• Hoşgeldin ziyaretçi , forumdan daha fazla yararlanmak için buradan üye olunuz...

İMANIN BİRİNCİ ŞARTI: ALLAH’A İMAN nasıl olur...

  • Konbuyu başlatan Ammar
  • Başlangıç tarihi
  • Cevaplar 8
  • Görüntüleme 3K

Okunuyor :
İMANIN BİRİNCİ ŞARTI: ALLAH’A İMAN nasıl olur...

Ammar

Kıdemli
Üye
Bismillah-ir Rahman-ir Rahim...

Şüphesiz hamd yalnız Allah'adır. O'na hamd eder, O'ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerlerinden, amellerimizin kötülüklerinden Allah'a sığınırız. Allah'ın hidâyet verdiğini kimse saptıramaz. O'nun saptırdığını da kimse doğru yola iletemez.

Şahadet ederim ki, Allah'tan başka hiçbir ilâh yoktur. O, bir ve tektir, O'nun ortağı yoktur. Yine şahadet ederim ki, Muhammed Allah'ın kulu ve Rasûludur.


"Ey iman edenler! Allah'tan nasıl korkmak gerekirse öyle korkun ve siz ancak Müslümanlar olarak ölünüz." (Al-i İmran; 3/103)

"Ey insanlar! Sizi tek bir candan yaratan ve ondan da eşini var eden, her ikisinden birçok erkek ve kadınlar türeten Rabbinizden korkun. Kendisi adına birbirinizden dileklerde bulunduğunuz Allah'tan ve akrabalık bağlarını kesmekten de sakının. Şüphesiz Allah üzerinizde tam bir gözetleyicidir." (en-Nisâ; 4/1),

"Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve dosdoğru söz söyleyin. O da amellerinizi lehinize olmak üzere düzeltsin, günahlarınızı da mağfiret etsin. Kim Allah'a ve Rasûlüne itaat ederse büyük bir kurtuluşla kurtulmuş olur." (el-Ahzâb; 33/70-71)


Bundan sonra, şüphesiz sözlerin en güzeli Allah‟ın Kelam‟ı, yolların en hayırlısı Muhammed Sallallahu aleyhi ve sellem‟in yoludur. işlerin en kötüsü sonradan çıkarılanlarıdır. Her sonradan çıkarılan şey bid‟attir ve her bid‟at sapıklıktır. Her sapıklık ta ateştedir.


Evet konu uzun bir konu olacak onun için part lara bölerek anlatmaya gayret edicem hem sıkılmadan okumak ve istifade etmek isteyenlere faydası olur hemde bu çok önemli konu inşaALLAH tam olrak anlaşılır...


Forumda genel anlamda İSLAM konusunda karşılaşılan tartışma ve polemiklerin kökeninde aslında insanların ALLAH C.C u tanıyamaması kaynaklı oluyor, çoğu arkadaşımız RABBİNİ C.C tam olarak tanımıyor, bunun sebepleri ise verilen eğitim sistemi ... Çevremizde bize DİN konusunda eğitim verenler

1-Aile
2-Okul (Devlet ve Diyanet)
3-Arkadaş eş, dost
4-Dine davet ettiğini idda eden TASAVVUF ve TARİKAT ehli


vs.vs.vs.... gibi sıralama yapabilir temel anlamda... Şimdi bu silsilenin 1. sırasında ki AİLE tıpkı bizler gibi babadan anadan gördüklerini bize aktarır, sıkıntıda buradan başlar zaten...

KUR'AN dan uyarılar ile devam edelim

Ne zaman onlara: "Allah'ın indirdiklerine uyun" denilse, onlar: "Hayır, biz, atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye (geleneğe) uyarız" derler. (Peki) Ya atalarının aklı bir şeye ermez ve doğru yolu da bulamamış idiyseler? (2/170)


Okul boyutu daha da vahimdir ... Aman gözler açılmasın hesabı...:)

neyse asıl konuya girmeden konuya ilişkin çok güzel bir hadis ile başlayalım inşaALLAH ...

“Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) bir adamın “Ey Allah‟ım! Muhakkak ki hamdın her türlüsü Senin içindir. Senden başka hakkıyla tapılacak bir ma‟bud yoktur. Sen kullarına ihtiyaçlarını bolca verensin. Yeri ve göğü hiçbir benzeri olmadan yarattın. Ey yücelik ve kerem sahibi! Diri ve kullarını koruyup gözeten Rabbim” dediğini işitti. Allah‟a ne ile dua ettiğini biliyor musunuz diye (çevresindekilere sordu) Onlar da: "Allah ve Rasûlu en iyi bilendir.” dediler. O, da: “Nefsim elinde olan Allah‟a yemin ederim ki O, Allah‟ın en büyük ismi ile Allah‟a dua etmiştir. O öyle bir isimdir ki, kim onunla dua ederse Allah onun duasını kabul eder ve istediğini verir.”

57 Ebu Davud (1495) Nesai (3/52) Tirmizi (3544) Ahmed (3/158, 245, 265) Taberani Sağir (2/206)

Devam edecek....
 

Ammar

Kıdemli
Üye
Şimdi Öncelikle içinde yaşadığımız TÜRKİYE coğrafyasında hakim olan Resmi belgelere yansımış olan bozuk itikada dikkat çekmek istiyorum ki, insanlar bu konuda aldıkları bilgi ve eğitimde ki hataları daha cddi boyutlarda kavrayabilsinler umuduyla...

RESMİ BELGELER DE OSMANLI İMPARATORLUĞU 1. DÜNYA SAVAŞINDA İSLAM ANLAYIŞI..:

Bana göre asıl suç alimlerindir. Onlar, Kuranı anlayıp yaşadıkları çağı ona göre yorumlama yerine sırf eski alimlerin eserleri ile meşgul olmuşlardır. Eğer Kuranı anlamak için uğraşsalardı zorunlu olarak Hadisi şeriflerden de yeterince yararlanacaklardı. İşte o zaman eski alimlerin eserleri doğru anlaşılacak ve ufuk açıcı olacaktı. Çünkü müctehid islam alimlerinin yaptığı, kendi çağlarını Kurana göre yorumlamaktan ibarettir. Yaşadığı çağı Kurana göre yorumlama zorunda olan bir âlim, çağının bilimsel, teknik ve sosyal gelişmelerini de iyi bilmek zorunda olur. Yapılacak yorumlar her kesi tatmin edeceğinden kimse bir başka arayış içinde olmazdı. Ama onlar, şartlarını iyi bilmedikleri bir çağı yorumlamak için yazılan kitaplarla meşgul oldukları için o kitapları bile gereği gibi anlamaktan mahrum kalmışlardı. Böylece, Kurana, sünnete ve çevresine kapalı, çağın gerisinde bir ilim anlayışı ile kendi intiharlarını hazırlamışlardır.

Sultan II. Abdulahmidin bu konu ile ilgili çok acı hatıraları nakledilir.Japon İmparatorluk ailesine mensup bir Prens, kendisini ziyarete gelir. İmparatorundan özel bir mektup getirir. Ondan İslam dininin muhtevasını, iman esaslarını, gayesini, felsefesini, ibadet kaidelerini açıklayacak güçte bir dînî ilmî heyet ister. Sultan, Japonyada İslamın yayılması için maddi sahada mümkün olan her şeyi yapar ama İmparatorun istediği dinî-ilmî heyeti gönderemez. O, Sultanın içinde hicran olmuş bir hatıradır. Bunun sebebini şu cümlelerle ifade eder: Düşündüm ki, Japon İmparatorunun istediği müslüman din âlimleri kendi ülkemizde olsa ve onları ben bulabilseydim Japonlardan evvel kendi milletimin ve halife olarak İslam âleminin istifadesini temin ederdim. Sultana göre o alimlerin ilmî kudretleri kadar dünyayı algılama tarzları da İslamın geleceği üzerinde bu kadar büyük etki yapacak bir konuyu ele almaya ve sonuçlandırmaya müsait değildir. O, bunun sebebini şöyle açıklar: Japon İmparatorunun istediği müslüman din alimlerini yetiştirecek feyyaz menbâlar da artk mevcut değildi. Medreselerimiz birer ilim-irfan kaynağı olmaktan mahrumdu.

Osmanlı Devletinin Birinci Dünya Savaşına girmesi ile ilgili resmi belgelerde, savaşı kazanmak için Allahın yanında Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemin de yardımı beklendiği görülmektedir. Sanki o, Allahın elçisi değildir de haşa, Allahın yanında ikinci bir tanrıdır. Sanki o, ölmemiştir de diridir. Sanki o, kendine yapılan çağrıları işitme, olayın geçtiği yeri görme ve istediğine istediği yardımı yapma yetkisine sahiptir. Allah Teâlâ bu şekilde yardım bekleyenleri sapık sayıyor.


Allahın berisinden Kıyamete kadar kendisine cevap veremiyecek olanı çağırandan daha sapık kim olabilir? Oysaki bunlar onların çağrısından habersizdirler. (Ahqâf 46/5)

Şimdi belgelerdeki ifadelere bakalım:

a- Sultan Reşadın savaş ilanı ile ilgili beyannâmesinin son bölümünde yer alan ifadeler: Hak ve adl bizde zulüm ve udvan düşmanlarımızda olduğundan düşmanlarımızı kahretmek içün Cenabı âdili mutlakın inâyeti samadâniyesi ve Peygamberi zîşânımızın imdâdı maneviyesinin bize yâr u yaver olacağında şüphe yoktur. Bu ifadeyi şöyle sadeleştirebiliriz: Biz haklı ve dürüst, düşmanlarımız ise zalim ve saldırgan olduğundan düşmanlarımızı yere sermek için adaleti şaşmaz olan Allahın yüce desteğinin ve şanlı Peygamberimizin manevi yardımının bize yar ve yardımcı olacağında şüphe yoktur...

b- Başkumandan vekili Enver Paşanın beyannamesi şu ifadelerle başlamaktadır: Allahın inayeti, Peygamberimizin imdâdı ruhâniyesi ve mübarek Padişahımızın hayır duasıyla ordumuz düşmanlarımızı kahredecekdir. Beyannâmenin orta kısımda şu ifadeler vardır: Hepimiz düşünmeliyiz ki, başımızın ucunda peygamberimizin ve sahabei güzîn efendilerimizin ruhları uçuyor. Bu ifadeler şöyle sadeleştirilebilir: Allahın desteği, Peygamberimizin ruhânî yardımı ve mübarek Padişahımızın hayır duasıyla ordumuz düşmanlarımızı yere serecektir. Hepimiz düşünmeliyiz ki, başımızın ucunda Peygamberimizin ve onun seçkin arkadaşlarının ruhları uçuyor..

c- İslam ülkelerini cihada davet beyannamesi: Bu beyanname Meclisi Alii İlmî Yüksek ilim Kurulu tarafından hazırlanmış ve Halife sıfatıyla Sultan Reşad tarafından imzalanmıştır. Beyannamenin altında en üst seviyeden toplam 34 alimin imzası da vardır. Bunların arasında üçü eski birisi görevde olmak üzere dört şeyhülislam ve Fetva Emini Ali Haydar Efendi de vardır. Beyannamenin dördüncü paragrafı şu ifadelerle bitmektedir: Dîni mübîni ilâhîsi n***** cihada şitâbân olan müslimîni her bir hususta mazharı fevz ve nusret buyuracağı inâyet ve eltâfı celîlei samâdânîden mevûd ve şeriatı garrâyı Ahmediyenin ilâyı şânı içün fedâyı cân ve mal eyleyen ümmeti nâciyesine zahîr ve destgîr olmak içün ruhâniyeti mukaddesei nebeviyye hazır ve mevcuddur. Beyannâmenin son paragrafı da şöyledir: Ey mücâhidîni İslâm Cenabı Hakkın nusret ve inâyeti ve Nebiyyi muhteremimizin mededi ruhâniyetiyle adâyı dîni kahr ve tedmîr ve kulûbi müslimîni sermedî seâdetlerle tesrîr eylemeniz vadı celîli İlâhî ile müeyyed ve mübeşşerdir. Bu ifadeleri şu şekilde sadeleştirebiliriz: Allahın açık dini adına hızla savaşa çıkan müslümanları her konuda başarılı kılıp yardım edeceğine onun yüce lutuflarıyla söz verilmiştir. Hz. Ahmedin aydınlık şeriatını yüceltmek için canını ve malını feda eden ümmeti nâciyesine arka çıkıp elinden tutmak için Hz. Peygamberin muhakaddes ruhu hazır ve mevcuttur. Ey İslam mücahitleri Allah teâlânın yardımı ve desteği, muhterem Peygamberimizin ruhaniyetinin yardımı ile din düşmanlarını yere serip yok etmeniz ve müslümanların kalplerini sonsuz mutluluklarla sevindirmeniz Yüce Allahın verdiği söz ile teyid edilmiş ve müjdelenmiştir.

Eğer Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem ve onun seçkin arkadaşları hayatta olsaydı elbette bundan çok memnun olur ve müslümanların başarısı için ellerinden gelen her şeyi yaparlardı. Ama artık onlar ölmüşlerdir. Bizim yapmamız gereken, kendi hayallerimize göre davranmayı bırakıp Hz. Muhammedin (S.A.S ) getirdiği Kuranı Kerime uymaktır. Allah Teâlâ kendinden başkasının yardıma çağrılmasını Kuranda şirk saymış ve kesinkes yasaklamıştır.

İşte böyle. Kuşkusuz Allah haktır ve Ondan başkasını çağırmanız ise batıldır. (Hac 22/62)

Zaten Allahtan başka yardıma çağrılan kim olursa olsun onun hiçbir şeye gücü yetmez. İşte Rabbiniz olan Allah, hakimiyet onundur. Ondan başka çağırdıklarınız bir çekirdek zarına bile hükmedemezler. Onları çağırsanız, çağrınızı işitmezler işitmiş olsalar bile size karşılık veremezler kıyamet günü de sizin ortak koşmanızı tanımazlar. Hiç kimse sana, her şeyi bilen Allah gibi, haber vermez. (Fatır 35/13-14)


Allahtan başkasını olağan dışı yollarla yardıma çağırmak şirktir. Allah böylelerine yardım etmez.



İnananlar ve imanlarını şirkle bulandırmayanlar var ya işte güven onların hakkıdır doğru yolu tutturanlar da onlardır. (Enam 6/82)


Birinci Dünya Savaşında müslümanlarla savaşan İngiliz, Fransız, İtalyan ve Yunanlılar da zafer için Allaha dua etmiyorlar mıydı sanki. Ama onlar, hırıstiyan oldukları için Allahın yanında Hz. İsayı da yardıma çağırıyorlardı. Öyleyse müslümanlarla onların ne farkı kaldı? Üstelik onların elindeki kitap bozulmuş, müslümanların Kuranı hiç bozulmamıştır. Hem Kurana göre Allahtan başkasını yardıma çağırmak, doğru yola girmişken geriye çevrilmek ve açık arazide şaşkına dönmektir.


De ki: Allahın berisinden bize ne bir fayda ne de zarar verecek olanı çağıralım da Allah bizi doğru yola sokmuşken ökçelerimiz üzerine geri çevirilmiş mi olalım? Tıpkı şeytanların açık araziye çektikleri şaşkın kimse gibi mi? Hem onu, Bize gel. diye doğru yola çağıran arkadaşları da olmuş olsun. Onlara de ki, Doğru yol ancak Allahın yoludur. Bize verilmiş emir alemlerin Rabbine teslim olmamız içindir. (Enam 6/71)


Bu çarpıklıklar öncelikle gözler önüne serildikden sonra konunun açıklanmasında çok faydalı olacak bilgi ve belgeler içeriyor....Onun için ön hazırlık anlamında ATALRIMIZDAN bize miras kalan İSLAM ı bi gözler önüne serelim istedim....

Devam edecek...
 

Ammar

Kıdemli
Üye
Buda son bir belge ve kouya giriş yapacağım bunlar önemli şeyler çünkü bize anlatılanlar ile gerçekler arasında çok fark var...

Bu belgenin içeriğinde ise OSMANLI - ARAP ihtilafının iç yüzü bakalım ARAPLAR bizi gerçekten sırtımızdan mı vurmuşlar....?


.. Mezheb-i Vehhabiye’ye ait bir vesikada Suud b. Ablülaziz’in Şam Valisi genç Yusuf Paşa’ya gönderdiği mektuptur..

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

Şam ve Trablus’un hakimi Yusuf Paşa’ya Allah için bir hediyedir. Kamil manada selam ,tahiyyat ve ikram , salat ve selamın en faziletlisi üzerine olan beşerin efendisi Muhammed (s.a.v)’e arz edilir. İmdi, Cenab-ı Mükerrem ve Habib-i Muhterem Yusuf Paşa’nın , Allah hayırda onu arzu ettiği yüksek derecelere ulaştırsın, bilginize arz ediyoruz. Beytullahi’l-Haram ‘a gelen kafile ile gönderilen mektubunuzun ihtiva ettiği mesajları aldık. Muhakak suretle onlar selametle oraya vasıl oldular, dalayısıyla bu yüce makamlarda görmeyi arzu ettikleri hususlar onlar için vaki oldu.. haclarını eda ederek hedeflerine ulaştılar. Hüsn-i ihtitam ve ihtiram bakımından diledikleri şeyler; tarafımızdan mümkün hale getirildi ve biz onlara hak ettikleri ikramlarla muamelede bulunduk . Dini hükümleri gerçekleştirme ve nebevi sünnetleri diriltme hususunda bulunduğumuz mevki hususunda teemmül ettiler. Hamd nimetleriyle Salih amelleri tamamlayan Allah’adır. ‘‘Rabbimizin hidayet ve tevfiki olmasaydı, biz bu nimetlere nail olamazdık. Vallah! Rabbimizin peygamberleri hakku sıdk olarak geldi’’.(Araf 7/43) Allah bize bu dini ihsan etmeden önce cehaletin ve aşikar bir dalaletin son sınırındaydık. Allah bize din-i İslam’ı gönderdi ve böylece onunla bizi dalaletten kurtardı ve bize cahilliğimizi gösterdi. Bizi ayrıldıktan sonra bir araya getirdi. Allah şirki fasadı izale etti, böylece dini yerleşti, dinini kullarında ve beldelerinde meydana çıkardı. Yakında veya uzakta mevcut olan tebanın bütünü üzerinde , zulm ve fasadı izale ederek , adaleti ikame etmede bize yardımını ihsan etti. Nihayet Allah’a hamd olsun , hak üzere olmada eşit hale geldiler. Böylece beldeler sukunete erdi, yollar zulum ve fesaddan ari oldu. Hamd bizden daha evla olan Allah’adır ve şükürde bize verdiklerinden dolayı Allah içindir.Bizim ifa ettiklerimiz ve insanları kendisine çağırdığımız şey size ulaştı. Ancak bazen haberlerin naklinde fazlalık veya eksiklik vaki oluyor. Biz kat’ılık içeren davetimizin mahiyetiyle lakalı olarak bize uymanız amacıyla size şu an hakikati açıklıyoruz. Temenni edilir ki siz de bu dini ikame hususunda bize yardımcı olursunuz. Bizim üzerinde olduğumuz ve insanları kendisine çağırdığımız şeyin özü sadece Allah’a ibadette ihlastır. Kurbanı ancak Allah için keser , ancak Allah’tan ümit eder, ondan korkar ve sadece ona tevekkül ederiz. Şüphesiz biz Resul(s.a.v)’e tabi olur, mükelleflerin tamamının O’na ibadet etmesini gerekli görürüz. Onun sünnetiyle amel eder, Allah’ın hidayetiyle hidayetlenir,ancak ona kulluk ederiz. Ona Kur’ani nasslar ve Sünnet-i Nebeviyye’nin delalete ettiği şeyden ancak Resul-i Ekrem ‘in lisanı üzere vazedilen şeyle yaklaşırız. Bu iki asıl Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Resulu olduğuna şehadetin gerçek anlamıdır. Mabud olarak sadece Allah vardır. Eğer bir kimse ibadetten herhangibi bir şeyi Allah’tan başkasına yaparsa , Allah’l birlikte O’nu ilah edinmiş olur. Allah Sübhanehu peygamberlerini tevhide davetle göndermiştir.

Allah: ‘‘ Ya Muhammed! Senden evel hiçbir peygamber göndermedik ki ona ‘’ ‘ benden başka ilah yoktur, mühhasıran bana ibadet ediniz! Diye vahyetmeyelim’’ Enbiya 21/25)

Allah: ‘‘Dinde ihlasla Allah’a ibadet ete. Şaibey-i şrkten ari olan din , Allah içindir’’(Zümer39/2-3)

Tevhide davet peygamberlerin dinidir. Zira onlar sadece Allah’a çağırırlar. Allah’ın dediği gibi:

‘‘Mescidler Allah’ın ibadetine mahsustur. Orada O’dan başkasına ibadet etmeyiniz’’. (Cin 72/18)


Sadık ve mesduk olarak Peygamberden(s.a.v) gelen bir hadiste Peygamberimiz ‘‘dua ibadetin özüdür’’ buyurmuşlardır. Sonra Peygamberimiz şu ayeti okudu:

‘‘Rabbiniz bana ibadet ediniz, size sevab vereyim . İbadetimde istikbar edenlerde hakir ve zelil olarak cehenneme gireceklerdir!’’(Mümin 40/60)

‘‘Kim Allah’tan başkasına dua eder , felaketlerin def’i ve menfaatlerin celbi için ondan başkasından yardım dilerse şüphesiz Allah’a ortak koşmuş olur. Allah müşriklere mağrifet etmez’’ Allah Mesih’ten hikaye ettiği ayette şöyle diyor : ‘Allah’a şirk koşanı Allah cennetinden mahrum etti’’.(Maide 5/72)

Allah: ‘‘Kafirlerin Allah’ı bırakıpta dua ve ibadet ettikleri putlar ancak çukurdaki suyun kendiliğinden ağzına yetişmesi için , ellerini çukurun kenarına koyan ve halbuki su ağzına yetişmeyen kimsenin isticabesi gibidir.Kafirlerin putlarından isticabeleri dalal u hasardan başka bir şey değildir.(Rad 13/14)
Yine Allah buyuruyor ki: ‘Allah’tan başka bir ilah iddia edenin , bu davasını isbat için , burhanı yoktur. Onun hesap ve cezası, Rabb indindedir. Kafirler felah bulmazlar’’.(Mü’minun 23/17)

ihtiyaçlarını karşılamak ve üzüntülerini gidermek için kim Allah’tan başka bir ilaha dua eder ve ölüden yardım dilerse , muhakak yerin ve göğün rabbiyle beraber bir ilah edinmiş olur.

Allah: ‘‘Benim namazım ibadetim , hal-i hayat ve mematım için ihtiyar ettiğim imanım Rabbe’l Alemin olan Allah içindir. Şeriki olmayan Rabbu’l alemine mahsusutur’’.((Enam 6/162-163)

‘‘Rabbin’e namaz kıl ve de kurban et’’.(Kevser 108/3)

Allah yine şöyle buyuruyor: ‘‘Onlardan(şeytanlardan) korkmayınız; eğer mümin iseniz benden korkunuz’’(Al-i İmran 3/175)

‘‘Onlar ancak Allah’tan korkarlar’’(Tevbe 9/18)

‘‘O’na itaat edene itaat ediniz(Al-i İmran 3/51)

Eğer mümin iseniz Allah’a metevekkil olunuz’’.(Maide 5/23)


Tevhid’e gelince , o resullerin dininin temelidir. İnsanların davet ettikleri ilk şeydir. Yalnızca Allah’tan yardım dileyin ve ibadette ihlaslı olan , kendisine farz kılanı yapan yapan kimse bizim Müslüman kardeşimizdir. Onun lehine olan şey bizim de lehimize, aleyhine olan şey bizimde aleyhimize olur.

Bu hususa dikkat etmeyen şirkini meydana koyar . Biz onu küfre nisbete der ve Allah’ın şu ayetinde emrettiği gibi onunla savaşırız:

‘‘Ey müminler ! Şirk ortadan kalkıp din-i İslam ‘dan başka din kalmayıncaya kadar kafirlerle mukatele et!’’ (Enfal8/39)

Biz namaz kılmayı, emrimiz altında bulunan tebamızın tam***** gerekli görürüz. Zekat vermeyi ve sure-i Bera’da zikredilen şer’i ihtiyaçlara mutakıp olarak sarf etmeyi, Ramazan orucunu tutmayı ve Beytullah el-Haram’ı haccetmeyi emrederiz. Allah’ın faziletini, cömertliğini ve hakkaniyetini bilmeyi emrederiz. Zina hırsızlık içki içmek , esrar ve ona benzeyen kötülüklerden ve haksız yere insanların mallarını yemekten nehyederiz. Ve ihdas edilen kötü bidatleri ortadan kaldırırız. Biz itikada sahabe ve tabiınden oluşan selef-i Salih ve doğru akide üzereyiz. Allah kendisini kitabında vasettiği şekilde ve Resulünün lisanı üzere teşbih, temsil, tahrif ve ta’tilden ari olarak vasfeder ve onun için her türlü eksiklikten münezzeh olduğunu ikrar ederiz . Sıfatlardan Allah’ın kendisi için isbat ettiğini isbat eder, mahlukata benziyenleri ondan nefyederiz. Ehl-i İslam ‘dan hiç kimseyi günahları sebebiyle küfre nisbete etmeyiz. Allah’ı ve Resulünü inkar etmeyiz. Bir kimse Allah’a ortak koşar ihtiyaçlarını karşılamak , meşakkatlerini gidermek ve üzüntülerini izale için Allah’tan gayrısından yardım isterse Allah’ın müşriklerden ve dinin kurallarını terke edenlerden savaşılması emrettiği kimselerle savaşırız.

Allah şöyle buyuruyor: ‘‘Ahidlerini nakzeden müşrikleri her nerde bulursanız katl, esir ve muhasara ediniz ve etrafa dağılmamaları için yollarını bekleyiniz.Şirkten tevbe ederler, namaz kılarlar ve zekat verirlerse onlara taarruz etmeyiniz’’.(Tevbe9/5)

Sahihayn’da Peygamber şöyle buyuruyor: ‘‘İnsanlarla Allah’tan başka ilah olmadığına , Muhammed’in Allah’ın resulu olduğuna şehadet edinceye , namaz kılıncaya ve zekatı verinceye kadar savaşmakla emronuldum. Bunları yapanlara kanlarını ve mallarını benden korurlar Diğer hesapları ise Allah’a aittir’’

Resulullah (S.A.S ) himaye etmeyi İslam dininin iki temeli olan iki şeyin şahitliğine ve namaz ve zekattan oluşan vecibelerin yerine getirilmesine bağımlı kıldı. Kim bu vecibeleri yerine getirmese kanı ve malı koruma altında olmaz . Kimde bunları yerine getirirse o da Allah’a teslim olmuştur. Müslümanlar için söz konusu olan her şey onun içinde söz konusudur.. Bu da zikrettiğimiz gibi üzerinde olduğumuz gerçekliktir. Biz insanları ona çağırıyoruz ve bu din için bize hidayet edene hamdediyoruz ve Peygamberlerin efendisinin sünetini örnek almakla bizi donattı . ve sen Allah’ın koruması ve himayesi altındasın. Amin

Hamd kendisine itaat ederek boyun eğeni aziz kılan , emrine itaat etmeyeni ve ehli ta’ati onun rızasıyla amel etmek için muvaffak kılana isyan edeni rezil rüsvay eden ve kazasıyla takdir ettiği masiyet ehli üzerine tahakkuk eden Allah’tır. Allah’dan başka ilah olmadığına şehadet ederim bizim için ondan başka ilah yoktur. Ancak ona ibadet ederiz. Muhammed onun kulu ve resuludür. Suud bin Abdulaziz’den Şam veziri Cenab-ı Hz. Yusuf Paşa’ya. Selam hidayete tabi olanlar üzerinedir. İmdi seni ortağı olmayan tek Allah’a davet ediyorum: Peygamberimizin dediği gibi: ‘‘müslüman ol selamet bul. Allah sana ecrini iki defa versin’’Allah tebarek ve Te’ala Muhammed’i gönderdi ve dini onun lisanı üzere kemala erdirdi.

Allah kitabında ‘‘Resule itaat eden Allah’a itaat etmiş olur’’(Nisa 4/80)

gerçeğini haber verdi. Nebi’nin davet ettiği ilk şey ortağı olmayan tek Allah’a ibadet etmek ve O’ndan başkasına ibadeti terk etmektir.

Allah şöyle buyuruyor: ‘‘Her ümmete peygamber gönderdik. Allah’a ibadet ve şeytandan münacebet ediniz! Dedik’’(Nahl 16/36)

Yine Allah şöyle buyuruyor: ‘‘Ya Muhammed! Senden evvel hiçbir peygamber göndermedik ki, O’na :Benden başka ilah yoktur, münhasıran bana ibadet ediniz! Diye vahyetmeyelim’’.(Enbiya 21/25)

‘‘Senden evvel gönderdiğimiz peygamberlerin ümmetlerinden sual et. Biz onlara Rahman’dan başka ilahlara ibadet etmelerini emrettik mi?’’(Zuhruf 43/45)

‘‘Allah’dan başka hiç kimse onlara herhangi bir şekilde icabet etmez ‘’. (Yusuf 13/14)

‘‘Allah’tan başkasına tapandan daha azgın kimdir?’’.(Ahkaf 46/5)

‘‘Çünkü bu kimse Allah’ı bırakıp kendine zarar ve nef’i olmayan şeye ibadet eder; bu ise haktan uzak daladir. O kimse zararı za’m ettiği nef’i olmayan şeye icabet eder; bu ise haktan uzak dalaldir. O kimse zararı za’m ettiği nef’i olmayan şeye ibadet eder. Billah! Tapılan da kötü, tapanda kötüdür’’.(Hac 22/12-13) ‘‘

Allah’a şirk koşanı, Allah cennetinden mahrum etti; onun me’vası ateş-i cahimdir’’(Maide 5/72)

‘‘Allah kendisine şirk koşmayı yargılamaz; şirkin dışındaki günahları dilediği kimse için yargılar’’(Nisa 4/116)

Allah resulüne itaati emretti. Din Allah’ın ve Resulü’nün emrine ittiba etmeye mebnidir. Bu iki asılda (ihlas ve ona tabi olma) bizimle insanlar arasındaki ihtilafların birincisi şirkin nefyi, ikinciside bidatlerin nefyidir. Allah şöyle buyuruyor:

‘‘Rabb’e mülaki olmak arzu eden amal-i salihada bulunsun ve ibadette Rabb’e kimseyi işrak etmesin’’ ( Kehf 18/110)

Allah’ın kitabı nezdinde , ihtilaflı durumda olanlar çerçevesinde bu tartışmanın tafsilatı şudur: Biz insanları dine raptolmaya çağırıyoruz. Buda Allah’a samimiyetle ibadet etme , farz kıldıklarını yerine getirme , şirki ve ona tabi her türlü kötülüğü nefy etme tarzında , Muhammed(s.a.v)’in , insanları davet ettiği Allah’ın kitabı ve dinin aslı hususundadır. Bu da tafsilat açısından yeter. Muhakkak Allah’ın hidayet etmesi bir hayırdır. Bu ise seni hazırlar. Böylece dünya ve ahiret saadetini kazanmış olursun. Size ancak Allah’ın vacip kıldığı ve sizin batıl olarak tasdik ettiğiniz şeyler yasaktır. Muhakkak iş size müşkil geldi ve münazara talep ettiniz. Bizde bunu muvafık gördük ve sizinle münazarada bulunduk. Ne varki uygun gördüğünüz şekilde kabul ettiniz. Ancak bize göre münazara ; şayet Allah’a karşı küfrü reddeder, hidayet yerine dalaleti seçerseniz hadise Allah’ın şu ayette:

‘‘(Onlar) i’raz ederlerse sizden ayrı düşmüş olurlar . ‘‘Allah sana kifayet ve seni onlardan sıyanet etti Allah semi’u alimdir’’(Bakara 2/137)

‘‘Ey kıyamet gününün maliki ya Allah, münhasıran sana ibadet eder ve münhasıran senden yardım dileriz!(Fatiha 1/4-5)

‘‘O ne güzel mevla ve ne güzel nasirdir!’’(Enfal 8/40)


buyurduğu gibi deriz.


Şimdi bozuk itikatın nelere mao olduğunu gördünüzmü...? Aslında bunlar bize anlatılmayan arihi gerçekler, dininizi nereden öğrendiğinize dikkat etmeniz, ve yaptığınız amelleri neye göre yaptığınızı sizi bir ameli anlatana delilin nedir diye sormanız gerektiğini en güzel şekilde gösteren örnekler içeriyor.. Baktığımız zaman ATALARIMIZ İSLAMI en güzel şekilde yaşayan, yaşatan insanlar gibi gösteriliyor oysa bu yukarda ki belgeler gösteriyor ki; İSLAM dan uzaklaşmış BİDAT, SAPIKLIK ve ŞİRK ile amel etmişlerdir....Bu yanlışlıklar düzeltilmeden konuya girmek istemedim.. Çünkü ama bize böyle anlatılmamıştı, ama ben anne-baba şeyhim, efendim, bana farklı konuşmuşlardı demiyesiniz ve doğru ile yanlışı, HAK ile BATIL' ı ayırt etmeniz açısından faydalı olur umarım...
 

Ammar

Kıdemli
Üye
ALLAHA (C.C) İMAN

Gerçekleştirilme şekli: Allah‟a imanın gerçekleştirilmesi şöyle olur.

Bu evreni yaratan,
ona sahip olan,
onu yöneten
yarattıklarına rızık veren,
öldüren,
dirilten,
fayda ve zarar veren
tek bir Rabbin olduğuna
tek başına dilediğini yaptığına,
dilediği şekilde hüküm verdiğine,
dilediğini aziz ve üstün kıldığına
dilediğini de hakir ve zelil kıldığına,
her şeye gücü yeten,
yerlerin ve göklerin ve içindeki her şeyin sahibi olduğuna
inanmakla olur.
O, her şeyi bilir
ve O‟nun hiçbir şeye ihtiyacı yoktur
Bütün işler O‟na aittir ve bütün hayırlar da O‟nun elindendir.
O‟nun yaptığı işlerde hiçbir ortağı, yardımcısı yoktur.
Bütün yaratılanlar, melekler, insanlar ve cinler O‟nun kullarıdır.
O‟nun isteğinin gücünün ve mülkünün dışına çıkamazlar.
O‟nun fiilleri her hangi bir şekilde sayılmaz ve sınırlandırılamaz.
Bu özelliklerinde de bir ortağı olamaz.
Kimse böyle bir hakka sahip değildir.
Ve Allah‟ın dışında hiç kimseye bu özelliklerden biri dahi nispet edilemez.

“Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize ibadet edin. Umulur ki (O’nun azabından) korunmuş olursunuz. Yeryüzünü sizin için bir döşek, gökyüzünü de bir bina kılıp, gökten su indirip onunla size rızık olarak mahsuller çıkaran da Odur.”(Bakara Suresi 21–22. âyet)

“(Ey Muhammed!) De ki: Ey mülkün sahibi olan Allah’ım; mülkü dilediğine verir, dilediğinden o mülkü çekip alırsın. Dilediğini aziz ve izzetli, dilediğini de zelil edersin. Hayrın hepsi Senin elindedir. Şüphesiz Senin her şeye gücün yeter.”(Al-i imran Suresi 26. âyet).

“Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki onun rızkı Allah’a ait olmasın. Allah, her canlının hayattayken yerleştiği, ölümünden sonra da konulacağı yeri bilir. Her şey apaçık bir kitapta kayıtlıdır.”(Hud Suresi 6. âyet)

“Bilesiniz ki, yaratmak da ve emretmek de O’na mahsustur. Âlemlerin Rabbi olan Allah ne yücedir.”(Araf Süresi 54. âyet)



Devam Edecek....
 
Son düzenleme:

Ammar

Kıdemli
Üye
İkinci olarak:

Allah‟ın en güzel isimlere ve en kâmil sıfatlara sahip olduğuna, bu isim ve sıfatlarda tek olduğuna ve ortağının bulunmadığına inanılmalıdır. Yüce Allah bu isim ve sıfatların bir kısmını Kitabında ve son peygamberi Muhammed‟in (sallallahu aleyhi ve sellem) Sünnet‟inde belirtmiştir.
Eksiklik ve noksanlıktan uzak olan Yüce Allah şöyle buyurmuştur:

“En güzel isimler Allah’ındır. Allah’a bu isimlerle dua edin. O’nun isimlerini değiştirmeye, manalarını bozmaya çalışanları terk edin. Onlar ilerde bu yaptıklarının cezasını göreceklerdir.”(Araf Suresi 180. âyet)

Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Allah Subhânehu ve Teâlâ‟nın doksan dokuz tane ismi vardır. Kim bunları (hakkını vererek) sayarsa Cennete girer. O, tektir, tek olanı sever.”

Buhari (şurut 18) Müslim (zikir ve dua 6)
 

Ammar

Kıdemli
Üye
Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) Muaz‟a: “Allah‟ın kulları, kulların da Allah üzerindeki haklarını biliyor musun?” dedi. (Bunun üzerine Muaz da cevap olarak şöyle söylemiştir): “Allah ve Rasûlu en iyi bilendir.” dedim. Dedi ki:

“Allah‟ın kulları üzerindeki hakkı, Ona ibadet etmeleri ve hiçbir şeyi Ona ortak koşmamalarıdır.

Kulların Allah üzerindeki hakkı ise kendisine ortak koşmayana azap etmemesidir.”


Müslim (1/58) Buhari (3/1049, 5/2224, 2312, 2384) ibni Hibban (2/82) Hakim (1/698) ibni Mace (4296) Bezzar (7/78, 319) Ahmed (2/525, 535, 3/260) Ebu Yala (7/236) Taberani (20/75)
 

Ammar

Kıdemli
Üye
Bu itikat (inanış) iki büyük temel üzerine bina edilmiştir.

Birincisi: (İspat)

Yüce Allah‟ın her türlü eksiklik ve noksanlıktan uzak; yarattığı varlıklara her hangi bir şekilde benzerliği ve ortaklığı bulunmayan ismi ve sıfatları vardır. Eksiklik ve noksanlıktan uzak olan Allah‟ın (Hayy) diye bir isimi vardır. (Hayy) diri ve ölümsüz manasına gelir. Ve (Yaşama) sıfatı bu isim içinde saklı bulunmaktadır. Bu sıfat, eksiksiz ve noksansız bir biçimde Allah‟ın yüceliğine uygun olacak bir şekilde Allah‟a bir sıfat olarak verilmesi farzdır. Çünkü bu sıfat (yaşama sıfatı) devamlı ve eksiksiz bir biçimdedir. Bu sıfatlar içerlerinde kemâlata ait her türlü özelliği barındırırlar. Allah‟ın hiçbir sıfatı yokluk (yoktan var olma) ya da kaybolmak veya yok olmak, sonradan zuhur etmek gibi mana olarak eksiklik ifade eden bir özelliğe sahip değildir. Bunlar mahlûkata ait sıfat ve özelliklerdir. Yüce Allah şöyle buyurmuştur:

“Allah kendisinden başka hakkıyla tapılacak bir ilah olmayan, daima diri ve yarattıklarını koruyup idare edendir. Onu ne uyuklama nede uyku tutar.” (Bakara Suresi 255. âyet).


Devam edecek.....
 

Ammar

Kıdemli
Üye
İkincisi: (Nefiy)

Allahu Teâlâ uyku, zayıf düşme, cahillik, zulmetmek ve benzeri gibi eksiklik ve noksanlık belirten bütün sıfatlardan ve yakıştırmalardan da beridir, münezzehtir. Muhakkak ki O, yarattıklarından hiçbirine benzemez. O, bundan beridir, uzaktır. Allah‟ın ve O‟nun Rasûlu‟nun, Allah‟ın hakkında nefyettikleri (uygun görmedikleri), her sıfatın her özelliğin aynı şekilde nefyedilmesi gerekir. Çünkü Allah kendisinden nakıs sıfatları nefyetmiş buna karşılık bunların zıttı olan kâmil sıfatları ispat etmiştir. O uyuma ve dalgınlığı nefyetmiş bunun kamil manada zıttı olan diriliği(el-Hayyu) ise kendisi için ispat etmiştir.Zira uyku ve dalgınlık kamil manada diri olmanın zıttı dır. Yorgunluğun (luğub) kâmil manada kadir olmanın(el-Kadiru) olmanın zıttı olduğu gibi… Yani Allah için her sıfat ispat edildiğinde o sıfata dair kemalat ta Allah için ispat edilir ve nakıslık ise(eksiklik )Allahu Teâlâ‟dan nefyedilir. Yine Allah yaratılmışlara benzemekten de nefyedilir. (O‟nun sıfatlarına bu şekilde iman etmek her müslümanın üzerine farzdır bu şekilde iman etmesi gerekmektedir). Allah‟ı bütün eksik sıfatlardan tenzih etmek (uzak kılmak) bu şekilde olmalıdır. Çünkü Allah kâmildir. Geri kalan her şey noksandır ek******. Yüce Allah şöyle buyurmuştur:

“O’nun herhangi bir benzeri yoktur. Ve O, çokça ve her şeyi işiten ve görendir.”(Şura Suresi 11. âyet).
“Rabbin, kullarına karşı asla zulmedici değildir.” (Fussilet Suresi 46. âyet)
“Göklerde ve yeryüzünde hiçbir şey Allah’ı aciz bırakamaz.”(Fatır Suresi 44 âyet):
“Senin Rabbin unutucu (unutan) değildir.”(Meryem Suresi 64 âyet)
“Şüphesiz biz gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunan şeyleri altı günde yarattıkta, bize hiçbir yorgunluk (luğub) dokunmadı.”(Kaf suresi 38 âyet)


Allah‟ın isimlerine, sıfatlarına ve yaptığı fiillere iman etmek, Onu tanımada, ibadet etmede en birinci ve en önemli yoldur. (Çünkü) Allah, dünya hayatında kullarından kendisini görebilmelerini gizlemiş ve onlara Rableri ve ma‟budları olduğunu bildirmiş kendisini tanıyabilmeleri için ilmi bir kapıyı (isim ve sıfatları) açık bırakmıştır. O‟na bu doğru ve selim bilgiyle ibadet ederler. Abid kul O‟nun vasıflandırılmış haline kulluk eder. Allah‟ın sıfatlarını kabul etmeyen kimse ise mevcut olmayan varlığa, bulunmayana ibadet ederler. Allah‟ı yaratılmış herhangi bir şeye benzeten ise sanki bir puta tapar. Müslüman bir şahsiyet ise, tek olan, hiçbir şeye ihtiyacı olmayan, her şeyin O‟na ihtiyaç duyduğu doğurmamış ve doğrulmamış ve bir dengi de olmayan Allah‟a ibadet eder.
 

Ammar

Kıdemli
Üye
Naklî Deliller:


Naklî delillerden kastımız, Allah'ın varlığını dile getiren ve üzerinde düşünmemizi isteyen Kur'an ayetleridir. Sayıca bir hayli kabarık olan bu ayetlerden sadece birkaç tanesini zikredeceğiz:


1- "Biz yeryüzünü bir beşik, dağlan da onun için birer kazık kılmadık mı? Sizi çift çift yarattık, uykunuzu dinlenme vakti kıldık, geceyi bir örtü yaptık, gündüzü geçimi sağlama vakti kıldık, üstünüze yedi kat sağlam gök bina ettik, parlak ışık veren güneşi varettik, taneler, bitkiler ve ağaçları sarmaş-dolaş bahçeler yetiştirmek için yoğunlaşmış bulutlardan bol yağmur indirdik." (78/Nebe', 6-16).


2- "Göklerin ve yerin yaratılmasında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelmesinde, insanlara yararlı şeylerle denizde süzülen gemilerde, Allah'ın gökten indirip yeri ölümünden sonra dirilttiği suda, her türlü canlıyı orada yaymasında, rüzgârları ve yerle gök arasında emre amade duran bulutlan döndürmesinde, düşünen kimseler için deliller vardır." (2/Bakara, 164)


3- "Allah'ın göğü yedi kat üzerine nasıl yarattığını görmez misiniz? Aralarında Ay'a aydınlık vermiş ve güneşin ışık saçmasını sağlamıştır. Allah sizi yerden bir bitki olarak bitirdi. Sonra yine oraya geri çevirecek ve tekrar çıkaracaktır." (71/Nûh, 15-18)


4- "Şimdi gördünüz mü attığınız meniyi? Siz mi onu yaratıyorsunuz, yoksa yaratan biz miyiz? Aranızda ölümü takdir eden biziz. Ve bizim önümüze geçilmiş değildir. (Size böyle ölümü takdir ettik) ki sizin yerinize benzerlerinizi getirelim ve sizi bilmediğiniz bir biçimde yaratalım. Andolsun, ilk yaratmayı bildiniz, (bunu) düşünüp ibret almanız gerekmez mi? Ektiğinizi gördünüz mü? Siz mi onu bitiriyorsunuz, yoksa bitiren biz miyiz? Dileseydik, onu kuru bir çöp yapardık, hayret ederdiniz. 'biz borçlandık, doğrusu biz yoksun bırakıldık! (derdiniz). İçtiğiniz suya baktınız mı? Siz mi onu buluttan indirdiniz, yoksa indiren biz miyiz? Dileseydik onu tuzlu yapardık. , Şükretmeniz gerekmez mi? Çaktığınız ateşi gördünüz mü? Onun ağacını siz mi yarattınız, yoksa yaratan biz miyiz? Biz onu bir ibret ve çölden gelip geçenlere bir fayda yaptık. Öyleyse Ulu Rabb'inin adını yücelt." (56/Vâkıa, 58-74)


5- "Yer ve gökleri yaratan Allah'u Teâlâ'nın varlığında şüphe edilir mi?" (14/İbrâhim, 10)


6- "Andolsun onlara: ‘Gökleri ve yeri kim yarattı?’ diye sorsan, mutlaka "Allah" derler, "Hamd Allah'a lâyıktır" de. Hayır, onların çoğu bilmiyorlar." (31/Lokman, 25)


7- "Sen yüzünü, Allah'ı birleyici olarak doğruca dîne çevir: Allah'ın yaratma kanununa (uygun olan dîne dön) ki, insanları ona göre yaratmıştır. Allah'ın yaratması değiştirilemez. işte doğru dîn odur. Fakat insanların çoğu bilmezler." (30/Rûm, 30)
 
Üst Alt