu tip soruları soranlar üç gruba ayrılır:

Bir kısmının maksadı doğrudan doğruya zihinleri karıştırmaktır. Bu adamlarla ilk konuşulacak konu, şu âlemin yaratıcısına iman meselesi olacaktır. İlahî takdir, ancak Allah'a inananlarla konuşulur... Mimar Sinan'a inanmayan bir meczupla, Süleymaniyenin bahçesinde, Onun mimarlık sanatını tartışmanın ne anlamı var?!..

İkinci grup ise, kader konusundaki birtakım sorularına samimiyetle cevap ararlar. İşte kader konusu ancak bu insanlarla konuşulabilir.

Üçüncü gruba gelince, bunlar gerçekte dine karşı değildirler. Ancak yaşayış tarzları İslâm'a hiç uymaz. Bir takım günahlara girerler. Sonra, bunların âhirette cezayı gerektirdiğini düşününce rahatsız olurlar. Cezaya isyan, onları kaderi tenkit etmeye götürür. İşledikleri günahlar kalplerini durmadan yaralar. O yaralı kalpleriyle kavga edecek birini ararlar... Onu alt etmekle rahat-layacaklarını sanırlar...
 
Moderatör tarafında düzenlendi:
Üst Alt