• Hoşgeldin ziyaretçi , forumdan daha fazla yararlanmak için buradan üye olunuz...

Iki yönlü yozlaşma

  • Konbuyu başlatan mopsy
  • Başlangıç tarihi
  • Cevaplar 2
  • Görüntüleme 1K

Okunuyor :
Iki yönlü yozlaşma

mopsy

Emektar
Üye
Merhaba!
Mehmet Fuat’in;” İKİ YÖNLÜ YOZLAŞMA” adli
Kitabina adini veren denemeyi foruma asiyorum.
Seçkin aydınların, başka bir söyleyişle, sanat eğitiminden geçmiş mutlu azınlığın özlediği, incelmiş beğenilerin sanatına “örnek sanat” diye mi bakmalı? Günümüzde çeşitli katlardan, değişik öğrenim düzeylerinden insanlar, “değişik” sanat ürünlerine yakınlık duyuyorlar. Yaşama çevresinin, yaşama düzeyinin açık etkilerinin yanı sıra, öğrenim düzeyi de büyük oranda belirleyici oluyor. Bunca “değişik” sanat ürünü arasında, yalnız mutlu azınlığın değerlendirdiği mi “örnek sanat”?

Sözgelimi, bir uçta klasik Batı müziği dururken, sıradan bir yaratıcılık, hatta kopyacılıkla üretilen Arabesk müziği nasıl değerlendireceğiz? Halkımızın bir kesimi bu müzikle mutlu oluyor, sanatsal doyum sağlıyor. Yozlaşmış, ucuz bir müziğin etki alanında, yozlaşmış bir beğeni oluşturdukları, böylece sanatsal bir çamura saplanıp kaldıkları söylenip geçilebilir mi?

Okuma yazma öğreterek, okur yazar sayısını yükselterek, bir ülkede sanat eğitiminin gerçekleştirilemeyeceği açıktır. Daha da ilerisi, sanat eğitimi, ancak çok düzenli bir öğretim ortamı kurabilmiş ülkelerde ilk ya da ortaöğrenimde başlatılabiliyor. Bizde yükseköğrenimde bile yok, ancak özel uyanmalarla belli çevrelere ulaşan küçük arkadaş topluluklarında sanata yönelme görülmekte.

Yığınlara dönük sanat eğitimi için çağdaş iletişim araçlarının bilinçle kullanılması geliyor insanın aklına. Örnekse müzikte ya da başka bir dalda, bugün etkili bir sanat eğitimi televizyonla sağlanabilir. Ama böyle bir eğitimi uygulama özleminin TRT’de bulunmadığını, ayrıca sanatçılara duyulan güvensizlik yüzünden, birçok dallarda en başarılı sanat ürünlerimizin televizyondan iletilemeyeceğini biliyoruz. Nitekim okullarda da çağdaş edebiyatımız bir türlü öğrenim programlarına giremiyor.

Kısacası, memleketimizde okullar aracılığıyla ya da TRT araçlarıyla yaygın bir sanat eğitimi yapılamamakta, yapılması da düşünülmemektedir. Bu durumda, seçkin aydınların kendi değerli buldukları yapıtları yığınlarla paylaşmaları, onları “yoz” saydıkları sanat ürünlerinden uzaklaştırmaya çalışmaları da söz konusu edilemez.

Sürüp giden bu kopukluk içinde ise, iyi sanatçıların yaşamdan etkilenme oranı düşebileceğinden, seçkin aydınlar için yaratılan sanat yapıtları da bir yozlaşma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Bu yalnız bizde değil, dünyanın birçok ülkesinde görülmüş, yaşanmış olan bir durum. Seçkin aydınların oluşturduğu mutlu azınlık iyi bir değerlendiriciyse de, sapmalar, yaşamdan kopmalar karşısında iyi bir denetleyici olamamakta, özellikle biçimsel başarılara kolayca kapılıp ters yönde yozlaşmaları önleyememektedir.

Seçkin aydınlarla yığınlar arasındaki uzaklaşma, değişik sanat anlayışlarında doyum arama, önce bir dengesizliği, giderek iki yönlü yozlaşmaları doğurmaktadır. Bunca değişik sanat ürünü arasında, yalnız seçkin aydınların değerlendirdiği sanatlara “örnek sanat” diye bakmak doğru olmaz.

Köylerden kentlere göçün gecekondulara getirip yerleştirdiği, fabrikalara, küçük işyerlerine, sokaklara serpiştirdiği insanların, yeni çevrelerine ayak uydururken, arkada bırakmak istedikleri şeyler arasında, geleneksel sağlamlıklarıyla mutlu azınlığı da doyurabilen şiirlerinin, müziklerinin de yer alması, içine düştükleri duruma çok daha uygun buldukları acılı, acıklı, ağlamaklı sözler üzerine oturtulmuş bir müziğe yönelmeleri anlaşılmaz bir şey değildir. Okur yazarlıklarını resimli serüven romanlarıyla değerlendirmelerine de şaşmamak gerekir.

Ayrıca, bu yöndeki tek düşündürücü yozlaşmanın alt tabakalarda görüldüğü de söylenemez. Başka bir kesimde, yalılarda, villalarda, apartmanlarda, sıradan aşk romanlarına düşkünlükleriyle, sayıca seçkin aydınları çok geride bırakan varlıklı okur yazarların, hızla gelişen bir yayın endüstrisini beslemekte oldukları bilinen bir gerçektir.

Sanat üretiminin de, ticaretin de serbest olduğu bir ülkede, sanat olarak istediğini üretip satmak, alıcı bulduğu kadar da işin üstüne gitmek, kimsenin engelleyemeyeceği bir şey... Bu kesin... Öyleyse, bu yozlaşmalar nasıl önlenecek? Kendi içindeki yozlaşmayı denetleyemeyen mutlu azınlığın, besleyebildiği birkaç yayınevi, bir iki gazeteyle, ülkemizin sanatsal gelişimini yönlendireceğini, ortaöğrenimdeki, yükseköğrenimdeki sanat eğitimi açığımızı kapatabileceğini düşünmek büyük bir yanılgı olur.

Sanatçılara duyulan güvensizlik sürdüğü, okul kitapları, televizyon, radyolar çağdaş sanatlarımızın başarılı ürünlerine kapalı tutulduğu kadar, bu iki yönlü yozlaşmaların önü alınamayacaktır. Yetenekli sanatçıların yığınların karşısına çıkarılmaları, hem seçkin aydınları, yani mutlu azınlığı, hem de - varlıklı varlıksız - sanat eğitiminden geçmemiş büyük çoğunluğu doyurmak zorunda bırakılmaları, her türlü yozlaşmayı önlemenin tek sağlıklı yoludur.
Iki yonlu yozlasma-Yapi kiredi yayinlari(ss. 45-47)
 
Üst Alt