Halil Cibrandan aşk mektupları

Merhaba

Mey, mektubunuz gönlüme ne de tatlı, ne de hoş geliyor, bilseniz! Beş gün önce kırlara gittim ve bu beş günü sevdiğim sonbahara veda ederek geçirdim ve bu vadiye sadece iki saat önce döndüm.

Nasira ile Biserri arasındaki mesafeden daha uzak bi seyahati üstü açık bir arabada yaptığım için buraya dönmüş ve kaybolmuş bir vaziyette döndüm Fakat geldiğimde mektubunuz diğerlerinin üstünde duruyordu ve tabi sevdiceğimden aldığım mektubu görmemle birlikte tüm diğer mektuplar bir anda gözlerimin önünden kayboluverdi. Oturup hemen okudum ve içim ısındı. Sonra da üzerimi değiştirdim ve bir kere daha okudum, bir üçüncü kere okudum ve içindeki her seyi iyice sindirene dek okudum.

Kutsal bir şarabı her hangi bir içkiyle asla karıştırmam Mary.

Şimdi bu saatte benimle birliktesiniz, benim yanımdasınız Mey. Burada, tam da buradasınız ve ben sizinle konuşuyorum, ancak bu kelimelerden çok çok daha iyi kelimelerle. Sizin yüce gönlünüze bundan daha ileri bir dille konuşuyorum ve biliyorum ki beni isitiyorsunuz, biliyorum ki birbirimizi açık ve net bir şekilde anlıyoruz ve biliyorum ki bu gece Tanrınin kürsüsüne geçmiste olduğundan çok daha yakınız.

Tanrıma şükranlarımı sunuyor ve teşekkür ediyorum. Bu garibimin (benim) memleketine, gezginin de evine, annesine ve babasına döndüğü için Tanrıya şükürlerimi sunuyor ve minnetimi bildiriyorum.

Şu anda harika bir düşünce, çok harika bir düşünce geçti aklımdan. Dinleyin, benim tatlı bebeğim; eğer bundan sonra bir daha tartışırsak (eğer bundan kaçınamazsak tabi) daha önceleri herbir savaştan sonra oldugu gibi ayrı ayrı yollarımıza gitmeyelim.

Tüm farklılıklarımıza rağmen, tartışmadan sıkılıp da gülmeye başlayana kadar ya da tartışmanın kendisi bizden bıkıp ta bizi başını sallayıp yalnız bırakana kadar, aynı şekilde ve aynı çatı altında kalalım.

Bu fikrimi nasıl buluyorsunuz?

İstediğimiz kadar ya da tartışmanın kendisi bize müsaade ettiği müddetçe tartışalım. Çünkü siz Ihdinden ben de Biserridenim ve bu sebeple de aramızda tartışmamız bizim adetlerimizdendir. Ancak, ilerdeki günlerde ne olursa olsun birbirimizin yüzlerine, bulutlar dağılana dek bakalim. Ve, eğer sizin ya da benim sekreterim odadan içeri girerse -çünkü tartismalara sebep olan onlar- onları nazikçe ama derhal dışarı çıkaralım.

Tüm insanlar içinde ruhuma ve gönlüme en yakın olan kişi sizsiniz ve bizim ruhlarımız ve gönüllerimiz asla tartışmadı. Sadece düşüncelerimiz, ki düşünceler edinilirler; yaşadığımız çevreden, karşımızda gördüklerimizden, bize her bir yeni günün getirdiklerinden kaynaklanirlar, ama ruh ve gönül içimizde düşüncelerden
çok daha önce yüce bir içerik zaten olusturdu. Düşüncenin işlevi organize etmek ve düzenlemektir ve bu bizim sosyal yaşantımız için önemli bir ögedir, ancak ruhta ve gönülde de hiç yeri yoktur. Eğer bundan sonra, tartışsak bile, ayn ayn yollarımıza gitmemeliyiz. Tüm bunlara sebep olmasına rağmen düşünce
bunu söylüyor ama, ne aşk adına söyleyeceği tek bir sözü var ne de ruhu kelimelerle ölçebilir ne de gönlü aklın terazisinde tartabilir.

Bir tanemi seviyorum, ama neden sevdiğimi bilmiyorum. Bunu bilmek de istemiyorum, onu seviyor olmam yeterli. Onu ruhumda ve gönlümde sevdiğimi bilmem yeterli. Üzgün, yalnız ve tek başıma olduğum zanian veya mutlu, heyecanlı veya hayat dolu olduğum zaman başımı onun omuzlarına koymam yeterli. Onun yanında dağın zirvesine yürümem ve ona arada sırada, Siz benim yoldaşımsınız, evet, siz benim yegane yoldaşımsınız demem yeterli.

Mey, bana insanları çok sevdiğimi söylüyorlar ve hatta bazıları insanları çok sevdiğim için bana serzenişte bulunuyorlar. Evet, tüm insanları seviyorum, onları hiç bir ayrım ve tercih yapmaksızın seviyorum, onları tek bir bütün halinde seviyorum, çünkü hepsi Tanrının ruhundan doğuyorlar; ama her gönlün bir Kıblesi vardır, her gönlün yalnızken döndüğü bir yön vardır. Her gönlün, rahatlamak ve teskin olmak için çekildiği bir inzivasi vardır. Her gönül, hayatın verdiklerini ve huzuru bulmak veya hayatın acılarını ve ıstıraplarını unutmak için diğer bir gönülle birleşmek ister.

Şimdiye kadar yıllarca gönlümün gitmek istedigi yönü bulduğunu hissettim. Ve benim bu hissim her zaman sade, şeffaf ve güzel oldu. Bu sebeple de, bizi Tanrı vergisi kaderimizi cennetsi inzivamızda başbaşa geçirmemiz için, beni şüpheler ve sorularla ziyaret eden St. Thomasa ve onun şüpheci eline karşı geldim.

Gece bir hayli ilerledi ve söylemek istediklerimizden sadece birazını söyledik. Belki de sabaha kadar sessiz olarak konuşmak daha iyi olur sanırım. Ve sabahleyin benim küçük sevdiceğim yaptıklarımızın karşısında yanımda olacak. Ve sonra da, gün ve günün problemleri sona erdigi zaman, şöminenin başına gelip oturacak ve sohbet edeceğiz.

Simdi, getirin alnınızı yakına, işte böyle Tanrı sizi korusun ve esirgesin.

Halil Cibran/Anahtar Kitaplar Yayınevi
 
Merhaba

MEY ZiYADE
( Halil Cibran'a yazılmıs bir mektup )

- Sana karşı taşmalarım - ne demek bu ? Bütün bunlarla ne demek istediğimi gerçekten bilmiyorum. Ama senin sevdiğim olduğunu ve sevgiye saygı duyduğumu biliyorum. Şunu tamamen bilerek söylüyorum ki, aşk en azından büyüktür. Aşkın eşlik ettiği yoksulluk ve sıkıntılar sevgisiz zenginlikten çok daha iyidir.

Bu düşünceleri sana itiraf etmeye nasıl cesaret edebiliyorum ? Böyle yaparak onları yitiriyorum... yine de bunu yapmaya cesaret ediyorum. Tanrı'ya şükürler olsun ki bunları söylemeyip yazıyorum, çünkü şu anda burada olsan, hemen geri çekilip uzunca bir süre senden kaçarım ve söylediklerimi unutuncaya kadar da beni görmene izin vermem. ...

Güneş ufukta kayboldu, harika şekilli güzel bulutların arasından parlak tek bir yıldız belirdi, Venüs, Aşk Tanrıçası. Bu yıldızda bizim gibi aşk ve arzuyla dolu insanlar mı oturur acaba ? Acaba Venüs de benim gibimi ve kendi Cibran'ı mı var -kendi uzakta ama aslında çok yakında olan güzel varlık-

ve acaba o da şu anda, ufukta titreyen alacakaranlıkta, alacakaranlığı karanlığın izleyeceğini ve karanlığı ışığın izleyeceğini ve günü gecenin izleyeceğini ve geceyi günün izleyeceğini ve sevdiğini görmeden önce bunun defalarca tekrarlanacağını bilerek ona mektup mu yazıyor?

Ve böylece alacakaranlığın ve gecenin bütün yanlızlığı hiç sezdirmeden ona yanaşıyor. O zaman o anda elindeki kalemi alacak ve karanlıktan, bir adın kalkanına sığınacak: Cibran

Mey Ziyade

D A R M A D A G I N: MEY ZiYADE
 
Merhaba

Neden bilmem
Ama
Buraya yakisacak
...gibi!

WiLLiAM BLAKE 12 Agustos 1827

th_william-blake.jpg


asla uğraşma aşkını anlatmaya,
aşk varolur yalnızca dile gelmeden;
nasıl hareket ederse soylu rüzgar
sessizce, görünmeden.

anlattım aşkımı, anlattım aşkımı,
anlattım ona tüm yüreğimdekileri;
titreyerek dehşetli korkularla, buz gibi,
ah! yanımdan ayrıldı.

uzaklaştıktan az sonra benden,
bir gezgin onu elde etti,
sessizce, görünmeden:
ah, bu inkar edilmezdi.
 
Üst Alt