• Hoşgeldin ziyaretçi , forumdan daha fazla yararlanmak için buradan üye olunuz...

Ibn kemâl paşa’nın arap dilindeki çalışmaları∗

  • Konbuyu başlatan mopsy
  • Başlangıç tarihi
  • Cevaplar 0
  • Görüntüleme 2K

Okunuyor :
Ibn kemâl paşa’nın arap dilindeki çalışmaları∗

mopsy

Emektar
Üye
İBN KEMÂL PAŞA’NIN ARAP DİLİNDEKİ ÇALIŞMALARI∗
Reşîd ‘Abdurrahmân el-‘UBEYDÎ
Çev.: Dr. Ahmet Yüksel

İbn Kemâl’in “et-Tenbîh ‘alâ Ğalati’l-Câhil ve’n-Nebîh ve
Ehemmiyyetüh” adlı kitabı:
H. II. asır, dil çalışmaları konusunda bazısı dil kâide ve kurallarının
tespitine, bazısı dili çöldeki fasihlerden rivayete, bazısı da çeşitli
mu‘cemler ortaya koymayı amaçlayan değişik gaye ve hedeflere yönelik
güçlü bir dil hareketine tanık olmuştur. Dil konusundaki en önemli
çalışmalardan biri de bazı dilcilerin hatipler, edipler, yazarlar,
râvîler, Kur’ân okuyucuları (mukriîn), muhaddisler ve diğer ilim adamlarının
dil üslup ve tarzlarını tarayıp kontrol etmek ve onların
hatalarına, dil kaide ve kurallarında ve fasih üsluplarında doğru şekil
ve tarzlardan onları uzaklaştıran dil yanlışlarına vâkıf olmaya yönelik
çalışmaları idi. Bu nedenle bu asırda telif edilen eser türlerinden
biri de “Lahnu’l-Hâssa” ve “Lahnu’l-Âmme” adıyla bilinen eserlerdir.
Bu ifadelerle âlim ya da cahil bütün herkes kastedilir. Dilciler
bu hataları tespit ediyor ve bunları kitaplarında topluyorlardı.
Câhız’ın naklettiğine göre dil konusunda çalışanlardan duyulan ilk
yanlış “ عصا / ‘asâ” kelimesinin “ عصاة / ‘asât” şeklinde okunuşu
olmuştur.∗ Bu bağlamda, hadis râvisi Heşîm, dilde çok yanlış
yapmakla suçlanmış, el-Haccâc es-Sekafî onun Kur’ân’daki
yanlışlarına dikkat çekmiştir. Yine bu hata ve yanlışlarla ilgili olarak
el-Kisâî (ö. 189/805) halkın dil yanlışlarını bir kitapta toplamıştır.
Onu sırasıyla Ebû ‘Ubeyde Ma‘mer b. el-Müsennâ29 (ö. 213/828),
sonra el-Mâzinî30 (ö. 249/863), es-Sicistânî (ö. 257/871), Ebû Bekîr
ez-Zübeydî el-İşbîlî31 (ö. 379/989) ve diğer müelliflerin kitapları
izlemDişitl iry.a nlışlarını tespite yönelik bu ve benzeri köklü çalışmalar,
müellifinin yaşadığı asrın dilini temsil ettiği gibi, dilin uğradığı değişim
ve gelişimi de yansıtır. Öyle ki dil, komşu dillerle temas ediyor,
onları etkiliyor, onlardan etkileniyor, veriyor, alıyordu. Dilcilerin görevi
ise
a-Dil yanlışlarına dikkat çekip onları doğrusundan ayırma;
b-Dil ve üslupları Arapça’daki doğru şekil ve üsluplarına döndürmek,
dil kurallarını tatbik, dil kurallarının uygulanmasını istemek
ve bunun dışında dışarıdan gelen müdahaleleri önlemekti. Bu
nedenle onların telif üsluplarında şöylesi ifadelere sıkça rastlanır:

27 1/150 nr.’da.*
28 8/150 nr.da.*
∗ Dilcilerin lügat malzemesi toplamak amacıyla yolculuklar yaptığı çöllerde duyulan
ilk yanlış, هذِهِ عَصاَيَ yerine هذه عصاَتِى ifadesinin kullanılması olmuştur. Bkz. Câhız, el-
Beyân ve’t-Tebyîn, Beyrut, 1968, II, 172. (Çev.)
29 Yâkût el-Hamevî, Mu‘cemü’l-Üdebâ’, VII, 235.
30 Bkz. Ebû Osmân el-Mâzinî adlı kitabımızın “Te’lif Ettiği Eserler” bölümü.
31 Kahire’de neşredildi.
Dinbilimleri Akademik Araştırma Dergisi V (2005), Sayı: 1

271
“Halk şöyle der: ... Doğrusu şöyle denmesidir: ...” veya “Halkın dilinde
şu söz yaygındır. Halbuki şöyle denmesi gerekir.” Bu durum ez-
Zübeydî’nin “Lahnu’l-‘Âmme”, el-Harîrî (ö. 516/1122)’nin “Dürretü’lĞavvâs”,
el-Cevâlîkî (ö. 540/1145)’nin “Tekmiletü mâ Telhanü fîhi’l-
‘Âmme”, İbn Kemâl Paşa’nın “et-Tenbîh ‘alâ Ğalatı’l-Câhil ve’n-Nebîh”
ve Ebü’s-Senâ’ Mahmûd b. ‘Abdullah el-Âlûsî (ö. 1270/1854)’nin
“Şerhu Dürreti’l-Ğavvâs” adlı eserleri ile diğer kitaplarda açıkça görülmektedir.
Mütekaddimûn alimler, dil kurallarının tatbiki ve usullerin dışına
çıkmayı reddetme konusunda katılık ve sertliği temsil ettikleri
gibi, müteahhirûn alimler de dil kaide ve kurallarını tatbik konusunda
eskilerden daha katı ve sert bir tutum sergiliyorlardı. Bunun
için sözlerinde hata ve yanlışlık bulunan kimselere karşı hükümlerinde
hayli acımasız, eleştirilerinde oldukça alaycı ve incitici idiler.
İbn Kemâl Paşa’nın alaycı eleştirileri ise diğerlerinden çok daha açık
ve netti. Hata yapanları dalâlet, cehâlet, sapıklık ve şaşkınlıkla
niteliyordu. “Çünkü o, onların bazı sözlerinde, bilinen fasih dil ölçütleri
ve sağlam dil kuralları ile çelişen yanlışlar buluyordu.32 Mesela
onun şu sözleri bunun örneğidir: “Cahillerin bunu kendi aralarında
kullanmaları, sadece onların hata ve kusurlarını artırır.”33 İbn Kemâl,
kendi döneminde ilim iddiasında bulunanları da eleştirerek şöyle
der: “Sonra onların doğru istikamette gitmediklerini ve inatlarını
bırakmadıklarını görünce onları eleştirmeyi gerekli gördüm ve dedim
ki:
الى الله أشكو البائعين بجهلهم فنون المعانى بالدعاوى الكواذب
بتحریك رأس بعد لبس عمامة وغمز بعين ثم رمز بحاجب
“Allah’a şikayet ediyorum, cehaletleriyle birlikte, yalan iddialarla,
meânî sanatlarını satanları.
Bir sarık giydikten sonra kafa sallamakla, sonra göz kırpıp, kaş
oynatmakla.”34
O, insanların, bir çelişkiye düştükleri zaman, hiç gereği olmadığı
hâlde yaptıkları şeyleri garip karşılayarak şöyle diyor: “Sanki tersine
yaratılmışlar gibi, şeddeliyi şeddesiz, şeddesizi de şeddeli okuyanlara
şaşıp kalıyorum.”35
32 Mecelletü’l-Mevrid, sy. 5, 15. asır, 1981, s. 552, İbn Kemâl, et-Tenbîh, Bizim tahkîkimiz.
33 İbn Kemâl, et-Tenbîh, Mukaddime kısmı, s. 555.
34 İbn Kemâl, a.g.e., s. 557.
35 İbn Kemâl, a.g.e., s. 566.
Reşîd ‘Abdurrahmân el-‘UBEYDÎ
272
Yine şöyle diyor: “Boş kafalar, bilgisizlikleri ortadan kalkmadığı
için noktalıyı noktasız, noktasızı da noktalı olarak kullanırlar.”36
Benzeri acımasız yargıları ve sert eleştirileri bunun gibidir.
Doğrusu, İbn Kemâl Paşa bu eleştiri üslubunu sadece bunu gerektiren
durumlarda kullanmıştır. Bunun dışında çoğu kez sadece
hatayı açıklamak veya bunun hata olduğuna değinmekle yetinmiş,
bazen hata ve yanlışa düşme sebebini de açıklamıştır. Örneğin insanların,
Ka‘bu’l-Ahbâr/ آعب الأحبار ”ı çok haber rivayet ettiği için hâ’nın
noktasıyla “ آعب الأخبار ” şeklinde söylemeleri gibi. Şöyle der: “Ancak bu
okuyuş, yanlıştır.”37
Yine insanların düştüğü bu hataların sebepleri ile ilgili olarak
şöyle der: “Bunun sebebi, sanki hiç sorumlusu değillermiş gibi, ağızlarından
çıkan sözlere dönüp bakmamalarıdır. Yoksa aklı başında bir
insan bunu nasıl yapabilir?”38
İbn Kemâl’in havâs ve avâm’ın yaptığı yanlışlar hakkında kullandığı
bu vb. ifadeler onun yönteminin sağlamlığını, şahsiyetinin
güçlülüğünü, bilgisinin genişliğini ve Arap Dili hakkındaki bilgisine
olan büyük güvenini açıkça göstermektedir. Onun bu güvenini açıkça
gösteren şeylerden biri de “Müseylime” kelimesinin lâm'ını fethalı
okuyanlar hakkındaki şu sözüdür: “Müseylime” kelimesi -lâm’ın
kesresi ile- “Müslime” kelimesinin ismi tasğîr’i olup meşhûr yalancının
adıdır. Her kim bunu lâm’ın fethası ile “Müseyleme” şeklinde okur
ve bunun da doğru olduğunu iddia ederse, o adam
Müseylime’den daha yalancıdır.”39
Onun bu ilim dalındaki ileri görüşlülüğünü ve düşüncelerinin
doğruluğunu gösteren şeylerden biri de “et-terceme” kelimesindeki
cîm’i kesreli veya dammeli (tercime veya tercüme şeklinde) okuyanlar
hakkındaki şu sözüdür: “İnsanların et-terceme kelimesindeki cîm’i
dammeli okumaları hatadır. Bu kelimeyi bazı önde gelen alim kimselerden
duymuştum. Bunu şiddetle eleştirdim. O zat, bir zaman düşündü.
Sonra onun tebsıre kelimesi gibi tef’ile vezninde bir kelime
olduğunu söyledi. Ben bu durumdan haya ettim. Kendi kendime:
“Keşke ona sormasaydım” dedim.”40
İbn Kemâl Paşa’nın gözlemlediği yanlışlar kendi toplumu içerisinde
meşhûr yanlışları temsîl ediyordu ki bu konu dilin selîm Arapça’dan
doğan halk lehçeleri konusunda bilimsel değere sahip önemli
bir araştırma konusudur. Bilindiği gibi İbn Kemâl Paşa kendi Türk
toplumu içinde yaşadı. Onun dil ve yazım konusunda pek çok hata,

36 İbn Kemâl, a.g.e., s. 575.
37 İbn Kemâl, a.g.e., s. 575, hata nr. 29.
38 İbn Kemâl, a.g.e., s. 582.
39 İbn Kemâl, a.g.e., s. 583.
40 İbn Kemâl, a.g.e., s. 569.
Dinbilimleri Akademik Araştırma Dergisi V (2005), Sayı: 1

273
yanlış ve bozulmayı bulması zaten gerekirdi. Bu büyük zâtın tespit
ettiği dil yanlışları yüzden fazladır. Bu sayı ise bu konuda telif edilen
eserlerle mukayese edildiği zaman çok küçük bir rakamdır. Bu durum,
müslüman Türk devleti zamanında Arapça’ya verilen önemin ne
kadar mühim bir yer işgal ettiğini gösteren bir gerçektir. Çünkü Arapça
din, Kur’ân, hadîs-i nebevî, Arap şiiri ve İslâmî Arap Edebiyatı’nın
dili idi. Bu ilim ve sanat dallarına verilen önem, bu büyük müellifin
telif ettiği onlarca kitaba ilave olarak, İbn Kemâl’den gerek önce
ve gerekse sonra olsun, bu milletin telif ettiği eserlerde, gayet açık
bir şekilde görülmektedir. İbn Kemâl Paşa kendi ülkesinin insanlarının
bu kelimeyi Arap olmayanlardan aldıklarını ve bu kelimenin
hemze’sinin kendi dillerinde fethalı olduğunu söylerken, Acem lügatinin
hata edenlerin diline olan etkisini açıkça itiraf ediyordu.41
İbn Kemâl Paşa’nın, telif ettiği eserlerdeki ileri görüşlülüğü
kendisinden sonra gelen dilcilerin, onun sözlerini izlemelerine, onun
eleştiri ve istihsânı üzerinde durmalarına, ondan yapılan alıntıları
kendi kitaplarına yerleştirmelerine neden olmuştur. İbn Bâlî el-
Kustantînî (ö. 992/1583) bu söylediğimize belki de en güzel örnektir.
Onun “Hayru’l-Kelâm fî’t-Tekassî ‘an Ağlâtı’l-‘Avâm”42 adlı eseri insanların
şekil veya delalet yönünden hata yaptığı yaklaşık 223 kelime
ve deyim ihtiva eder. Fakat bu hataların yaklaşık dörtte biri hiç
bir referansta bulunulmaksızın İbn Kemâl’in Kitabü’t-Tenbîh’inden
alınmadır. İbn Bâlî, kitabının sadece üç yerinde “bazı efâdıl” ve “bazı
fudalâ”ya işarette bulunur ki bununla ismini açıklamaksızın İbn
Kemâl’i kasteder.
Bunun örneklerinden biri İbn Kemâl Paşa’nın “ الإباء /el-İbâ’” kelimesi
hakkındaki şu sözüdür: “Bu kelimeye yâ ekleyerek “ الإیباء / elÎbâ’”
diyorlar. Sanki bunu fiil zannediyorlar. Halbùki böyle değildir.
Bu konuda onlara doğruyu göstermek ve bu kelimenin hangi
bâb’dan olduğunu açıklamak için şu beyitleri yazdım:
أخو الجهل الموقر لا یبالى أینطق بالخطإ أم بالصواب
وأما من له عقل سليم أبى یأبى إباءً فهو آبى
“Cahil kardeşim hiç aldırış etmiyor, doğru mu konuşuyor yoksa
yanlış mı.
Ancak aklı selîm olanlar ise, ebâ, ye’bâ, ibâen fe-hüve âbî (derler).
43
Ali b. Bâlî Hayru’l-Kelâm’da bunu almış ve kısaltmış, baş
tarafına ise: “Onların büyük yanlışlarından biri de “ الإِیباء / el-îbâ’”
k e l i m e s i d i r . B u n u n d o ğ r u s u “ الإباء / el-ibâ’” dır. Bu “ أبى - یأْبى /ebâ-
41 İbn Kemâl, a.g.e., s. 565.
42 İbn Kemâl, a.g.e., s. 565.
43 Dr. Hâtim Dâmin bunu Beyrut’ta yayınlamıştır. Matba‘atü Mü’esseseti’r-Risâle, II.
Baskı, 1403/1983.
Reşîd ‘Abdurrahmân el-‘UBEYDÎ
274
sidir. Bunun doğrusu “ الإباء / el-ibâ’” dır. Bu “ أبى - یأْبى /ebâ-ye’bâ”
fiilinin mastarıdır” sözünü eklemiştir.44
Yine İbn Bâlî’nin “ الإِباَقَةُ /el-İbâka”, “ أُمُّ غَيْلاَن / Ümmü Ğaylân”,
آَعْبُ الأحْباَر“ /Ka‘bu’l-Ahbâr”, “ السَّحوُرُ / es-Sehûr”, “ البلْوَرُ /el-Belver”,
البَشاَرَةُ “ /el-Beşâre”, “ الْبَرِیَّةُ /el-Beriyye”, “ إِبْنُ یاَمِن / İbn Yâmin” ve daha
pek çok kelime hakkında naklettikleri de bunun gibidir.
İbn Bâlî’nin naklettiklerinden onun, fikir ve içeriğini bozmaksızın
İbn Kemâl Paşa’nın sözlerini özetlediği anlaşılıyor. Mesela: “ أُمُّ
غَيْلاَن / Ümmü Ğaylân” kelimesini açıklarken İbn Bâlî şöyle diyor:
“Onlar Hicaz çöllerinde yetişen ağaca “ مُغَيْلاَن /muğaylan” diyorlar ve
bunun doğrusuna işaretle: “Bu ağaç “ شَجَرَةُ السَّمُرُ / Semür ağacıdır”
diyor.45 İbn Bâlî’nin bu söyledikleri İbn Kemâl Paşa’nın söylediklerinin
aynısıdır. Dahası İbn Kemâl Paşa bu kadarıyla da yetinmemiş
açıklamalarını başka önemli bilgileri de ilave ederek sürdürmüştür:
Örneğin “çok kullanılmakla bu kelime artık doğru olmuştur. Sanki
Acemce kelimelerden biri gibi olmuştur” diyerek hata yapanları eleştirir.
Şöyle der: “Biz de deriz ki: Biliyorsun ki çok kullanım yanlışı
yanlış olmaktan çıkarmaz.” Böyle bile olsa en azından kelimenin aslını
ve ondaki tahrif şekillerini bilmek gerekir. Şayet onun kullanılış
sebebinin dile hafif gelişinden kaynaklandığını iddia ederlerse deriz
ki: “Daha hafif ve daha doğru olduğu hâlde المِقْياَسُ kelimesinde niçin
أُمُّ القِياَسِ“ ” diyorsunuz. Kısacası ilim ehli bu konuda mâzur
görülemez".46 İbn Bâlî, İbn Kemâl’in geri kalan sözlerini de nakleder.
İbn Bâlî, başka bir kaynaktan nakletmek sûretiyle İbn Kemâl
Paşa’dan yaptığı nakilleri görmezden gelmeye çalışıyor. İbn Kemâl
Paşa, el-Cevherî’nin es-Sıhâh’ından kaynak verdiyse İbn Bâlî el-
Kâmûsu’l-Muhît’den kaynak veriyor. Nakledilen sözden biraz farklı
olsun diye kelimelerde takdim-tehirde bulunuyor, ibareden bazı
hazifler yapıyor. Mesela İbn Kemâl Paşa diyor ki: “Bunlardan biri: “
الإباقُ / İbâk” lafzıdır. İnsanlardan çoğu bu lafzın if‘âl babından
geldiğini zannederek kelimeye tâ harfi ekliyor ve “ الإِباَقَةُ / el-ibâka”
diyorlar. Hâlbuki i‘lâl bu kelimeyi değiştirmiştir.
Mesela “ الإِفاَقَةُ /el-ifâka” kelimesi gibi. Hemze aslîdir (kök harf).
Sıhâh’ta: “ أَبَقَ الْعَبْدُ /Köle kaçtı” denir.”47
İbn Bâlî de diyor ki: “Onların sözlerinden biri de kelimenin if‘âl
babından olduğunu zannederek söyledikleri “ الإِباَقَةُ / el-ibâka” kelimesidir.
Bu kelime sülâsîdir. el-Kâmûs’da أَبَقَ الْعَبْد أَبْقاً denir. Harekeli
olarak أَبَقاً ve إِباَقاً şeklinde de gelir. Tıpkı “ سَمِعَ ، ضَرَبَ ، مَنَعَ ”gibi.48

44 Bu dipnot makalenin Arapça’sında verilmemiştir. (Çev.)
45 İbn Bâlî, Hayru’l-Kelâm, s. 21.
46 İbn Kemâl, a.g.e., s. 563,564.
47 İbn Kemâl, a.g.e., 562.
48 İbn Bâlî, Hayru’l-Kelâm, s. 21.
Dinbilimleri Akademik Araştırma Dergisi V (2005), Sayı: 1

275
İbn Bâlî’nin, İbn Kemâl Paşa’dan alıntı yaptığını açıkça söylemesi
gerekirdi. Çünkü İbn Kemâl, İbn Bâlî’den daha öncedir. Araştırmalarında,
görüş ve düşüncelerini ortaya atmakta daha açık ve nettir.
Nitekim bu durum, şerh ve tefsirlerinden açıkça anlaşılmaktadır.
İbn Kemâl’in Kaynakları
İbn Kemâl Paşa’nın kaynaklarını şöylece sıralayabiliriz:
1-Mu‘cemler: Fîrûzâbâdî’nin “el-Kâmûs”u, Cevherî’nin “es-
Sıhâh”ı___6_.
2-Tefsirler: ez-Zemahşerî’nin “el-Keşşâf ”ı.
3-Biyografi, edebiyat ve edebiyat tarihi kitapları: Şiir
muallakaları dîvanları.
4-Nahiv ve dilbilgisi kitapları: Sîbeveyh’in “el-Kitâb”ı, ez-
Zemahşerî’nin “el-Mufassal”ı gibi.
5-Kendisiyle aynı dönemde yaşayan kimselerden işittiği veya onların
kitaplarından okuduğu bazı hata ve dil yanlışları üzerine yazdığı
kendi özel katkıları veya hataları düzeltmek ya da bir yanlışa dikkat
çekmek amacıyla yazdığı (kendisine ait) şiirler. Örneğin (kendi
döneminde yaşayan) kimselerin “ أَوَانٌ / evân” kelimesi ile ilgili hataları
hakkındaki şiiri bunlardan biridir:
أننكر لحن أبناء الزمان ووهم الناس فى لفظ الأوان
ولو حاولت للأوهام رصدا اذن ضاقت عن البعض الأوان
“Asrın çocuklarının dil yanlışlarını inkar mı edelim?
Ve insanların «evân» lafzındaki hatalarını.
Hataları gözetlemeye çalışırsan,
Bunların bazılarına bile zaman yetmez.”49
İbn Kemâl’in kendi döneminde yaşayanlara işârette bulunduğu
yanlışlardan biri de “ فرغ / fereğa” fiilinin mastarı “ الفَراَغٌ / el-ferâğ” ve
الفُرُوغٌ“ /el-fürûğ” kelimeleri hakkındaki şu sözüdür: “es-Sıhâh’da bu
fiilin iki mastarı zikredilir. ( الفَراَغٌ / el-ferâğ ve الفُرُوغٌ /el-fürûğ) Tâ ile
olan “ الفَراَغةُ /el-ferâğa” kelimesi sözlükte zikredilmez. Bu sadece bizim
adamlardan duyulur!”50
6-İsim vermeksizin dil kitaplarına deyinir. Sözün kısası, görüldüğü
gibi İbn Kemâl’in kaynakları çok değildi. Bu durum onun kendi
dil kudretine ve kültürüne olan güveninden kaynaklanıyordu. Gerçekten
de İbn Kemâl konulara vâkıf, bilgili, kültürlü ve yetkin birisi
olduğundan bu durum onun için normal sayılır.
dinbilimleri.com
 
Üst Alt