• Hoşgeldin ziyaretçi , forumdan daha fazla yararlanmak için buradan üye olunuz...

Futbol ve Felsefe

  • Konbuyu başlatan mopsy
  • Başlangıç tarihi
  • Cevaplar 0
  • Görüntüleme 2K

Okunuyor :
Futbol ve Felsefe

mopsy

Emektar
Üye
Merhaba

Futbol ve Felsefe Üzerine Birkaç Söz

Anamalcılık, 3 F, Erk ve Düşünür

Anamalcılığın yeryuvarı kuşattığı, yayılmacılığını ve sömürücülüğünü insanlığa dayattığı bir çağda, uyuşturucu listesinin başını yine futbol çekmekte. İngiliz oyunu Amerikan futbolunu bastırmış olsa da, Amerikan yayılmacılığı İngiliz, Fransız, Alman, İtalyan, İspanyol demeden, tüm dünyayı tekeline almış durumda. Eşdeyişle, maç, tek kale; Amerika-ötekiler karşılaşması/maçı. Şimdilik hükmen yenilmeler söz konusu; sahadan çekilmeler ve sahaya çıkmamalar. Seyirci (az-çok), stad (çamur-çim), krampon (ağaç-metal çivi), top (naylon-deri)... sorunları / kaçış nedenleri. Oyunda / sahada (Hamletçe) olmak ya da olmamak olgusu. Yaşamak ya da ölmek denli keskin bir konum; bir de ölgünlük... Ne var ki sürüyor maç: Sahada ya da saha dışında...

ABD güdümlü buyurgan/diktatör Salazarın Portekizindeüç güç/uyuşturucu dendiğinde, 3 F gelirmiş usa: Fiesta, Fado ve Futbol. İnsandan yana bir siyasa, yaşamdan yana bir dinlence/eğlence ne denli gerekliyse, bir beden varlığı da olan insan için spor, o denli gereklidir. Oysa söz konusu üç olgu insandan ve yaşamdan yana olmak yerine, amaç için her şeyi araç kılmaya yönelik bir sömürü söylemini gelirtirmiştir. Eşdeyişle, her şeyin biricik vargısı erk olmuştur.

İnsanın tarihsel süreci irdelendiğinde, insanca bir yaşamı ereklemekten çok, gücü, yönetimi, ekonomiyi, ekini elde tutma ve bunun sonucunda varsıllaşma istencinin öne çıkarıldığıyla karşılaşılmaktadır. Halkın türesi, tüzesi, mutluluğu için değil de, tek yöneticinin ya da yönetenler öbeğinin mutluluğu için siyasalar oluşturulmuş ve yaşama geçilmiştir. Topraksoylusu konumundan kentsoylusu konumuna dönüşen erke, bunun için ün, para, konum olgularından yararlandığı denli, ekin, din gibi değerler dizgesinden yararlanmayı da göz ardı etmemiştir. Erk olabilmek ve erki yitirmemek için her türlü baskı, dayatma, kıyınç/yılgı ortamını ve de aracını uygulamaktan çekinmeyen, dahası, bunu düşüncelerine uyduran nice prense, hakana krala, hükümdara, padişaha... denk gelinmiştir. Sömürüye, yayılmacılığa, anamalcılığa karşı koyan, insanı ve yaşamı savunan, erkle sürekli çatışan ve bu çatışmaların sonucunda acılı bir yaşamı süren, kıyınç gören, topraklarından uzaklaştırılan/sürgüne gönderilen, dışlanan; iple, giyotinle, silahla... öldürülen nice filozofun/düşünürün de varlığına tanık olmuştur tarih...

Felsefe ya da Bilgidostluğu

Philosophianın, eşdeyişle Bilgidostluğunun (philo: dost, sevgi; sophia: bilgi) ad babası düşünür Pythagorastır (M. Ö. 580-500). Düşünür ya da filozof da, bilgisever, bilgidostu anl***** gelmektedir ki, bu da bilginin ardına düşmeyi, aramayı, irdelemeyi/incelemeyi, soru sorarak yolda olmayı içermektedir; bilgeliği, dahası bilgiçliği değil...

Şimdilerde insandan yana neden söz açıyorsak, yüz yıllar boyunca kelle koltukta yaşayan, insanca bir yaşam ve güzel insanlık için felsefe yapmayı yaşam biçimine dönüştüren, bu uğurda acı çeken ve ölen nice düşünürün payındandır: M. Ö. yaşayan ve seslerini/düşüncelerini 21. yüzyıla uzatan Anaximenes, Anaximandros, Herakleitos; Sokrates, Platon, Aristotales...ve M. S. da siyaset, törebilim (ahlak/etik), güzelduyu(estetik/sanat), din, bilim... üzerine felsefe yapan Bacon, Descartes, Locke; Laibniz, Bergson, Spinoza; Kant, Hume, Russell; Kierkegard, Heidegger, Sartre...ın payındandır. Onlara yürek borcumuzu ödeyebilmek, felsefelerini anlamaya çalışmaktan geçse de, savaşan, sömüren, öldüren bir çağda, onlara ve felsefelerine gereken önemi vermediğimiz açık-seçik ortada; felsefeyle yaşamak/yaşatmak varken, felsefeyi yok saymalara, alaysamalara, felsefe yapma! bayağılıklarına yönelim daha da artmaktadır.

Anamalcılığın yayılımcılığı yeryuvarı sarmalarken, salt düşüngüsünü (ideolojisini) dayatmadığı, tutumbilimsel (ekonomik) yapısıyla, ekin anlayışıyla da bunu desteklediği görülmektedir. Değerler dizgesinin günden güne törpülendiği, yozlaştığı şimdilerde, düşünen kafalar yerine, bağlılığını bildiren ve dayatmaya uyan insanlar ve işçi uluslar yaratılmaktadır. Bu bağlamda, sanattan, yazından (edebiyattan), bilimden, felsefeden yana olan ve sorarak, sorgulayarak, eleştirerek yaşayan bireyler yerine, sürü içgüdüsüyle ve yığın anlayışıyla (en fazla karın tokluğuna/ölmemesine) yaşatılan insan toplulukları istenmektedir. Özce, erk olmak ve bunu korumak/kollamak için her şeyin/her yolun geçerli sayıldığı bir düşüngü adına savaşa, açlığa, yayılmacılığa, sömürüye ve ölüme evet! diyen bir anlayış dayatıldı insanlığa... ve şimdilerde, tepkisizliğin ve ölümün/ türünün yokluğunun eşiğinde olan insanlık, her şeye karşın bir başka biçimde de uyutuluyor (belki de, büyük sona doğru kendini avutuyor) ve futbol oynuyor/ futbol izliyor...

Gooolll...

Uyuşturucunun, ten bezirganlığının, silah tecimenliğinin yaygınlaştığı günümüzde, futbolun, bir yalın oyun olmanın ötesinde, kitleleri ardına düşürdüğü, yeşil alanlara çektiği, yandaşlar (taraftarlar) oluşturup, bir güzel de dövüştürdüğü (yaralatıp öldürttüğü) çirkin yüzüne ve gerçeğine, us yitimine ve bilinçdışılığa uğramışlar kör olabilir ancak. Para babalarının klüp yönetimine savaşarak geldiği, trilyonlarca para akıttığı; takımlarına taraftar, stadlarına izleyici çekebilmek için her türlü reklamı yapmaktan çekinmediği bir konuma ulaşan futbolda, ekonomi denli siyasa da günden güne etkin olmakta; sanayicilerin, işadamlarının yanı sıra başbakanların da klüp iyesi olduğuna denk düşülmektedir.

Franconun İspanyasındaki 3 Fden biri olan Fiesta nasıl uykuyu/uyutmayı amaçlıyorsa (Flemenko da salt müziği değil, müzik, içki ve cinsel sömürü yoluyla eğlenceyi, uyutmayı amaçlamaktadır), futbol da, aynı bağlamda, kitlelerin toplumsal, ekonomik, siyasal, ekinsel, sanatsal; özce yaşamsal olgulardan uzak tutulup, bilindik siyasaların sözcülüğüne soyundurulmaktadır. Çocukların ve gençlerin iş/meslek seçimlerinde yarınlara dönük bilimsel ve düşünsel erekler edinmeleri, yeryuvarı güzelleştirecek, daha insanca bir geleceği oluşturmaları amaçlarına yönelik bir eğitim-öğretim kazanmaları yerine, ünü, parayı, konumu öne çıkaran ve kısa zamanda başarıya ulaşacaklarını körükleyen bir anlayış içersinde, futbol ve futbolcu olmaları da özendirilmektedir. Bu bağlamda varsıllık (para), cinsellik (mankenler dünyası), kentsoyluluk (ev, araba, içki, kumar vb.) görüntüleri ve yazıları da görsel ve yazılı (boyalı) basında yer bulmaktadır. Emeksiz kazanıma yönlendirilenler, anamalcı sömürünün ve yayılmacılığın tuzağında önce kendi, zaman içerisinde de toplumlarının geleceklerine tutu (ipotek) koyacaklarının ayırdında olmamaları, futbolla yatıp-futbolla kalkmaları, bu olgunun nasıl da insanların ve toplumların (dahası hemen hemen tüm ülkelerin) ruhuna işlediğinin bir göstergesidir. Oysa, bundan kazançlı çıkanlar, varsıllaşanlar kar-kış, yağmur-çamur, bahar-yaz demeden kentler, dahası ülkeler arasında, üstelik de paralarını, zamanlarını vererek yolcu (ve paralı televizyon yayınlarına üye) olanlar , ölmeye, ölmeye, ölmeye geldik deyip, kimi zaman da ölenler değil, birkaç futbolcu, birkaç futbol klübü üyesi (sahibi)-yöneticisi ve teknik adamının yanı sıra (görünüşte ve söylemde olmasa da ya da karşı olsalar da) anamalcılığı içselleştirmiş siyasalar, siyaset adamları; dahası, voleyi vuran, kendini paralayan futbolcu görünse de, içten içe sevinen, sömüren ve varsıllaşan, Gooolll... diye çığlık çığlığa haykıran erktir.

Bugün Futbol.. ya Yarın?...

İnsan, yeryuvara kendi isteğiyle, seçimiyle, özgür istenciyle (iradesiyle) gelmese de, var olmaktan var oluşa dönüşme sürecinde, ussal dirim (canlı) olduğunun ayırdına varırken, yaşamının anlamını bulmaya çabalar. Ana gereksinimlerini karşılama yol ve yöntemlerini ararken, bir yandan da kendi olmanın ardına düşer. Buna bilinçlenme süreci denir ki, birey olmanın da önkoşuludur. Ne var ki, Rönesansla yeniden doğan insan, sömürüye karşı bayraklaşmışken, şimdilerde yeniden Ortaçağ karanlığına sürüklenmekte ve ölgünleştirilmektedir. Felsefenin insancıl düşüngüleri sunmaya uğraş verdiği erdemli, özgür, mutlu bir yeryuvar özlemi yerine, tekelci anamalcılığın, bir (ya da birkaç) ulus dışında tüm ulusları yok saydığı ve yeryuvar jandarmalığına/erkliğine soyunduğu bir çağda futbol, salt bir spor, bir eğlence/dinlence türü, hoşça zaman değerlendirme biçemi (tarzı) olmaktan çok, bireysel ve kitlesel uyuşturucu konumuna dönüştürülmüştür.

Anamalcılık ve anamalcı düşüngüyü savunanlar, bugün futbol diyor. Yarına kalırlar mı, sav karşısavla bir başka düşüngüye yenilir ve insanlık kurtulur ve geleceğe umutla yönelir mi, yoksa göz göre göre türünün yok oluşuna izleyici kalınır mı, kestirmek güç (değil). Ne var ki, futbol olgusunun işlevinin düşünsel ve düşüngüsel irdelemesinin yapılması yadsınamaz bir gerçek olarak karşımıza dikilmekteyken uyumak ve başka uyuşturuculara gebe kalmak ne ussal, ne insansal, ne de yaşamsaldır.

tan doğan

felsefeekibi.com
 
Üst Alt