İlk hicret ve Meryem Sûresi

Selam!

Meryem Sûresi (19. Sûre) Sûre adını 16. ayetten alır. Habeşistana hicretten önce nazil olmuştur. Sahih hadislere göre, Cafer (ra), Necaşi, muhacirleri sarayında topladığı zaman onun huzurunda bu surenin 1-40. ayetlerini okumuştur.

İmanda sebat önderleri

Kureyşin ileri gelenleri İslamî hareketi alay ve küçümseme ile, tehditler yaparak, iftiralar atarak bastıramayacaklarını anlayınca işkence, maddi baskı ve ekonomik kısıtlamalara baş vurdular. Yeni Müslümanları kabilelerinden ayırıyor, onlara işkence yapıyor, onları açlığa mahkum ediyor, hatta İslamdan vazgeçmeleri için onlara fiziksel baskı uyguluyorlardı. Bu işkencenin en zavallı kurbanları ise fakirler, köleler ve Kureyşe sığınan yabancılardı. Örneğin, Bilal, Amir bin Füheyra, Ummi Ubeys, Zinnire, Ammar bin Yasir ve onun anne-babası. Bu zavallı insanlar dövülüyor, hapsediliyor aç ve susuz bırakılıyor ve Mekkenin kaynar kumları üzerinde sürükleniyorlardı. Çoğu kimse vasıflı işçileri çalıştırıyor ve yaptıkları işin karşılığını vermiyordu. Buna örnek olarak Buhari ve Müslimde yer alan Habbab b. Eret olayını gösterebiliriz: Mekkede demircilik (nalbantlık) yapıyordum; bir keresinde As ibn Vailin bir işini yaptım. Paramı almaya gittiğimde Muhammedden vazgeçmedikçe sana ücretini ödemeyeceğim dedi.

Aynı bağlamda Habbab der ki: Bir gün Nebi(s.a) Kabenin gölgesinde oturuyordu. Ona gittim ve Ey Allahın Rasûlu! İşkence son sınırına ulaştı. Niçin Allaha dua etmiyorsun? Nebi (sav) buna çok kızdı. Dedi ki: Sizden önce geçen müminler sizden daha çok acı çektiler. Onların kemikleri demir taraklarla tarandı, başları testere ile kesildi, fakat yine de imanlarından dönmediler. Seni temin ederim ki, Allah dinini tamamlayacaktır ve öyle bir zaman gelecek ki bir kimse Sanadan Hadramuta kadar yolculuk yapacak ve Allahdan başka korkulacak hiçbir kimse ile karşılaşmayacaktır. Fakat siz sabırsızlığa düşüyorsunuz. (Buhari)

Haksızlığa karşı insan hakkını savunan Hrıstiyan bir kral

Şartlar artık dayanılmaz hale geldiğinde, Peygamber (s.a) Peygamberliğinin 5. yılının Recep ayında ashabına şöyle bir tavsiyede bulundu: Habeşistana hicret edebilirsiniz, çünkü orada hiç kimseye haksızlık yapılmasına izin vermeyen bir kral vardır. Onun ülkesinde hayır vardır. Allah size bu beladan bir kurtuluş verinceye kadar orada kalabilirsiniz.

Bundan sonra ilk planda 11 erkek ve 4 kadın Habeşistana doğru yola çıktılar. Birkaç ay sonra bir grup mümin daha Habeşistana hicret etmiş ve sayıları, Kureyşten 83 erkek ve 11 kadın, Kureyşli olmayanlardan da 7 kişiye ulaşmıştı. Bundan sonra Mekkede Peygamberle (s.a) birlikte sadece 40 kişi kalmıştı.

Hicretten sonra Kureyşliler toplantılar yaptılar ve Ebu Cehilin üvey kardeşi Abdullah ibni Ebi Rebiayı ve Amr b. Ası Necaşiyi muhacirleri Mekkeye geri iade etmeye ikna etmek üzere değerli hediyelerle Habeşistana göndermeye karar verdiler. Hz. Ümmü Seleme (Nebinin hanımlarından biri) muhacirler arasındaydı ve olayın bu kısmını şöyle anlatmıştır: Kureyşin bu iki akıllı sözcüsü Habeşistana ulaştıklarında değerli hediyeleri Necaşinin sarayındaki adamları arasında dağıttılar ve onları Necaşiyi muhacirleri geri vermeye teşvik etmeleri için ikna ettiler. Daha sonra Necaşinin huzuruna çıktılar, ona da değerli hediyeler verip: Şehrimizden bazı akılsız insanlar ülkenize sığınmış, liderlerimiz bizi, bu insanları geri iade etmenizi rica etmek üzere size gönderdiler. Bu sapıklar bizim inancımızdan döndüler, sizin dininize de girmediler, fakat yeni bir din icad ettiler dediler. Onlar konuşmalarını bitirir bitirmez, saray adamları onları destekledi ve: Biz onları memleketlerine geri göndereceğiz, çünkü kendi kavimleri onları daha iyi bilir. Onları burada barındırmamız doğru değil. Kral buna sinirlendi ve Yeterli bir araştırma yapmadan onları geri vermeyeceğim. Bu insanlar başka bir ülkeye değil de benim ülkeme sığındıkları ve buraya barınmaya geldikleri için onlara ihanet etmeyeceğim. İlk önce onlara haber gönderip daha sonra bu insanların onlar hakkında öne sürdükleri suçlamaları araştıracağım. Sonra son kararımı vereceğim dedi. Bundan sonra Kral Peygamberin (s.a) ashabına haber gönderdi ve onları sarayına çağırdı.

Meryem Sûresi

Muhacirler Kralın gönderdiği haberi duyunca toplandı ve Krala ne söyleyeceklerini tartıştılar. Sonunda şu karara vardılar: Krala Peygamberimizin (s.a) öğrettiklerini, ona hiçbir şey ekleyip eksiltmeden, bildirelim ve bizi ülkesinde barındırma veya dışarı atma kararını ona bırakalım. Saraya geldiklerinde Kral hemen onlara şu soruyu yöneltti: Kavminizin dininden çıkıp, ne benim inandığım dine, ne de varolan dinlerden hiçbirine girmediğinizi biliyorum. İnandığınız bu yeni dinin ne olduğunu bilmek istiyorum. Bunun üzerine Cafer ibn Ebi Talib Muhacirler adına bir konuşma yaptı:

Ey Kral! Biz cehalete batmış ve sapıtmıştık. İşte o zaman Muhammed (s.a) bize Allahın Rasûlü olarak geldi ve bizi islah etmek için elinden geleni yaptı. Fakat Kureyşliler ona uyanlara işkence etmeye başladılar. Bizde bu işkence ve acılardan kurtulmak amacıyla sizin ülkenize geldik. Bu konuşmadan sonra Kral: Allah tarafından sizin peygamberinize gönderilen vahiyden bir bölümünü oku! dedi. Bunun üzerine Cafer, Meryem Sûresinden Hz. Yahya (as) ve Hz. İsa (as) ile ilgili kıssayı anlatan bölümünü okudu. Kral bunu dinledi ve ağlamaya başladı, o denli ağladı ki sakalları gözyaşından ıslandı. Cafer (ra) okumasını bitirdiğinde: Muhakkak bu söz İsaya indirilen aynı kaynaktan geliyor. Allaha andolsun sizi bunların eline teslim etmeyeceğim dedi.

Gerçeğin gücü

Ertesi gün Amr b. As, Necaşiye gitti ve şöyle dedi: Onlara bir haber daha gönder ve onların Meryem oğlu İsa ile ilgili inançlarını sor, çünkü onlar onun hakkında kötü şeyler söylüyorlar. Kral tekrar muhacirlere haber gönderdi. Muhacirler o zamana kadar Amrın düzenini öğrenmişlerdi. Tekrar bir araya geldiler ve Kral, Hz.İsa ile ilgili soruyu sorduğunda ne cevap vereceklerini tartıştılar. İçinde bulundukları durumun çok kritik olmasına ve hepsinin de bundan korkmalarına rağmen, bu konuda Allahın ve Rasûlünün kendilerine öğrettiği gerçekleri söylemeye karar verdiler. Saraya gittiklerinde, Kral onlara Amr İbn Asın teklif ettiği soruyu sordu. Bunun üzerine Cafer b. Ebi Talib ayağa kalktı ve hiç tereddüt göstermeden cevap verdi: O Allahın bir kulu ve elçisiydi. O bir Ruh ve Allahın Meryeme ilka ettiği bir kelimesi idi. Kral yerden bir çöp aldı ve Allaha andolsun! İsa, sizin söylediğinizden ancak şu çöp kadar farklıdır. dedi. Bundan sonra Kral, Kureyşin gönderdiği elçilere döndü ve: Ben rüşvet kabul etmem, dedi. Daha sonra muhacirlere dönerek: Burada huzur ve güvenlik içinde kalabilirsiniz. dedi.

Bu tarihsel arka-planı göz önünde bulundurursak, Meryem Sûresinin muhacirlere Habeşistana yapacakları yolculuk için bir erzak olarak indirildiği söylenebilir. Sûrede sanki muhacir Müslümanlara şöyle denilmektedir: Siz işkence çeken muhacirler olarak kendi ülkenizi bırakıp bir Hıristiyan memleketine sığınıyorsunuz. Fakat buna rağmen sahip olduğunuz bilgilerden hiçbirini gizlememelisiniz. Bu nedenle Hz. İsanın, Allahın oğlu olmadığını, Hristiyanlara apaçık ilan etmelisiniz.

Meryem Sûresi

Sûrenin 1den 40. ayetine kadar, İsa (as) ve Yahya (as) kıssaları anlatılır. Değişik sebeplerle 34 ila 40. ayetler müfessirlere göre bu surenin asıl maksadını anlatan karar mahiyetindeki ayetlerdir ki, başta Allaha çocuk isnadını Allahın çocuk edinmesi hiçbir zaman olur şey değildir. Onu tenzih ederiz. ayetiyle reddedip, Allahı tenzih etmekte ve İsanın dilinden de Allah benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Ona kulluk ediniz. İşte bu doğru bir yoldur,demek suretiyle tevhide davet etmektedir. Bu ayet, ta yukarıdaki Ben Allahın kuluyum[19:30] cümlesine atfedilmiştir. Eldeki İncillerde de kendisine yer verilen bu söz, onun peygamberliğinde, davetinin özünü teşkil ettiği ve tevhid inancını net bir şekilde ifade ettiği için, burada tekrar sözkonusu yapılmıştır. Sonra fırkalar kendi aralarında ihtilafa düştüler. Yahudiler bir türlü söyledi. Hristiyanların kendi fırkaları da değişik tartışmaların içine girdiler; bir kısmı Allahın oğlu dediler, bir kısmı da Allahın kendisidir, yere indi sonra göğe çıktı dediler; diğer bir kısmı ise üçün biri dediler. Sağlam bir grup da, Allahın kulu ve peygamberi olduğunu tasdik ettiler.

41. ayetten 50. ayete kadarki bölümde ise, İbrahimin (as) kıssasına değinilmektedir. Bu da muhacirlere bir teselli sunmaktadır, çünkü İbrahim de (as) onlar gibi babası, ailesi ve kavmi tarafından yapılan işkencelerle memleketinden ayrılmaya zorlanmıştır. Bu bir taraftan muhacirlerin Hz. İbrahimin izinden yürüdükleri ve aynı o Peygamber gibi iyi bir akibete kavuşacakları anl***** gelmektedir. Diğer taraftan bu Mekkeli müşriklere, kendilerinin Müslümanların ataları ve liderleri olan İbrahime (as) işkence yapan insanların konumunda oldukları, oysa müminlerin Hz. İbrahimin konumunda oldukları söylenmek istenmektedir.

Daha sonraki (51-65) ayetlerde Hz. Muhammedin (s.a) daha önce peygamberlerin getirdiği aynı hayat tarzını tebliğ ettiğini fakat onlara uyanların sonradan sapıttıklarını vurgularcasına diğer bazı peygamberlere de değinilmektedir.

Son bölümde (66-98) Mekkeli müşriklerin kötü tavırları sert bir şekilde eleştirilirken, müminlere hak düşmanlarının tüm çabalarına rağmen kendilerinin başarılı olacakları ve insanların en çok sevileni olacakları konusunda müjde verilmektedir.

igmg.de
 
Üst Alt