İbni Battutanın Çin gezisi

Selam!

Sinkelandayken yaşı iki yüzü geçmiş bir ihtiyarın bulunduğunu; yemek yemediğini, su içmediğini, güçlü kuvvetli olmasına rağmen kadınlara yanaşmadığını, kimseyle konuşmadığını ve şehir dışında bir mağarada yaşayarak ömrünü ibadetle geçirdiğini duydum. Mağaraya gittim ihtiyarı kapıda buldum. Bedenen pek arı kuru, üzerinde ibadet nuru, rengi kızıla doğru, sakalsız bir pir-i faniydi. Selam verdim, elimi tuttu, kokladı ve dilmaca (çevirmen, tercüman) dönerek;

Bu dünyanın bir ucunda, biz öbür ucundayız dedi. Sonra ekledi:

Sen garip bir şey görmüştün!İçinde tapınak bulunan adaya geldiğin gün; orada putlar arasında oturan ve sana on dinar altın sunan adamı hatırlıyor musun? diye sordu.

Evet dedim. Devam etti.

İşte ben oyum

İhtiyarın elini öptüm. Bir an düşünceye daldı. Sonra mağaraya girdi ve bir daha yanımıza çıkmadı. Söylediklerinden ötürü pişman olmuştu sanki. İçimize dolan heyecanla mağaraya hücum ettiysek de onu bulamadık. Karşımızda o değil, arkadaşlarından biri vardı şimdi; avucunda balişt denilen kağıt paralardan bir öbekle bize dönerek;

Bu misafirliğinizdir, ihtiyaçlarınızı bununla göresiniz dedi.

Adamı bekleriz diye direttikse de şu cevabı verdi:

On sene dikilseniz de onu göremezsiniz.Adetidir, bir kişi onun sırlarından birini öğrenirse artık ona gözükmez! Ama senin yanında olmadığını sanma, hatta burada beraberindedir belki o!

Şaşırdım ve geri döndüm. Olayı kadıya, şeyhülislama ve Evhadüddin Sincariye anlattığımda şöyle dediler:

Adetidir, yabancılardan biri geldiğinde böyle davranır. Kimse onun hangi dinden olduğunu bilmez. Hani siz içeri girdiğinizde onun dostlarından birini gördüğünüzü sanmıştınız ya, o aslında esrarengiz ihtiyarın ta kendisidir!

Onların anlattığına göre bu ihtiyar adam , elli seneden beri yokmuş ülkede. Döneli henüz bir yıl olmuş. Hükümdarlar, beyler, ileri gelen kimseler hemen ziyaretine koşmuşlar. İhtiyar gelenlere durumlarına uygun armağanlar yağdırıyormuş. Ayrıca her gün huzuruna koşan yoksullara ve dervişlere derecelerine göre bir şeyler dağıtırmış. Oysa yaşadığı mağarada göz dolduracak türden bir şey bulunmazmış! Çok eski zamanlarda meydana gelen hadiseleri haber veren bu ihtiyar, Peygamberimizi (sav) de anar ve şöyle dermiş:

Beraber olsaydım elbet onun yardımına koşardım.

Bu adam Halife Ömer bin Hattab ile Ali bin Ebi Talibi saygıyla anar, onlara övgüler yağdırır ama Muaviye oğlu Yezide lanet edermiş. Hatta Muaviye hakkında da ileri geri konuşurmuş. Bu ihtiyarla alakalı çok şey anlattılar bana.

Evhadüddin Sincari bana şunları söyledi:

O ihtiyarın yanına mağaraya vardım. Elimden tuttuğunda kendimi büyücek bir köşkte hissettim. Başında tacıyla bir tahta kurulmuştu. İki yanında güzel hizmetçiler bulunuyordu, oracıkta bulunan ırmaklara patır patır meyve dökülüyordu. Ben ısırmak için bir elmaya uzanıyordum ki ansızın kendimi tekrar mağarada buldum. İhtiyarın karşısındaydım, bana gülüyordu! Sonra aylarca süren zorlu bir hastalığa yakalandım bir daha onun yanına varamadım.

Buralılar, ihtiyarın Müslüman olduğuna inanıyorlarsa da namaz kıldığını gören yok. Oruca gelince, sürekli oruçlu bu adam! Kadı bana şunları anlattı:

Bir gün ihtiyara namazdan bahsettim. Bana dönerek: Ne yaptığımı biliyor musun ki? Benim namazım senin namazın gibi değildir! dedi.

İbni Battuta Seyahatnamesi
 
Üst Alt