Havne Filmi Ve Nursi'nin 30.cu Lem'a Yaklaşımı

Daha İyi Bir Dünyada: Hayat cidal değildir cancağızım!

Sağlam rakiplerin arasından sıyrılarak Oscar heykelciğini kucaklayan Danimarka/İsveç ortak yapımı Hævnen-Daha İyi Bir Dünyada, kendi himmete muhtaç hâline bakmadan Afrika’ya, merhametin iğdiş edildiği bir coğrafyada merhamet dağıtmaya kalkışan bir doktor ve ailesinin çevresinde gelişen olayları anlatıyor.

Afrika… Cennet misali olduğu hâlde, akılsızlıkların, merhametsizliğin sonucunda dünyasını da, ahiretini de kaybetme noktasına gelmiş bahtsızların kıtası…

Önce filmin öyküsünü aktarayım. Anton, Danimarka’da sıkıntısız ve elit insanların yaşadığı bir bölgede ikamet eden bir doktordur.

Ne var ki ailevi sorunları ona kaçış yolu olarak ‘Kara Kıta’yı göstermiştir. Geldiği Afrika’da bir göçmen kampında mesleğini icra etmeye başlar.

Yokluk, imkânsızlık, insafsızlık günübirlik trajediler çıkarır bu Avrupalı doktorun karşısına. Çaresizlik içinde, insanlara yardım etmek adına çırpınıp durur.

Oysa kendi ülkesinde, kendi ailesinde neredeyse Afrika’dakine eş bir dram vardır. Eşiyle arası bozuk, sorunlu çocuklarıyla mesafelidir.

Büyük oğlu Elias sürekli okuldaki fırlama tiplerce taciz edilmekte, şiddete maruz kalmaktadır. Elias’ın imdadına ise marazi bir tip yetişir; sınıf arkadaşı Christian.

Bu arıza çocuk kısa süre önce annesini kaybetmiştir ve bu nedenle babasına karşı öfke doludur. Şiddete meyilli olan Christian, Elias’ı kötü çocukların tacizinden kurtarmakla kalmaz, psikopat hâli tüm okulda meşhur olur, herkes onlardan uzak durur.

Ne var ki kontrolsüz güç güç değildir. Bir süre sonra bu iki kanka, boylarının çok üstünde bir faciaya doğru hızla yol almaya başlar.

Anton ise Afrika halkına zulmeden milislerden biriyle imtihan edilmektedir. Tek kelime İncil, tek kare kilise geçmese de (ya da geçtiği hâlde hatırlamasak da) Anton’un şahsında postmodern bir Mesih tipolojisi vardır karşımızda.

Vardır ancak, makas yanlış yerden tutulmakta, Batı’nın çözüm önerisi de problem içermektedir. Anton’un oğlu ve arkadaşı şeytani bir plan üzerinde çalışırken, doktorumuz da paralel kurgu ile kanlı bir katili tedavi etmenin gelgitlerini yaşamaktadır.

Şimdi bir an için, filmin atmosferinden çıkıp şöyle bir düşünelim: Kainat, kocaman bir mekanizma. Her şey diğeriyle bir şekilde ilgili ve bağlantılı.

Bir şeyin arızalanması, sekteye uğraması, neredeyse her şeyi etkiliyor. Olumlu ya da olumsuz bir gelişme tüm kainatta zincirleme bir tetiklemeye neden oluyor.

Batı felsefesi her ne kadar, bardağın dolu yerine değil, boş tarafına bakıp, hayatı bir savaş ve çatışma olarak algılasa da gerçek asla öyle değil.

Hayatı bir tür çarpışma ve savaş olarak görenlerin en büyük dayanağı, ‘hayvanlar âlemindeki savaş’tır. “Acaba o düstur-u teavünün cilvesinden olan zerrat-ı taamiyenin, kemal-i şevk ile beden hüceyrelerinin gıdalandırılması için koşmaları nasıl cidaldir?" diyen Bediüzzaman, 30. Lema’da bu konuya harikulade bir yaklaşım getirir.

Merak eden oradan okur, ancak Afrika’nın genelde hayvan belgeselleriyle Batı dünyasında yer ettiğini de hatırlatalım.

Film, çözülmüş aile kurumu, dibe vurmaya mahkûm eğitim sistemi ile, kendi hâline bakmadan başkasına akıl vermeye kalkışan Batı’nın taşlaması bir nevi.

Son bir not, bu filmi daha iyi anlayabilmek için 2008 Hollanda yapımı Wit Licht-Vahşetin Çocukları’nı izlemelisiniz.

M.Nedim Hazar
 
Nedim hazar'I begeni le okurum cogu zaman.

"CANCAGIZIM" kelisini orjinal kelimenin ( orjinali "teavvun" dur) yerine kullanmayi
Tercih etmi$.
Bu ince ayari hatirlamama sebep , yillar once "cancagizim" sifatina muttasif olmu$lugumdu nazli yar defterinde....

Saygilar Nedim Agabey ve onu bu konu vastasiyla bana hatirlatana....
 
Üst Alt