Günün Hadis-i Şerif'i...

İbnu Mes'ud (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): "Allah'tan hakkııyla hayâ edin!" buyurdular. Biz:

"Ey Allah'ın Resûlü, elhamdülillah, biz Allah'tan hayâ ediyoruz" dedik. Arıcak O, şu açıklamayı yaptı.: "Söylemek istediğim bu (sizin anladığınız haya) değil.

Allah'tan hakkıyla haya etmek, başı ve onun taşıdıklarını, batnı ve onun ihtivâ ettiklerini muhafaza etmen, ölümü ve toprakta çürümeyi hatırlamandır.

Kim ahireti dilerse dünya hayatının zinetini terketmeli, âhireti bu hayata tercih etmelidir.

Kim bu söylenenleri yerine getirirse, Allah'tan hakkıyla haya etmiş olur. "
 
Ebu Hureyre'den rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

"Kim bir mü'minin dünya sıkıntılarından birini giderirse, Allah da onun kıyamet sıkıntılarından birini giderir.

Kim bir fakiri rahatlatırsa, Allah da onu dünya ve ahirette rahatlatır.

Kim bir müslümanın ayıbını örterse, Allah da dünya ve ahirette onun ayıbını örter.

Kişi kardeşine yardım ettiği sürece, Allah da ona yardım eder.

Kim ilim elde etmek için bir yola girerse, Allah ona cennetin yolunu kolaylaştırır.

Allah'ın evlerinden birinde toplanıp da Allah'ın kitabını okuyan ve aralarında müzakere eden kimselerin üzerine huzur iner, onları rahmet kaplar, melekler onları kuşatır ve Allah kendi yanındaki(melek)lerin içinde onları anar.

Ameli kendisini geri bırakan kimseyi nesebi ilerletmez."

(Müslim, Zikr, H. No:38)
 
2."Bir âlimin yatağına yaslanarak ilmine (kitabına) bir saat bakması, yetmiş saat ibâdetten hayırlıdır."
"Bir mü'minde dört şey, dört ahlâk içtimâ ettiği zaman Cenâb-ı Hak, o dört ahlâkıyla ona cenneti vâcip etmiş olur. - Lisanında SIDK. ( Doğruluk.Yâni yalan söylememek.) - Malda SEH. (Yâni cömertlik.) - Kalpte meveddet, SEVGİ. - Hazırda ve gaybda olanlara NASİHAT etmek.
 
Farz ibadetlerinden sonra Allâh yanında amellerin en sevgilisi (rızâsına muvâfık olanı) , müslümanın kalbine sevinç koymaktır.(Hadis-i Şerif)
 
Resul ü Kibriya Aleyhisselam buyurdu ki :

"" Allah’ın dostları içinde öyle kimseler vardır ki, onlar nebî ve şehit değillerdir. Fakat kıyamet gününde Allahu Teala’nın kendilerine bahşettiği ihsan ve makamlardan dolayı nebî ve şehitler onlara gıpta ile bakarlar.""

Ashab: “Ya Rasulallah! Onlar kimlerdir, bize haber verir misiniz?” diye sorduklarında; Rasulullah (a.s):

“Onlar, aralarında herhangi bir neseb bağı ve maddî alışveriş bulunmadan sırf Allah’ın muhabbeti ve rızası için birbirlerini sevenlerdir. Vallâhi onların yüzü (o gün) nur gibi parlamakta ve kendileri de nurdan minberler üzerinde oturmaktadır. İnsanlar korktukları zaman onlar korkmazlar, insanlar üzüldükleri zaman onlar üzülmezler” buyurdu ve sonra:

“ Haberiniz olsun! Allah’ın velîlerine asla bir korku ve hüzün yoktur ” [Yunus, 64.] ayeti kerîmesini okudu.”[Ebu Davud, )
 
"Başka bir gölgenin bulunmadığı Kıyamet gününde Allah Teala, yedi insanı, arşının gölgesinde barındıracaktır:

Adil devlet başkanı,

Rabbına kulluk ederek temiz bir hayat içinde serpilip büyüyen genç,

Kalbi mescidlere bağlı müslüman,

Birbirlerini Allah için sevip buluşmaları da ayrılmaları da Allah için olan iki insan,

Güzel ve mevki sahibi bir kadının beraber olma isteğine "Ben Allah'tan korkarım" diye yaklaşmayan yiğit,

Sağ elinin verdiğini sol elinin bilemeyeceği kadar gizli sadaka veren kimse,

Tenhada Allah'ı anıp göz yaşı döken kişi."

Hz Muhammed (SAV)
 
İki Meleğin Haline Gülüyorum

Bir gün Resulullah (s.a.a) gülümseyerek göğe bakıyordu, bir adam Hazretin gülmesinin sebebini sorunca, Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdular:

“Evet göğe bakıyordum, iki meleğin hali beni güldürdü, onlar kendi yerinde ibadetle meşgul olan mü’min bir kulun gece gündüz yaptığı ibadetlerinin mükafatını yazmaları için yeryüzüne indiler, fakat onu, hasta olduğundan dolayı ibadetgahında bulamayınca, göğe çıkıp, Hak Teala’ya şöyle arz ettiler:

“Ey Rabbimiz! Biz o mü’min kulun ibadetini yazmak için her zamanki gibi onun ibadetgahına gittik, fakat onu orada bulamadık, hastalık yatağına düşmüştü.”

Allah Teala, o meleklerin cevabında şöyle buyurdu: “O mü’min kul, hastalık yatağında olduğu sürece, her gün ibadetgahında olduğu zaman ona yazdığınız her günün sevabı miktarınca ona sevap yazın.

Hastalık yatağında olduğu müddetçe onun hayır amellerinin mükafatı bana aittir; onun mükafatını ben vereceğim.”
 
Hadis-i Şeriflerde buyuruldu ki: İnsanoğlunun hatâlarının çoğu dilindendir.

İbâdetlerin en kolayn size bildiriyorum. Susmak ve iyi huylu olmaktır.

Çok konuşan, çok hatâ eder, çok günah işler. Çok günah işleyene ateş daha lâyıktır. Susan kurtuldu.

* Hazret-i Ebu Bekir, gereksiz yere konuşmamak için ağzına taş koyardı.

* İbni Mes’ud hazretleri: ‘Hapse lâyık dilden daha uygun bir ey yoktur’ buyurdu.
 
Resulullah, 'Bırak onları söylesinler' dedi

Bismillahirrahmanirrahim

Resulullah (sav), benim yanımda iki cariye, Buas (savaşı ile ilgili hamasi) türküler söylerken çıkageldi. Gidip yatağın üzerine (yan üstü uzandı ve yüzünü de (aksi istikamete) çevirdi. Derken (babam) Hz. Ebu Bekr (ra) girdi. Derhal beni azarladı ve: "Resulullah'ın hane-i saadetlerinde şeytan çalgısı ha!" dedi. Bunun üzerine Resulullah (sav), ona yönelip: "Bırak onları (söylesinler!)" buyurdu. (Onlar sohbete dalıp, bizden) dikkatlerini çekince, ben cariyelere göz işareti yaptım, kalkıp gittiler."

Hz. Aişe devamla der ki: "Bir bayram günüydü. Siyahiler, mescidde kılıç-kalkan oyunu oynuyorlardı. Ben mi Resulullah (sav)'dan taleb etmiştim (bilemiyorum), yoksa o (kendiliğinden) mi, "Seyretmek ister misin?" buyurdular. Ben: "Tabii!" dedim. Kalktı, beni geri tarafına aldı yanağım yanağının üstünde olduğu halde durduk. "Ey Erfideoğulları göreyim sizi (oynayın)!" diyordu. Ben usanınca(ya kadar böyle devam ettik. Usandığımı farkedince): "Yeter mi?" buyurdular. Ben: "Evet!" dedim. "Öyleyse git!" dediler.

Ravi: Aişe, Hadis No: 4330-BUHARİ
 
Üst Alt