• Merhaba Ziyaretçi hoşgeldin! Forumdan daha fazla yararlanmak için buradan kayıt olunuz...

İBRAHİM A.S ve TEVHİD

  • Konbuyu başlatan Ammar
  • Başlangıç tarihi
  • Cevaplar 5
  • Görüntüleme 2K

Okunuyor :
İBRAHİM A.S ve TEVHİD

Ammar

Kıdemli
Üye
Bu konuda size ARI-DURU, tasavvuf , tarikat, pisliği bulaşmamış ALLAH C.C dan gelen TEVHİD konusunda konuşmak ve bilgilendirmek maksadı ile açıyorum..

O: "Dini dosdoğru ayakta tutun ve onda ayrılığa düşmeyin" diye dinden Nuh'a vasiyet ettiğini ve sana vahyettiğimizi İbrahim'e Musa'ya ve İsa'ya vasiyet ettiğimizi sizin için de teşri' etti (bir şeriat kıldı). Senin kendilerini çağırdığın şey müşriklere ağır geldi. Allah dilediğini buna seçer ve içten kendisine yöneleni hidayete erdirir. (42/13)

Allah adına gerektiği gibi cihad edin. O sizleri seçmiş ve din konusunda size bir güçlük yüklememiştir atanız İbrahim'in dini(nde olduğu gibi). O (Allah) bundan daha önce de bunda (Kur'an'da) da sizi Müslümanlar olarak isimlendirdi; elçi sizin üzerinize şahid olsun siz de insanlar üzerine şahidler olasınız diye. Artık dosdoğru namazı kılın zekatı verin ve Allah'a sarılın sizin Mevlanız O'dur. İşte ne güzel mevla ve ne güzel yardımcı. (22/78)

Deyin ki: "Biz Allah'a; bize indirilene İbrahim İsmail İshak Yakub ve torunlarına indirilene Musa ve İsa'ya verilen ile peygamberlere Rabbinden verilene iman ettik. Onlardan hiçbirini diğerinden ayırdetmeyiz ve biz O'na teslim olmuşlarız." (2/136)


Yoksa siz gerçekten İbrahim'in, İsmail'in, İshak'ın, Yakub'un ve torunlarının Yahudi veya Hıristiyan olduklarını mı söylüyorsunuz? De ki: "Siz mi daha iyi biliyorsunuz yoksa Allah mı? Allah'tan kendisinde olan bir şehadeti gizleyenden daha zalim olan kimdir? Allah yaptıklarınızdan gafil değildir." (2/140)

De ki: "Rabbim gerçekten beni doğru yola ilet, dimdik duran bir dine İbrahim'in hanif (muvahhid) dinine… O müşriklerden değildi." (6/161)

Yoksa onlar Allah'ın kendi fazlından insanlara verdiklerini mi kıskanıyorlar? Doğrusu biz, İbrahim ailesine, Kitabı ve hikmeti verdik; onlara büyük bir mülkde verdik. (4/54)

Gerçek şu ki Allah, Adem'i Nuh'u İbrahim ailesini ve İmran ailesini alemler üzerine seçti Onlar birbirlerinden (türeme tek) bir zürriyettir. Allah, işitendir bilendir.; (3/33-34)

Doğrusu insanların İbrahim'e en yakın olanı ona uyanlar ve bu peygamber ile iman edenlerdir. Allah mü'minlerin velisidir. (3/68)



Gördüğünüz üzre ALLAH C.C' un TEVHİD dini TEK ve AYRILIK YOK, NUH A.S dan, MUHAMMED S.A.S' e kadar aynı ve değişmiyor.. Ve tüm bu peygamberler ve ümmetlerine tekbir isim verdi MÜSLÜMAN, Hepsinde NAMAZ, ZEKAT, ORUÇ gibi ibadetler aynı... Yani Tasavvuf, Tarikat, Mürşit, Evliya, Mürid gibi gayri İslami bir oluşum yok, yada bu yönde bir telkin yok...



Ve örnek insan İBRAHİM A.S KUR-AN da nasıl bir Resul ve muvahhid olarak tanıtılıyor...



Kitap'ta İbrahim'i de zikret. Gerçekten o doğruyu-söyleyen bir peygamberdi (19/41)

Doğrusu İbrahim yumuşak huylu duygulu ve gönülden (Allah'a) yönelen biriydi. (11/75)

Gerçek şu ki İbrahim (tek başına) bir ümmetti; Allah'a gönülden yönelip itaat eden bir muvahhiddi ve o müşriklerden değildi.
O'nun nimetlerine şükrediciydi. (Allah) Onu seçti ve doğru yola iletti.
Ve biz ona dünyada bir güzellik verdik; şüphesiz o ahirette de salih olanlardandır.
Sonra sana vahyettik: "Hanif (muvahhid) olan İbrahim'in dinine uy. O müşriklerden değildi."(16/120-123)


İbrahim'de ve onun beraberinde olanlarda sizin için gerçekten güzel bir örnek vardı. Hani onlar, kavimlerine demişlerdi ki: Biz, sizden ve Allah' ı bırakıp taptığınız başka şeylerden uzağız. Sizi inkar ediyoruz. Yalnız Allah'a inanıncaya kadar bizimle sizin aranızda ebedi düşmanlık ve öfke belirmiştir. Yalnız İbrahim'in babasına; andolsun ki, senin için mağfiret dileyeceğim. Ama Allah'tan sana gelecek herhangi birşeyi def'etmeye gücüm yetmez, demesi müstesna. Ey Rabbimiz; Sana tevekkül ettik ve Sana yöneldik. Dönüş de ancak Sana'dır (60/4)


Hani İbrahim babası Azer'e (şöyle) demişti: "Sen putları ilahlar mı ediniyorsun? Doğrusu ben seni ve kavmini apaçık bir sapıklık içinde görüyorum."

Böylece İbrahim'e -kesin bilgiyle inananlardan olması için- göklerin ve yerin melekûtunu gösteriyorduk.

Gece üstünü örtüp bürüyünce bir yıldız görmüş ve demişti ki: "Bu benim rabbimdir." Fakat (yıldız) kayboluverince: "Ben kaybolup-gidenleri sevmem" demişti.

Ardından ay'ı (etrafa aydınlık saçarak) doğar görünce: "Bu benim rabbim" demiş fakat o da kayboluverince: "Andolsun" demişti "Eğer Rabbim beni doğru yola erdirmezse gerçekten sapmışlar topluluğundan olurum."

Sonra güneşi (etrafa ışıklar saçarak) doğar görünce: "İşte bu benim rabbim bu en büyük" demişti. Ama o da kayboluverince, kavmine demişti ki: "Ey kavmim doğrusu ben sizin şirk koşmakta olduklarınızdan uzağım."

"Gerçek şu ki, ben bir muvahhid olarak yüzümü gökleri ve yeri yaratana çevirdim. Ve ben müşriklerden değilim."

Kavmi onunla çekişip-tartışmaya girdi. Dedi ki: "O beni doğru yola erdirmişken siz benimle Allah konusunda çekişip-tartışmaya mı girişiyorsunuz? Sizin O'na şirk koştuklarınızdan ben korkmuyorum ancak Allah'ın benim hakkımda bir şey dilemesi başka. Rabbim ilim bakımından herşeyi kuşatmıştır. Yine de öğüt alıp-düşünmeyecek misiniz?"

"Hem siz Onun haklarında hiçbir delil indirmediği şeyleri Allah'a ortak koşmaktan korkmazken ben nasıl sizin şirk koştuklarınızdan korkarım? Şu halde ‘güvenlik içinde olmak bakımından' iki taraftan hangisi daha hak sahibidir? Eğer bilebilirseniz." (6/74-81)

Böylece (çocuk) onun yanında koşabilecek çağa erişince (İbrahim ona): "Oğlum" dedi. "Gerçekten ben seni rüyamda boğazlıyorken gördüm. Bir bak sen ne düşünüyorsun." (Oğlu İsmail) Dedi ki: "Babacığım emrolunduğun şeyi yap. İnşaallah beni sabredenlerden bulacaksın." (37/102)

Sonunda ikisi de (Allah'ın emrine ve takdirine) teslim olup (babası İsmail'i kurban etmek için) onu alnı üzerine yatırdı. (37/103)

Biz ona: "Ey İbrahim" diye seslendik. (37/104)

"Gerçekten sen rüyayı doğruladın. Şüphesiz biz ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz." (37/105)

Doğrusu bu apaçık bir imtihandı. (37/106)

.

Hani babasına demişti: "Babacığım işitmeyen görmeyen ve seni herhangi bir şeyden bağımsızlaştırmayan şeylere niye tapıyorsun?

"Babacığım gerçek şu ki bana sana gelmeyen bir ilim geldi. Artık bana tabi ol seni düzgün bir yola ulaştırayım."

"Babacığım şeytana kulluk etme kuşkusuz şeytan Rahman'a başkaldırandır."

"Babacığım gerçekten ben, sana Rahman tarafından bir azabın dokunacağından korkuyorum o zaman şeytanın velisi olursun."

(Babası) Demişti ki: "İbrahim sen benim ilahlarımdan yüz mü çeviriyorsun? Eğer (bu tutumuna) bir son vermeyecek olursan andolsun seni taşa tutarım; uzun bir süre benden uzaklaş (bir yerlere) git."

(İbrahim:) "Selam üzerine olsun senin için Rabbimden bağışlanma dileyeceğim çünkü O bana pek lütufkardır" dedi.

"Sizden ve Allah'tan başka taptıklarınızdan kopup-ayrılıyorum ve Rabbime dua ediyorum. Umulur ki Rabbime dua etmekle mutsuz olmayacağım."

Böylelikle onlardan ve Allah'tan başka taptıklarından kopup-ayrılınca ona İshak'ı ve (oğlu) Yakup'u armağan ettik ve her birini peygamber kıldık. (19/41-49)

Hani babasına ve kavmine demişti ki: "Sizin karşılarında bel büküp eğilmekte olduğunuz bu temsili heykeller nedir? (21/52)

"Biz atalarımızı bunlara tapıyor bulduk" dediler. (21/53)

Dedi ki: "Andolsun siz ve atalarınız apaçık bir sapıklık içindesiniz." (21/54)

"Sen bize gerçeği mi getirdin yoksa (bizimle) oyun oynayanlardan mısın? (21/55)

"Hayır" dedi. "Sizin Rabbiniz göklerin ve yerin Rabbidir onları kendisi yaratmıştır ve ben de buna şehadet edenlerdenim." (21/56)

"Andolsun Allah'a sizler arkanızı dönüp gittikten sonra ben sizin putlarınıza muhakkak bir tuzak kuracağım." (21/57)

Böylece o yalnızca büyükleri hariç olmak üzere onları paramparça etti; belki ona başvururlar diye. (21/58)

"Bizim ilahlarımıza bunu kim yaptı? Şüphesiz o zalimlerden biridir" dediler. (21/59)

"Kendisine İbrahim denilen bir gencin bunları diline doladığını işittik" dediler. (21/60)

Dediler ki: "Öyleyse onu insanların gözü önüne getirin ki ona (nasıl bir ceza vereceğimize) şahid olsunlar." (21/61)

Dediler ki: "Ey İbrahim bunu ilahlarımıza sen mi yaptın?" (21/62)

"Hayır" dedi. "Bu yapmıştır bu onların büyükleridir; eğer konuşabiliyorsa siz onlara soruverin." (21/63)

Bunun üzerine kendi vicdanlarına başvurdular da; "Gerçek şu ki zalim olanlar sizlersiniz (biziz) dediler. (21/64)

Sonra yine tepeleri üstüne ters döndüler: "Andolsun bunların konuşamayacaklarını sen de bilmektesin." (21/65)

Dedi ki: "O halde Allah'ı bırakıp da sizlere yararı olmayan ve zararı dokunmayan şeylere mi tapıyorsunuz?" (21/66)

"Yuh size ve Allah'tan başka taptıklarınıza. Siz yine de akıllanmayacak mısınız?" (21/67)

Dediler ki: "Eğer (bir şey) yapacaksanız onu yakın ve ilahlarınıza yardımda bulunun." (21/68)

Biz de dedik ki: "Ey ateş İbrahim'e karşı soğuk ve esenlik ol." (21/69)


İbrahim ne Yahudi idi ne de Hıristiyandı: ancak O hanif (muvahhid) bir Müslümandı müşriklerden de değildi. (3/67)

Kâfir olarak ölüp) cehennem ehli oldukları onlara açıkça belli olduktan sonra, akraba dahi olsalar, (Allah'a) ortak koşanlar için af dilemek ne peygambere yaraşır ne de inananlara. (9/113)

İbrahim'in babası için bağışlanma dilemesi yalnızca ona verdiği bir söz dolayısıyla idi. Kendisine onun gerçekten Allah'a düşman olduğu açıklanınca ondan uzaklaştı. Doğrusu İbrahim çok duygulu yumuşak huyluydu. (9/114)

"Rabbim beni namazı(nda) sürekli kıl soyumdan olanları da. Rabbimiz duamı kabul buyur." (14/40)

Rabbi ona: "Teslim ol" dediğinde (O:) "Alemlerin Rabbine teslim oldum" demişti. (2/131)

Allah kendisine mülk verdi diye Rabbi konusunda İbrahim'le tartışmaya gireni görmedin mi? Hani İbrahim: "Benim Rabbim diriltir ve öldürür" demişti; o da: "Ben de öldürür ve diriltirim" demişti. (O zaman) İbrahim: "Şüphe yok Allah güneşi doğudan getirir (hadi) sen de onu batıdan getir" deyince o inkârcı böylece afallayıp kalmıştı. Allah zalimler topluluğunu hidayete erdirmez. (2/258)

"Ki beni yaratan ve bana hidayet veren O'dur;" (26/78)

"Bana yediren ve içiren O'dur;" (26/79)

"Hastalandığım zaman bana şifa veren O'dur;" (26/80)

"Beni öldürecek sonra diriltecek olan da O'dur" (26/81)

"Din (ceza) günü hatalarımı bağışlayacağını umduğum da O'dur;" (26/82)

"Rabbim bana hüküm (ve hikmet) bağışla ve beni salih olanlara kat;" (26/83)

"Sonra gelecekler arasında bana bir doğruluk dili (lisan-ı sıdk) ver." (26/84)

"Beni nimetlerle-donatılmış cennetin mirasçılarından kıl" (26/85)

"Babamı da bağışla çünkü o şaşırıp sapanlardandır." (26/86)

"Ve beni (insanların) diriltilecekleri gün küçük düşürme" (26/87)

"‘Malın da çocukların da bir yarar sağlayamadığı günde." (26/88)

"Ancak Allah'a selim bir kalp ile gelenler başka." (26/89)


İşte size İBRAHİM A.S' ın TEVHİD dini, bunda sonra hala TASAVVUF, TARİKAT, MÜRİD, MÜRŞİT, EVLİYA peşinde koşmak ne kadar doğru olur, gören gözlere, işiten kulaklara, düşünen akıllara hidayet olmasını dilerim...
 

mopsy

Emektar
Üye
Selam!
Ammar-İbrahim'le tartışmaya gireni görmedin mi? Hani İbrahim: "Benim Rabbim diriltir ve öldürür" demişti; o da: "Ben de öldürür ve diriltirim" demişti.
Bunu okuyunca foruma yeni astigim bir bolumu hatirladim
Ve buraya eklemenin dogru olacagini dusundum.

http://www.supermeydan.net/forum/forum540/thread51181-41.htmlbasligindan bir alinti:

Bir alcaklik vesikasiyla devam edelim.

a)Arabi hoca:cansiza can veriyor.
... Muhiddîn-i Arabî tekrar Padişah'a dönerek
– Bunlara söyle bilgin adamlarının hepsini getirsinler, odanın içini iyice kontrol ettirsinler. Odanın içinde bayıltacak, öldürecek herhangi bir şey var mı? Varsa söylesinler. Yoksa sonunda itiraz etmeyeceklerine dair ellerinden yazılı senet alınsın, dedi. Padişah emretti. Onlar geldiler. Odayı tamamen kontrol ettiler. Odanın içinde insan sağlığına zararlı hiç bir şey olmadığına dair rapor tuttular. Bu raporların bir nüshasının aynısını Muhiddîn-i Arabî Hz. yanına aldı. Odanın anahtarını da yanına aldı. Papazlara dönerek:

– Şimdi ölmek isteyenler içeri girsin, dedi. Kırk kişi içeri girdi. Kapıyı kilitledi. Muhiddîn-i Arabî secdeye kapandı ve çağırdı:

– (Mûtû bi iznillâh) "Ölün Allah'ın izni ile" dedi. Hiç birisi ölmedi. Yine secdeye kapandı. Yine çağırdı:

– (Mûtû bi iznillâh) "Ölün Allah'ın izni ile" yine ölen olmadı.
Muhiddîn-i Arabî hazretleri kendîni kaybetmiş:

– (Mûtû bi izniy) Yani "Ölün benim iznimle" deyince hepsi yıkılıp öldü.

Muhiddîn-i Arabî:
– "Dirilin, Allah'ın izni ile" diye çağırdı. Dirilen yok. Yine:
– "Dirilin, Allah'ın izni ile" diye çağırdı. Yine dirilen yok

Muhiddîn-i Arabî:
– "Dirilin, benim iznimle" diye çağırdı. Hepsi doğruldular, oturdular. Sonra ayağa kalktılar. Odanın kapısı açıldı. Hepsi:
– Biz öldük, mahşeri, mizanı gördük. İslâm dîni doğru, gerçek Hakk dînidir. Biz İslâm dînine döndük. Siz de dönün diye çağırdılar. Hepsi de şehâdet kelimesi getirip müslüman oldular.
Iste herseye Allah cc nun adiyla baslayan muminlere inat
Allah cc nun adinin is gormedigi ama kendi adinin oluyu dirilttigi MASALI...

GERCEK nemrutlari/ayetin anlattigi kisileri kendilerine sefaatci/Rabb edinenler
Unutmayin ki; Allah cc nun Kitabinda supermenler yoktur.
 

Ammar

Kıdemli
Üye
Aleykum Selam Kardeşim...

ALLAH C.C Razı olsun, amacımız bu zaten, TEVHİD ile alakası olmayan, bu sapkınların gerçek yüzlerini gösterebilmek, ve ALLAH C.C' un

"Bügun, sizin dininizi kemale erdirdim, üzerinize olan nimetimi tamamladim, din olarak sizin icin Islamiyeti begendim." (Maide, 5/3)


Ayeti kerimesinde ki İSLAM' ı anlatabilmek, yaşayabilmek.... :eek:k:
 

Ammar

Kıdemli
Üye
"Ey Rabbimiz! Bizi Sana boyun eğenlerden kıl, neslimizden de Sana itaat eden bir ümmet çıkar, bize ibâdet usûllerimizi göster, tevbemizi kabul et; zira tevbeleri çokça kabul eden, çok merhametli olan ancak Sensin." (2/Bakara, 128)

"Bir zamanlar Rabbi İbrâhim'i birtakım kelimelerle sınamış, onları tam olarak yerine getirince; 'Ben seni insanlara imam/önder yapacağım' demişti. 'Soyumdan da (imamlar/önderler yap, yâ Rabbi!)' dedi. Allah: 'Ahdim zâlimlere ermez (onlar için söz vermem)' buyurdu." (2/Bakara, 124)

"İbrâhim'in dininden kendini bilmezlerden başka kim yüz çevirir? Andolsun ki, Biz onu dünyada (elçi) seçtik, şüphesiz o âhirette de sâlihlerden/iyilerdendir." (2/Bakara, 130)

"Çünkü Rabbi ona: 'Müslüman ol, demiş, o da: Âlemlerin Rabbine teslim olup boyun eğdim, müslüman oldum' demişti." (2/Bakara, 131)



İbrâhim (a.s.) Keldânîler'in Ur şehrinde doğdu. Ur şehrinin, Aşağı Babilonya'da Fırat'ın batı yakasında, bugünkü Bağdat'ın 300 km. güneydoğusundaki Tel el-Mukayyer denilen bir yer olduğu belirtilmektedir. Bir başka yoruma göre ise, Hz. İbrâhim'in doğduğu yer, Kuzey Suriye'de Harran'a çok yakın olan Ufa'dır. Kitab-ı Mukaddes geleneği, İbrâhim (a.s.)'in memleketi olarak Kuzey Mezopotamya'yı, yani Güneydoğu Anadolu'ya tekabül eden bölgeyi gösterir. Bugün artık Hz. İbrâhim ve âilesinin anayurdunun, içinde Harran'ın da bulunduğu bu bölge olduğu kabul edilmektedir.


Hz. İbrâhim'in yaşadığı dönem, tam olarak bilinmemektedir. Milâttan önce 22-20. yüzyıllarda yaşadığı anlaşılmaktadır.


"Allah'ın dostu" anl***** gelen "Halîlullah" ünvanına sahip İbrâhim (a.s.) "ulü'l-azm" denilen büyük peygamberlerden biridir. Ulü'l-azm pâyesine erişen diğer peygamberler ise Nûh (a.s.), Mûsâ (a.s.), İsa (a.s.) ve Muhammed (a.s.)'dır. Hz. İbrâhim'in Halîlullah lakabını alması, Allah'a olan sevgi ve bağlılığındandır. Bir rivâyete göre Hz. İbrâhim, insanlara karşı çok cömert olduğu ve onlardan hiçbir şey istemediği için "Halîlullah" diye nitelendirilmiştir.

İbrâhim (a.s.)'in Hayatı ve Tevhid Mücâdelesi


Hz. İbrâhim, Kur’an’da ismi geçen kendinden sonraki bütün peygamberlerin babasıdır. O, iki nûrânî silsilenin ilk halkasını teşkil eder. Küçük oğlu İshak’la başlayan silsile, torunu Ya’kub’la devam etmiş; Ya’kub’un neslinden ise, başta Yusuf olmak üzere, Mûsâ, Hârun, Yûşâ, Dâvud, Süleyman, Zekeriyyâ, Yahyâ ve İsa’ya dek uzanan nebevî bir zincir devam etmiştir. Büyük oğlu İsmâil ile başlayan nuranî silsilenin ortasında ise nebîlerin sonuncusu ve en ekremi olan Muhammed Mustafa (s.a.s.) vardır. Ki, bu silsile, Rasûl-i Ekrem’in kızı Fâtıma ile damadı Ali’nin oğulları olan Hz. Hasan ve Hüseyin’le devam edip bugünlere ulaşmıştır. Böylesi iki nuranî ve mübârek silsilenin başında İbrâhim (a.s.) vardır. Dört semâvî/ilâhî kitabın elçisi olan dört rasûl de onun soyundandır. Mûsâ da onun zürriyetindendir; Dâvud, İsa ve Muhammed de... (Salevâtullahi aleyhim ecmaîn).


Hz. İbrâhim, ülü'l-azm peygamberlerden biridir. Babasının adı, Kur'ân'da Âzer olarak geçmekte ve onun putperest olduğu bildirilmektedir (6/En'âm, 74). Müslüman tarihçilerin kaydettiğine göre kâhin ve müneccimlerin o sene bölgede doğacak İbrâhim adlı bir çocuğun halkın dinini değiştireceğini, Nemrut'un saltanatına son vereceğini söylemeleri, diğer bir rivâyete göre ise, kendisinin bu mâhiyette bir rüya görmesi üzerine Nemrut hamile kadınları bir yere toplamış ve doğacak bütün erkek çocukların öldürülmesini, ayrıca erkeklerin eşlerinden uzaklaştırılmasını emretmiştir. Bunun üzerine Âzer, İbrâhim'e hamile kalan karısını Kûfe ile Basra arasındaki Ur şehrine götürüp bir mağaraya saklamış, İbrâhim bu mağarada doğmuştur. İbrâhim, Kur'ân-ı Kerim'de ayrıntılı biçimde anlatılan (6/En'âm, 75-79) Allah'ın sonsuz varlığına ve birliğine dair istidlâllerini de bu mağaradan ayrılışını takip eden günlerde yürütmüştür. Buna göre bir akşam vakti mağaradan çıkarılan İbrâhim, babasına gördüğü şeylerin ne olduğunu ve bunların bir yaratıcısının bulunup bulunmadığını sormuş, onların bir rabbi olması gerektiğini düşünmüş; yıldızları, ayı ve güneşi görünce her biri için, "Rabbim budur" demiş, fakat gördükleri kısa süre sonra sönüp gidince, "Ben böyle sönüp batanları sevmem" diyerek bunların hiçbirinin ilâh olamayacağını ifade etmiş; "Hiç şüphesiz ben, bir tevhid ehli olarak yüzümü, gökleri ve yeri yaratmış olan Allah'a yönelttim, ben müşriklerden değilim" diyerek bir olan Allah'a dönmüştür.


Rabbi İbrâhim'e "müslüman ol!" dediğinde, "Âlemlerin rabbine teslim oldum, müslüman oldum" (2/Bakara, 131) diyerek bu dâvete icâbet etmiştir. Bununla birlikte, "Andolsun İbrâhim'e daha önce rüşdünü vermiştik; Biz onu iyi tanırdık" (21/Enbiyâ, 51) meâlindeki âyetin de işaret ettiği gibi İbrâhim, peygamberlik öncesinde de doğru yolda idi. Hz. Nûh'a verilenler Hz. İbrâhim'e de tavsiye edilmiş (42/Şûrâ, 13), ona sahifeler (küçük kitap) verilmiştir (53/Necm, 36-37; 87/A'lâ, 19). Müslüman tarihçiler Hz. İbrâhim'e on sahife indirildiğini, bunların mesellerden ibâret olduğunu bildirirler. (Elimizdeki muharref Kitab-ı Mukaddes'te 88 ve 89. Mezmurlar ile Yesirah bölümlerinin Hz. İbrâhim'e indirilen sahifeler olduğu, yahûdi ve hıristiyan kaynaklarca belirtilir.) Hz. İbrâhim, peygamber olarak seçilip kavmine gönderildiğinde önce babasına hak dini tebliği etmişse de, babası onu kovmakla tehdit etmiştir (19/Meryem, 42/46). İbrâhim daha sonra kavmini de dine dâvet etmiş, ancak olumlu sonuç alamamıştır (6/En'âm, 80-81; 21/Enbiyâ, 51-73; 26/Şuarâ, 70-89; 29/Ankebût, 16-27). Kur'an'da Hz. İbrâhim'in babası için Allah'tan af dilediği, fakat bu dileğinin kabul edilmediği belirtilmektedir (19/Meryem, 41-50; 9/Tevbe, 114).


Kur'an'ın çeşitli sûrelerinde İbrâhim (a.s.)'in, babasının ve kavminin taptığı putlara karşı mücâdele ettiği ve bir tek Tanrı inancını savunduğu; gök cisimlerine ve bunların sembolleri olan putlara tapmanın mânâsız olduğunu, hiç kimseye fayda veya zarar vermesi mümkün olmayan bu cisimlere tapmaktan vazgeçmeleri gerektiğini söylediği ifade edilir. Hz. İbrâhim'in ay, güneş ve yıldızları görüp önce, "bunlar benim rabbimdir" demesi, daha sonra da batıp giden şeylerin rab olamayacağını belirtmesi, İslâmî kaynaklarda onun henüz küçük yaşta iken dinî bir endişe taşıdığı şeklinde yorumlanmaktadır. Ancak bu olaydan, İbrâhim'in kısa bir süre için bile olsa gök cisimlerini gerçekten tanrı zannettiği şeklinde bir sonuç çıkarılmamalı, bu husus, sadece kavminin dinî telâkkilerinin anlamsızlığını vurgulamak için başvurduğu bir tartışma yöntemi ve muhâkeme tarzı olarak kabul edilmelidir. Zira ay battığında söylediği "Rabbim bana doğru yolu göstermezse..." sözü, güneş batınca da, "Ey kavmim! Ben sizin ortak koştuklarınızdan uzağım" demesi, hâdisenin kavmine tevhid inancını tebliği esnasında vuku bulduğunu göstermektedir. Aynı şekilde Kur'an'da, Hz. İbrâhim'in Allah'a ölüleri nasıl dirilttiğini sorması da aslında inandığı halde "kalbinin tatmin olması" şeklinde olumlu bir gerekçeyle açıklanmaktadır (2/Bakara, 260).


Hz. İbrâhim'in putları kırması ve bu yüzden putperestlerce ateşe atılmasına rağmen ateşin kendisini yakmaması, onun tevhid mücâdelesinin güzel bir hâtırası olarak Kur'an'da ve bazı ayrıntılarla birlikte diğer kaynaklarda yer alır. Buna göre İbrâhim (a.s.), taptıkları putların ne kadar âciz ve işe yaramaz olduğunu kavmine göstermek üzere fırsat kollar. Nihayet bir bayram günü, halk şenlik için şehir dışına çıkınca (37/Sâffât, 88-90) put evine giderek en büyük put dışındaki bütün putları kırar. Kavmi döndüğünde durumu görüp İbrâhim'i sorguya çeker. İbrâhim (a.s.), "Belki de şu büyükleri yapmıştır, ona sorun" der (21/Enbiyâ, 57-67; 37/Sâffât, 88-96). Nihayet putperest yönetim İbrâhim (a.s.)'i ateşe atmak sûretiyle cezalandırmaya kalkışır (21/Enbiyâ, 68; 29/Ankebût, 24). Ancak Allah'ın, "Ey ateş, İbrâhim'e serinlik ve esenlik ol!" emri üzerine ateş İbrâhim'i yakmaz (21/Enbiyâ, 68-70). Tarih ve tefsir kaynaklarının çoğunda, Bakara sûresinde (2/258) Hz. İbrâhim'le tartışarak tanrılık iddiasında bulunduğu, fakat İbrâhim'in ortaya koyduğu deliller karşısında yenik düştüğü bildirilen kişinin, onu ateşe atan toplumun lideri Nemrut olduğu kabul edilir........



DEVAM EDECEK....
 

Ammar

Kıdemli
Üye
@ RABİA KAYNAK,KAYNAK DİYE BAŞIMIN ETİNİ YEDİN :) BU BAŞLIKDA GEÇEN YAZILARIN TÜM KAYNAKLARINI ŞİDİ EKLİYİMDE SONRA HANİ KAYNAK DEME..:)

1- Ömer Faruk Harman, T.D.V. İslâm Ansiklopedisi, c. 21, s. 266-272

2- Beşir İslâmoğlu, İslâmî Hareketin Tarihî Seyri, s. 42-44

3- Necmettin Şahinler, Tek Başına Bir Ümmet, s. 93-95

4- Mehmet Kubat, Kur'an'da Tevhid, s. 132-138

5- Harun Yahya, Şirk, Vural Y. s. 90, 92)

6- Zübeyir Yetik, Şâmil İslâm Ansiklopedisi, c. 5, s. 81-83

7- Beşir İslâmoğlu, İslâmî Hareketin Tarihî Seyri, s 44-45

8- Furkan Eren, Siz Hâlâ Hicret Etmediniz mi?, Haksöz, sayı 114 (Eylül, 2000)

9- İbn Kesir, Hadislerle Kur'ân-ı Kerim Tefsiri, c. 2, s. 530-531).

10- A.g. e. c. 2, s. 536

11- Beşir İslâmoğlu, a.g.e. s. 46-49

12- Seyyid Kutub, Fî Zılâli’l Kur’an, c. 1, s. 240

13- Metin Karabaşoğlu, Kur’an Okumaları, 48-51

14- Seyyid Kutub, a.g.e. c. 9, s. 87-90

15- Yıldırım Canoğlu, İbrâhimî Duruş, Umran, sayı: 77, Ocak 2001

16- M. Hüseyin Fadlullah, Kuram ve Eylem, c. 2, s. 139-141






- 2470 -













Konuyla İlgili Âyet-i Kerimeler


A- Kur’ân-ı Kerim’de İbrâhîm İsminin Geçtiği Âyet-i Kerimeler (69 yerde): 2/Bakara, 124, 125, 125, 126, 127, 130, 132, 133, 135, 136, 140, 258, 258, 258, 260; 3/Âl-i İmrân, 33, 65, 67, 68, 84, 95, 97; 4/Nisâ, 54, 125, 125, 163; 6/En’âm, 74, 75, 83, 161; 9/Tevbe, 70, 114, 114; 11/Hûd, 69, 74, 75, 76; 12/Yûsuf, 6, 38; 14/İbrâhim, 35; 15/Hicr, 51; 16/Nahl, 120, 123; 19/Meryem, 41, 46, 58; 21/Enbiyâ, 51, 60, 62, 69; 22/Hacc, 26, 43, 78; 26/Şuarâ, 69; 29/Ankebût, 16, 31; 33/Ahzâb, 7; 37/Sâffât, 83, 104, 109; 38/Sâd, 45; 42/Şûrâ, 13; 43/Zuhruf, 26; 51/Zâriyât, 24; 53/Necm, 37; 57/Hadîd, 26; 60/Mümtehıne, 4, 4; 87/A'lâ, 19.


B- İbrâhim (a.s.)’in Şahsiyeti, Hayatı ve Peygamberliği

a- İbrâhim (a.s.) Hayatını ve Kıssasını Anlatan Âyetler: 6/En’âm, 74-84; 11/Hûd, 69-76; 15/Hicr, 51-60; 19/Meryem, 42-50; 21/Enbiyâ, 51-73; 26/Şuarâ, 69-104; 29/Ankebût, 16-18, 24-27; 37/Sâffât, 83-113.

b- İbrâhim (a.s.)’e Peygamberlik Verilmiştir: 2/Bakara, 124, 130; 4/Nisâ, 163; 16/Nahl, 121, 122; 21/Enbiyâ, 51; 38/Sâd, 45-47; 57/Hadîd, 26.

c- İbrâhim (a.s.)’in Allah’a Teslimiyeti: 2/Bakara, 128, 131-132; 16/Nahl, 120; 19/Meryem, 41; 37/Sâffât, 100-107.

d- İbrâhim Milleti/Dini: 2/Bakara, 130, 135; 3/Âl-i İmrân, 95; 4/Nisâ, 125; 6/EN’âm, 161; 16/Nahl, 120, 123.

e- İbrâhim (a.s.) Nûh (a.s.)’un Dini Üzereydi: 37/Sâffât, 83-84.

f- İbrâhim (a.s.)’in, İnsanlar Arasında Hükmedecek Mevkî İstemesi: 26/Şuarâ, 83.

g- Lût (a.s.)’un, İbrâhim (a.s.)’e İman Etmesi: 29/Ankebût, 26; 37/Sâffât, 99.

h- Meleklerin Lût Kavminin Haberini Önce İbrâhim (a.s.)’e Getirmeleri: 11/Hûd, 69-70, 74-76; 15/Hicr, 57-60; 29/Ankebût, 31-32; 51/Zâriyât, 31-34.

i- İbrâhim (a.s.)’in, Yakîn İlme Sahip Olması: 6/En’âm, 75.

j- İbrâhim (a.s.)’in Neslinden Peygamberler Gönderilmiştir: 3/Âl-i İmrân, 33-34; 6/En’âm, 84; 21/Enbiyâ, 72-73; 29/Ankebût, 27; 37/Sâffât, 108-113; 57/Hadîd, 26.

k- İbrâhim (a.s.)’in Karı-Koca İhtiyar Olmalarına Rağmen, Melekler Tarafından İshak ve Torunu Ya’kub ile Müjdelenmesi: 11/Hûd, 69-73; 15/Hıcr, 51-55; 19/Meryem, 49-50; 21/Enbiyâ, 72-73; 29/Ankebût, 27; 37/Sâffât, 112-113; 51/Zâriyât, 24-30.

l- İbrâhim (a.s.)’e, İsmâil ve İshak’ın Verilmesi: 14/İbrâhim, 39; 29/Ankebût, 27.

m- İbrâhim (a.s.)’in, Peygamberimiz İçin Duâsı: 2/Bakara, 129.

n- İbrâhim (a.s.)’in, Hz. İsmâil’i Kurban Etmek İstemesi ve Allah’ın İmtihanı: 37/Sâffât, 100-107.

o- İbrâhim (a.s.)’in , Kâbe’yi İnşâsı: 2/Bakara, 127.

p- Makam-ı İbrâhim: 2/Bakara, 125.

r- İbrâhim (a.s.)’in, Mekke Hakkındaki Duâsı: 14/İbrâhim, 35.

s- İbrâhim (a.s.)’in, Hz. Hâcer ve İsmâil’i Mekke’ye Götürüp Bırakması: 14/İbrâhim, 37.

t- İbrâhim (a.s.)’in, İnsanları Hacca Dâvetle Emrolunması: 22/Hacc, 27-29.

u- İbrâhim (a.s.)’in, Kendisi, Ana-Babası ve Mü’minler İçin Duâsı: 14/İbrâhim, 41; 26/Şuarâ, 83-87.

v- İbrâhim (a.s.)’in, Dirilme Hakkında Merakı: 2/Bakara, 260.

y- Allah’ın İbrâhim (a.s.)’i Dost Edinmesi: 4/Nisâ, 125.

z- Yahûdi ve Hıristiyanların İbrâhim (a.s.) İçin Çekişmeleri: 3/Âl-i İmrân, 65-67.


C- İbrâhim’in Dâvet Görevi ve Tevhid Mücâdelesi

a- İbrâhim (a.s.)’in Atası Âzer’e Dâveti ve Gördüğü Tepki: 6/En’âm, 74; 19/Meryem, 42-48; 21/Enbiyâ, 52-57; 26/Şuarâ, 69-82; 37/Sâffât, 85-87; 43/Zuhruf, 26-27; 60/Mümtehine, 4.

b- İbrâhim (a.s.)’in, Kavmine Dâveti ve Kavminin Tepkisi: 21/Enbiyâ, 52-57; 26/Şuarâ, 69-82; 29/Ankebût, 16-18, 24-26; 37/Sâffât, 85-87; 43/Zuhruf, 26-27.

c- İbrâhim (a.s.)’in, Kavmine Karşı Akıl Yolu İle Allah’ı Arayıp İspat Etmesi: 6/En’âm, 76-79; 21/Enbiyâ, 58-67; 26/Şuarâ, 70-82.

d- İbrâhim (a.s.)’in Kavmiyle Münâzarası: 6/En’âm, 80-83; 26/Şuarâ, 70-82; 37/Sâffât, 88-96.

e- İbrâhim (a.s.)’in Kavminin Putlarını Kırması ve Gördüğü Tepki: 21/Enbiyâ, 52-68; 37/Sâffât, 88-97.

f- İbrâhim (a.s.)’in, Kâbe’yi Putlardan Temizlemesi: 22/Hacc, 26.

g- İbrâhim (a.s.)’in, Nemrut ile Münâzarası: 2/Bakara, 258.

h- Nemrut’un Tanrılık İddiâsı: 2/Bakara, 258.

i- İbrâhim (a.s.)’in Nemrut Tarafından Ateşe Atılması: 21/Enbiyâ, 68-71; 29/Ankebût, 245; 37/Sâffât, 97-98.

j- Nemrut’un Ölümü/Helâkı: 21/Enbiyâ, 70.






- 2471 -












Konuyla İlgili Hadis-i Şerif Kaynakları


Buhârî; Tefsir 26; Enbiyâ 8; Nikâh 12, Salât 1, Tevhîd 19, 24, 37; Hac 54, Büyû' 53, Cihad 71, 74; İ'tisâm 16, 100; Hîbe 28, 36; Libâs 68; Rikak 45, 51; Deavât 31, 32.

Müslim, İman 259, 263, 264, 270, 272, 278; Fezâil 150, 151, 154.

Tirmizî; Tefsîr 21/3

Ebû Dâvud; Talak 16.






Konuyla İlgili Geniş Bilgi Alınabilecek Kaynaklar


1. Fi Zılâli'l-Kur'an, Seyyid Kutub, Hikmet Y. c. 1, s. 233-253

2. Tefhimu'l Kur'an, Mevdûdi, İnsan Y. c. 1, s. 109-122

3. Hak Dini Kur'an Dili, Elmalılı Hamdi Yazır, Azim Y. c. 1, s. 403-429 ; Eser Y. c. 1, 490-520

4. Kur'an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Mahmut Toptaş, Cantaş Y. c. 1, s. 246-276

5. Hadislerle Kur'an-ı Kerim Tefsiri, İbn Kesir, Çağrı Y. c. 2, s. 528-584

6. Hulâsatü'l-Beyan Fî Tefsîri'l-Kur'an, Mehmed Vehbi, Üçdal Neşriyat, c. 1, s. 220-241

7. Mefatihu'l-Gayb (Tefsir-i Kebir), Fahreddin Razi, Akçağ Y. c. 3, s. 408-520

8. El-Mîzan Fî Tefsîri'l-Kur'an, Muhammed Hüseyin Tabatabai, Kevser Y. c. 1, s. 379-444

9. El-Câmiu li-Ahkâmi'l-Kur'an, İmam Kurtubi, Buruc Y. c. 2, s. 304-367

10. Yüce Kur'an'ın Çağdaş Tefsiri, Süleyman Ateş, KUBA Y. c. 1, s. 231-248

11. Et-Tefsîru'l-Hadis, İzzet Derveze, Ekin Y. c. 5, s. 125-136

12. Kur'an Mesajı, Muhammed Esed, İşaret Y. c. 1, s. 34-38

13. Safvetü't Tefâsir, Muhammed Ali es-Sâbûnî, Ensar Neşriyat, c. 1, s. 168-182

14. Min Vahyi'l Kur'an, Muhammed Hüseyin Fadlullah, Akademi Y. c. 3, s.9-43

15. Dâvetçinin Tefsiri, Seyfuddin el-Muvahhid, Hak Y. c. 1, s. 256-283

16. Hz. İbrahim (a.s.), Ramazanoğlu Mahmud Sami, Erkam Y.

17. Halilullah Hz. İbrahim, Mahmud Hakkı, Bahar Y.

18. Hz. İbrahim (a.s.), Mustafa Necati Bursalı, Ölçü Y.

19. Hz. İbrahim ve Nemrud, Abdurrahman Şeref Laç, Fazilet Neşriyat

20. Hz. İbrahim (a.s.) Anma –Şanlı Urfa 1. Kültür ve Sanat-, Sabri Kürkçüoğlu, Şurkav Y.

21. İbrahimî Dinlerin Diyalogu, İsmail Faruki, çev. Mesut Karaşahan, Pınar Y.

22. Her Nemruda Bir İbrahim, Zübeyir Yetik, Beyan Y. s. 69-80

23. İbrahimî Okuyuş, Ahmed Baydar, Beyan Y.

24. İslâm Kaynaklarına Göre Hz. İbrâhim ve Hanîflik, Şaban Kuzgun

25. Tek Başına Bir Ümmet, Necmettin Şahiner, Beyan Y.

26. Ateş Yakmayınca, Hasan Tülüceoğlu, Ayışığı Y.

27. Hz. İbrâhim'in Mesajı, İbrahim Canan, Şûle Y.

28. T.D.V. İslâm Ansiklopedisi, (Ömer Faruk Harman,) T.D.V. Y. c. 21, s. 266-273

29. Şâmil İslâm Ansiklopedisi, (Mefail Hızlı,) c. 3, s. 67-70; (Zübeyir Yetik,) c. 5, s. 81-83

30. Kur'an Ansiklopedisi, Süleyman Ateş, KUBA Y. c. 9, s. 90-164

31. Sîret Ansiklopedisi, Hazırlayan: Afzalur Rahman, İnkılâb Y. c. 4, s. 45-57

32. Tarih Boyunca Tevhid Mücadelesi ve Hz. Peygamber'in Hayatı, Mevdûdi, Pınar Y. c. 2, s. 191-216

33. Kur’an Okumaları, Metin Karabaşoğlu, Karakalem Y. s. 47-52, 2/65-73

34. Yeryüzünün Vârisleri, Kul Sadi Yüksel, Madve Y. s. 27-33

35. İslâmî Hareketin Tarihî Seyri, Beşir İslâmoğlu, Denge Y. s. 42-55

36. Kuram ve Eylem, M. Hüseyin Fadlullah, Akademi Y. c. 2, s. 138-141

37. Peygamberler Tarihi, M. Âsım Köksal, Akçağ Y.

38. Peygamberler, Abdullah Aydemir, T.D.V. Y. s. 57-74

39. Tefsirde İsrâiliyyât, Abdullah Aydemir, D.İ.B. Y. s. 292-305

40. Kur’an’da Tevhid, Mehmet Kubat, Şafak Y.

41. Şirk, Harun Yahya, Vural Y.

42. Siz Hâlâ Hicret Etmediniz mi? Furkan Eren, Haksöz, sayı: 114, Eylül 2000
 

Ammar

Kıdemli
Üye
Kur'ân-ı Kerim'de İbrâhîm (a.s.)


Kur'ân-ı Kerim'de "İbrâhîm" ismi 69 yerde geçer. 25 ayrı sûrede Hz. İbrâhim'den değişik vesilelerle bahsedilir. Hz. Mûsâ’dan sonra, Kur’ân-ı Kerim’de isminden en çok bahsedilen ikinci peygamber İbrâhim (a.s.)’dir. Bunun yanında, 213 âyet, Hz. İbrâhim’le (hayatı, mücâdelesi, mesajı, duâları ile) ilgilidir.


Kur'an'da Hz. İbrâhim, değişik sıfatlarla anılmış ve kendisinden övgüyle bahsedilmiştir. Kur'an'da geçen sıfatlarından bazıları;

Evvâh: Başkalarına çok üzülüp âh eden, bağrı yanık (9/Tevbe, 114; 11/Hûd, 75),

Halîm: Çok yumuşak huylu (9/Tevbe, 114; 11/Hûd, 75),

Münîb: Allah'a sığınan (11/Hûd, 75),

Hanîf: Allah'ı bir tanıyan, Hakka yönelmiş (2/Bakara, 135, 3/Âl-i İmrân, 67, 95; 4/Nisâ, 125 vd.),

Halîl (Halîlullah): Dost, Allah dostu (4/Nisâ, 125),

Kaanit: Allah'a kulluk eden (16/Nahl, 120), Şâkir (Allah'a çok şükreden (16/Nahl, 121).


Devam Edecek....
 
Tüm sayfalar yüklendi.
Reklam amaçlı yazı ve link içeren yorumlar onaylanmaz.
Üst Alt