H.z musanın hayatı

Selam!

Allah Teâlânin, dört büyük kitaptan biri olan Tevrati verdigi ve yeryüzünde dinini teblig edip, hakim kilmasi için gönderdigi Ulul-Azm* peygamberlerden biri. Hz. ibrahim (a.s)in soyundan olup, israilogullarinin akidelerini islah etmek ve onlari Allah Teâlânin diledigi nizama kavusturmakla görevlendirilmisti. Küfürle mücadelesi Kurân-i Kerimde uzun uzun anlatilmaktadir.Hz. Adem (a.s)den, Rasulullah (s.a.s)e kadar pek çok peygamber gelmistir. Bu peygamberler, gönderildikleri kavimleri, Allah Teâlâya iman etmeye çagirmislar; bu yolda kâfirlerle savasmislar, yasadiklari diyarlardan çikarilmislar; ezilmisler, hor görülmüsler ve hatta öldürülmüslerdir.
Mûsa (a.s) da, Allah Teâlâ tarafindan israilogullarina gönderilmis bir rasul idi. O da tipki kendisinden önce gönderilmis olan peygamberler gibi kavmini Allaha iman etmeye çagirdi. Kavmine zulmeden ve ilâhlik iddiasinda bulunan Firavuna karsi tevhid yolunda mücahede etti. Bu ugurda, bütün peygamberlerin karsisina çikan güçlükler, onun da karsisina çikti. Dogup büyüdügü diyardan çikarildi, kâfirler tarafindan öldürülmek gayesiyle kovalandi. Allah Teâla Kurân-i Kerimde bir ayette Hz. Mûsa (a.s)dan söyle bahsediyor: Kurânda Musayi da an. Çünkü o ihlâs sahibi idi ve israilogullarina gönderilmis bir peygamber idi(Meryem, 19/51).

Hz. Musa (a.s)nin Firavun ile olan kissasi, Kuranin bazi sûrelerinde çesitli üslûplarda ve teferruatli olarak anlatilmistir. Firavun ve ordusunun Kizildenizde bogulmalari olayindan sonra, israilogullari ile ilgili kissasina da genisçe yer verilmistir.

Musa (a.s)nin Firavun ile olan mücadelesi, bir sahsin bir kralla, bir peygamberin sadece büyük bir zorba ile olan mücadelesinden ibaret degildir. Bilâkis bu hak ile bâtilin çatismasi, Rahmanin ordusu ile seytanin ordusunun kaçinilmaz savasidir. Aslinda hak ile bâtil arasindaki bu savas, insanoglunun yaratilisindan, insanlari islah etmek üzere nebîler ve rasullerin hayat sahnesine çikmasindan beri devam edegelmektedir.

Sapiklik ve bâtil, daima iblis ve onun ordusu tarafindan temsil edilmis, imana, tevhide, peygamberlige, kisaca Hakka sürekli meydan okumustur. Fakat kazanan daima Hak olmustur. Allah Teâlâ söyle buyuruyor: Muhakkak ki Biz peygamberlerimizi ve iman edenleri hem dünya hayatinda, hem de meleklerin sahid olacagi günde muzaffer kilacagiz (el-Mümin, 40/51).

Hz. Musa (a.s)da gönderildigi kavmi cehalet ve sapiklik içerisinde buldu. Onlari Hakka davet etti, yurdundan çikarildi, savasti ve sonunda Allah Teâlânin izniyle kazandi.

Hz. Musa (a.s)nin Nesebi, Dogumu ve Hayati

Musa (a.s)nin babasi, imrandir Onun babasi Yahser, onun da babasi Kahesdir. Nesebi Yakub (a.s)a ulasir; ki, onun babasi Hz. ishak (a.s), onun da babasi Hz. ibrahim (a.s)dir. Musa (a.s)nin yaninda gördügümüz Harun (a.s) onun kardesidir. Allah Teâla, Musa (a.s)yi Firavuna, imana davet için gönderdiginde, Hz. Harun (a.s)u da ona yardimci olarak seçmis ve görevlendirmisti. Hz. Musa (a.s) Allah Teâlaya söyle dua ederek, kardesi Harun (a.s)u kendisine yardimci yapmasini istemisti: Bir de bana ehlimden bir vezir, (yardimci) ver. Kardesim Harunu (ver) (Tâhâ, 20/29-30).

Hz. Musa (a.s), Misirin çok zor günler yasadigi bir dönemde dogdu. Bu sirada, ilâhlik iddialarinda bulunarak haddi asan Firavun, israilogullari halkina dayanilamayacak eziyetlerde bulunuyor, bu insanlari zulümle kasip kavuruyordu. israilogullari, Kipt kavminin muamelelerinden ve krallarinin agir baskilarindan bikmislardi. Misirda yasamanin bir tadi kalmadigini biliyor ve dedelerinin yurdu olan Kenan illerine gitmek istiyorlardi. Ama onlardan her isinde istifade eden Firavun, yakalarini bir türlü birakmak istemiyordu. Onlara zulmün en akla gelmeyecek olanini yapti. Nitekim Kurân-i Kerimde; Biz sana Musa ve Firavunun mühim haberlerinden, iman edecek bir kavim için, gerçek olarak okuyacagiz. Çünkü Firavun o yerde (Misirda) baskaldirmis ve ahalisini parçalara bölüp, kendisine baglamisti (el-Kasas, 28/3-4) buyuruluyor.

Firavun, saltanati sirasinda israilogullarina çok kötü eziyetlerde bulundu; onlari köle yapti, en çirkin ve adî islerde çalistirdi. Allah Teâlâ, israilogullarini bu sikintidan, azgin Firavunun serrinden, zulüm ve taskinliklarindan kurtarmak için Hz. Musa (a.s)yi gönderdi.

Salebî, Kisas-i Enbiyasinda imam Suddîden; Firavunun bir rüya gördügünü, korkup kederlendigini naklediyor. Rüyasinda Kudüs tarafindan gelen bir ates gördü. Bu ates, Misira kadar uzanip, Firavunun evlerini yakti. Fakat sadece Kiptilere zarar verdi, israilogullari ise kurtuldular. Uyaninca hemen kâhin ve müneccimlerden rüyayi tabir etmelerini istedi. Onlar dediler ki; israilogullari içinden bir çocuk dünyaya gelecek, Misirlilarin helâkina ve senin kralliginin yok olmasina sebep olacak. Dogacagi zaman da iyice yaklasti.

Bu haber üzerine telaslanan Firavun, israilogullarindan dogan bütün erkek çocuklarin öldürülmesini emretti. Kurân-i Kerimde bu olay söyle anlatiliyor: Firavun, memleketin basina geçti ve halki firkalara ayirdi. içlerinden bir toplulugu güçsüz bularak onlarin ogullarini bogazliyor, kadinlari sag birakiyordu. Çünkü o bozguncunun biriydi (el-Kasas 28/4).

israilogullari arasinda is yapabilecek insanlarin azalmasi üzerine Kiptîlerin ileri gelenleri Firavuna giderek, Eger böyle öldürmeye devam ederseniz, ileride bizim islerimizi yapacak kimse bulamayacagiz dediler. Firavun da erkek çocuklarin bir sene öldürülmesini, bir sene de öldürülmemesini emretti. Erkek çocuklarin öldürülmedigi sene Harun (a.s) dogdu. Öldürüldükleri sene ise Musa (a.s)

Musa (a.s) dogunca, annesi çok üzüldü. Allah Teâlâ ona korkmamasini, üzülmemesini vahyetti. Kalbine bir rahatlik verdi. Bu, Kuranda söyle anlatiliyor: Musanin annesine: Çocugu emzir, basina geleceklerden korktugun zaman onu suya (Nile) birak. Korkma, üzülme. Biz süphesiz onu sana döndürecegiz ve peygamber yapacagiz diye bildirmistik (el-Kasas, 28/7).

Musa (a.s)nin annesi de ilham edileni yapti ve yavrusunu bir muhafaza içerisinde suya birakti. Ablasina da, Onu izle dedi. Musa (a.s)yi tasiyan sandik, Allahin izniyle dalgalarla sürüklenerek, Firavunun sarayina ulasti. Yikanmakta olan cariyeler, sandigi bulup Firavunun karisina götürdüler. Allah Teâlâ, Firavunun karisi Asiyenin kalbine bu çocugun sevgisini koydu. Firavun çocugu görünce öldürmek istedi. Ancak Asiye, çocugu kendisine vermesini istedi. Çünkü hiç çocuklari olmuyordu. Kuran-i Kerim, bunu söyle anlatiyor: Firavunun karisi: Benim de senin de gözün aydin olsun! Onu öldürmeyiniz, belki bize faydali olur, yahut onu ogul ediniriz dedi. Aslinda isin farkinda degillerdi (el-Kasas, 28/9).

Hz. Musa (a.s) acikinca onu emzirmek icab etti. Fakat o kimseden süt emmek istemiyordu. Allah Teâlâ, bunu söyle zikrediyor: Önceden, süt annelerinin memesini kabul etmemesini sagladik. Musanin ablasi; size, sizin adiniza ona bakacak, iyi davranacak bir ev halkini tavsiye edeyim mi? dedi. Böylece onu, annesinin gözü aydin olsun diye, ona geri çevirdik. Fakat çogu bilmezler (el-Kasas, 28/12-13).

Musa (a.s) böylece annesine dönmüs oldu. Üstelik Firavunun sarayinda büyüdü. Firavun ailesinin sevgisini kazandi. Allah Teâlâ söyle buyuruyor: Musa erginlik çagina gelip olgunlasinca ona hikmet ve ilim verdik. iyi davrananlari böyle mükâfatlandiririz (el-Kasas, 28/14).

Yetisip delikanlilik çagina gelen Musa (a.s) bir gün sehre indi. Ögle üzeriydi. Dükkanlar kapaliydi ve halk evlerinde istirahat ediyordu. Kurân-i Kerimde, sehirde geçen hadise söyle anlatiliyor; Musa, halkinin haberi olmadigi bir zamanda sehre idi. Biri kendi adamlarindan, digeri de düsmani olan iki adami dövüsür buldu. Kendi tarafindan olan kimse, düsmanina karsi ondan yardim istedi. Musa, onun düsmanina bir yumruk vurdu, ölümüne sebep oldu. Bu seytanin isidir; çünkü o apaçik saptiran bir düsmandir dedi. Musa, Rabbim! dogrusu kendime yazik ettim, beni bagisla dedi. Allah da onu bagisladi. O, süphesiz bagislayandir, merhamet edendir. Musa; Rabbim! Bana verdigin nimete and olsun ki, suçlulara asla yardimci olmayacagim dedi. sehirde, korku içinde, etrafi gözeterek sabahladi. Dün kendisinden yardim isteyen kimse, bagirarak ondan yine yardim istiyordu. Musa ona: Dogrusu sen besbelli bir azginsin dedi. Musa, ikisinin de düsmani olan kimseyi yakalamak isteyince: Ey Musa! Dün bir cana kiydigin gibi bana da mi kiymak istiyorsun? Sen islah edenlerden degil, ancak yeryüzünde bir zorba olmak istiyorsundedi (el-Kasas, 28/15-19).

israillinin, olayi agzindan kaçirmasi üzerine, bütün halk Musa (a.s)nin Misirliyi öldürmüs oldugunu ögrendi. Daha sonra bir adam kosarak geldi ve kendisini öldüreceklerini söyledi.

Musa korku ipinde çevresini gözetleyerek oradan çikti. Rabbim! Beni zalim milletten kurtar dedi. Medyen e dogru yöneldiginde: Rabbimin bana dogru yolu gösterecegini umarim , dedi (el-Kasas; 28/21-22).

Musa (a.s) böylece yurdundan uzaklasti. Yanina yiyecek hiç bir sey de almamisti. Tam sekiz günlük yolu, agaç yapraklari yiyerek asti. Misir ile Medyen arasi sekiz günlük bir mesafedir. Allah Teâlânin bu seçkin kulu, aç ve bitap düsmüs olarak bu uzun mesafeyi katetti ve nihayet Medyene ulasti. Kurân-i Kerimde kissa söyle devam ediyor:

Medyen suyuna geldiginde, davarlarini sulayan bir insan toplulugu buldu. Onlardan baska, hayvanlarini sudan alikoyan iki kadin gördü. Onlara: Derdiniz nedir?dedi. Çobanlar ayrilana kadar biz sulamayiz. Babamiz çok yaslidir (onun için bu isi biz yapiyoruz) dediler. Musa onlarin davarlarini suladi. Sonra gölgeye çekildi: Rabbim! Dogrusu bana indirecegin hayra muhtacim dedi (el-Kasas, 28/23-24).

Ibn-i Kesir, El-Bidaye ven-Nihayede bu olayi söyle anlatiyor: Medyen suyunda çobanlar koyunlari suladiktan sonra, kuyunun agzina büyük bir kaya koyarlardi. Bu iki kadin da artan sularla koyunlarini sulamaya çalisirlardi. Musa (a.s), kayayi kuyunun agzindan tek basina kaldirdi, su çekti ve kadinlarin koyunlarini suladi. Sonra tekrar kayayi yerine koydu. Bu kayayi ancak on kisi kaldirabilirdi. Musa (a.s) ise, on kisinin halledebilecegi bu isleri tek basina halletmisti. Kizlar babalarina gidip Hz. Musayi ve yaptigi iyiligi anlattilar. Kuran-i Kerimde kissa söyle devam ediyor:

O sirada, kadinlardan biri utana utana yürüyüp ona geldi: Babam sana sulama ücretini ödemek için seni çagiriyor dedi. Musa ona gelince, basindan geçeni anlatti. O: Korkma! Artik zâlim milletten kurtuldundedi. iki kadindan biri: Babacigim, onu ücretli olarak tut. Ücretle tuttuklarinin en iyisi bu güçlü ve güvenilir adamdir, dedi. Kadinlarin babasi bana sekiz yil çalismana karsilik bu iki kizimdan birini sana nikâhlamak istiyorum. Eger on yila tamamlarsan, o senden bir lütuf olur. Ama sana agirlik vermek islemem. insallah beni iyi kimselerden bulacaksin dedi. Musa: Bu seninle benim aramdadir. Bu iki süreden hangisini doldurursam doldurayim, bir kötülüge ugramayacagim. Söylediklerimize Allah vekildir dedi (el-Kasas, 28/25-28).

Ibn-i Kesir söyle diyor: Kizlarin babasinin kim oldugu hakkinda görüs ayriligi vardir. Bunun Suayb (a.s), oldugu hususunda kanaatler vardir. Ulemanin çogunlugu da bu görüstedir. Hasan Basri, Malik b. Enesden naklolunan bir rivayeti delil getirerek diyor ki: Hz. Suayb kavmi helâk olduktan sonra uzun bir ömür yasamis, tâ ki Musa (a.s)a ulasmis ve kizini ona nikâhlamistir.

Hz. Suayb (a.s)in kiziyla nikâhlandiktan sonra Musa (a.s), Medyende kalip, haniminin mehri olmak üzere on yil koyun güttü. Bir rivayete göre, Peygamberimize tam olarak ne kadar çalistigi sorulmus; o da on sene oldugunu buyurmustur. Buradan anlasildigi üzere, tam on yil çobanlik yapmistir.

Hz. Musa (a.s) ya Peygamberliginin Bildirilmesi

Musa (a.s) Medyende on sene kalip mehrini tamamladiktan sonra, Misira dönmeye karar verdi. Ailesiyle birlikte yola koyuldu. Karanlik ve soguk bir gecede yolu sasirdi ve dag geçidinin yolunu bir türlü bulamadi. Çakmak tasiyla bir seyler tutusturmaya çalisti, basaramadi. Soguk iyice siddetlendi. Kansi da hamileydi ve dogum zamani da yaklasmisti. Musa (a.s) ve ailesinin gerçekten yardima ihtiyaci vardi. Kuran-i Kerimde, bu olay söyle anlatiliyor: Musa, süreyi doldurunca ailesiyle birlikte yola çikti. Tür tarafindan bir ates gördü. Ailesine: Durunuz, ben bir ates gördüm; belki oradan size bir haber veya tutusmus, bir odun getiririm de isinabilirsiniz dedi. Oraya gelince, kutlu yerdeki vadinin sag yanindaki agaç cihetinden: Ey Musa! süphesiz ben âlemlerin Rabbi olan Allahim diye seslenildi. Degnegini at!. Musa, degnegin yilan gibi hareketler yaptigini görünce, dönüp arkasina bakmadan kaçti. Ey Musa! Dön, gel. Korkma. süphesiz güvende olanlardansin denildi. Elini koynuna koy, lekesiz, bembeyaz çiksin. Korkudan açilan kollarini kendine çek! Bu ikisi Firavun ve erkânina karsi Rabbinin iki delîlidir. Dogrusu onlar yoldan çikmis bir millettir denildi. Musa: Rabbim! Dogrusu ben onlardan bir cana kiydim. Beni öldürmelerinden korkarim. Kardesim Harunun dili benimkinden daha düzgündür. Onu, beni destekleyen bir yardimci olarak benimle gönder, çünkü beni yalanlamalarindan korkarim dedi, Allah: Seni kardesinle destekleyecegiz, ikinize bir kudret verecegiz ki, onlar size el uzatamayacaklardir. Ayetlerimizle ikiniz ve ikinize uyanlar üstün geleceklerdir dedi (el-Kasas, 28/29-35).

Tâhâ sûresinin ilk ayetlerinde, Allah Teâlâ ile Musa (a.s) arasinda geçen konusma, daha ayrintili bir sekilde verilir. su ayetler Allah Teâlânin Musa (a.s)yi rasul olarak görevlendirdigi zamanin anlasilmasinda yardimci oluyor: Ben seni seçtim, artik vahyolunani dinle. süphesiz ben Allahim. Benden baska ilâh yoktur. Bana kulluk et, Beni anmak için namaz kil! (Tâhâ, 20/13-14).

Ve daha sonra Allah Teâlâ, Musa (a.s)ya söyle buyuruyor: Firavuna gidin; dogrusu o azmistir. Ona yumusak söz söyleyin, belki ögüt dinler veya korkar (Tâhâ, 20/43-44).

Allah Teâlânin, Musa (a.s)ya bunu emretmesinden sonra, Musa (a.s) ile Firavun arasinda amansiz bir mücadele de baslamis oluyordu. Hak ile bâtilin amansiz savasi. Bütün peygamberlerin birbirlerine miras biraktiklari tevhid mücadelesi

Hz. Musa (a.s), Allah Teâlânin bu emriyle Firavuna gitti. Onu güzellikle Allaha iman etmeye davet etti: Musa: Ey Firavun! Ben âlemlerin Rabbinin peygamberiyim! Bana Allaha karsi ancak gerçegi söylemek yarasir. Size Rabbinizden bir mucize getirdim, israilogullarini benimle beraber saliver (el-Araf, 7/104-105).

Firavun: Musa! Rabbiniz kimdir? dedi. Musa: Rabbimiz, her seye ayri bir özellik veren, sonra dogru yola eristirendir dedi (Tâhâ 20/49-50).

Firavun, bu davete icabet etmedi ve direndi. Musa (a.s)yi zindana atmakla tehdit etti. Musa (a.s)da Firavuna, belki iman eder diyerek, ispat edici bir delil getirmek istedi. Asasini yere atti, kocaman bir yilan oldu. Elini koynuna sokup çikardi, gözleri kamastiran bir günes parçasi oluverdi. Musa (a.s)nin gösterdigi bu mucizeler karsisinda Firavun gerçekten korkmustu. Bunun üzerine o da sihirbazlarini toplayip, Musayi maglup etmeyi kararlastirdi. Ülkesindeki bütün ünlü sihirbazlari çagirtti ve onlardan Musa (a.s)nin yaptiklarindan daha büyük bir sihir yapmalarini istedi. Onlarda hazirlandilar ve bir gün kararlastirdilar. O gün gelince de halkin gözleri önünde Musa (a.s) ile yarismaya basladilar.

Sihirbazlar: Ey Musa! Marifetini ya sen ortaya koy veya biz koyalim dediler. Musa: Siz koyundedi. Sihirbazlar marifetlerini ortaya koyunca, insanlarin gözlerini sihirlediler ve onlari ürküttüler, büyük bir sihir yaptilar. Biz de Musaya: Asani koyuver dedik o da koyuverdi. Hemen onlarin uydurduklarini yutmaya basladi. Hak tahakkuk etti. Onlarin yaptiklari bosa gitti. iste orada yenildiler, küçük düstüler. Sihirbazlar secdeye kapanip: Âlemlerin Rabbine, Musa ve Harunun Rabbine inandik dediler (el-Arâf, 7/115-122).

Sihirbazlarin iman etmeleri, Firavunu çok kizdirdi. Onlari öldürmekle tehdit etti. iste küfür, acizligini bu olayla bir kere daha ortaya koymus oldu.

Gelisen bu olaylar, Firavunu yola getirecegi yerde, onu daha çok azdirdi. Ve Musa (a.s) ile kavmini ortadan kaldirmadikça rahata kavusamayacagina inanip, bu arzusunu yerine getirmeye çalisti. Musa (a.s), Firavun ve kavmini, imana çagirmaya devam etti. Firavun inkâr ettikçe, Allah Teâlâ onun kavmine tufan, çekirge, hasarat, kurbaga, kan gibi çesitli azablar gönderdi. Ancak bunlarin hiç biri, Firavun ve kavmini yola getirmedi.

Firavun, küfür ve inadinda, israr ve Musa (a.s)nin davetine de icabet etmemeye devam etti. Allah Teâlâ, Musa (a.s)ya israilogullarini bir gece Misirdan çikarip Filistin diyarina götürmesini vahyetti. Bir gece Musa ve kavmi sehirden çikip, Süveys halici boyunca Kizildenize yöneldiler. Firavun sehirde israilogullarindan hiç bir iz göremeyince, kaçtiklarini anladi ve bütün ordusunu seferber ederek, peslerine düstü. Firavun ordusunun çok kalabalik oldugu rivayet edilmektedir. Firavun iki gün sonra israilogullarina yetisti. israilogullarinin önlerinde geçilmesi mümkün olmayan bir deniz arkalarinda kocaman bir ordu vardi. israilogullari Yakalandik yâ Musa diye yakinmaya basladilar. Kurân-i Kerimde olay söyle anlatiliyor: Musa: Hayir, Rabbim benimle beraberdir, bana elbette yol gösterecektirdedi. Bunun üzerine Biz Musa ya: Degneginle denize vur diye vahyettik. Hemen deniz ikiye ayrildi, her parçasi yüce bir dag gibiydi. iste oraya geridekileri de yaklastirdik. Musa ve beraberinde bulunanlarin hepsini kurtardik (es-suara, 26/62-65).

Firavun, ordusuyla onlari takib etti. Deniz de onlari içine aliverdi. Hem de ne alis! (Tâhâ, 20/78).

Kuran-i Kerimde Allah Teâlâ, bir zâlimin, kâfirin sonunu böyle anlatiyor; ve bir kavmi nasil kurtardigini da. iste Hak, Bâtilin tepesine böyle inip, onu ortadan kaldirabiliyor.

Firavun ordusu, bir tek kisi kalmamacasina yok oldu. Firavun ise, ölümün geldigini anlayinca iman ettigini açikladi: Firavun bogulacagi anda: israilogullarinin inandigindan baska tanri olmadigina inandim, artik ben de ona teslim olanlardanim dedi. Ona: simdi mi (inandin)? Daha önce baskaldirmis ve bozgunculuk etmistindendi (Yunus, 10/90, 91).

Bu olaydan sonra Allah Teâlâ, Hz. Musa (a.s)ya kavmiyle birlikte Beyti Makdise yönelmelerini emretti. Yola koyuldular. Çölde su bulamayip, siddetli bir susuzluga kapildilar. Gelip Musa (a.s.)a sitem ve sikayette bulundular. Allah, Musa (a.s)a, âsâsini tasa vurmasini emretti. Vurunca tasin oniki yerinden su fiskirdi. Her Yahudi kabilesine bir göze düsüyordu. Onlar bu gözelerden kana kana içtiler, susuzluklarini giderdiler. Allah Teâlâ israilogullarina, gökten kudret helvasi ve bildircin eti de gönderdi. Fakat israilogullarinin o ikiyüzlülükleri, bütün bu nimetlere ragmen, kendini burada da ortaya çikardi. Bir tek yemekle yetinemeyeceklerini söylediler: Ey Musa! Bir çesit yemege dayanamayacagiz. Bizim için Rabbine yalvar da, bize yerin bitirdigi sebze, kabak, sarmisak, mercimek ve sogan yetistirsin demistiniz de, hayirli olani daha düsük seyle mi degistirmek istiyorsunuz? Bir sehre inin, orada süphesiz istediginiz vardir demisti (el-Bakara, 2/61).

Sonra Allah Teâlâ Hz. Musaya, Filistine gitmeyi emretti. Orada Heysanilerin kalintilari ve Kenanlilardan meydana gelen zalim bir topluluk ile karsilastilar. Musa (a.s) kavmine, buraya girip bu zalimlerle savasmalarini, ve onlari bu mukaddes beldeden çikarmalarini emretti. Fakat, israilogullari buna cesaret edemedi: Ey Musa! Onlar orada oldukça biz asla oraya girmeyecegiz. Sen ve Rabbin gidin savasin, dogrusu biz burada oturacagiz demislerdi (el-Maide, 5/24).

Çünkü israilogullari, Firavun ülkesinde zillet ve adilige, asagilanmaya alismislardi. Onlar için bazi degerleri ele geçirmek için savasmak, bir manâ tasimiyordu. Allahda onlari Tih çölüne atti ve yollarini sasirtti. Kavmine söz geçiremediginden yakinan Musaya, Allah Teâlâ: Orasi onlara kirk yil haram kilindi. Yeryüzünde saskin saskin dolasacaklar. Sen, yoldan çikmis bir millet için tasalanma dedi (el-Maide, 5/26).

Zamanla, bu zillet içinde yasayan nesil, yerini hürriyetle yetisen ve izzetle yasayan bir nesile terketti. Bunlar da bir müddet sonra Arz-i Mukaddese girmeye muvaffak oldular.

israilogullari, bu kirk yil içinde çok çesitli sapikliklarda bulundular. Hz. Musanin Tur daginda kirk gün geçirdigi bir zamanda, Sâmirî isimli bir sahsin imal ettigi ve iste sizin de Musanin da tanrisi dedigi altindan bir buzagiya tapmaya basladilar. Musa (a.s) döndügünde onlari buzagiya tapinir görünce çok üzüldü. Harun (a.s)a çikisti. israilogullarini buzagiya tapinmaktan vazgeçirmeye çalisti. israilogullari ise, her firsatta iki yüzlülüklerini sergilediler (Sâmirî olayi bak. Daha fazla bilgi için bk. Sâmirî mad.). Musa (a.s), hayati boyunca tevhid yolunda mücadele etti. Bu ugurda pek çok eziyetle karsilasti. Yurdundan çikarildi, ölümle tehdit edildi ve etrafinda kendisiyle beraber, inanan pek az insan bulabildi.

Musa (a.s), Tih çölünde, Harun (a.s)dan sonra öldü. israilogullarini Arz-i Mukaddese sokamadi. Öldügünde yüz yirmi yasinda idi. Buhârî, onun ölümü ile ilgili olarak sunlari rivayet ediyor: Ölüm melegi geldiginde, Musa (a.s) onun yüzüne dikkatle bakti. Canini almaya gelen Azrail (a.s) korktu ve gözü karardi. Sonra: Yarabbi, beni bir kuluna gönderdin ki, ölmek istemiyor diye tazarru eyledi. Allah Teâlâ, o hali üzerinden kaldirarak, tekrar Musaya gönderdi: Söyle, sayili olmak sartiyla istedigi kadar yasasin. Hz. Musa: Yarabbi, sonra ne olacak? dedi. Öleceksin buyuruldu. Öyle ise ölüm simdi gelsin niyazinda bulundu. Sonra Allah Teâlâdan, kendisini bir tas atimi Beyti Makdise yaklastirmasini, orada ölmesini ve oraya gömülmesini istedi. Ebu Hureyre (r.a) söyle diyor: Rasulullah (s.a.s): Eger ben sizinle beraber orada bulunsaydim, onun yol kenarinda ve kizil bir kum tepesinin yaninda bulunan kabrini size gösterirdim buyurdu.

Sâmil Islam ansiklopedisi
 
Üst Alt