Gastrit

Merhaba

Hava değişikliği canlıları o kadar etkiliyor ki ben yaylaya mı gittim, yayla mı bana geldi iki gündür ne olduğunu doğrusu anlayamadım. Bir karın ağrısı, bir burgun.. Derken çırçır olmuşum iyi mi?

Beden biraz da şişman ya bu cırcır bana bir yandan da iyi gelir diye düşünüyorum. Hani belki biraz eririm. İnsan bazen bağırsaklarının temizlenmesini de istiyor. Gaz sıkışması, bağırsaklardaki ani hareket göbekten aşağımda sanki savaş alanı.. Patlamalar, gürültü, patırtı arada bir sancı

Lakin devamlı da olunca insan gayri ihtiyari çekiniyor. Acaba yediğim içtiğim gıdalardan bir mikrop mu geçti? Bu cırcır neyin nesidir, insan kendi kendine endişeye düşüyor. Geçmesini bekledim bir gün.

Geçmedi. Afakanlar, karabasanlarla sabahı sabah ettim.
Yakınımda araba kullanacak kimse de yok. Kalkıp doktora gitsem, adam cırcırdan da doktora mı gidermiş diyecekler sanki..Hayli takatsiz kalmıştım. Bir yandan da ürperti ve titreme. Bu kez aspirin ile kola keser diye düşündüm. İçtim. Sonuçta değişen bir şey yok. Dostum patates haşla bir iki tane de ye, dedi. Geçirir. Yedim patatesleri de!

İnce bağırsaklar ile kalın bağırsaklar arasındaki meydan muharebesi geçmişti, ama ishal devam ediyordu. V.C ye gide gele takatsiz düşmeye başladım. Dediler ki şekerli kahve iyi gelir. Onu da yaptırıp içtim, hava. Demli çay, bak bu da iyi dediler. Tavşankanı sırf dem içtim, cırcırın bana mısın dediği yoktu.

Sanki yıllardır süregelen pkk ile hükümet güçlerinin bitmez tükenmez çatışması gibi şiddetli eylem ve patlamalar sürüp gidiyordu. Kuşluğa doğru geçmiş, bedenim sakinleşmişti. İlçeye gittim. Bir hayli dolaştım, etim. Belki de üşütme filandır diye gittim eczaneden bir ishal ilacı ile soğuk algınlığı ilacı aldım. Demli çayla içtim. Sanırım sulh sağlanmıştı.

Akşam olsun geceden olsun hafif bir halsizlik dışında herhangi bir rahatsızlık vermemişti. Atlattım şükür deyip sütlü yağlı gıdalardan uzak durmaya bakıyorum. Sabah erkende sıkışarak uyandım. Tabi doğruca kenefe.. Vay anasını, kapıda bekleyip duruyormuş

İçim dışıma çıktı. Öleceğim sandım. Ayağa zor doğrularak doğruca ilçeye doktora gitmem gerekti. Bu ara annemin de kontrol günüymüş, onu da götürmem gerekti. Hatun çayı demlemiş, basit bir kahvaltı hazırlamıştı. Bir iki bardak çaydan sonra doğruca ilçe hastanesindeydik.

Yıllar olmuştu bu hastaneye gelmeyeli. Şeklini şemalını unutmuşum. Çocukluğumda gördüğüm gencecik çam fidanları, çınarlar devasa büyümüş, diplerine konan oturma bankları insan doluydu. Hava güneşli ve açık olmasına rağmen buz gibi serindi. İnsan bu ağaçların altında üşüyordu. Nerede ne var ilk yapacağımız şey ne ise ona başlamalıydık. Polis elbiseli genç ve güzel bayan şaşkınlığımızı anlamış olmalı ki amacımızı sordu.

Dik merdivenlerden yukarıyı işaret etti.
Ben altmışlık delikanlı neyse ney ama yetmiş, seksenlik delikanlılar için burayı çıkıp da kaydolup sıra almak bir hayli zordu. Nefes nefese kalışımı saymazsanız bir koşuda onca merdiveni (!) çıkıvermişim.

Meramımızı genç bir bayana anlattım.
Annemin doktoru ağzına kadar doluymuş. Kızım bu seksenlik genç kızı da alıversin, bu gün için zaten kontrolü var hele bir bakıver. Ihı. olmaz amca! Yarına! dedi. Kesti attı kız. Sözde akrabamız olan bir doktor varmış. Dâhiliye uzmanı. Adı var ama kendisini bakalım bulabilecek miyiz? Randevuyu ondan aldım. Adamın muayenehanesi aşağıda, geldiğimiz yerde. Bu iyiydi işte. Çıktık ya kayıt için, inmesi basit olur (!) aşağıya. Bizimkilere durun siz dedim. Bu bank harika.. Her yeri de seyrediyorsunuz. Siz oturun burada, ben bir bakıp geleyim sıraya.

Eski bir bina. Bir zamanlar harika bir hastaneymiş. Şimdi labirent gibi. Işıklı panolar da koymuşlar. Sırası gelenin ismi orada görünüyor. Hey gidi gözünü sevdiğimin uygar dünyası hey! Çağ atlama buna denir işte. Daracık bir koridor, sandalyeler delirmesin diye tam ortalarından delik delerek uzun demirle bağlamışlar, hastaların ağır olanları buralara oturmakta. Hafif olanları ise ayakta kaşık kalıbı zoraki nefes alınacak bir koğuşta lembirlep! Doktor tabelaları da ışıklı.. Bu daha güzel..Hava açık günlük güneşlik ama her yer gece gibi lamba yanmakta. Yanmasa olmaz.

Uzun ince bir yoldayım, gidiyorum gündüz gece. Gide gide sona dayandım. Sağa baktım, aha benim doktor. Saat dokuz buçuk. Tabelaya baktım 17. Sıra gelmiş. Herifçioğlu eli boya sopalı çoban gibi 17 hastaya bakıvermişti.

Etrafa bakındım.
Bir sürü insan. Dertli olan, derman arayan zavallı köylüler..
Karşımda bir bayan tahta bölme ile içe ayrılan odada. Gelenlerin ellerine bir şeyler verip gönderiyor. Dikkatimi çekmemişti ne verip vermediği konusunda. Az bekledim. Bizim doktor dediğim gibi bir boyacıydı sanki,. Geleni anında boyalayıp salıyordu. Eyvah dedim içimden. Yanlış adama geldik. Bir yanım da doktor doktordur diyordu. Onca yıl okudu, üfledi, devletin parasını harcayarak bu mevkiye geldi! Ebette vardır bir bildiği.

Her şeye de çıkından bakma dedim. Bu hususta kendi kendime de kızdım hani. 22 ye geliverdi sıra. Dedim hasta mı gelmiyor da bu kadar seri gidiyor muayene. Baktım hasta da giriyor. Doktor da içeride.. Ama demek ki adam bir bakışta (!)hastanın derdinden anlıyor. Olur, mu olur. Dışarıya çıktım. Bir sigara içtim. Tekrar geriye geldim, muayene sırası 36 olmuş. Vay anam be!! Ben hayatımda bu kadar süratli muayene eden bir doktor görmedim..Bravo.. İşte burada var maşallah(!) maşallah! Neyse dağ dağa kavuşmaz, insan insana kavuşurmuş.

Biz de kavuşacağız herhalde bu gidişle.
Nerde böyle bir aksilik, eksiklik, uyuzluk varsa da zaten beni arar bulur. Uzatmayayım, dışarıya çıktım bizimkileri çağırdım. Otuz, kırk metre yeri iki defa gidip gelesiye anında ismim lambada yandı. Aha ben buradayım demeden 40.sıradaki bir bayanın ismi de yandı. Ben içeriye girdim, bayan benden özce sırayı alıverdi. Olsun dedim. Bayanlara hürmettir. Ama göçmen kılıklı sarı doktor bana ters ters bakıyordu. Soracak anlamıştım senin ne işin var burada diye. Kadın derdini makineli tüfek gibi doktora anlatıyor. Ama doktorun onu dinlediği yok derdi bende?

Siz sıranızı beklesenize beyefendi?
Al da bozdur artık.

Doktor bey. Ben sıramdayım ama bu bayan sırasını şaşırdı efendim. Ben ondan önceyim. Önemi yok siz ona bakın önce dedim. Adam bana bile bakmadan yardımcısı kıza bir şeyler söyleyerek hasta kaydına bir şeyler dikte ettirtti. Kadını doğru dürüst dinlemeden ve reçetesine hiçbir şey yazmadan postaladı. Bu ara annemi de içeriye almıştım. Her ikimiz de size muayeneye geldik Özkara Bey dedim. Babamın da doktoruymuşsunuz. Ama o öldü biliyorsunuz! Annem hemen atıldı. Bu doktur bizim akrabamız oğlum!

Doktor duymamıştı bile.
Bana: Neyin var dedi. Durumumu anlattım. Yat dedi kapalı kanepeye. Aç karnını.

Göbekten aşağıları kulaklığı koyarak dinledi. Kalp yukarıdaydı ama (!) benim kalp galiba aşağılarda olabilirdi.) Bağırsak hareketlerini dinleyecek anladım. Bir, iki.. Kulaklık almacını iki yere dokundurmayla anlamıştı (!) bizim doktor. Yerine oturdu. Sekreter kıza Gastrit dedi. Hocam diye atıldım. Bu bir dizanteri türü olabilir, virüs olabilir gaitan testi falan..

Tamam dedi .Seni laboratuara gönderiyorum!
Annemin de aynı yere uzanmasını ve karnını açmasını söyledi. Kadıncağızı kanepeye yatırdım, doktor geldi. Kuş bakışı baktı. Geriye sandalyesine oturdu. Her ikisine de kan testi Dedi. Bize aç mısın tok musun diyen olmadı. Oysa kan testi aç karına yapıldığını biliyorum. Neyse adam doktor vardır bir bildiği. Yöreye yabancıyız ya. Laboratuara diyen kıza, kızım bize kısacık yardımcı olur musun? Laboratuar nerede?

Tam karşıda amca dedi. Teşekkür edip laboratuarı bulduk. Bir sürü insan kan aldırıyor, idrar ve gaitan testi veriyordu. Orada da kuyruk oluşmuş. Ama biz bunun farkında değildik, birisi bize sıraya girmemizi ve ellerimizin boş olması nedeni ile hani amca şişeleriniz, aha şuradan alacaksınız dedi. Anneme sen sıraya dur, ben şişeleri alıp geleyim. Allah aşkına şu ilerlemeye bakar mısınız? Oraya bile anında ismimiz yazılmış, ne verilip alınacağı belli çok harika bir gelişme. Düzgün giyimli sarı saçlı mavi gözlü bir bayan tam bir cumhuriyet kadınıydı. Tahlil sonuçlarını alıp alamayacağını, nerden alacağını sordu.

Bu ara sofu kafalı iki bayan yaklaştı. Suratı asık memur güneşte kalmış tarhana gibi dudaklarını yaydı ve efendim, hoş geldiniz dedi. Nasılsınız. Eşiniz nasıllar. Hım, hatırlı birisinin karısıydı anlaşılan gelen bayan. Kulak verdim istemeden. Kadının kocası komisermiş. Ona tüm detaylar ile yapılacak işlemleri bir güzel anlatan memure asri olan bayanı baştan savıvermişti.

İşte dedim içimden. Yeni çağ ile eski çağın yer değişimi tüm gerçeği ile ortadaydı.

Yeni gelen genç kuşaklar ve çağdaş kadınlar kendilerine verilen hakları savsaklar, sahiplenmezlerse elbette güya kendileri öteden beri horlanıp, dışlandıklarını sanan okumayan, kendi kafalarını çalıştırmayan, başkalarının söylem ve buyrukları ile hareket eden biçare, zavallı ve cahil, sözde dini ağırlığı fazla olan süs düşkünü kadınlarımız hep aynı yönde gidecekler. Böylece sanki yeni bir bahar, ya da tarih bir tekerrürdür sözü gerçekleşmiş oluyor gibi elbette her şey ortaya çıkacak ve kendilerini erkeklerin bir hediyesi, tarlası, süs eşyası gibi görecekler, başkaları tarafından idrak dışı uygulamalar yalancı zaferlerle ortada böylece sergilenecekti.

Tüm bunları kimse değil bizim kadınlarımız kendi aralarında yaratıyorlardı. Zira medeni kanunu onca gelişmeye, bilgi çağına girmemize rağmen asla takan yoktu. Oysa 1934 yılında en güzel hakkı kadınlarımız almıştır. Bunu da onlara veren Cumhuriyetimizin kurucusu yüce insan Atatürk olmuştu.

Hak daima sahiplenebilenindir.

Neyse. Memure anında benim ve annemin isimlerini bularak iki şişe anneme, bir şişe bana ve ayrıca iki plastik kap verdi. Birisi idrar, diğeri de gaitan testi. Gaitan olan benimdi. Yüzüme gülerek karıştırma ha amca dedi kız.

Önce kanlarımızı sonra da diğerlerini vereceğiz. Annemi beklemek zorundayım. Onun işi bitince ben de gidip gaitan işini göreceğim.

Allahım, olamaz böyle bir şey! Ihıla, tısıla yok, yok anasını satayım, yok! Memişhaneye kapandım kaldım. Kara kara düşünüyorum. Nemenem şeyse iki gündür cırcır durmayan meret, bu gün bir sıkımcık çıkmıyor. Beni utandırdı, yerin dibine geçirdi. Yapmalıydım! Tahlil sonucunu mutlaka almalıyım. Ha bakam de bakam yok. Canına yandığım cırcırı doktordan korkmuştu anlaşılan.

Dışarıya çıktım. Annemi de alıp saat 13 30 u bekleyeceğiz. Neticeler ve reçete o zaman veriliyor. Su içiyorum bol bol hani yukarıdan tazyik yapsın da ben de şu gaitanı.. Yok. Kökten kesildi mübarek. Yürüdüm hayli. Yokuş çıktım, engin indim. Girdim memişhaneye yok. Yok, oldu mübarek. Güzel bir yemek yedik ailecek. Plastik cebimde hani gelir melirse aniden.

Annemleri koyu gölgelikli bir banka bırakarak tekrar hastane tuvaletine geldim. Saat 13 olmuştu. Yok, olmuştu bizim cırcır. Biliyor musunuz bir bakıma bu iyiye işaretti. Aldığım ilaçlar galiba yenice tesirini göstermişti. Her şeyi doktordan beklemek gibi bir alışkanlığım yoktu. Kendi sağlığım için o kadar bilgiyi derliyor ve kendimi koruyordum. Ama aciz kalındığı zaman da mutlaka doktora gidileceğini de biliyordum.

Saat gelmiş, doktor odasına dalmıştı. Kapıda biriken onca hasta aniden kapıya yığıldı. İçeriden doktor ekranda eski numaranıza göre çağıracağız.

Bekleyiniz!dedi.

Bir iki dakikaya nihayet sıra bana geldi. Verileri hazırlayan sekreter doktora uzattı. Oysa ilaçlar çoktan yazılmıştı. Gaitan testinden filan söz eden yoktu. Oysa ben bu test için ölüp bitmiş, doktor bu teste göre hareket edecek diye kendi kendimi yemiştim. Adam reçeteleri sabahtan yazmıştı. Annemin tahlillerini de hatırlatınca anında onlar da hazırlandı. İlaçlar yine aynı, sabahtan yapılmış, tahliller sanki boşu boşuna yapılmıştı.

Kadıncağız iştahsızlıktan şikâyet etmiş, doktor ise ona mide gastriti için ilaçlar yazmıştı.

Hastası ile konuşmayan, ona kulak vermeyen, bir cümle ile gastrit deyip yanlış ilaç yazan bir doktor elbette babamı da öldürür bir başkasını da öldürürdü.
Burnu yere düşse almayacak insanlardan doktor olsa ne olur, paşa olsa ne olur, başkan olsa ne olur allasen!

toplumsalbilinc.org
 
Üst Alt