• Hoşgeldin ziyaretçi , forumdan daha fazla yararlanmak için buradan üye olunuz...

Hediye kanarya/ hemıngway

  • Konbuyu başlatan mopsy
  • Başlangıç tarihi
  • Cevaplar 0
  • Görüntüleme 1K

Okunuyor :
Hediye kanarya/ hemıngway

mopsy

Emektar
Üye
Merhaba

Tiren bahçeli, kırmızı tastan bir evin önünden var hızı ile geçti, bahçedeki dört kalın palmiyenin
gölgesine masalar konmuştu. Evin arkası denizdi, kırmızı taş ve çamur arasında bir aralık vardı, ve deniz çok aşağıda, kayaların orda görünüyordu, arada bir.
«Onu Palermo'da aldım,» dedi Amerikalı bayan. Kıyıda ancak bir saat kaldık. Pazar sabahı idi.
Adam dolar olarak ödememi istiyordu, ben de on iki buçuk dolar verdim.
Gerçekten çok güzel ötüyor.»

Tiren çok sıcaktı, yataklı vagon kompartımanı da çok sıcaktı.
Açık pencereden hiç bir esinti gelmiyordu.
Amerikalı bayan pencerenin perdesini aşağı indirdi, artık deniz meniz görünmüyordu,
arada bir de olsa.
Kompartımanın öteki yanında cam vardı, sonra koridor, koridorda açık bir pencere;
ve pencereden tozlu ağaçlar, yağlı bir yol, dümdüz bağlar,
ardlarinda kurşuni kayalık tepeler görünüyordu.
Bir yığın uzun bacadan dumanlar çıkıyordu...
Marsilya'ya gelirken, ve tiren yavaşladı, istasyondaki demiryolu ağı içinde birini izlemeğe başladı.
Marsilya istasyonunda- yirmi beş dakika kaldı tiren ve Amerikalı bayan bir Daily Mail ile yarım şişe
Evian suyu aldı. Kadın aşağı indi, vagonun önünden ayrılmamağa bakarak bir az dolaştı,
çünkü Cannes'da yirmi dakika duran tiren düdük çalmadan kalkıvermişti ve kadın zar zor atmıştı
kendini içeri. Amerikalı bayan bir az sağırdı, bu yüzden de korkuyordu sinyal verilir de duymam
diye.Tiren Marsilya'dan kalktığında artık yalnızca manevra makaslan ve fabrika dumanı değildi
görünen,Marsilya kenti, ardında kayalık tepeleriyle liman ve denizde güneşin son parıltıları.

Karanlık basarken tiren, kırda tutuşmuş bir çiftlik evinin önünde geçti.
Yol boyunca arabalar durmuştu, yanan evden bahçeye yataklar ve öteberi atılıyordu.
Bir kalabalık seyrediyordu bunu.
Hava karardıktan sonra tiren Avignon'a vardı, inen binen oldu.
Fransızlar, Paris'e dönerken, gazete satılan kulübelerden o günkü gazeteleri aldılar.
Garda zenci askerler vardı. Kahverengi üniformalar giymişlerdi, uzun boyluydular,elektrik ışığı
altında yüzleri parlıyordu. Yüzleri çok karaydı, boyları da yüzlerine bakılamayacak kadar uzun.
Tiren Avignon istasyonundan ayrıldı, istasyondaki zencilerden de.
Yanlarında kısa boylu beyaz bir çavuş vardı.

Yataklı vagon kompartımanının içinde görevli, duvardan üç yatak çekmiş çıkarmış, gece için
hazırlıyordu. Gece Amerikalı bayan yattı ama uyuyamadı, çünkü tiren rapide idi ve çok tez
gidiyordu, o da korkuyordu geceleyin bu hızdan. Amerikalı bayan yattı ama uyuyamadı,
çünkü tiren çok süratliydi, çılgın gibi gidiyordu, kadın da geceleyin bu hızdan korkuyordu.
Yatağı pencerenin yanındaydı. Palermo'lu kanarya, kafesi örtülü, hava akımından korunsun diye
koridora asılmıştı, tuvalete giden koridora. Kompartımanın dışında mavi bir ışık vardı, ve tiren
bütün gece var hızı ile yol aldı, Amerikalı bayan da uykusuz yattı, bir kaza oldu olacak diye.

Sabahleyin tiren Paris'e yaklaşıyordu artık, Amerikalı bayan yıkanmış tuvaletten dönerken, geceyi
uykusuz geçirmiş olmasına karşın, sağlıklı, orta yaslı ve Amerikalı görünüyordu, kafesin üstündeki
örtüyü çıkardı ve kafesi güneşe astıktan sonra kahvaltı için yemek vagonuna gitti. Yataklı
kompartımanına döndüğünde, yataklar duvara kaldırılmış, oturma yeri haline getirilmişti.
Kanarya, açık pencereden gelen güneş ışığında tüylerini silkeliyordu, ve tiren Paris'e daha da
yaklaşıyordu. «Güneşi sever,» dedi Amerikalı bayan, «nerdeyse baslar ötmeğe.»

Kanarya tüylerini silkeledi ve gagaladı. «Kuşları hep sevmişimdir,» dedi Amerikalı bayan.
«Küçük kızıma götürüyorum eve. Bakın... başlıyor ötmeğe işte.»
Kanarya cıvıldadı ve boynundaki tüyler dikildi, sonra gagasını indirip gene başladı tüylerini
temizlemeğe. Tiren bir nehri geçti ve çok bakımlı bir ormana girdi.
Sonra Paris'in bir sürü dış mahallelerinden geçti. Bu küçük kasabalarda tramvaylar, tiren yoluna
bakan duvarlarda kocaman Belle Jardiniere, Dubonnet,Pernod ilânları vardı.
Tiren geçerken görünen bütün bu şeyler daha kahvaltı zamanı gehnediğini düşündürüyordu.
O ara dinlemiyordum Amerikalı bayanı, karımla konuşuyordu.
«Kocanız da Amerikalı mı?» diye sordu bayan.
«Evet,» dedi karım, «ikimiz de Amerikalıyız.»
«Ben ingiliz sanmıştım sizleri.»
«Yo, hayır.»
«Askı takıyorum da ondandır belki,» dedim.
Askı diye başlamıştım lafa, ingiliz karakterimi bozmamak için ağzımın içinde lâstiğe çevirdim
sözcüğü. Amerikalı bayan duymadı. Tüm sağırdı gerçekten;dudaklardan anlıyordu ne dendiğini,
bense ona bakarak konuşmamışım!. Pencereden dışarı bakıyordum.

Karımla sürdürdü konuşmağı.
«Amerikalı olmanıza çok sevindim. Amerikalı erkekler çok iyi kocadırlar,» diyordu
Amerikalı bayan.
«Bu yüzden ayrıldık Avrupa'dan, öyle değil mi? Kızım Vevey'-de bir adama aşık oldu.»
Durdu kadın. «Deli gibi aşıktılar birbirlerine.» Gene durdu. «Ben de alıp götürdüm kızımı, elbet.»
«Unuttu mu bari?» diye sordu karım. «Sanmıyorum,» dedi Amerikalı bayan.
«Yemiyor, içmiyor. Geceleri uyku girmiyor gözlerine. Elimden geleni yaptım ama hiç bir şeye karşı
ilgi duymuyor. Her şeye boş veriyor. Bir yabancı ile evlendiremezdim onu.» Durdu.
«Çok yakın bir dostum bir gün bana dediydi ki, hiç bir yabancı, Amerikalı bir kıza iyi koca olamaz,
dediydi.» «Hayır,» dedi karım, «bence de olamaz.»

Amerikalı bayan, karımın spor ceketine bayıldı, sonradan ortaya çıktı ki, o da giysilerini yirmi yıldır
Rue Saint Honore'deki aynı terzide diktiriyörmüş. Ölçülerini almışlar orada, onu tanıyan,beğenisini
bilen bir saücı kız da ayırıyormuş onun için kimi giysileri ve Amerika'ya gönderiyormuş.
Giysiler, New York'ta oturduğu yere yakın olan postahaneye geliyormuş, ve
gümrük de çok fazla olmazmış, çünkü değer biçmek için postahanede paketi açtıklarında
bakarlarmış ki hepsi çok sade giysiler, üzerlerinde de onları çok pahalı gösteren süslemeler,
sırma danteller filân yok. Therese adlı şimdiki satıcı kızdan önce orda başka bir satıcı kız varmış,
adı Amelie. Yirmi yıldır sadece bu ikisi. Terzi hep aynı terzi. Ama fiyatlar artmış.
Bunu da para farkı kapatıyormuş. Şimdi kızının da ölçülerini almışlar. Kız büyüdüğü içinde ölçüleri
yenilemek gereği yokmuş artık.

Tiren Paris'e giriyordu. Raylarda bk çok vagonlar vardı, gecenin başında italya'ya gidecek kahve
rengi tahta yataklı vagonlar, eğer o tiren beşte gidebilirse; üzerlerinde Paris-Roma levhaları asılı
vagonlar, ve üstlerinde de sıralar olan, belli saatlerde, içleri, üstleri tümden dolu, banliyöye gidip
gelen, eğer hâlâ öyleyse, beyaz duvarın ve pencerelerin önünden geçen vagonlar.
Kahvaltı diye bir şey yenmenıişti.

«Amerikalı erkekler çok iyi koca olur,» dedi Amerikalı bayan karıma.
«Dünyada evlenmek için varsayoksa Amerikalı erkekler.»
«Vevey'den ayrılalı ne kadar oluyoruz?» diye sordu karım.
«Bu güz iki yıl olacak. Kanaryayı, dedim ya, kızıma götürüyorum.»
«Kızınızın aşık olduğu adam isviçreli miydi?»
«Evet.» dedi Amerikalı kadın. «Vevey'in çok iyi bir ailesindendi. Mühendis olacaktı.
Birbirlerini Vevey'de tamdılar. Birlikte uzun yürüyüşler yaparlardı.»
«Vevey'i bilirim,» dedi karım. «Balayımızı orda geçirdik biz.»
«Sahi mi? Her halde çok güzel geçmiştir. Kızımın o adama tutulacağı nerden gelsin aklıma.»
«Çok güzel bir yerdir,» dedi karım.
«Evet,» dedi Amerikalı bayan. «Güzel olmaz olur mu? Nerde kalmıştınız orda?»
«Trois Couronnes'da kaldıktı.» dedi karım.
«Çok şirin eski bir oteldir,» dedi Amerikalı bayan.
«Evet,» dedi karım. «Çok tatlı bir odamız vardı, güzün kırlar çok hoş olurdu.»
«Güzün orada mıydınız?»
«Evet,» dedi karım.
Kazaya uğramış üç vagonun yanından geçtik. Param parça olmuş, tavanları çökmüştü.
«Bakın,» dedim. «Kaza olmuş.»
Amerikalı bayan baktı ve son vagonu gördü, «îşte bütün gece bundan korktum,» dedi.
«Korkunç bir önsezim vardır kimi zaman. Bundan sonra ekspres tirenle yolculuk etmeyeceğim hiç.
O kadar hızlı gitmeyen başka rahat tirenler de vardır elbet.»

Derken Gar da Lyon'un loşluğuna girdi tiren ve durdu, durur durmaz da hamallar pencerelerin
önüne üşüştüler. Bavulları pencereden verdim, biz de garın o loş uzun yoluna indik, Amerikalı
bayan üç yataklı vagon memurundan biri ile konuşmağa başladı hemen, adam,
«Bir dakika madam, bulayım adınızı,»diyordu.
Hamal bir yük arabası getirerek bavulları yükledi, karım Allahaısmarladık dedi Amerikalı bayana,
ben de Allahaısmarladık dedim, yataklı vagon memuru, cebinden çıkardığı daktilo edilmiş bir kâğıt
tomarı içinde daktilo edilmiş bir kâğıtta Amerikalı bayanın adını bulmuştu.

Tirenin yanı başındaki uzun beton yolda, arabası ile giden hamalın ardına takıldık.
Yolun sonunda bir kapı vardı, bir adam biletleri aldı.
İki ayrı ev açmak üzere Paris'e dönüyorduk.
Kilimanjaro karlarla örtülü 19.710 ayak yüksekliğinde bir dağdır,
Afrika'nın en yüksek dağı diye bilinir. Batı doruğunun adı Masai «Ngâi Ngâi» dir, Tanrının Evi.
Bu doruğun yakınında bir yerde kurumuş ve donmuş bir leopar vardır.
Leoparın bu yüksek yerde ne aradığını kimse çözememiştir.

SEÇiLMiŞ HİKÂYELER-Türkçesi: YAŞAR ANDAY
CEM YAYINEVİ-istanbul 1972
Dizgi-Tertip : Yüksel Matbaası,
Baskı : Ahmet Sarı Matbaası,
 
Son düzenleme:
Üst Alt