Gorbaçov, Perestroyka ve Glastnost

Gorbaçov, Perestroyka ve Glastnost​

Gorbaçov'un başlattığı reformlar bilindiği gibi ilk defa Rus toplumunun kapitalist rejimle yakınlaşmasını sağladı:
Bu dönemde Sovyet-Yahudi ilişkilerinde, Mossad da önemli bir yer tutuyordu. Mossad ajanı olarak bilinen ünlü basın imparatoru Maxwell'e Sovyetlerin yaptığı yardım açığa çıktı. Buna karşılık Maxwell de KGB'ye bilgi sağlıyordu:
"İngiliz basın imparatoru Robert Maxwell'in KGB'ye bilgi akışı sağlandığını anlatan Soloviev, önemli noktalara gelmiş, şüphe çekmeyecek isimleri kullanmanın örgütün en önemli felsefesi olduğunu kaydetti." (Sabah Gazetesi, 1 Şubat 1992)

Gorbaçov'un Perestroyka'sı ise ilk kez kapitalizmin esintilerini Rusya'ya getirdi

"Suçun perestroykası… Sovyetler Birliği'nde son yıllarda yaşanan olaylar karşısında, Sovyet vatandaşlarının önemli bir bölümü eski günleri, özlemle anma noktasındalar. Yaygın kanıya göre o günlerde, mafya Kremlin'deydi, şimdi ise sokaklarda. Gorbaçov'la birlikte Sovyet toplumuna bugüne dek görülmemiş bir serbestliğin, özgürlüğün geldiği kesin. Ama, madalyonun bir de öteki yüzü var. Yalnızca 1988'de, bir yıl öncesine kıyasla suç oranındaki artış yüzde 40. Kaçakçılık, uyuşturucu ticareti, soygunlar giderek yaygınlaşıyor ve daha da kötüsü kanıksanıyor." (Nokta, 17 Mayıs 1989)
Gorbaçov, iktidarda bulunduğu süre boyunca büyük sermaye ile yakın bağlantı içinde olmuştu. Gorbaçov'un, aralarında Kissinger, Rockefeller gibi kilit isimlerin de bulunduğu Trilateral heyetleriyle yaptığı görüşmeler de bunun bir göstergesiydi:
"Ocak 1989'da aniden B'nai B'rith Moskova'da bir loca açtı. B'nai B'rith, Gorbaçov ve arkadaşlarıyla samimi bir ilişkiye girerek de ikinci büyük başarısını kazandı. Acaba hepsi bir tesadüf müydü? 20 Ocak 1989 sayılı Humanité, Moskova'da bir Trilateral Komisyonu'yla, Sovyet liderlerinin karşılaşmasını yazar. Bu görüşmeye katılanlar Trilateral'den Rockefeller, Berthoin, Okowara, Giscard d'Estaing, Kissinger, Hyloand, Nakasone; Sovyetler Birliği'nden Gorbaçov, Yakolev, Medvedev, Faline, Akhromeiev, Dobrynine, Tchernalev, Arbatov, Primakov'dur." (Mais qui Gouverne L'Amerique?, Georges Virebeau, sf. 60-61)
Gorbaçov'un bağlantıları Rockefeller, Kissinger, Brzezinski gibi Yahudi lobisinin önemli isimlerine ve Trilateral ve CFR gibi iki büyük lobiye uzanıyordu.

"David Rockefeller ve Kissinger, Sovyet Lideri Mikhail Gorbaçov'u yakından eğitiyorlar ve kolaylıkla bağlantı kuruyorlar. Onun son politikalarından ise övgüyle bahsediyorlar. Gorbaçov kurtulmak için ABD'den, 100 milyar dolarlık bir hediyeye ihtiyacı olduğunu belirtti... Ama sadece 1,5 milyar dolar borç verebileceğini daha sonraki Bilderberg toplantısında açıkladı." (The Spotlight Reprint, Eylül 1991)
"Dünyayı izleyenler, Sovyet lideri Mikhail Gorbaçov'un perestroyka ve glasnost gibi barış yanlısı hareketlerine ya da Doğu Avrupa'da olan gelişmelere şaşmamışlardır. Bütün bunlar aslında komünist patronlarla onların iş ortakları Lawrence ve David Rockefeller ile bunların Trilateral Komisyonu'ndaki bağlantıları sayesinde gerçekleşmiştir.

Barışa yönelik yeteri kadar hareket olmalıdır ki, Amerikalılar büyük miktarda yardım yaparak, Demirperde ülkeleri ile ekonomik olarak bağlantı kurabilsinler. Yeterli miktarda savaş korkusu kalmalı ki askeri-endüstri ve özellikle stratejik savunma alanları kar edebilir halde kalsın.
Trilateral'in amacı Sovyetler Birliği'ni ve komünist Doğu Bloku ülkelerini 'dünya ekonomisinin ortakları' yapmak, bunu sağlamak için de Amerika'nın Üçüncü Dünya ülkelerine yaptığı yardımların kanalı olan Dünya Bankası ile IMF'ye üyeliği gerekmektedir.

Rockefeller, 1989 Ocak'ta Moskova'ya bir Trilateral Delegasyonu'yla beraber gitti ve Gorbaçov'la uzun bir toplantı yaptı. Burada Sovyet hükümetine 'dünya ekonomisine ortak' olmaları için ısrar etti ve Dünya Bankası ile IMF'ye üyelik önerdi. Şubat'ta Rockefeller, CFR'den bir delegasyonla Varşova'ya gitti ve aynı teklifleri Polonya'ya yaptı. 17 Nisan 1980 tarihli 'Christian Science Monitor' gazetesinde Jeremiah Novak, 'Sovyetler Birliği'yle sürekli gelişen ilişkiler sayesinde Trilateral, ileriki bir tarihte Sovyetler'le birleşmeyi umut ediyor"diye yazıyordu.
Brzezinski: 'Kalkınmış ülkelerden oluşan ve Atlantik devletlerini, Avrupa komünist ülkelerini ve Japonya'yı kapsayacak çalışmalar yapılmalıdır.' diyor" (The Spotlight Reprint, Kasım 1992)

Komünizm-kapitalizm yakınlaşmasının önemli isimleri hep ilginç kişilerdi:​

"Moskova'da B'nai B'rith Locasının açılamasına 12-19 Ekim 1988'deki toplantıda karar verildi. B'nai B'rith delegasyonu, Seymour Reich tarafından yönetiliyordu. Seymour Reich, 1987 yılında delegasyonun dünya çapında Başkanı Morris Abram'ın yerine geçti." (Les Financiers qui menent le Monde, Henry Coston, sf. 434)

"Kapitalizmle uluslararası komünizmin kucaklaşması öyle birdenbire olmadı. Bunun ön görüşmeleri 80'li yıllarda başlamıştı. Bu yakınlaşma için çalışan sadece Amerikan petrolcüsü Yahudi Armand Hammer değildi. Onun gibi bir Rus Yahudisi olan Edgar Bronfman da eski Yahudi ve Bolşevik üyelerle aynı amaçta çalışıyordu. Dünya Yahudi Kongresinin Başkanı olan Edgar Bronfman'ın ilk başarısı Budapeşte'de gerçekleşti. Kongre'nin Budapeşte'deki toplantısında Moskova Başhahamıyla görüşmüştü." (Les Financiers qui menent le Monde, Henry Coston, sf.435)
"Edgar Bronfman büyük bir patron, uluslararası alkol sanayisinin patronu (ünlü Seagram şirketinin patronu) şampanya ve kanyak piyasasını elinde tutuyor… Bu Bolşevik-kapitalist yakınlaşmasında Armand Hammer'in bir milyarder arkadaşı da bulunuyor: Carlo de Benedetti. Benedetti İtalyan Yahudi cemaatinin en önemli üyesi. Ayrıca besin sanayisinin de en önemli simalarından. Benedetti IBM'den sonra dünya micro-information piyasasında en önemli kuruluşun başında." (Les Financiers qui menent le Monde, sf. 436)

Gorbaçov döneminde ülkeye resmen giren bir başka lobi ise, Rotary Kulüpleri oldu: "Kremlinli Rotaryenler… Rotary Kulübü, yakın zamana kadar Sovyetler'de kapitalizmin simgesi olarak görülüyordu. Ama ne olduysa Stockholm'de oldu ve Sovyet yetkilileriyle, Rotary yetkilileri ufaktan flört etmeye başladılar. Sonunda, aşk izdivaca dönüştü ve kulübün Kremlin'de de kurulmasına karar verildi. İlk üyeler de oldukça kalburüstü isimlerden oluşuyor; Ekonomist Popov, kozmonot Sevastianov, tarihçi Afanasiev ve daha birçok etkili ve yetkili kişi." (Nokta, 11 Haziran 1989)
Fakat, ülkede esmeye başlayan kapitalizm rüzgarlarına muhafazakar kanattan gelen tepki üzerine, Gorbaçov ve ekibi tavsiye edilecek ilginç bir darbe ile yerine daha da uygun bir isim getirilecekti.

Bu arada, Gorbaçov'un mason olduğu söylentileri yayıldı​

"Gorbaçov Kudüs'te New Age'in ekonomik amaçlı toplantılarına katıldı. Burada pek çok kişi onun mason olduğunu söylüyordu." (Lectures Françaises, Ekim 1992)
Bir Garip Darbe
19 Ağustos 1991'de gerçekleşen ve Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla sonuçlanan darbe oldukça ilginç gelişmelere sahne oldu. KGB üyelerinin çoğunlukta olduğu muhafazakar kanat, Gorbaçov'u indirerek yönetime el koydu. Fakat darbe yönetiminin ömrü çok kısa oldu. Üç gün süren darbenin getirdiği sonuç, yıpranmış bir isim olan Gorbaçov'un yerine Boris Yeltsin'in getirilmesi ve Sovyetler Birliği'nin sona ermesiydi.
Fakat darbenin gelişimi "işin içinde bir iş"olduğu izlenimi veriyordu."Darbe haberi yayılmaya başladığı sırada Devlet Başkanı Gorbaçov, Kırım Yarımadası'ndaki Foros'ta bulunan villasında tatildeydi… Yazov'un emriyle Moskova'ya gönderilen askerler, bazı önemli binaları kordon altına almaya başladığında saat 09:00 olmuştu. Bu sırada, darbeye kafa tutabilecek tek kişi, Rusya Federasyonu Başkanı Boris Yeltsin, çoktan kalkmış, yardımcılarıyla birlikte nasıl bir tutum takınılması gerektiğini konuşuyordu. Rusya, Sovyetler Birliği'ni oluşturan 15 Cumhuriyetin temel taşı, Yeltsin halk tarafından en çok sevilen liderdi. İnanılması güç ama, darbeye tepki gösterebilecek, halkı ayaklandırabilecek tek kişi elini kolunu sallayarak, evinden çıkıyor ve arkadaşlarıyla yine hiçbir engellemeyle karşılaşmadan, Rusya parlamentosu binasına geliyordu…
Körfez Savaşı'yla ününe ün katan CNN, hemen Moskova'dan canlı yayına geçmişti bile.
CNN'i izleyenlerin, Moskovalıların, kahramanca darbeye direnmeye başladığını sanmasına karşın, Yeltsin, saat 11:34'te parlamento binasından çıkarak bir tanka yöneldiğinde, çevredekilerin sayısı en fazla 150 kişiydi. Darbecilerin gönderdiği bir tankın üzerine çıkan Rusya lideri, yasal Devlet Başkanı Gorbaçov'un, 'sağcı bir darbe'yle iktidardan uzaklaştırıldığını söylüyor ve halkı ODK (darbe komitesi)'yı protesto etmeye çağırıyordu. Yeltsin'in bu çağrısı, darbeciler için sonun başlangıcı oldu. CNN'in ileri sürdüğü gibi yüz binlerce kişi olmasa da, küçük ama kararlı bir kalabalık, Rusya parlamento binası önünde toplanmaya başladı. 21 Ağustos günü, saat 13:21'de Yeltsin, darbecilerin kaçmaya çalıştığını açıkladığında herkes rahat bir soluk aldı." (Milliyet, 19 Ağustos 1992)

"19 Ağustos sabahı, Sovyetler Birliği'nde yönetime el koyan Olağanüstü Durum Komitesi'nin (ODK) üyeleri, sanki sözleşmişcesine, bir darbenin başarıya ulaşmaması için ne gerekiyorsa yaptı." (Milliyet, 20 Ağustos 1992)

"Gorbaçov, komploya karışmış olabilir ya da çok pasif kalarak bunu kolaylaştırmış olabilir… Sovyet resmi haber ajansı TASS'ın da Gorbaçov'un görevden uzaklaştırılacağından, olay öncesinde haberdar olduğu ileri sürüldü… Sovyet Nesavisimaya gazetesinin, dün telefaksla dağıtılan olağanüstü sayısında, yönetime el koyan Olağanüstü Hal Devlet Komitesi'nin, Devlet Başkanı Gorbaçov'un görevden alındığına ilişkin bildirisinin metninin, resmi haber ajansı TASS'a, olaydan iki gece önce verildiği savunuldu." (Cumhuriyet, 22 Ağustos 1991)
İşte bu garip darbe, Gorbaçov'u indirirken yerine Yeltsin'i getirdi. Yeltsin'in özelliği ise, kapitalizmi Rusya'ya daha çabuk getirebilecek olmasıydı:
"Gorbaçov'un darbeyi tezgahlayan adam olduğu iddia edildi. Bu iddialar, darbeden sonra büyük ölçüde gözden düşürülen Sovyet liderinin yerine en Amerikancı kişinin, örneğin Yeltsin ya da benzeri birinin getirilmesini amaçlıyor." (2000'e Doğru, 1 Eylül 1991)

Bu göstermelik darbenin perde arkasında ise CIA olduğu bildirildi​

"Darbenin arkasında CIA vardı. ABD'deki 20 bin üyeli Komünist Partisi Lideri Gus Hall Sovyet Lideri Mikhail Gorbaçov'a karşı düzenlenen darbe girişiminin ardında sanıldığı gibi Komünist Parti'nin değil, CIA'in bulunduğunu öne sürdü." (Hürriyet, 1 Eylül 1991-Cumhuriyet, 22 Ağustos 1991)
CIA'in bu göstermelik darbedeki rolü, darbenin bir hafta öncesinde İsrail Dış İşleri Bakanı Peres ile dört üst düzey Rus yetkilisinin yaptığı gizli görüşme de göz önünde bulundurulursa oldukça ilginç bir tablo ortaya çıkmaktadır: Darbe, yeni düzenin gizli ellerinin çıkarlarına uygun olarak geliştirilmiş bir senaryo niteliğini taşımaktadır. Nitekim darbe sonrasında başa geçen Yeltsin ve izlediği yöntemler de bunun önemli bir göstergesidir.

Rusya'yı "Kapitalist"Yapmaya Söz Veren Kişi: Boris Yeltsin​

Darbe sonucunda Gorbaçov siyasi gücünü yitirirken yerine, darbe sayesinde kahraman olan bir isim geçti: Boris Yeltsin. Yeltsin, Gorbaçov'un başlattığı kapitalistleşme sürecini daha da hızlandırdı. Başa gelirken verdiği en büyük söz, tüm Rus halkını "kapitalist" yapmaktı.
Yeltsin bu iş için biçilmiş kaftandı. En önemli özelliğini, CNN'e verdiği bir demeçte şöyle açıklıyordu: "Ben Allah'a inanmıyorum." (Meydan, 29 Aralık 1992)
Yeltsin, gerçekten de kendisinden beklenenleri yerine getiren biriydi. Bu yönüyle de yeni dünya düzenine katkıda bulunan bir liderdi:
"Boris Yeltsin Kremlin'e geldiğinden beri, Rusya, ABD ile iyi bir dost olmaktan öte bir ilişki kurdu. Konu ne olursa olsun, silahsızlanmadan, yıldız savaşlarından Yugoslavya'ya, Yeltsin ve Batı taraftarı Dış İşleri Bakanı Andrei Kozyrev, Bush hükümetinin isteklerini yerine getirmeye hazırdılar. Bu müsamaha Bush'un kampanyasında 'Soğuk Savaşı biz kazandık' demeciyle sergilenmiş oldu." (US News and World Report, 28 Eylül 1992)
Yeltsin'i başa getiren ve destekleyenler ise, daha önce de olduğu gibi yine bazı Yahudi lobileri. Jewish Chronicle, Yeltsin'i kimin finanse ettiğini şöyle bildirir:

"Bugün Rusya'nın en zengin adamlarından biri olan 44 yaşındaki Yahudi Mr. Borovoi, Boris Yeltsin'in 'Demokratik Rusya' hareketinin finansörü." (Jewish Chronicle, 28 Şubat 1992)

Yeltsin'in yardımcısı Rutskoi da yine bir Yahudi​

"Yahudi Servis Başkanı Simcha Dinitz, eski Sovyetler Birliği'nden yeni Yahudi göçleriyle ilgili haber vererek geldi. Sovyetler Birliği turunda Rusya Başkan Yardımcısı Aleksandr Rutskoi ile Kremlin ofisinde buluştu. Rutskoi annesinin Yahudi olduğunu açıkladı." (Jewish Chronicle, 28 Şubat 1992)
"Yeltsin'in Dış İşleri Bakanı Andrei Kozyrev'in de Yahudi asıllı olduğu söyleniyor." (Mustafa Özcan, Zaman 20 Mart 1993)
Ülke içinde Yahudi lobilerinden bu derecede büyük bir yardım alan Yeltsin, dışarıdan da aynı lobilerin denetiminde çalışan gizli servislerden destek görüyor:

"Amerikan Merkezi Haberalma Teşkilatı CIA'in Başkanı Robert Gates, son yaptığı açıklamada, ülkesinde muhalefet ile başı hayli dertte olan Boris Yeltsin'e destek mesajı gönderdi. Emekli gizli servis elemanları tarafından kurulan derneğin yıllık toplantısına katılan CIA Başkanı Gates, konuşması sırasında, Rusya Devlet Başkanı Boris Yeltsin'in kendisini demokratik reformlara adadığına inandığını ve kısa dönemde Yeltsin'in varlığının Rusya'nın ilerlemesi için 'şart' olduğunu vurguladı.

Gates konuşmasında 'Bence Başkan Yeltsin'in kendisi ülkesinin ilerlemesine ve demokratik reformların uygulanmasına adadığı konusunda kuşkuya gerek yok. Reformlar için Yeltsin şart' dedi. CIA'in patronu Yeltsin'e bir şey olması halinde reform uygulamalarının çok ciddi kesintilere uğrayabileceğini de kaydetti." (Sabah, 17 Kasım 1992)

Rusya'da Mason Atağı​

Sovyetler'de yıllar boyunca masonluğa karşı sahte bir düşmanlık politikası uygulandı. "Totaliter rejimler, diktatörler masonluğa karşıdır" imajının verilmesi için, Sovyetler'deki localar Troçki döneminden itibaren resmen kapatılmaya başlandı. "Resmen" demek gerekir, çünkü Sovyetler'de gerçekte masonik faaliyetler bütün hızıyla sürdürülmüştü.
Rusya'nın kapitalizmle tanışmasıyla birlikte mason locaları faaliyetlerini çok daha açık bir biçimde yürütmeye başladılar. Ardı ardına kurulan localar, tüm Rusya çapında üye artırımı için propagandaya başladılar. Fransız L'Express dergisi "Doğu'nun Masonlarca Fethi" başlıklı sayısında

Rusya'daki masonik faaliyetleri şöyle anlatır:​

"28 Nisan 1991'de kesin bir gizlilik içinde Kuzey Yıldızı Locası ilk toplantısını gerçekleştirdi. Nerede mi? Moskova civarında, ahşap bir evde. Daha sonra sessiz bir şekilde Novikov Locası kuruldu. GLF (Fransız Büyük Locası) kendi duvarları arasında Pouchkine adlı bir slav locasını barındırmaktadır. 18 Ağustos 1991'de Pouchkine Locasının Üstad-ı azamı ve 6 arkadaşı Moskova'ya geldiler. Üstad doğduğu kent olan Odessa'yı 1922 yılında terk etmişti. Bagajlarında tören malzemeleri vardı: kılıçlar, gönyeler, önlükler… "Daha sonra ilginç bir bilgi veriliyor. Gorbaçov'u indiren göstermelik darbe masonların gelişinin ertesi günü gerçekleşiyor: "19'unda da darbe oldu." (L'Express, 17 Ocak 1992)
Kuzey Yıldızı Locası bütün Rusya'da propaganda yoluyla yeni masonlar arıyor:
"Kuzey Yıldızı Locası'nın üstad-ı azamı şöyle diyor: 'Büyük bir kendini yenileme çabamız var. Reklamlar aracılığıyla…' Geçen sene Rusça yayın yapan Liberty Radyosu 2 saatini masonluğa ayırdı. Fransa Büyük Locası'ndan cevap alarak pek çok mektup geldi. Vilnias'dan, Bakü'den, Kiev'den 'özgürlük, eşitlik, kardeşlik' gibi kelimelerle dolu Fransızca mektuplar. Adaylar hakkında Fransız Büyük Locası (GO) cevap olarak 'onları temasa geçirin' der. Sonra dosyaları 'Kuzey Yıldızı'na yeniden yollarlar. Eski imparatorluğa doğru." (L'Express, 17 Ocak 1992)
Masonların gücü ise oldukça büyük. Rus gazetelerinin bildirdiğine göre bu güç, devlet adamlarını hatta Yeltsin'i kontrol edebilecek durumda:
"Moskova gazeteleri (La Resurrection Russe, Le Jour, La Voix de Touchino), Saint Petersburg gazeteleri (Affaire Russe, Les Teres Russe) sesleniyorlar: 'Masonların etki alanları Yeltsin'i, Gavril Popov'u (Moskova Belediye Başkanı), Lakoklev'i (Gorbaçov'un danışmanı) de içine alıyor. P2 teröristleri geri döndüler." (L'Express, 17 Ocak 1992)

Rus Kapitalizminin Garip Sosyetesi​

Rusya'da gittikçe gelişen bir mutlu azınlık sınıfı var. Bunların kazandığı olağanüstü serveti ise, bir Rus sosyoloğu Amerikalı Yahudi banker ailesi

Rockefeller'e benzetiyor​

"Rusya, giderek iki ayrı ülkeye, iki ayrı topluma bölünüyor. Bir yanda geçiş dönemi ekonomisinden büyük vurgunlar vuran Mercedes-Benz'li, BMW'li küçük bir azınlık, diğer yanda sabah akşam patates yiyen, bir gece kulübünün üyelik aidatı olan 40 bin rubleyi bir yılda ancak kazanan çoğunluk. Bir Sovyet sosyoloğunun dediğine göre, bu, Amerika'nın 20. yüzyılın başlarında durumunu andırıyor: 'Sermaye birikimine giden her yol mübah…'

Bir sosyolog olan Mikhail Gavlin, Rusya'nın içinde bulunduğu ekonomik durumu Herald Tribune gazetesine şöyle değerlendiriyor: 'Bugün Rusya'da yaşadığımız şey, sermaye birikimine giden her yol mübah görülür. Biraz Amerika'nın 20. yüzyılın başlarındaki durumunu andırıyor. Rockefeller ailesinin de dişinden tırnağından artırarak, ter dökerek para kazandığını sanmıyorum…" (Panorama, 18 Ekim 1992)
Gerçekten de Rusya'nın önde gelenlerinin bir kısmı Rockefeller'lara çok benzemektedir. Bu çevrenin, İsrail'in kuruluşunu anmak için düzenlediği kutlama söz konusu kişilerin kimliği hakkında ilginç bilgiler vermektedir:

"İsrail'in Moskova'daki temsilcisi Arye Levin 10 Mayıs günü Moskova'nın en lüks otellerinden birinde İsrail'in kuruluşunun kırkbirinci yıldönümünü kutlama daveti düzenledi. Ardından 600 kadar Yahudinin katıldığı Moskova'daki yeni Yahudi Kültür Merkezi'nde yaptığı konuşmasında heyecan verici bir gün yaşadıklarını ifade etti. Otelin salonunda tertiplenen davete pek çok yarı resmi ve üst düzey Sovyet makamları ile Moskova sosyetesinden birçok tanınmış şahsiyetin davete katıldığı dikkati çekti. Yabancı elçilerin ve alt düzey Rus diplomatik erkanın katıldığı davetlileri Levin 'Moskova sosyetesinin kreması' olarak niteledi." (Şalom, 24 Mayıs 1989)

Rusya'daki, Yahudi finansörlerin kontrolü açıkça ortadadır. Yeltsin'in ekonomik danışmanlığını da yapan bu Yahudi kapitalistler, Rusya'nın istenen çizgiye gelmesinde önemli rol oynamışlardır:

"Moskova'nın yeni finans liderleri Yegeny Kissin'in, Rus Döviz Bankası'nın Başkanı olarak atanması, ülkenin ekonomik ve politik yeniden yapılanmasında genç Yahudilerin önde bir rol oynamaya başlamasının en son örneği, 30 yaşında bir maliyeci olan Ksisin, Sovyetler Birliği'nin ve Sovyet Yabancı (yurt dışı) Döviz Bankası'nın çökmesinin ardından, yabancı döviz piyasasındaki bir boşluğu bekledikten sonra bankadaki görevini aldı. Kendisi de bir Yahudi olan Lev Wemberg ülkenin önde gelen iş adamlarından biri olma pozisyonunu güçlendirerek, Rus İmalatçılar Birliği'nin Başkanı olarak seçildi. Hem Wemberg hem de önemli bir iş adamı olan Konstantin Bozovay, Başkan Yeltsin'in ekonomik danışmanları olarak görev yapıyorlar. Uzun süreden beri ilk kez bir Yahudi, Moskova'nın yönetiminde baskın bir role sahip oldu. Bu kişi 36 yaşındaki, Demokratik Parti lideri ve Moskova Valisi baş asistanı olan İlya Zoslovsky'dir. Zoslovsky, Moskova'nın ilçelerinden birine, 1986'da Belediye Başkanı olarak demokratik yolla seçilen ilk Yahudidir. Kendisi Yahudi Komünal Kurumları ile yakın ilişkiler içindedir." (Jewish Chronicle, 7 Şubat 1992)

Yeltsin'in "Kapitalist" Rusya'sı​

Yeltsin'in iktidara geçmesi ile birlikte Rusya, "söz verdiği gibi" her geçen gün daha da kapitalistleşmeye başladı. Çığ gibi büyüyen fuhuş, pornografi, uyuşturucu, şiddet ve cinsel sapıklık, içki ve kumar Rusya'yı yeni dünya düzenine entegre hale getirdi. Aslında bu, Marx'ın hedef gösterdiği 'komünal topluma' ulaşmak için çok daha kestirme bir yöntemdi. Lenin'in izlediği yöntemin daha farklısıydı, ama ulaşılan hedef aynıydı.
Bu gerçek masonlarca da gayet iyi hesaplanmaktadır. Ünlü gazeteci Çetin Altan kendisiyle yapılan bir röportajda Marxizm'in en önemli yönünün materyalist düşünce yapısı olduğunu ve bu düşüncenin asla ölmeyeceğini, ancak şekil değiştireceğini şöyle ifade etmiştir:
"Marxizm, politikayı çok aşan bir dünya görüşüdür, düşünce sistemidir. Politika bir gün demode olacaktır, sınıflarla birlikte, yönetici-yönetilen ilişkilerinin de son bulmasıyla birlikte ortadan kalkacaktır. Ama Marxizm bitmeyecektir. Belki gözden geçirilecek, aşılacak, yenilenecek ama geçerliliğini koruyacaktır." (2000'e Doğru, 18-24 Ekim 1987)

Yeltsin ile Rusya'ya yerleşen kapitalizm, bugün Rusya'yı büyük bir çöküntünün içine çekmiş durumdadır. Kapitalizmin ahlaksızlığı teşvik eden pek çok özelliği, Rusya'da artık çok yaygın olarak gözlemlenmektedir. Masonluğun yanı sıra fuhuş, uyuşturucu, cinsi sapıklık, anarşi, mafya gibi "kapitalist imkanlar" Rus halkı arasında yaygınlaşmıştır:

"Birkaç Pfenning için satılan kızlar, yerlerde yatan sarhoşlar, yemek arayan çocuklar… daha dün sosyalist rejimin hayata hükmettiği yerde bugün bir kaos hakim. Ve 12 milyonluk şehirde insanların günlük yaşamları gittikçe daha perişan oluyor.

Moskova'da ölülerin sayısı gittikçe artıyor. Fakirleşen kiracılar, aileleri tarafından katledilen çocuklar, uyuşturucudan ölenler, mafya tarafından katledilen masumlar. Her yıl zor kullanmaktan meydana gelen ölümlerin sayısı %20 artıyor. Uyuşturucu her yere yayılmış. Marihuana ve Opium (Kolchosmalit)… bulunuyor. Yalnızca bu iki ay içinde uyuşturucu işi %300 artmış durumda. Mezar işleri çok pahalı olduğu için ölüleri akrabaları bile gelip almıyor. Moskova bir insan yiyicisi, zayıf olan yok oluyor. Her Moskovalı'ya yılda 129,8 kg. zararlı madde düşüyor. Şehir civarında 11 Atom reaktörü var ve 700 radyoaktif bölge var. Her üç Moskovalı çocuktan ikisi hasta olarak dünyaya geliyor.
İlkokul çağındaki çocuklar çalışıp para kazanıyorlar. Günde 100 Ruble kazanıp bir kısmını mafyaya veriyorlar, kalanla ailelerini besliyorlar. Şehirde hiçbir sınır yok, ahlak yok. Gazetelerde ilanlar şöyle: Her yaştaki kadınla seks yapabilirsiniz." (Stern, 1 Temmuz 1992)
Komünist rejimin ardında bıraktığı bu korkunç manzara, insanlara bir kez daha din ahlakından uzak toplumların içine düşecekleri durumu göstermesi açısından ibret vericidir.

"Kapitalizm"in Rusya'ya Yeni Bir Hediyesi Daha Var: Mafya​

"Mafyanın hakimiyetinin giderek arttığı ve suç örgütlerinin yaygınlaştığı Rusya'da hükümete el atan ve çileli Rus halkının günlük yaşamını cehenneme çeviren gangsterler, büyük kentlerde dehşet saçıyor. St.Petersburg gibi büyük kentlerin sokaklarında 'mafya' konuşuluyor. Sorun içten içe büyüyor ve bütün ülkeye yayılıyor. İç İşleri Bakanlığı yetkilileri, ülkedeki gangster çetelerinin sayısının neredeyse 3 bine ulaştığını belirtiyorlar. Halkın korku içinde yaşamasına neden olan bu silahlı kişiler, milyonlarca dolar gasp ediyor, uyuşturucu ve silah ticareti yapıyorlar. Aralarında yasal olmayan yollardan milyarlarca dolarlık hammadde ihraç edenler de var." (Milliyet Gazetesi, 30 Eylül 1992)
Günümüzde Rusya'da çok dikkat çeken olaylardan birisi de pek çok eski komünistin, kapitalizmin en ateşli savunucuları haline gelmiş olmasıdır. Artık üstlendikleri görevleri ise "bir dogmanın yerine bir başkasını getirmektir":
"Bir zamanlar, Parti'nin başlıca propaganda organlarından 'Komünist'in Yayın Yönetmeni olan Igor Gaydar, ultra liberalizmin en ateşli savunucularından biri haline geliyor. Bir dogmanın yerini bir başka dogma alıyor, toplumsal gerçeklik, duruma göre, ya propagandanın ya da resmi istatistiklerin kıskacında yok oluyor." (EP. 24-31 Ocak 1993)
Ahmet Altan ise, Rusya'daki kapitalistleşme sürecini şöyle yorumlamaktadır:
"Marx ölmedi. Onun öngördükleri gerçekleşiyor bugün… Ama onun tahmin ettiği yoldan başka bir yolla gerçekleşiyor. Tek tek devrimlerin yapılacağı çağ kapanıyor…" (Hürriyet Gazetesi, 6 Kasım 1989)

'Stepne Rejim', İslam'a Karşı El Altında​

Tüm bu yaşananlar, elbette Leninist-Stalinist yöntemlerin rafa kaldırıldığı anlamına gelmemektedir. Kapitalizmin alternatifi, sistem-içi muhalefeti olarak ortaya atılan bu ideoloji, belli bir amaç doğrultusunda gündemde tutulmaya devam edilmektedir.
Yeltsin'in "reform"ları halkın önemli bir bölümünden tepki görmesine rağmen ısrarla uygulanmaktadır. Yeltsin'in Rusya'yı "ahlaksızlaştırdığını" düşünen, Rus halkının bu bölümü de yine -belli çevreler tarafından- hemen sistem-içi muhalefetin içine alınmaktadır. Bir kısım lobilerin, CIA'in finanse edip desteklediği Yeltsin'in karşısında yine, benzer odaklardan güç alan komünist muhalefet yer almaktadır. Böylece kontrol dışı bir tepkinin gelişmesi de önlenmiş olmaktadır.

Komünizm en büyük görevini İslam'a karşı uygulamaktadır. Sosyal adalet, eşitlik gibi yalnızca din ahlakı ile elde edilebilecek insancıl değerlerin sözde savunuculuğunu yapan bu rejim, İslam ahlakının güçlenmesi tehlikesine karşı gündemde tutulmaya devam edilmektedir. Tacikistan bunun bir örneğidir. Kapitalist yapıyı kabul etmeyen buradaki toplum için, İslam yerine sahte anti-kapitalist rejim uygun görülmüş ve zorla da olsa kabul ettirilmiştir. "Üçüncü dünya", komünizmin en çok gündemde tutulduğu bölgelerden bir diğeridir. Burada doğal olarak "emperyalizm"e tepki duyan toplamlara çözüm olarak yine bu sistem-içi muhalefet rejimi sunulmaktadır. Böylece bu ülkelerin halklarının da emperyalizmin dışına çıkmaları engellenmektedir. Bu ülkelerin önemli bir bölümünde yerleşebilecek potansiyeli olan İslam ahlakı da, bu şekilde durdurulmaya çalışılmaktadır. Bu, sistem dışı bir muhalefettir çünkü.

Arap dünyasında da uzun bir süre İslam'a alternatif olarak sosyalizm-komünizm körüklenmiştir. Nasır ve benzerleri, İsrail yayılmacılığına karşı Araplara, sosyalist-ırkçı bir ideoloji önermişlerdir. Bununla ne sonuç elde ettikleri ise ortadadır…
Ve komünizm, bir "stepne rejim" olarak dünyanın hemen her yerinde el altında bulundurulmaktadır. Komünizme safça inanmış olan milyonlar ise farkında olmadan, onların deyimiyle "burjuvazi"nin kendilerine hazırladığı sistemin içinde kalmaktadırlar. Kilit noktadaki bazı liderlerden dışında çoğu emperyalizmle, masonlukla, sömürüyle savaştığını zannetmekte ve kimi zaman bunun için masum insanları dahi öldürebilmektedirler.
Siyonizmin de kullanmak için elde tuttuğu değişik kanallar vardır.

"New York komünist gazetesi, The Daily Worker'a CIA yıllar boyunca para yardımında bulunmuştur. Worker'da çalışanların ise bu yardımdan haberi yoktur." (CIA, The Cult of Intelligence, Victor Marchetti, John D. Marx. sf.167)
CIA'in 68 yılıyla özdeşleşmiş sosyalist hareket içindeki rolü de ilginçtir. Hareketin lideri Herbert Marcuse, CIA ajanı olarak bilinmektedir:
"… Marcuse, Frankfurt Okulu'nu Amerika'ya taşımış ve başlangıçta Amerikan Askeri İstihbaratı adına, daha sonra da CIA adına bilimsel çalışmalarını sürdürmüş ve 'Tek Boyutlu Adam', 'Marxizm ve İhtilal' vb yapıtlarda bireysel terörizmi kutsamıştır. Marcuse'un önerileri dünya gençliğini etkiledi ve onların eyleme itilmesinde etken oldu. Nitekim 1969'da Paris'te ayaklanan gençlik 3 M'den oluşan pankartlar taşıyordu: Marx, Mao, Marcuse… Yani sol iki kuramcı ve uygulamacının yanında bir de CIA ajanı, sol kuramcı olarak benimsenmişti." (Özel Savaş Terör ve Kontrgerilla, Talat Turhan, sf.132)

Marx'dan ve Rus Devrimi'nden bu yana komünizmin finansörleri olan bazı sermayedarlar, bu yapay rejimi ayakta tutmaya devam etmektedirler. Komünistlerin belki de en büyük düşmanı ve burjuvazinin simgesi olarak gördükleri ABD'li sermayedar Rockefeller, gerçekte bu kontrollü muhalefet rejimini destekleyenlerden biridir:

"Birçok Amerikalı, Rockefeller kuruluşlarının dünyanın birçok yerinde kendini çekinmeden komünist organizasyonları finanse etmeye adamasına anlam veremez." (The World Order, A Study in Hegemony of Parasitism, Eustace Mullins, sf. 51)
 
Üst Alt