Halid Ziya Uşaklıgil

Merhaba

( 1886) (23.05.1945)

Hazine-i evrak mecmuasının 19 Şubat 1298-3 Mart 1883 sayısında yazısı çıkmıştır.
Halid Ziyanın ailesi, "Uşakta helvacılıkla uğraşırken, İzmire göçerek "Uşşakizadeler" diye anılmaya başlayan zengin bir ailedir. Bu aile, işleri çok gelişince İstanbula da bir şube açtı ve bu şubeyi sermayesiyle birlikte oğul Hacı Halil Efendiye verdi. Halid Ziya, Hacı Halil Efendinin üçüncü çocuğu olarak 1866da İstanbulda doğdu. İstanbulda ilk mektep, askeri rüşdiye... (1873-1878) Babasının işleri kötü gitmeye başlayınca Halid Ziya annesiyle birlikte İzmire dedesinin yanına gönderildi. Öğrenimini İzmir Rüşdiyesinde sürdürdü. (1878) Bu arada babasının işlerini düzene koyup İzmire gelişi ve yeni bir ticaretevi açışıyla sığıntı olma düşüncesini de zihninden atan Halid Ziya, ikinci bir okula hazırlık için Frenk Mahallesinin Alioti bölümündeki Auguste de Jaba adlı avukatın emrine verildi.

Halid Ziya, babasının katibi olarak işe başladı, bu iş edebiyat merakıyla pek bağdaşmadığından yeni iş tavsiyelerini dikkate aldı, ancak İstanbulda hariciyeci olmak için yaptığı başvuru sonuçsuz kaldı. İzmire dönüşünde Rüşdiye öğretmenliğine başladı ve akabinde Osmanlı Bankasına girdi. İstanbulda Reji Genel Müdürlüğünün başkatiplik teklifini kabul ederek İzmirden ayrıldı (1893). Rejideki çalışma günlerinde Servet-i Fünuna da katılarak edebi faaliyetlerini yoğunlaştıran Halid Ziya, Meşrutiyetten sonra bir süre Darülfünun Edebiyat Fakültesinde Batı edebiyatı okuttu sonra Mabeyn Başkatibi oldu (1909). Buradan ayrıldıktan sonra memuriyete dönmeyen ve tüm zamanlarını edebiyata veren Halid Ziya 23 Mayıs 1945 tarihinde İstanbulda öldü.

ESERLERİ:

Romanları:
Nemide,Bir Ölünün Defteri, Ferdi ve Şürekası, Mai ve Siyah, Aşk-ı Memnu, Kırık Hayatlar

Hikayeleri:
Bir İzdivacın Tarih-i Muâşakası, Bir Muhtıranın Son Yaprakları, Nâkıl (4 Cilt yerli ve yabancı öyküler), Bu Muydu?, Heyhat, Küçük Fıkralar (3 Cilt), Bir Yazın Tarihi, Solgun Demet, Bir Şir-i Hayal, Sepette Bulunmuş, Bir Hikâye-i Sevda, Hepsinden Acı, Onu Beklerken, Aşka Dair, İhtiyar Dost, Kadın Pençesi, İzmir Hikâyesi.

Hatırıları:
Kırk Yıl, Bir Acı Hikaye, Saray ve Ötesi.

Deneme:
Sanata Dair

Ustaya Allah cc dan rahmet dilerim.

turkbasinbirligi.org
 
Latife Uşaklıgil

Merhaba

images


LATİFE HANIM SAHİP ÇIKTI

Atatürk'ün eşi Latife Hanım ise Halit Ziya Bey'in yeğenidir. Latife Hanım'ın babası Muammer Bey ile yazar kardeş çocuklarıdır. Latife Hanım'ın Çankaya'ya gelin gitmesi bütün aileyi olduğu gibi onu da sevindirmişti. Çok uysal ve içine kapanık bir çocuk olarak gördüğü Vedad'ı da yeğeni Latife'nin yanına yolladı. Halil Vedad Köşk'te çalışmaya başladı. Latife Hanım ona sahip çıkıyordu. Ama içine kapanık hali onu da tedirgin ediyordu. Ailenin ısrarla evlenmesi yönündeki telkinlerine kulak tıkıyordu. Halit Ziya Bey, 'Bir Acı Hikaye' romanında bu durumu Vedad'ın ağzından şu sözlerle anlatıyor:

'Babacığım size birkaç kere söyledim. Fakat asıl sebepleri izah edemedim. Bugün görüşümü daha açık belirteyim. Benim yalnızlıktan nasıl şikayetçi olduğumu bilirsiniz. Etrafımda sevdiklerimi görmedikçe rahat olamam. Onun içindir ki daima fırsat düşürerek gelir Yeşilköy'ün aile havasını teneffüs eder ve hele çocuklara bayılırım. Bize uzak yakın çocuklarla onların yaşına inerek eğlenirim. Elbette ben de bir yuva o yuva da bir eş ve yavrular isterim. Fakat korkuyorum bana musallat bir meş'um tali var. Onun hücumlarına göğüs geriyorum. Hayatta daha neler göreceğim bilemem; eğer bugüne kadar gördüklerime benzer şeylere maruz kalırsam benimle beraber o yuvayı içindekilerle onun avakibine uğratmak istemiyorum. '

ATATÜRK İLE BOŞANMA KÜSTÜRDÜ

Halil Vedad'ın hastalığı neydi acaba? Latife Hanım'ın Mustafa Kemal'le ünlü kavgasından sonra boşanması Halil Vedad için de bir dönüm noktası oldu. Latife Hanım yeğenine 'Hadi hazırlan İzmir'e dönüyoruz' dedi. Vedad'dan hiç itiraz beklemiyordu. Ama Vedad ikircikli bir halde 'Babama sormam gerek' diye cevap verdi. Latife Hanım çok sinirlenmişti. Onun sayesinde Köşk'e gelmiş ama onunla beraber dönmüyordu. Halil Vedad babasıyla telefonda konuştu. Babası 'Gazi ne diyorsa sen onu yap' dedi. Gazi kalmasını istiyordu. O da kalacaktı. Latife Hanım çok sinirlendi. Bu olay yüzünden Latife Hanım ve ailesi amcalarına küstüler. Latife Hanım'ın babası Muammer Bey, Halit Ziya Bey ile yirmi yıla yakın bir süre hiç konuşmadı. Bambaşka gerekçeler ileri sürülse de aynı soyadını almadılar. Biri Uşaklıgil, bir Uşşaki soyadını aldı. Yıllar sonra küslüğü yine Latife bozdu. Amcası Halit Ziya Bey'i aradı. Biraz soğuk da olsa amcası ona cevap verdi ve özlediğini söyledi.

İNTİHARLA SONLANAN HİKAYE

Peki, Halil Vedad'a ne oldu?
Halil Vedad, Atatürk'ün talimatıyla Hariciye'de görev aldı. Bunun için birkaç kez babası Halit Ziya Bey, ricada bulundu. Sonunda Atatürk ricaları kırmadı ve Halil Vedad'ı yurtdışına gönderdi.

Son görev yeri Arnavutluk'un başkenti Tiran'dı. 1937 yılında onu Türkiye'ye çağırdılar. Buraya dikkat çekmek istiyorum. Atatürk'ün son bir yılı çok dikkatli incelenmelidir. Özellikle çevresinde kümelenen 'mutat zevat' Atatürk'ün hastalığının giderek ağır seyrettiği son bir yılında yönetimi iyiden iyiye ele almıştı. Ve özellikle bir dönemle -İsmet Paşa- esaslı bir hesaplaşmanın içine girmişlerdi. Halil Vedad'ı Ankara'ya çağıran da yine aynı ekipti. Hasan Rıza Soyak, Şükrü Kaya, Recep Zühtü Soyak, Celal Bayar. Halil Vedad ısrarla dönmek istemiyordu. Ama karar tebliğ edilmişti. 1 Aralık 1937 günü odasına çekildi. Çok sayıda ilaç içerek ölüm uykusuna yattı. Ne olursa olsun Ankara'ya dönmeyecekti. Son mektubu dramatikti:

'Anacığım, acıma sevin, korkmuyorum ve rahat konuşuyorum. Seni ve babamı çabuk beklerim.
Daha sonra ne rahat! Hayatta çok bedbaht idim. Bu bir tesviye çaresi idi. Ölüm ne kolay!
Uykum çok... Bütün sevdiklerim Allah'a emanet...
'
 
Servet-i Fünûn ve Cumhuriyet dönemi Türk romancı ve yazar. Servet-i Fünûn edebiyatının en büyük nesir ustası kabul edilir.
 
Üst Alt