• Hoşgeldin ziyaretçi , forumdan daha fazla yararlanmak için buradan üye olunuz...

Islamda Batıni Felsefesi

  • Konbuyu başlatan mopsy
  • Başlangıç tarihi
  • Cevaplar 6
  • Görüntüleme 2K

Okunuyor :
Islamda Batıni Felsefesi

mopsy

Emektar
Üye
Merhaba

İbn Sina peripatetik eserlerinden oldukça farklı olan
üç görsel hikâye yazmıştır. Risale fil-Aşk ve İşarat'ın
son bölümleriyle birlikte bu hikâyeler onun, "Batıni
Felsefesi
" nden geriye kalanlardır.
İsmi geçen eserler İbn Sina'dan sonraki birkaç yy da
içlerinde Suhreverdi'nin de bulunduğu bir grup İşrakî
hakim tarafından ele alınmış ve yorumlanmışlardır.
Daha sonraki yy larda yaşayan bilgeler ve son yy da
İran'daki hakimler tarafından yapılan ve İbn Sina'nın
ilkeleri ile ilgili araştırmaların tamamı, bu ilk yy daki
yorumlara dayanır.

Bu hikâyeler, yazarın entellektüel bakışını yansıtan
sembolik dilde yazılmış metinlerdir. Bu sembolik dil,
sadece yazar tarafından yapılan bir kinaye değildir,
aynı zamanda hikâyelerin ayrılmaz parçasıdır.

Bu hikâyelerinde:
İbn Sina evreni, İlâhi Bilgi'nin veya
Marifet /Gnosis / Ruhsal Bilgi'nin yol aldığı geniş bir
"Semboller Kozmos'u" olarak ele alır. Kozmos, Arif
için dışsal bir nesne değil, içsel bir gerçekliktir, Arif
tabiatın tüm çeşitliliklerini kendi varlığına aksetmiş
bir şekilde algılar. Evrendeki fiziksel ve astronomik
elementlerin transformasyonu sayesinde, marifete
giden yolda yürüyen yolcu/salik, kozmosun sürekli
kendisinde içselleştiğini/interiorised ve sonucunda
kendisinin "Cosmic Crypt/Kozmik Şifre" nin ötesine
geçtiğini farkeder.


Tabiattaki günlük olayların, insanoğlu'nun bilincinde
mantıksal olarak açık ve anlaşılır olması gibi, kozmik
gerçekliklerin sembolik görünüşü ve onların "Ruhsal
Dünyanın Gölgeleri" haline gelmeleri, Arif'in yeni ve
aydınlanmış bilincine dayanır. Arif'in göklerde yazılı
arketip/archetype/prototype/İlkörneklere dayanan
tabiat tezahürlerini görmesini sağlayan, daha aşkın
mertebeler/evrelerdeki varlıkları farkedebilmesidir.

İbn Sina, İşarat'ın sonundaki bölümlerinde, Ariflerin
sınıflamasını/classification ve görsel hikâyelerdeki
bir yolcu olan Arif'in kendine has niteliklerini anlatır.

İslâm Kozmoloji
Öğretilerine Giriş
Seyyid Hüseyin Nasr
İnsan Yayınları-1985
 

mopsy

Emektar
Üye
Merhaba




Hayy İbn Yekzan'daki Ârif' in yolculuğu, Doğu olarak
sembolize edilen ve Işık Melekleri'nin etki alanı olan
"Saf Şekil/Form" dünyasından başlar. Bu dünyanın
karşıtı ise toprağı sembolize eden ve"Saf Madde"ye
tekabül eden Batı'dır.

Bir Bilge ve Pir/spiritual guide olan Hayy İbn Yekzan,
salik'e/yol ehli'ne melek olarak görünür ve bu yolun
yolcusuna evreni, tüm fiziksel gerçeklerin simgelere
dönüştüğünü ve salikin aşıp-geçmesi gereken bir yol
olduğunu anlatır.
O, saliki semboller/remizler kozmosundan, Doğu'ya
ve Işık Melekleri' nin alanına yolculuk etmeye teşvik
eder. Risalet-el Tayr'da salik, bu yolculuğa çıkmayı
kabul eder ve günlük yaşamının uyuşukluğundan da
arınır. Melekler ile birleşerek, kozmik/kevnî dağların
silsilelerini ve vadilerini aşar.

Salaman ve Absal, salikin ruhunun melek seviyesine
ulaştığı yolculuğu anlatır. Hace Nasireddin et-Tusi'nin
İşarat'a yazdığı şerhde geçen bölümlerden, Salaman
ve Absal'daki hikayenin plânı anlaşılabilir.

Salaman ile Absal iki üvey kardeştirler ve Absal küçük
olanıdır. Absal, memleketin yöneticisi ve çok yakışıklı,
akıllı bir adam olan büyük ağabey Salaman tarafından
yetiştirilir. Salaman'ın karısı kayınbiraderine aşık olur,
fakat Absal karşılık vermez.

Arzusunun gerçekleşmemesi üzerine Salaman'ın karısı
kızkardeşini Absal'la evlendirmek ister. Gerdek gecesi
onun yerine geçer. Tam Nikâh kıyıldığı esnada ışıkların
yakılması üzerine Absal gelini görür, ağabeyinin karısı
olduğunu anlar. Ve bu duruma tahammül edemeyerek
evden kaçar ve hatta ertesi gün ağabeyinin ülkesini bir
grup askerle terkeder.

Absal ordusuyla birlikte, Büyük İskender gibi, uğradığı
her yeri fethederek bütün dünyayı dolaşır. Daha sonra
ülkesine döner ve elde ettiği toprakları da ağabeyisine
verir.

Dönüşünden sonra Salaman'ın karısının aşk tekliflerine
yeniden maruz kalır, fakat yine karşılık vermez. Bu kez
kadın Absalın askerlerine para öder ve savaşta onunla
beraber dövüşmemelerini sağlar. Bu nedenlerle Absal
yaralanır ve öldüğü zannedilir. Fakat orman hayvanları
onu alır, tedavi eder, sağlığına kavuştururlar. Böylece
Absal bir kez daha ülkesine dönme gücünü kazanır.

Plânların başarıya ulaşmadığını gören Salaman'ın karısı
bu kezde hizmetçilerinin yardımıyla Absal'ı zehirlemeye
karar verir. Plân başarıyla uygulanır ve Absal ölür.
Kardeşinin ölümüne çok üzülen Salaman, rüyasında onu
görür ve ölümünden karısının sorumlu olduğunu öğrenir.
Bunun üzerine karısını, ona yardım eden hizmetçileri ile
birlikte aynı zehirden içmeye zorlar.
 

mopsy

Emektar
Üye
Merhaba




Ârif' i sembolize eden Absal' ın ölüm olayı, aydınlanma
sürecinden geriye dönüş olmadığını vurgular. Doğu'ya,
ışıklara yapılan yolculuktan geriye dönüş yoktur Ve Ârif
bir kere madde dünyasından arınıp, saf şekiller âlemine
ve meleklerin dünyasına girdi mi, bir daha bu dünyanın
karanlığına düşmez. Bu durum, simyada, metalin altına
dönüştükten sonra, tekrar eski haline getirilememesine
benzer.

Ârif'in kozmosta yaptığı yolculuk, yol boyunca karşılaştığı
zorluklar ve sonucu ruhsal dirilişi başlatan ölüm olayı ile,
görsel hikâyelerin program dairesi tamamlanır.

Bu dairede tabiat ikili rol oynar;
Birinci; olumsuz ve çapraşık, ikincisi; olumlu ve berraktır.
Salik'in bilinci, bir Meleğin/Bir Bilge ve Pir-spiritual guide
Hayy İbn Yekzan'ın ziyareti ile uyandığında ve o, sıradan
bir insan olmaktan uzaklaşarak bu yolda bir salik olmaya
başladığında, kozmos, onun için bir kript/crypto/totem,
kurtulunması gereken hapishane haline gelir.
Bilinci şekil değiştirip aydınlandıkça, kozmik kript/kozmik
pentheon'dan kaçışı gerçekleştikçe, Tabiat da gerçekten
sembole, karanlıktan ışığa dönüşür, böylece Ârif'e ruhsal
yolculuğunda yardım etmeye başlar.
Kozmogoni/Cosmogony/Evrendoğum, Ârif'in ruhsal olanı
idrakinde ve aydınlanmasında etkili olmaya başlar, çünkü
Ârif'in kendi kökenini, yolculuğunu gerçekleştirdiği evrene
dayandırmasını, o sağlar.

Ârif'in yolculuğu;
Madde dünyasından, saf şekiller/pure forms dünyasına,
Batıdan/Occident, Güneşin doğduğu yer olan Doğu/Işık
Ülkesi'ni sembolize eden Melekler Âlemi'ne doğrudur.
Ve buna karşılık Güneşin battığı yer olan Batı, maddenin
karanlığına delalet eder. Şekiller ve maddeden meydana
geldiği için bu dünyadaki tüm varlıklar kendilerinde Doğu
ve Batı sembolik dünyalarını barındırırlar.

Görsel daire / Visionary Cycle de şekil, "Bir şeyin o şey
olmasını" sağlayan öz/idea/hakikat'tır. Ârif'in yolculuğu
onu maddeden saf şekle, karanlık Batı'dan-ışıklı Doğu'ya
ulaştırır; Ârif, madde dünyasından, maddi bedenden, üç
varlık âleminden ve tahayyülden, Meleklerin dünyasına
yükselir.

Ârif'in bilincinin aydınlanmasını ve evrenin olgu/fact tan
sembole dönüşmesini ortaya koyan bu yolculuk, sadece
sembollerle, İbn Sina'nın "Seçkin Bilimi/İlm el- Havâss"
dediği dille anlatılabilir ve sadece bilinci şekil değiştiren
veya belirli "Kavramsal Boyutlar" a sahip olan bireylerce
bu bilim anlaşılabilir. Diğer kişiler için bu hayal ürünü bir
hikâye veya hurafe olarak kalır.

Seçkin Bilimi / İlm el-Havâss, kökeni Hz. Peygambere
dayanan kutsal metinlerin yorumu/Te'vil'e de bağlıdır.
Yorumlar bütün insanlığa hitab ettiği için de genel dinî
kanunların üzerinde yer alırlar.
 

mopsy

Emektar
Üye
Merhaba



Hayy İbn Yekzan'daki Ârif, yolculuğuna, daha sonraki
tefsircilerin Ali Ebi Talib'le özdeşleştirdiği bilgi ile, yani
Rehber Melek ile buluştuktan sonra başlar.

Yolcu'nun önünde iki dizi Melek ortaya çıkar:
Birincisi Akıllar, yani Melekler;
ikincisi ise Meleklerden/Akıldan kaynaklanan ve gökteki
uyduları hareket ettiren nefs'lerdir ki, Faal/on the go/
operative/active akl' da denilen Onuncu Akl, Kutsal Ruh
ve Cebrail ile de özdeşleştirilir.

Meleklerin tümü, Ârif'i nihai gayesine yöneltmede önemli
rol oynarlar. Bu yola çıkarken, Hayy İbn Yekzan yolcuya
önünde uzanan geniş bir Çöl'ü/önce işlediği bir suça bağlı
olarak habs'edildiği/kayb'olduğu Issız bir Ada'yı anlatır.

Bu zor engeli aşabilmek, habs'tan kurtulabilmek için salik,
"Hayat'ın Sürekli Kaynağı"nın hemen yakınından akmakta
olan "Hayat Pınarı"ndan içmelidir. Bu sudan içmek demek
Süleyman Peygamber'e öğretilen kuşların dili ve mantığını
öğrenmek demektir.


KUR'AN
NEML: 27/16

-Ve Süleyman Davûda varis olup, dedi ki:
"Ey Nâs! bize mantıkuttayr ta'lim buyuruldu,
hem bize her şeyden verildi,
şübhesiz ki bu her halde o fazlı mübîn.."

"Ve verise süleymânü davûde ve kâle
yâ eyyühen nasü 'ullimnâ mantıkattayri
ve ûtinâ min kulli şey',
inne hâzâ le hüvel fadlül mübîn.."


Melek, salik'e Hayat Pınarı'nı şöyle anlatır:

"Kutuplarda hüküm süren karanlıktan haberimiz vardır.
Her yıl yükselen güneş, o bölgenin üzerinde belirli bir
zaman/dönem ışık verir. İşte o karanlıkla karşılaşan,
zorluklardan korkmadan o karanlığa dalan kişi, ışıkla
dolu geniş bir alana gelecektir/geçecektir..
Onun ilk gördüğü şey, suları berzah üzerindeki bir nehr
gibi yayılan kaynaktır. Bu kaynakta yıkanan kişi öylesi
hafifler ki, suyun üzerinde yürüyebilir, hiç yorulmadan
en yüksek tepelere tırmanabilir. Ve de en sonunda bu
dünyanın ikiye bölündüğü mıntıkalardan birine ulaşır.."

Berzah/Âlem-i Hâb/Amusement Park; akl edilir suretlere/
intelligible forms oranla, İlk Madde/Materia Prima olarak
etkinlikte bulunan, Maddi Akl/Intellectus Materialis/El-Akl
El-Hayulâni'dir. Aristo'nun şekil ve madde dili, bu noktada
salik'in ruhsal deneyimlerini sembolize etmek için, ruhsal
alana sevkedilmiştir.

İslâm Kozmoloji
Öğretilerine Giriş
Seyyid Hüseyin Nasr
İnsan Yayınları-1985
 

mopsy

Emektar
Üye
Merhaba




Hayat Pınarı'ndan içtikten sonra yolcu, Batı'dan/Occident,
Doğu'ya/Orient yapacağı yolculuğa hazırlanır.

Batı'nın sınırındaki en uç bölgesi, Tanrı'nın Kitabı'nda Sıcak
Deniz ismi verilen büyük bir denizdir ve işte burada güneş
batar. Bu denize dökülen nehirler, ıssız ve uçsuz-bucaksız
bir ülkeden gelir. Orada yerleşik hiç kimse yoktur, sadece
diğer ülkelerden yanlışlıkla buraya gelmiş olan yabancılar
vardır. O ülkede daimi bir karanlık hüküm sürer. Ve oraya
göç etmiş olanlar, güneşin her batışında bir ışık parlaması
görürler. O ülkenin toprağı da tuz çölüdür.

Sıcak Deniz; yerleşilmemiş ülkeyi, güneşin batışını, yokluğu,
yokluğa şeklin empoze edilişini, tuz çölü ve herşeyin sürekli
değiştiği maddi bir âlemi sembolize ederken, Güneş ise, her
şeye şekil veren Makro-Kozmik Akl'ı sembolize etmektedir.

Aşılması gereken ilk âlem, "Dünyevi Bölge" veya "Cismani
Madde" âlemidir. Her türden hayvanlar-bitkiler bu bölgede
bulunur. Fakat oraya yerleşip de, otundan otladıkları ve de
suyundan içtikleri zaman, aniden kendi şekillerine yabancı
görünüşlere bürünürler. Oradaki bir insanı, üstünde bitkiler
yetişen bir hayvan derisi ile kaplanmış bulursun. Bu durum
diğer canlılar için de geçerlidir. Ve o iklim, sorun, savaş ve
çarpışmalar ile dolu bir tuz gölü, bir viran-hanedir, güzellik
ve neş'e sadece uzak bölgelerden ödünç alınabilir.

Yolculuğunun ilk aşamalarında salik, bu tür bir çok bölgeleri
geçmeli/aşmalıdır:

1- İçinde insan, hayvan ve de bitki ve maden bulunmayan,
hava/elementary air sembolize eden geniş bir çöl.
2- Mineralleri ve dağları, rüzgârları ve bulutları oluşturmak
için birleşen elementler ve onların buharları/exhalations.
3- Elementlerin daha iyi bir karışıma sahip olduğu, bitkilerin
de yer aldığı dünya.
4- Akl veya Mantık'a sahip olmayan ve hayvanları da içeren
varlıkların yer aldığı dünya.

Bu bölgeleri aşıp-geçtikten sonra salik, güneşin doğuşuna,
ışığın kaynağına doğru yönelir.

Fakat bundan önce, İbn Sina'nın meliki, askerleri, yolcuları,
caddeleri ve duvarları ile bir şehr'e benzettiği, insanı, insan
oluşu aşmalıdır.

Aşılması gerekli olan insan ise, beyninin alın lobuna monte
edilmiş bir "Hiss-i Müşterek/Sensus Communis" e sahiptir.
Hafıza arka bölgede, Aktif Tahayyül ise ortadaki bölgededir
ki tümü ile bu yetenekler insanı duyular âleminden, şekiller
âlemine götürür.
 

mopsy

Emektar
Üye
Merhaba



Duyu organları, yani göz, kulak, burun, ağız, el ve ayaklar,
bir şehre girişin bulunmasını sağlayan caddeler gibidir.
Şehr ise, Hiss-i Müşterek'tir. Ve bu beş duyu, yanlarından
her geçeni mahbus eden silâhlı adamlar gibidirler ve İdrak
ettiklerini yakalarlar.

Hiss-i Müşterek onların reisidir ve esirler onun sayesinde
diğer yetilere/faculty ulaştırılır. O halde duyumsanan şekl
ve suretler, onları muhafaza eden hazinedara, tahayyülün
temsilcisine teslim edilen esirlere benzerler.

Bu şekillerin önemi, melike gönderilen ve mesajı götürenin
içinde ne yazıldığını bilmediği bir mektup gibidir.

Nefs, iki grup melekeye sahiptir:
Birinci grup: onu surete/form,
İkinci grup: bir maddeye yöneltir.


Nefs'in, ateşten yaratılmış olan, meleklerden daha aşağıda
yer alan cinn'ler ve peri'ler ile de ilişkisi vardır. Biri sağında
diğeri solunda olmak üzere iki melek de nefs'e bekçilik eder.
Sağdaki melek onu marifet ve aydınlanmaya, soldaki melek
ise duyular dünyasının karanlığına yöneltir.

Üç varlık âlemi, insan ve dünyevi bölgeyi aştığı zaman salik
henüz Batı'yı, yani dünyayı aşamamıştır. Gök küreler henüz
Batı'ya mensuptur. Çünkü, onlar da maddeden ve şekilden
meydana gelmişlerdir.

Buna karşılık olarak gökteki madde lâtif/buhar/seyyâl'dir.
Meleklerin taakkulu/intellection ile meydana gelmiştir, ve
bozulmaz.

Semavî Madde, Dünyevî Madde'nin tam aksine bir şekilden
diğerine geçmez, sadece bir şekle bağlı kalır. Gökler ile ilgili
Oriental/Doğubilgisi, Astronomik/Astronomique/Gök Bilimi
ile aynı değildir. Ve Görülebilenlerin ötelerinde bulunanlara
da değinmelidir.

Yolcu'nun mevcud/görülebilen/visible göklerde yaptığı bu
yolculuk, İslâm Astronomisindeki dokuz gezegeni ve ayrıca
Aristotelian Sistem/Genel Bölüm ile yan cisimcikler arası
ilişkiyi/Ellibeş uyduyu aşması ile tamamlanır.

Yolcu dokuz bölgeden geçer:

1. AY :
Kısa boylu çok hareketli insanların yerleştiği iklim.
Bu şehirlerde sayıca dokuzu bulur.

2. MERKÜR :
Daha kısa boylu fakat hareketleri daha yavaş
insanların yerleştiği ülke. Bu ülkenin insanları yıldızları ve
onları incelemeyi, sihir-büyü sanatlarını, kayda geçmeyi
severler. Lâtif ve engin bir etkinlik yeteneğine sahiptirler.
Bunların şehirlerinin sayısı ise ondur.

3. VENÜS :
Eğlenceyi seven, hiç üzüntüleri olmayan güzel
tatlı insanların yaşadığı bölge. Müzik ve güzel san'atlardan
hoşlanırlar bir kadın tarafından yönetilirler.
Dokuz şehirleri vardır.

4. GÜNEŞ :
Büyük bedenlere sahip, çok yakışıklı insanların
yaşadığı ülke. Onların özelliği kendilerinden uzaktakilere
aşırı cömertlik göstermeleridir.
Şehirlerinin sayısı beştir.

5. MARS :
Yeryüzünü tahrip eden insanların yaşadığı ülke.
Yaralama, öldürmeyi ve sakat bırakmayı severler. Sürekli
kötülük yapmak isteyen, kırmızı derili bir melik tarafından
yönetilirler.
Bu melik'in VENÜS' te adı geçen kadın yönetici tarafından
baştan çıkarıldığı, derin bir aşka düştüğü söylenir.
Bu memleketin şehir sayısı ise sekizdir.

6. JUPİTER :
Bu bölgede oturanlar çok dindar, çok dengeli
çok akıllıdırlar ve faziletlerini tüm evrene yaymışlardır.
Şaşırtıcı derecede güzel ve aydın yüzlüdürler. Kendilerini
tanıyan-tanımayan, yakın-uzak herkesi severler.
Sekiz şehirleri vardır.

7. SATÜRN :
Kötüye eğilimli, fakat iyiye yöneltildiklerinde
aşırı derecede iyilik-sever olan insanların ülkesi.
Bu insanlar işlerinde acele etmezler, sürekli ertelemeye
alışmışlardır.
Sekiz şehirleri vardır.

8. BURÇLAR KUŞAĞI :
Bir kısmı şehirlerin dışında yalnız
yaşayan kimselerin oturduğu geniş ülke.
Bu ülke oniki bölge ve yirmisekiz istasyona ayrılır.
Hiç bir grup, diğerinin istasyonunu terk edilmeden istila
etmez. Daha önce anlatılan yolcuların tümü bu ülkeden
geçerler ve etrafında dolaşırlar.

9. YILDIZSIZ BÖLGE :
Kozmosun en ucunda bulunan ve
bu güne dek hiç kimsenin görmediği bölge.
Bu bölgede ne şehirler, ne kasabalar, ne de insanların
sığınabileceği bir yer vardır.
Gözlerin görebileceği bir şey de yoktur.
Burada yaşayanlar ruhsal meleklerdir.
Ve hiç bir insan burada barınamaz.
İlahî kader, daha aşağılardakilere buradan iner.
Buradan daha yukarıda yerleşilmiş bir bölge yoktur.
Evrenin sol tarafını meydana getiren gökler ve yer,
yani occident/batı burada son bulur..
 

mopsy

Emektar
Üye
Merhaba



"Kozmik Dağ/Kaf"ın varoluşunun çeşitli düzeylerini anlattıktan
sonra, Hayy İbn Yekzan, yolcunun dikkatini fiziksel sema' ların
ötesinde yer alan Orient'e çevirir ve yer-yüzünün semalarının
ötesinde Yüce Melekler Âlemi yer alır.

Bu ülkeden çıkışı sağlayacak bir yol öğrenen ve çıkışına yardım
edilen kişi, gökteki kürelerin ötesine geçmeye de bir yol bulur.
Daha sonra, göz-açıp kapayıncaya dek, bir mabud'un yönettiği
ilk yaradılışın haleflerini / posterity of the primordial creation
anlatır.

Evren'in Melik'i iki grup melek tarafından çevrelenmiştir:
Birincisi ona en yakın olan büyük melekler, ikincisi ise Melik'in
emirlerini bekleyen ve de en yüksek feleğin sınırında yer alan
melekler . Bu meleklerin arasında en yalnız ve tek başına olan
Melik'tir. Onun güzelliği, diğer bütün güzellikleri ortadan siler.
Kim O'nun güzelliğinden birini ele geçirirse, tefekkürünü ebedi
olarak ona yöneltir, bir göz kırpması kadar kısa bir zaman bile
kendini ondan ayıramaz.

Madde Çölünden, Evren'in Melik'ine kadar tüm resmi ve gayri
resmi tezahürleri açıkladıktan sonra Bilge, yolcuyu kendisiyle
birlikte, "Kozmik Dağ" olan İlahi Varlık'ın tahtIna bir yolculuk
yapmaya davet eder:

"Seninle sohbet ederken, seni uyanmaya teşvik ederek ve O
Melike yaklaştırmaya çalışmasaydım, Ona karşı beni senden
ayıracak ibadetleri yapmak zorunda kalacaktım..
Şimdi, eğer istiyorsan beni ta'kib et.
Benimle birlikte O'na gel. Selâm.."

Üç görsel hikâyenin ikincisi olan Risalet et-Tayr'da salik/yolcu
Bilge'nin davetini kabul eder. Ve sonra evreni aşmak için, aslî
yuvasına uçan bir kuş şeklinde yolculuğa başlar. 'Ancak yolun
üzerinde bulunan engelleri aşabilmesi için, diğer hayvanların
tabiatında var olan bazı özelliklere de sahip olmalıdır..' Fakat
buna rağmen avcıların tuzağına düşer ve kendini kurtaramaz.
Bir gün oradan geçmekte olan bir kuş kafilesi onu görür, acır.
Eğer kendileri ile birlikte hiç bir avcı ve tuzağın bulunmadığı o
ülkeye gelmeye söz verirse, oradan kurtaracaklarını söylerler.
Yardımlarını kabul eder, onların rehberliğinde dağları, ovaları
aşar, en sonunda Kozmos'un dışına çıkar.

"Uçuşumuz, bizi bir dağın iki eteği ve yeşil verimli bir ovadan
geçirdi. Tüm tuzakları geçene kadar avcıların çabalarına hiç
dikkat sarf etmeden/hiçbir değerlendirme yapmadan uçtuk.
Sonunda, İlk Dağ'ın zirvesine ulaştık. İşte o zaman gözlerin
bile görmekte zorluk çektiği, çok yüksekte Sekiz Zirve daha
gördük..'

Kuş, sabit yıldızlar göğüne ulaşıncaya dek tüm zirveleri geçer.

"Orada yeşil bahçeler, güzel yerler, göz-alıcı köşkler gördük.
Orada meyve ağaçları ve akan nehr yatakları vardı. Bütün
bu güzellikler gözlerimi kamaştırdı. O kadar çok güzellikler
vardı ki zihinlerimiz karıştı ve gönlümüz tedirgin oldu.."

Orada diğer kuşlarla, yolculuğunu tamamlamış diğer nefisler
ile karşılaşır. Onu karşılarlar ve sonra önünde uzananmakta
olan yolculuğunun bittiği yer ve gayesi Evren Meliki'nin şehri
hakkında bilgi verirler..

Salaman ve Absal'daki Ârif'in macerası ve sonunda da ölmesi,
kozmostan, ilahi varoluşa ve devamında Tanrı ile birleşmeye
doğru yapılan yolculuğun son aşamasını sembolize eder.
Kozmosu terk ederken Ârif, bu zavahir âlemindeki tüm olumlu
şeyleri kendi nefsiyle bütünleştirmiştir. Kozmik Dağ'ı geçmesi
aşabilmesi için, gök kürelerini de kapsayan kozmostaki bütün
varlıkların faziletlerine sahip olması gerekir. Kozmosu aşması
için gerekli olan izn, kozmosu kendi varlığı ile bütünleştirmesi
şartıyla verilmiştir. Hâl böyle olunca da nefsin ilahi kaynağına
dönüşü anl***** gelen ölüm, kozmosun da kaynağına/origin
dönüşüdür.

Ârif, tüm yaratıklar adına Evren Meliki'nin şehrine girmek için
izin ister, Kozmos da onunla birlikte Allah'a yakarır. Ve ilahi
güzelliği tefekkür etmede onunla birlikte bu güzelliği paylaşır.
Kozmosun ta ötelerinde yolculuk eden Ârif, evrenin normu ve
tüm tabiatın ilahi rahmete mazhar olduğu kanal haline gelir.
Onun Tanrı ile birleşmesi ile de, tüm evren bir kez daha yüce
gayesi ile bütünleşir. Çünkü Ârif'in yaşamı; kozmosun yaşamı,
ve Allah önündeki yakarışları; tüm tabiatın Yaratıcı önündeki
yakarışları olmuştur..

İslâm Kozmoloji
Öğretilerine Giriş
Seyyid Hüseyin Nasr
İnsan Yayınları-1985
 
Üst Alt