• Hoşgeldin ziyaretçi , forumdan daha fazla yararlanmak için buradan üye olunuz...

Iyi aydınlatılmış temiz bir yer/ hemıngway

  • Konbuyu başlatan mopsy
  • Başlangıç tarihi
  • Cevaplar 0
  • Görüntüleme 2K

Okunuyor :
Iyi aydınlatılmış temiz bir yer/ hemıngway

mopsy

Emektar
Üye
Merhaba

Geç olmuştu. Kahvede, bir ağacın yapraklarının elektrik ışığındaki gölgesinde oturan yaşlı adamdan
başka kimse kalmamıştı.
Gündüzün sokak tozlu olurdu, ama gece inen çiğ tozları yatıştırırdı ve
yaşlı adam geç saatlere dek oturmayı severdi, çünkü sağırdı o ve gece sessizdi; o bu değişikliği sezerdi.
Kahvenin içinde duran iki garson, yaşlı adamın biraz sarhoş olduğunu biliyorlardı iyi bir müşteri olduğu
halde
çok sarhoş olunca para ödemeden gittiğini bildiklerinden adamı kollamaktaydılar.

«Geçen hafta kendini öldürmeğe kalkmış,» dedi garsonlardan biri.
«Neden?»
«Umutsuzluğa düşmüş.»
«Sebebi neymiş?»
«Hiç.»
«Nerden biliyorsun hiç bir şey olmadığın:?»
«Çok parası var.»

Garsonlar kapıya yakın, duvara bitiştirilmiş bir masada oturuyorlar ve balkona bakıyorlardı,
yaşlı adamın oturduğu rüzgârla hafifçe sallanan yaprakların gölgesindeki masadan başka bütün masalar boştu.
Sokaktan bir asker ile bir kız geçti.
Kızın başı açıktı ve adamın yanı sıra telâşla yürüyordu.

«Nöbetçi şimdi enseler.» dedi garsonlardan biri.
«Şu isini görse ne çıkar sanki?»
«Sokaktan çekilse iyi eder. Nöbetçi yakalamak üzere. Beş dakika önce geçtiler.»
Gölgede oturan yaşlı adam bardağı ile tabağa vurdu.
Garsonların genci seğirtti.
«Bir şey mi istediniz?»
Yaşlı adam garsona baktı. «Bir brandy daha,» dedi.
«Sarhoş olacaksınız,» dedi garson. Yaşlı adam garsona baktı. Garson gitti.
«Bütün gece oturacak,» dedi arkadaşına.
«Uykum geldi artık. Üçden önce yatağa girdiğim yok. Keşke geçen hafta öldürseydi kendini.»

Garson kahvenin içindeki tezgâhtan bir şişe brandy ile bir tabak daha aldı ve dışarıya, yaşlı adamın
masasına gitti.
Tabağı masaya bıraktı, bardağı brandy ile doldurdu.

«Geçen hafta öldürseydin ya kendini,» dedi sağır adama.
Yaslı adam parmağı ile işaret etti. «Biraz daha,» dedi.
Garson öyle doldurdu ki brandy bardaktan taştı ve en üstteki tabağa aktı.
«Teşekkür ederim,» dedi yaşlı adam.
Garson şişeyi kahveye geri götürdü. Yine arkadaşının yanına masaya oturdu

«Sarhoş işte şimdi,» dedi.
«Her gece sarhoş o.»
«Ne diye kendini öldürmek istedi?»
«Ne bileyim ben.»
«Nasıl yapmış?»
«iple asmış kendim.»
«Kim kurtarmış?»
«Yeğeni.»
«Neden kurtardılar acaba?»
«Ruhundan korktular.» \
«Ne kadar parası var?»
«Çok var.»
«Sekseninde olmalı.»
«Herhalde seksen vardır.»
«Bir eve gitse. Üçten önce yatağa girdiğim yok. Bu da yatılacak saat mi?»
«Oturmasını seviyor da ondan oturuyor.»
«O yalnız. Ben yalnız değilim. Yatakta beni bekli-yen bir karım var.»
«Onun da karısı vardı bir zamanlar.»
«Şimdi karı onun nesine./»
«Bilinmez. Karısı olsa belki daha iyi olurdu.»
«Yeğeni bakıyor ona.»
«Bilmiyorum, ipini kesmiş kurtarmış dedin ya.»
«Ben bu denli yaşlı olmak istemem. Pis oluyor yaşlı erkek.»
«Hepsi değil. Bu yaşlı adam temiz. Dökmeden içiyor. Şimdi, sarhoşken bile. Baksana.»
«Bakmak istemiyorum ona. Bir evine gitse. Çalışanlara hiç saygısı yok.»
Yaşlı adam bardağının üstünden meydanın karşı tarafına, sonra da garsonlara baktı.
«Bir brandy daha,» dedi, bardağım göstererek. Acele eden garson yanına geldi.
«Tamam,» dedi garson,
budalaların sarhoş ya da yabancı biriyle konuşurken yaptıkları gibi, yarım yarım cümlelerle konuşuyordu.

«Bu akşam yok başka. Kapanıyor şimdi.»
«Bir tane daha,» dedi yaşli adam.
«Bitti. Olmaz.» Garson masanın kenarını havlu ile sildi ve başını salladı.
Yaşlı adam ayağa kalktı, ağır ağır küçük tabaklan saydı,.
cebinden deri bir bozuk para çantası çıkardı ve yarım peseta bahşiş bırakarak içkilerin parasını ödedi.
Garson adamın arkasından gidişine baktı, sallanarak fakat vekarla yürüyen çok yaşlı bir adamdı o,

«Niye bırakmadın, oturup bir içki daha içsin?» diye «Saat iki buçuk yok daha.»
«Ben eve, yatağıma gitmek istiyorum.»
«Bir saattan ne çıkar?»
«Onun için yok, ama benim için önemi var.»
«Bir saat bir şey değiştirmez.»
«Yaşlı bir adam gibi konuşuyorsun sen de. Bir şişe alıp evinde içsin.»
«Aynı şey değil.»
«Aynı şey değil, doğru.» diye karısı olan garson hak verdi. Haksızlık etmek istemiyordu. Sadece acelesi
vardı, o kadar.
«Peki sen? Sen eve erken gitmekten çekinmiyor musun?»
«Bana hakaret mi ediyorsun?» «Yok canım, takılıyorum sadece.» «Çekinmiyorum,» dedi garson
maden kepengi aşağı çekerek.

«Benim güvenim tam. Ben tüm güvenliyim.»
Gençsin, güveniyorsun, isin var,» dedi yaşlı garson. «Her şeyin tamam.»
«Peki, senin neyin eksik?» «İşimden başka bir şeyim yok.» «Bende olan her şey seride de var.»
«Yok. Benim hiç güvenim olmadı, üstelik ben genç değilim.»
«Hadi gel. Bırak bu saçma sözleri de kilitle.»
«Kahvelerde geç saatlere dek oturanlardanım ben,» dedi yaşlıca garson. «Yatağa gitmek
istemiyenlerden, geceleyin bir ışık arıyanlardan yanayım ben.»
«Eve gidip yatmak istiyorum.»
«Bi/ iki ayrı yaratılıştayız, »dedi yaşlıca garson.
Eve gitmek üzere giyinmişti artık.
«Bu sadece gençlik ve güven işi değil, ikisi de çok güzel şeyler.
Her gece hiç istemeden kapatırım burayı, belki bir kahvede oturmaya ihtiyacı olan biri vardır diye düşünürüm.»
«Bütün gece açık bodega'lar var.»
«Anlamıyorsun sen. Burası temiz sevimli bir kahve. iyi aydınlatılmış. Işık çok iyi, hem şimdi yapraklar da
gölge yapıyor.»
«iyi geceler,» dedi genç garson.
«iyi geceler,» dedi öteki de.

Işığı söndürüp konuşmasını kendi kendine sürdürdü.
Işık elbette; ama o yerin temiz ve sevimli olması da gerek.
Kuşkusuz müzik istemezsin.
Bütün bunların hepsi bunca saat yerinde olsa bile bir tezgâhın önünde vekarla dikilemezsin.
Neden korkuyor? Onunki ne korku ne de sıkıntı. Çok iyi bildiği bir şey o, hiç.
Hepsi bir hiçti, adam da bir hiçti. Hepsi bu kadar, bir ışıktı istediği,bir dü/en ve temizlik.
Kimi bunların içinde yaşar, anlamaz ama o biliyor hepsini

nada y pues nada y nada y pues nada.
Bizim nada'mız nadanın içindeki nada, adm nada olsun, krallığın nada, nadanın içinde nada
olacaksın.
Bize bu nadayı ve, günlük nada'mızı ve bizi nada'mız ile nada'la, bizim nada'larımızı nadaladığımız
gibi ve
bizi nada'nın içinde nada'la ama bizi na-da'dan kopar; pues nada.

Hiç ile dopdolu olan hiçi selâmla, hiç seninledir.
Gülümsedi, pırıl pırıl bir buhar kahve makinası olan bann önünde durdu.

«Ne emredersiniz?» diye barmen sordu.
«Nada.»
«Otro loco mas,» dedi barmen ve döndü gitti.
«Küçük bir fincan olsun,» dedi garson.
Barmen kahveyi doldurdu
«Işık iyi parlak, sevimli bir yer ama tezgâh cilâsız,» dedi garson.
Barmen garsona baktı, cevap vermedi. Konuşmak için gecenin çok geç bir saatiydi.
«Bir kopita daha ister misiniz?» diye barmen sordu.
«Hayır, teşekkür ederim,» dedi garson ve dışarı çıktı.

Barlardan, bodegalardan nefret ediyordu. Temiz, iyi aydınlatılmış bir kahve bambaşkaydı.
Şimdi daha fazla düşünmeden odasına, evine gidecekti.
Yatağına yatacak ve sonunda gün ışırken uykuya dalacaktı.
Kendi kendine, "bu olsa olsa uykusuzluk" dedi.
Bir çoklarında vardır.

SEÇiLMiŞ HİKÂYELER-Türkçesi: YAŞAR ANDAY
CEM YAYINEVİ-istanbul 1972
Dizgi-Tertip : Yüksel Matbaası,
Baskı : Ahmet Sarı Matbaası,
 
Üst Alt