• Merhaba Ziyaretçi hoşgeldin! Forumdan daha fazla yararlanmak için buradan kayıt olunuz...

Floransaya öğrenci olarak gitmiştim.

  • Konbuyu başlatan mopsy
  • Başlangıç tarihi
  • Cevaplar 0
  • Görüntüleme 997

mopsy

Emektar
Üye
Tam 22 sene önce Floransaya öğrenci olarak gitmiştim. 1994tü

Daha önce hiçbir kampüs deneyimi olmayan, yatılı okumayı hiç bilmeyen ve bilmek istemeyen bir öğrenci olarak Floransada, kendime yemeden içmeden tasarruf yapıp, biraz şehrin dışında ama pek güzel bir ev kiralamıştım.



Şehir merkezindeki evler dar ve uzun camlı, karanlık ve tavanları gibi fiyatları da yüksek evlerdir. Şehrin dışına çıktıkça yapılar daha modernleşir, evler daha ferahlaşır. Benim evim de, bir odanın balkona açıldığı iki odası olan, güzel banyolu, aydınlık, temizlenince kendini gösteren bir öğrenci için fevkalade bir evdi. Eve varışım akşam saatini bulmuştu. Taksiyi her ihtimale karşı kapının önünde tutuyordum. Kapının dışındaki, parlak, üzerinde bir damla bile toz, leke bulundurmayan pirinç kapı zillerinde bana anahtarı teslim edecek hanımın adını buldum ve çekinerek bir kere çaldığımı hatırlıyorum. Ve hoparlörden Chi e? ( Kim o?) sesi geldi. Ürkek, kendime pek de güvenemediğim İtalyancamla Buona sera, sono Hande, la studentessa turca ( İyi akşamlar, ben Hande, Türk öğrenci.) Ciao cara, arrivo subito merhaba canım, hemen geliyorum.) Demesiyle aşağıya inmesi 3 saniye olan o muhteşem kadınla ilk karşılaştığım anı unutamam. İşte karşımda tüm heybetiyle Signora Giovanna



Giovanna 60 yaşlarında, gri saçlı, hafif topluca, çok hareketli ve hararetli bir İtalyan kadını. Beni kapının ağzında sanki uzaktan evine gelmiş yeğeniymişim gibi sarılarak, yanaklarımı da biraz ıslatarak öptüğünü hatırlıyorum. Çok şaşkındım. Alt tarafı sadece anahtarı teslim alacaktım.

Sonra tüm ev ahalisi aşağıya bavullarıma yardım için indiler.,. Daha sonraki yazılarımda bu muhteşem insanları sizlerle tanıştıracağım. Ama şimdi konuyu çok dağıtmayayım.

Neyse apartman daireme çıktık, anahtarlarımı teslim etti, evin gaz, elektrik sistemlerini bir çırpıda gösterdi ve bana yarım saat içinde hazır olmamı, çünkü o akşam için harika bir dana yanağı hazırladığını ve tüm ailece beni yemekte bekliyor olacaklarını söyledi. Giovanna ve ailesi benim karşı komşum hem de ev sahibimdi. Allahım ne şans! Tabii yarım saatte hazırdım bile. Elim boş gittiğim için biraz mahcup olmuştum ama Kalabalık aileyle, daha sonraları pek çok ünlü şeften yeme şansına nail olsam da, asla Signora Giovannadan yediğim guancia del vitello ( dana yanağı) lezzetini bulamayacağım bu akşam yemeği unutulmazdı. Yemeğin sonunda nezaketen ve de içtenlikle, ertesi günü için, onları, henüz açamadığım bavulumda duran bakır cezvede pişireceğim Türk kahvesi içmeye davet ettim. Onlar bana ben de onlara bayılmıştım. Çook şanslıydım.



O gece heyecandan uyuyamamıştım ve sabah erkenden bavulumda getirdiğim tüm toz bezleri, temizlik malzemeleri ( sanki kıtlık yerine gidiyormuşum gibi anneciğimin yanıma koyduğu) ile zaten bal dök yala temizliğindeki evi bir de kendimce temizlemiştim. Gardırobuma tüm elbiselerimi asmış, evi, banyoyu temizlemiş, balkonumdaki sardunyaları bile sulamıştım. Ve pembe rujunu da sürmüş tatlı Signora ve büyük kızı, psikolog Patrizia bana kahveye geldiler. Henüz Floransaya varalı 1 gün bile olmamıştı ama evime misafir bile gelmişti. İyi ki o evi kiralamıştım. Giovanna içeriye girer girmez elime Chiantiden getirttikleri koyu renkli, hafif acı zeytinyağı şişesini tutuşturdu. Evini temizlediğimi, sardunyalarını da suladığımı gören Signoranın iyice gözüne girmiştim. Hayatlarında ilk defa Türk kahvesi tadacak bu iki tatlı kadınla sohbet o kadar güzeldi ki.. Beni İtalyancam konusunda da çok cesaretlendirmişlerdi. Ve ben kahveyi hazırlarken aralarında ertesi gün ameliyat olacak bir yakınlarından bahsedip durdular. Belli ki bu kişi her kimse onlar için çok önemliydi. Konuşurken Giovannanın gözyaşlarını sildiğini gördüm ama meraklı gibi görünüp bir şey sormaya çekindim.

Sonra ertesi gün akşam yemeğinde onlarda buluşmak üzere sözleştik. Zaten artık hemen hemen her akşam yemeği beraber olacaktık. Hayatımın ilk raviolileri, ilk pasta fresca ( taze makarna), ilk lasagna reçetelerini Giovannanın mutfağında uygulamalı öğrenecektim. Şansa bakın

Ertesi akşam, şehirden bin bir zorlukla bulabildiğim bir demet beyaz krizantemle Giovannalara gittim. Giovanna beni görünce ağlamaktan kızarmış gözleriyle bana sarıldı. Belli ki zor bir gündü herkes için. Ben ise sanki ailenin kızı gibi hemen mutfağa girip tabakları masaya yerleştirmeye başlayıp o sırada gün boyu başıma gelen ilginç olayları anlatıp onları güldürmeye çalıştım. Neşelendiler de biran için. Ama tabii ne olduğunu anlayamamıştım halen ve sormaya da çekiniyordum. Ancak sonunda hastanız nasıl oldu? diye sorma cesaretinde bulunabildim. Micio çok hastaymış ve o gün gözlerinden ameliyat olmuş. Ama Micionun tek hastalığı da bu değilmiş Micionun kalp yetmezliği de varmış. Artık bacakları da tutmuyormuş. İyi de kimdi bu Micio? Micio bu evin kedisiydi. Tam 14 yaşındaydı. Yani insan yaşına kıyaslarsak 78 yaşını aşmış bu kedi Giovanna ve ailesinin sırdaşı, dert ortağı olmuş. Belli ki bu evde o da çok mutlu olmuş ama artık son günleri yaklaşmış olan ailenin ferdi olan bu kedi için gözyaşı dökülüyordu.

Hande Kumru Çağan
Micio görev başına!
 
Üst Alt