• Hoşgeldin ziyaretçi , forumdan daha fazla yararlanmak için buradan üye olunuz...

Hind Felsefesi

  • Konbuyu başlatan mopsy
  • Başlangıç tarihi
  • Cevaplar 4
  • Görüntüleme 2K

Okunuyor :
Hind Felsefesi

mopsy

Emektar
Üye
Merhaba

NÎTI, politikanın Sanskritçe'si; kelimesi kelimesine "İyi Davranış"
anl***** gelir. Kral'ın politikası, dünyadaki yaşanan tehlikelerin
ortasında nasıl hareket edilmesinin gerektiği bağlamında, genel
düşüncelere seçkin bir model sunar.

Kral, devlet içinde en yüksek pozisyonda olmasına karşın, o yüce,
gıpta edilecek, ama hiç emin olmayan ihtişamının içinde en fazla
tehlikeye maruz bulunan kişidir. Ülkesine komşu kıralların, kendi
mevki hırslı bakanları ve çok başarılı olan generalleri, hatta kendi
ailesinin üyeleri-yükselmeye çalışan oğulları ve prensler, entrika
düşünen kraliçeler- onun tahtına göz dikmişlerdir. Buna ilâveten,
çok eziyet çekmiş olan ve iliğine kadar sömürülmüş olan halk, bir
düşman kralıyla ya da alt sınıftan mevki hırsı olan bir başkaldırıcı
ile gizlice isyana kışkırtılabilir.

Böyle bir tehditler atmosferinde, korkunun ve birdenbire değişme
havası/matsya-nyâya'da, balıkların âdetleri egemen olur. Ahlâkî
bir nezaketle zayıflatılamayan Hayat Yasası, denizin acımasız ve
loş derinliğinde geçerli olur. Hayat Yasası, Batı'da olduğu kadar
Hindistan'da da çok iyi bilinir. O, kadim bir atasözünde ifadesini
bulmuştur: "Büyükler, küçükleri yerler.."

XVI. yy. Flamen Ressamı Pieter Bruegel bunu, şaheserlerinden
bir kaçında çok canlı ve ironik olarak canlandırmıştır. Tablolarda
her türden ve büyüklükten bir çok balığın kaynaştığı ve ardından
küçük balıkların, büyükler tarafından yutulduğu ve büyüklerin de
sonradan balıkçılar tarafından yakalandıkları görülmektedir.
Büyük balıkların yarılan karınlarından küçükleri ortaya çıkarlar.
Böyle bir imza bu özdeyişi yeniden belirtir.

Pieter Bruegel bu tabloları, bütün Avrupa bir kaynaşım denizine
benzediğinde resmetmişti. Çünki Habsburg'lar ve Flandren'ler o
zaman diliminde, dünyaya egemen olan İspanyol ve Almanların
güçlü bir koalisyon halindeki imparatorluklarının kuşatmasından
kurtulmaya çalışan Fransa'nın, yükselmeye çok çaba harcayan
iktidarına karşı savaşıyorlardı.

O zamanlar, yeni silâhların/barut-top ve yeni bir savaş tarzının
(şövalye süvari savaşları yerine, ücretli piyadeden daha büyük
kıtaların kullanılması) sağladığı yerle bir ediş ile dehşetli korku
yaydıkları bir dönemdi. Bu gün, modern tekniğin yarattığı yeni
silâhlarının yaptığı gibi.

Bruegel, atasözü tablolarında su ülkesindeki oburca soğukkanlı
yaşamı tasvir etmekte/ betimlemektedir ve bunu yaparken de
politika platformundaki herkesin, sadece kendini düşündüğünü
ve bir-çoklarının doyuncaya kadar yemeyi düşündüğünü uygun
bir ifadeye kavuşturmaktadır.

Bununla anlatılmak istenen şey şudur:
Politika ebedi bir savaştır ve öyle kalacaktır.
Politika platformunda, her bir ulusa, gruba ya da ırka, kendisine
lâyık olan büyüklüğü, kültürel başarıları ve yeteneklerine haklı
olarak tahsis edilecek dünyanın kısımlarının ayrıldığı düzenli ve
dürüst bir duruşma olmadığıdır.

Ne acıması olan ve ne de vicdan tanıyan politika üzerine, Hindu
kadim belgelerinde yazılmış ve tavsiye edilen, ANA ARAÇLAR/
UPÂYA/BESLENME/TAKE NOURISH-MENT şunlardır:

Philosophie und Religion
Indiens/Hind Felsefesi
Heinrich ZIMMER
Ruh ve Madde Yayınları-1992

 

mopsy

Emektar
Üye
Merhaba



Ne acıması olan ve ne de vicdan tanıyan politika üzerine, Hindu
kadim belgelerinde yazılmış ve tavsiye edilen, ANA ARAÇLAR/
UPÂYA/BESLENME/TAKE NOURISH-MENT şunlardır
:

1. SÂMAN:
Barışma ya da müzakere.
Bu, yatıştırmanın, "yemle tuzağa düşürme/sersemleştirme"nin
yoludur.

Yılanları teşhir eden/oynatan hind fakiri, onları flüte benzer bir
çalgıyı çalarak yatıştırır; bu ses tehlikeli hayvanı sakinleştirir.

Buna benzer olarak da, bir Tanrı'nın - ki daima iki anlamlıdır ve
tehlikeli de olabilir-"öfkeli" ya da "korkunç" yanı, kanatlarındaki
dörtlüklerin ifade ettiği kutsal büyüleyici formüllerinin, Tanrı'nın
görünmez olan dairesine, yükseğe taşıdığı büyülü melodileriyle
büyülenir, yatıştırılır ve huzura kavuşturulur yada lehine olacak
bir lütufta bulundurmaya sevk edilir.

İngilizce "Charm" ve tarafımızdan Fransızca diline kazandırılan
"Charma", Lâtince "Carmen" sözcüğünden türetilmiştir. Anlamı
"Büyülü Şarkı/ Magic Melody" demektir ki, onunla insanüstü bir
varlığın lütfu kazanılır. Aynı anlama gelen "Sâman" sözcüğü de
Sanskritçe'de kelimesi kelimesine/mot à mot "melody/nağme"
demektir.

Sâman ruhbanî sanatın özel bir dalını belirtir ve Vedalar'ın ritüel
geleneğinde: Rig Veda'nın çeşitli kıtaları/dörtlükleri ile belirtilen
ayetlerin kendisine / özüne dayanılarak musikîleştirildiği ya da
terennüm edildiği melodiler ile uğraşır. Bu uğraş ise büyü yüklü,
kısmen öyle tehlikeli bir bilimdir ki, içerisinde bulunulan mekân/
yer sınırları dahilinde aktarılamaz. İşte bu sebebten üstadlar ve
öğrenicileri ormanda tenha, münzevi bir yere çekilirler.

Bu bahsini ettiğimiz büyülü nağmeler/neşideler ise Yaratıcı'nın/
Brahman'ın elinde dünya yumurtasının bir çift kalıntısını tuttuğu
ve dünyanın başında açılan ve üst yarısının yükselerek gökleri
oluşturduğu, oysa alt yarısının aşağıya inerek yeryüzü olduğu o
dünya yumurtasını tutarak terennüm ettiği nağmelerdir.

İşte bu büyü taşıyan nağmeler ile Brahman, üst-gök kubbe'nin,
Arş-ı âlâ' nın taşıyıcıları olmaları için dünyanın dört ucuna ve de
arasında bulunmakta olan dört noktaya tahsis ettiği dört semavî
fonksiyonu ortaya çıkarır.
Bundan dolayı, fonksiyonlar/fi'l ler, Sâman dili ile "yaratılmışlar"
anl***** gelen "Sâmobhava" olarak adlandırılırlar.

Biz Sâman'ı gün içerisinde hep kullanırız. İnsanlara rastladığımız
zaman onlara "Günaydın, nasılsınız?" ya da "Ziyarete gelmeniz
çok nazik bir hareketti." Ve "Allah'a ısmarladık, yakında tekrar
geliniz." dediğimiz zaman ondan yararlanırız.
Bu toplumsal âdet ve görenekler için Sâman Sanskritçe sözcüğü
"Dostane Sözler/vecibe/nezaket" anlamında kullanılır.

Politika ile ilintili olarak ise Sâman şöyle çevrilebilir:
Barıştırıcı ya da yumuşak araçlar ve uyum, karşılıklı anlayış ve
hoşgörü ile oluşturulan ortam.

Modern dünyada ise, "Ademî Tecavüz Paktı'na, tek tek ve çıkar
alanlarının sınırlandırılmasına yönelik ön konuşmalar" anlamında
kullanılır.
 

mopsy

Emektar
Üye
Merhaba



2. DANDA:
Yaklaşmanın karşıt metodu.
Terbiye Edici Çomak, hâkimin elindeki sopa ya da kapıcının
elindeki sopa anl***** gelir ki, onlar bununla dilencileri ve
haşarı sokak çocuklarını kovarlar.

Danda demek; cezalandırış, haddini bildiriş, baskın yapmak,
zorba güç; asa, sopa, çubuk, değnek, baston, cop, egemen
oluş, ordu, boyunduruk altına alış, cebir, vakar, iyileştirme,
kuvvet ve zor kullanma anlamlarına gelir.

Kralın elinde, daima yukarıya doğru kaldırdığı disiplin simgesi
olan Danda/Asa olmalıdır. Mahâbhârata'da söylenen budur.

Manu Kitabı'nda bo konu ile ilgili olarak şunları okuyoruz:
"Bir krallığın genişlemesi için Sâman ve Danda iki ana araçtır"

Kısacası: Danda, haklılığın zahiriliği/dış görünüşü içerisinde
hayasızca gizlenmiş olarak bulunan bir aşağılanmaya ya da
tehdide karşı 'ceza' olarak kullanılan her türlü saldırganlıktır.
Örneğin, eğer kurban olarak seçilmiş bir kimse veya komşu,
birden silâhlanırsa veya daha güçlü olan komşusu ile ittifak
kurarsa, katlanılamaz bir aşağılanma/değersizlik/sıradanlık
ifade eder.

3. DÂNA:
Donum/Donation.
İntikâl, armağan, bağış, hediye anlamlarına gelir ve üçünü bir
yakınlaşma yolu olarak tavsiye edilir.
Politikada bu, kısaca "Rüşvet Veriş" tir.
Dâna, savaş ganimetinin, hediyeler, ödüller vs. gibi bahaneler
ile komşunun generalleri, bakanları ve gizli ajanlarına dağıtımı
üzerine anlaşma ifade eder.

4. BHEDA:
Bölme, ayırma, aksatma, sadakatı bozma, ihanet ve düşmanın
arasına nifak ekmek demektir. İçten dışa doğru kazarak böl ve
ayır metodudur.

5. MÂYÂ:
ILLUSION/YANILSAMA.
Aldatıcı görünüş, göz boyama, hile, aldatıcı bir hayalin ortaya
çıkarılışı.

Tanrı Indra, hiç kimseye kötülüğü dokunmayan bir Brahman'ın
hayaline büründüğü, ve karşı tanrılar olan Titanlar'ın arasında
göründüğünde o Mâyâ'sını geliştirdi. Tanrılar'ın bu düşmanları
piramit şeklinde oluşturulmuş bir "Kurban Mihrabı" tesis etmiş
idiler. Onlar, onun üzerine çıkarak göklere tırmandılar. Bunları
Dünya egemenliğini ellerine geçirmek için bunu yaptılar.
Saf Brahman kulenin en alt tabakasından birkaç taşını çıkardı.
Bütün ifritler/Titan'lar yeniden Yer'e düştüler.

Bir başka Veda efsanesi, Tanrı Indra'nın, biraz evvel ordularını
savaşta yendikleri bir sürü Titan tarafından takibe uğradığında
hızlı bir atın yelesine dönüştüğünü böylece onların gözlerinden
gizlendiğini anlatır.

Mâyâ, "aldatıcı görünüşler ortaya çıkarmak" anl***** gelir.
Büyücülük sanatının ve büyünün her türlü kullanımı diplomatik
bir beceri demektir.

Japon yetkilisi, diplomatik bir görev ile görünüşte bir anlaşma
sağlamak için Washington'a gelir. Oysa bu esnada Japonların
bombardıman uçakları Pearl Harbor yolunda bulunmaktadır.
Hint ve Uzak Doğu politikalarının Codex'ine/Kurallar Kitabı'na
göre bu, yöntem dışı ve daha önceleri de oluşup, görülmemiş
diyemeyeceğimiz bir hile değildi. Tam aksine bir klâsik savaş
aldatmacasıydı.

"Balıklar, birbirlerini hiçbir zaman uyarmadan, aniden saldırırlar
ve yutarlar!."

Mâyâ'nın Diplomasi Boyutu:
Âhlâkî bir saygınlık maskesi takarak ve ayrıca dinî bir haklılıkla,
ve insancıl bir öfke ile sahnede görünülmesi savaşını yapanlar,
dünya görüşlerine ilişkin eğitim ve bilgileri sadece küstahça ve
alaycı bir saldırıda bulunmaya uygun olan ve daha çok yüküm
ahlâkı/minnet hissine yönelik düzeyde bir halk topluluğuna ve
sözcüleri olan örgütlere ve basına dayanmak zorunda oldukları
için, modern Batı Tarihinde çok etkili bir silâh olarak kullanılmış,
test edilmiş ve değerini kabul ettirmiş olan Mâyâ'yı ve sistemi
aynen alıp ve pratik olarak sürekli ve her devirde faydalanmış,
kullanmış ve halâ kullanmaktadırlar.

Philosophie und Religion
Indiens/Hind Felsefesi
Heinrich ZIMMER
Ruh ve Madde Yayınları-1992
 

mopsy

Emektar
Üye
Merhaba




6. UPESKHÂ:
Bir başka yardımcı araç olarak tavsiye edilir.
Görüp de görmezlikten gelme, dikkate almama, savsaklama,
kayda değer bulmama/kayda almama anl***** gelir.

Japonya'nın Mançurya'yı, Mussolini'nin Habeşistan'ı, Hitler'in
Avusturya'yı işgali/ele geçirmesi sırasında, İngiltere'nin tüm
bu olaylar karşısında takındığı tutum, bir Upeskha tutumu idi.
Müdahale etmeye karar verilemediği için umursamaz bir role
büründüler.

7. INDRA-JÂLA:

Indra'nın ağı/Jâla; ortaya çıkarmak, göz boyama, büyücülük
yapma, savaş hileleri uygulama ya da aldatma manevraları
anlamını taşır.

Jâla'da; gerçekten mevcut olmayan "Bir Şey/Object/Thing"
in varmış gibi görüntüleri yansıtılır.
Jâla; Beyt-Mer'a/Show-House/Carnival-Festival.

Örneğin; eğer bir kale çizgisi sadece sahte/düzmece/yapay/
artificial/ put-on hatlardan meydana getirilir, ya da Britanya
Adalarına yönelik bir zahirî saldırı girişiminde bulunulursa, ve
oysa bu arada Rusya'ya saldırı hazırlanırsa, böyle bir hareket
Indra-Jâla uygulaması olur.
Not:
Orta-Doğu haritasının nasıl çizildiğini ve bu günkü koşulların
ortaya çıkmasına nasıl sebeb olduğunu hatırlayınız.

Indra-Jâla'ya dahil olan bir başka nokta, gerçek-dışı/yanlış/
sahte/false haberlerin yaydırılmasıdır. Mâyâ İlkesi, böyle bir
savaşı yürütmede özel uygulama şekli olarak izlenebilir.
Örneğin: Tv, Radyo, Çeşitli Basın Organları..

Şu halde bu söylediklerimiz bir komşu ile, balıkların duygusal
olmayan okyanusunda ilişkide bulunmanın yedi türüdür.

Acaba biz "bu konuyu daha büyük bir açıklıkla ve sadelikle
anlatan kitaplara Batı'da sahip miyiz?" gibi bir soru aklımıza
geliyor.

Biz, başarı üzerine yazılmış kadim "Hind El Kitapları"nın bazı
açıklamalarını, birkaç tipik öz-deyişi üzerine bir daha dikkati
çekerek bitirmek istiyoruz. Ve ilk olarak Mahâbhârata'nın 12.
Kitabı'ndan birkaç alıntı yapacağız:

-Bilgeliğin her iki türü de/düz ve eğri olanı da, Kral'ın emrinde
olmalıdır.
-Sosyal Bilgeliğin son sözü "Asla İtimad Etme!" dir.
-Bir anda şekillerini değiştiren bulutlar gibi, bu günkü düşman
sana daha sonra dost olabilir.
-Bu dünyada başarıyı arzu eden ve ulaşmak için her şeyi göze
alan bir kimse, yerelere kadar uzanan reveranslar yapmaya,
sevgi, dostluk, barış üzerine yeminler etmeye, kıygın-alçak
gönüllü konuşmalar yapmaya ve sanki ağlıyor gibi görünerek
göz yaşlarını silmeye hazır olmalıdır.
-İktidar Hak'tan önce gelir. Hak iktidardan, güçlülükten doğar.
Nasıl duman rüzgârın önüne düşüp-gidiyorsa, hak da gücün
öyle peşinden gider.
-Bizatihi hak emredemez.
Nasıl ki sarmaşık, ağaca yaslanarak büyüyorsa, öyle de hak
güce dayanır.
-Hak, güçlünün elinde bulunur.
-Güçlü olan için hiç bir şey olanak dışı değildir.
-Güçlüden gelen her şey Temiz' dir..
 

mopsy

Emektar
Üye
Merhaba

Ben doğru olanın ilk çocuğuyum.
Tanrıların önünde, ölümsüzlüğün göbeği,
Kaynağın merkezi.
Beni armağan eden, beni sımsıkı tutar.
Ben yemeğim, yemek ve yiyici olarak yiyorum.

En yüksek dünyadadır bu yemek
Bütün tanrılarca ve atalarca korunmuştur yemek
Yenilen, bir yana atılan, bağış olarak verilen şey
Bedenimin sadece yüzde biriydi.

İki büyük çömlek: Gök ve yeryüzü her keresinde
Bir sağışın sütüyle benekli olanı doldurdu.
Birleşmiş olarak ondan içen dindarlar onu azaltmaz,
Artık o daha az olmaz.

Yemek soluğu almaktır, yemek soluğu vermektir
Onlar yemeğe ölüm derler, aynı şekilde hayat da
Brahmanlar yemek yaşlanmaktır derler
Onlar onu doğanların doğması diye belirlerler.

Sağgörüsüz kimse değersiz yemek bulur.
Doğruyu konuşuyorum: Bu onun ölümüdür.
O ne dostu ne de arkadaşı besler,
Tek başına yiyen bunun tek suçlusu olur.

Ben;yemek,gök gürültüsü çıkararak,
yağmur yağarak yemeğim
Beni her varlık yer, ben diğerini yerim.
Ben gerçekten var olanım, ölümsüzüm.
Benden yola çıkarak bütün güneşler korlanır.

Herr,Heinrich zimmer
 
Üst Alt