• Hoşgeldin ziyaretçi , forumdan daha fazla yararlanmak için buradan üye olunuz...

Feminizmin Kökeni

  • Konbuyu başlatan AMARGİ
  • Başlangıç tarihi
  • Cevaplar 4
  • Görüntüleme 4K

Okunuyor :
Feminizmin Kökeni

AMARGİ

Amatör
Üye
Fransız devrimi sırasında politikleşen kadınların kendi siyasallaşması sayesinde güçlenip kendi haklarının peşine düşmesiyle başlar ancak kralı giyotine yollayan Jakobenler önde gelen kadın hakları savunucularını da giyotine yollamaktan kaçınmaz. Bu devirde radikal Jakobenler ile ılımlı Jirondenler arasında kadına bakış açısından farklılar da görülür ancak Fransa'da "Terör Dönemi" olarak adlandırılan bu en kanlı tarih dönemi Jakobenlerin egemenliğindedir ve onların sözü geçer. Kadın Hakları Beyannamesi'ni, İnsan Hakları Beyannamesi'ne (aslında ingilizcesinde insan yerine adam sözcüğü geçmektedir) nazire olarak kaleme alan Olympe de Gouge da giyotini boylar. Jirondenlerin dönemi geldiğindeyse, meclisten ilk kez kadınların lehine işleyen bir boşanma yasası çıkarılır. Bir kere sokaklara dökülen ve devrimin ön saflarında yer alan kadınlar bundan sonra da kendi hakları için savaşmaya devam etmiştir.

Feminizm, sosyoloji, politik akım ve etik alanlarından oluşur, temeli ya da temel endişesi daha çok kadın özgürlüğüne dayanmaktadır. Bazı versiyonları geçmiş ve şimdiki toplumsal ilişkilere karşı eleştireldir. Çoğu toplumsal cinsiyet (gender) ve cinselliğe (sexuality) ilişkin toplumsal inşa olduğuna inandıkları unsurları analiz etmeye odaklanmıştır. Yine çoğu feminist cinsiyet eşitsizliği ve kadın hakları, ilgileri ve kadın sorunlarını araştırmaya odaklanmıştır.
Feminist teori toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin doğasını anlamayı amaçlar ve toplumsal cinsiyet politikaları, iktidar ilişkileri ve cinsellik üzerine odaklaşır. Feminist hareket içinde kadın ve erkeğin eşitliğini savunan gruplar olduğu gibi kadının biyolojik ve duygusal olarak erkeğe üstün ve erkeğin "tamamlanmamış kadın" olduğunu savunan daha radikal gruplar da yer almaktadır
Modern anlamda bir felsefe ve bir hareket olarak feminizmin kökeni kadının eğitimi hakkını savunan Lady Mary Wortley Montagu ve Marquis de Condorcet gibi özgür düşünürlerin de içinde yer aldığı Aydınlanma dönemine götürülmektedir. Kadınlar için ilk bilimsel topluluk Hollanda Cumhuriyetinin güneyinde yer alan bir şehir olan Middelburg'de 1785 tarihinde kurulmuştur. İngiliz kadın yazar Mary Wollstonecraft'ın feminist olarak adlandırılabilen A Vindication of the Rights of Woman (Kadın Haklarının Müdafaası) (1792) adlı eseri bu konuda ilk çalışmalardan biridir. Feminizm 19.yüzyılda kadınlarda adaletsiz davranıldığına ilişkin inanç arttıkça organize bir hareket haline geldi. Feminist hareketin kökleri ilerlemeci hareket özellikle de 19.yüzyıldaki reform hareketi içinde yer almaktadır. Harekete féminisme adını veren kişi ütopyacı sosyalist Charles Fourier'dir(1837). Fourier, 1808 gibi erken bir tarihte kadın haklarının genişletilmesini tüm tüm toplumsal ilerlemenin genel prensibi olduğunu öne sürmüştür. İlk kadın hakları toplantısı New York, Seneca Falls'da 1848 yılında yapılmıştır. 1869 yılında John Stuart Mill The Subjection of Women (Kadınların Köleleştirilmesi) kitabını yayınlamıştır. Adı geçen kitabında Mill, "bir cinsin diğer bir cinse hakimiyeti yanlış....ve....insanoğlunun gelişmesinin önündeki en büyük engellerden biridir.." demiştir.
Pek çok ülke 20.yüzyılın ilk yıllarında özellikle de I.Dünya Savaşı 'nın son yıllarında kadınlara oy hakkını tanımıştır.

Ayrılıkçı feminizm kadın ve erkek arasındaki cinsel farklılıkların giderilemeyeceği inancına bağlı olarak heteroseksüel ilişkileri desteklemeyen bir feminizm türüdür. Ayrılıkçı feministler, genellikle, erkeklerin feminist harekete katkı yapamayacağına ve iyi niyetli erkeklerin dahi ataerkilliğin dinamiklerini birebir kopya ettiklerine inanırlar. Ayrılıkçı feministler, enerjilerini kullanmayı ve diğer kadınlarla olan bağlarını kuvvetlendirmeyi ataerkil çerçevenin dışından dolaşarak gerçekleştirmeye çalışırlar. Bu durum, çok tipik olarak politik ve sosyal hedefleri elde etmek için yalnızca kadınlarla çalışmayı, sadece kadınları içeren yaşam alanları ve aileler oluşturmayı, çalışma yaşamında ise erkekler için/erkeklerle birlikte çalışmamayı ve erkek çalışan tutulmamasını içerir.
Yazar Marilyn Frye ayrılıkçı feminizmi "çeşitli tarz ve yöntemlerin erkeklerden ve erkekler tarafından tanımlanmış veya erkekler tarafından kontrol edilen veya erkeklerin çıkarına hizmet eden veya erkek ayrıcalıklarını koruyan kurum, kuruluş, ilişki, rol ve faaliyetlerden kopartılması" olarak tanımlamış bu ayrılığın kadınların kararlılığı tarafından başlatılarak sürdürülebileceğini savunmuştur.
Feminist hareket içerisindeki ayrılıkçılık popülaritesinin doruğuna 1970'lerde ulaşmıştır. Buna karşın ayrılıkçı feminizm, feminist hareketin hem içinde hem de dışında "tartışmalı" olarak kabul edilmektedir. Feminist hareketin içerisinde yer alan kadınların yalnızca küçük bir bölümü ayrılıkçı feminizmin savunuculuğunu yapmıştır. Bu az sayıda kadın ise genellikle, ataerkil olarak gördükleri toplumun sınırlamalarından kurtulabilmek için, bekar yaşamayı ya da lezbiyen ilişkileri tercih etmişlerdir (bknz. lezbiyen feminizm). Bekarlık ya da lezbiyen ilişkiler kimi zaman kalıcı olmuş kimi zaman ise kişisel gelişimin ilk aşaması olarak kabul edilmiştir.
 

AMARGİ

Amatör
Üye
Radikal Feminist Teori
Radikal feministler toplumlarının kadına baskı uygulayan ataerkil bir yapıya sahip olduğunu ve bu yapının yok edilmesi için bu yapıyı besleyen toplumdaki temel unsurları tespit edip yok etmek gerektiğine inanmaktadırlar.
Ataerkil teorinin temel unsuru, toplumdaki belirli bir grubun (genel olarak erkekler) diğer bir grubu (genellikle kadınlardır) kendi menfaatleri doğrultusunda sömürdüğü iktidar ilişkisinin varlığını kabul etmektir.
Radikal Feministlere göre, Marksizmden yararlanarak kadının özgürleşmesi mümkün değildir. Bu yüzden kendilerine yeni bir yol çizerler. Tarihte ilk sömürülen grubun da kadınlar olduğunu ileri sürerler. Varolan toplumsal yapıda herhangi bir dönüşümün mümkün olmadığını, toplumsal yapıların tümden yıkılması gerektiğini düşünürler.
Radikal feministlere göre kadının baskı altında olmasının sebebi biyolojik ise, özgürleşmenin kaynağı da biyolojik devrimde yatmaktadır.
Biyolojik cins (sex) ve sosyokültürel cinsiyet ayrımını ilk kez ortaya atan Ann Oakley’e göre; annelik durumuyla biyolojik ihtiyaç durumunun farkına varılması ve çocuğunu feminist duygularla yetiştirmesi şeklinde ataerkil düzenin yıkılacağını savunur.
Cinsiyetsiz kimlikten konuyu daha ileriye taşıyan yazar ise Mary Daly’dir. Özgürleşmenin karşı çıkmakta yattığını savunur. Daly’e göre ataerkil sistemin temelinde tanrı (erkek tanrı) vardır, bu yüzden cinsiyetsiz yapıyı reddeder. Kadın olmakla kadınlık kavramını ayrı tutar.
Radikal feminizme göre Heteroseksüel ilişki kadına yapılan baskının temelinde yer alır ve kadının öncelikle bunu anlaması gerekmektedir.

Marksist Feminizm, marksizm ve feminizmin bileşimi olan bir feminist harekettir.
Marksist feminizmin bakış açısına göre kadın temel üretici fakat ikincil tüketicidir. Kadının özgürleşmesi için çocukların yetiştirilmesinden ve ev işlerinden kurtulması gerektiğini savunurlar. Bunun yolu ise, ev işlerinin sosyalleştirilmesinden geçmektedir. Ev-içi üretimin üretici bir faaliyet olmadığı görüşüne karşı çıkarlar. Bu görüşe göre, kadının üreticiliği, erkeğin üreticiliğinin temelidir. Sermaye birikiminin de temelinde kadının ev-içi üretiminin yattığını savunurlar. Kadının ücretli işçi haline getirilmesi projesi ile sınıfsız topluma geçiş için işçi sınıfına katılmak hedeflenmektedir. Ataerkil sisteme pek önem atfetmezler
 

AMARGİ

Amatör
Üye
İslamcı Feminizm

İslamcı Feminizm ya da İslami Feminizm, modern düşün hayatında yer bulmaya başlayan melez ideolojilerin bir örneği. İslami paradigma içinde dile getirilen feminist söylem ve uygulamalar bütününe verilen adlandırma. Modern İnsan Hakları bildirgelerinde tüm insanların eşit olduğu söylenirken, İslam dünyasında, gündelik yaşamda geleneksel inanışlar ve dini inanca dayalı, konjonktür ile uyuşmayan kadın-erkek ayrımı ve erkeklerin üstünlüğü söylemine karşı,kadınların eşitliği ve/veya üstünlüğünü savunan bir düşünce sistemiyle İslam düşüncesini harmanlamaya itmiştir.

İslamcı feminizmin bir sembolü. Ay İslamın yıldız da dişiliğin sembolü olarak kullanılmış
İslam dünyasında büyüyen İslamcılık hareketi içinde gelişen İslamcı Feminizm, terim olarak İran'da yazar Afsaneh Najmabadeh ve Ziba Mir-Huseyini'nin eserlerinde ve Tahran kadın dergisi Zanan'da (1992 yılında kuruldu) ve Suudi Arabistanlı kadın yazar Mai Yamani tarafından 1996 yılında yayımladığı "Feminism and Islam" kitabında kullanılmıştır. Terim olarak ortaya çıkışı yakın tarihlere rastlasa da Müslüman toplumlarında kadın haklarının müdafaasının yaklaşık yüz yılı aşan bir geçmişi vardır. Batılı ülkelerin müslüman toplumlara yönelik eleştirilerine cevap niteliği taşıyan ve ilkin ihyacı-reformist İslamcı erkek yazarların eserlerinde yer alan bu müdafaa biçimi kadınların İslam toplumlarında köleden farksız, ikinci sınıf insan muamelesi gördükleri suçlamalarını yok etmeye yönelikti. Kadını aile içerisinde ve yeni nesillerin yetiştirilmesinde birinci derecede önemli gören bu anlayış kadın ile erkeğin bir toplumda birbirlerinden farklı görevleri icra ederek karşılıklı bir tamamlayıcılık işlevi gördüklerini öne sürmekteydi. Ancak özellikle 90'lı yıllarda Müslüman toplumlarını kadınlara verilen haklar itibariyle değerlendirmeye alan yeni, eğitimli İslamcı kadın yazarlar kuşağı geçmişteki "tamamlayıcı" perspektifin yetersiz olduğu hatta Müslüman toplumlardaki kadının ikincil işlevini hasır altı ettiğini iddia ederek kadın ile erkeğin toplumda tamamen eşit hak ve statüde olması gerektiğini, hatta bunun dinin ilkeleriyle de uyumlu bir şekilde savunulabileceğini ifade etmeye ve bu iddialarını İslam dini içindeki unsurları derinlemesine tahlil ederek göstermeye çalışmışlardır.
Kadının Müslüman bir toplumdaki statüsü bir inanç (ve de bir "sembol") konusu olduğundan İslamiyet’in bütünü içinde uzanımları vardır. Bu sebeple Müslüman ülkelerdeki politik ve kültürel tercihler doğrudan kadının "konumu" ile ilişkilendirilerek anlaşılmaya çalışılmakta ve tercihleri "modernite"den yana olanlar kadını "modernleştirme"ye veya "modernleşme"nin içinde İslamiyet için tehlike unsurlar barındıran bir tehdit olarak algılayanlar da bu çabayı geleneksel İslam yaşantısına bir tehdit olarak algılamaktadırlar. İslamcı feministler ise talepleriyle modernite içinde yer alırken kültürel aidiyetleri ve kullandıkları referansları itibariyle kendilerini "İslamcı" olarak nitelendirmekte ve argümanlarını her iki gruptan farklı bir dil ile inşa etmek arayışına girmektedirler.
Mısırlı kadın araştırmacı Aziza M.Karam (Azîze M. Kerem), kendi ülkesindeki feminist düşünceyi üçlü olarak sınıflandırır; Seküler Feminizm, Müslüman Feminizm ve İslamcı Feminizm. Karam'a göre kadınların cinsiyeti nedeniyle toplumda daha az avantajlı bir konumda sahip olduğunu düşünen ve daha adil cinsiyet ilişkileri geliştirmeye çalışan herkes feministtir, farklılıklar ise feminizm içindeki akım ve türler olarak görülebilir.
İddiaları
İslamcı Feminist yazarlar genel olarak batılı feminist hemcinsleri gibi toplumsal cinsiyet ayırımlarının kökenini kadın ve erkek bedeninde yani "biyoloji"de değil toplumsal bir inşa olarak gördükleri "kültür"de aramaktadırlar. Modernist islamcı yazar Fazlurrahman'ın tarihselcilik denilen ve Kur'an'daki ayetleri o günün sosyo-ekonomik ve kültürel koşulları içerisinde "anlamlandırma" çabası ve bu yönde kullandığı metodoloji İslamcı feminist yazarlar tarafından Kur'an'daki kadına ilişkin ve kadınla ilgili ayetlerin "anlamı"nı araştırmakta kullanılmakta ve böylelikle ***** Vedud Muhsin'in söyleyişiyle bu yöntemle Kur'an'ın modern kadın için anlamlı gelebilecek bir "okuması" yapılabilmektedir. Muhammed'in sözlerini içeren hadis külliyatına yönelik yaklaşımlarında da İslamcı feminist yazarlar, kadının modern toplumdaki statüsüyle uyuşmayacak ifadeleri içerdiklerini düşündükleri hadislerin geleneksel hadis usulü ve kritiğiyle değerlendirilmesinin yetersiz, eksik ve hatalı olacağını hatta dinin "ataerkil" söylemini kuvvetlendireceğini düşünmekte ve hadislerle ilgili modern, Foucaultçu bir özne-iktidar ilişkisine dayalı bir "okuma" yapmaktadırlar.
27-29 Ekim 2005 tarihlerinde Barselona'da 400'e yakın katılımcının bir araya geldiği Barselona Birinci Uluslararası İslamcı Feminizm Kongresi 'nden çıkan sonuçların bazıları:
• İslamcı feminizm, egemen cinsiyetçi İslam yorumlarına alternatif olarak ortaya çıkmıştır.
• İslamcı feminizm, Kuran ayetlerine ve Kuran'ın erkekegemenliği meşru görmediği yönündeki güçlü inanca dayanmaktadır.
• Erkekler de kadınların eşit hak elde etme mücadelesinde yer almalıdır.
• Kadınların karar-verici yapılara katılımı desteklenmelidir.
• İslami gelenekler temelinde, kadınların mülk sahibi olma, bireysel özgürlük ve ekonomik bağımsızlık hakları savunulmalıdır.
• Müslüman kadınların camilere erişebilme hakkı talep edilmelidir.
• Müslüman olmayan feministlere, İslam'ın en cinsiyetçi ve gerici yorumlarını tek olası İslam yorumu olarak kabul etmemeleri çağrısında bulunuyoruz. Aksi bir pratik, hakları için savaşan Müslüman kadınlarla, küresel feminist hareket arasındaki işbirliğini engelleyecektir.
 

AMARGİ

Amatör
Üye
Kadınizm (Womanism), feminist yazar Alice Walker tarafından özellikle Afrikan Amerikan Feminizmi için tanımlanan ancak sonradan ırk ve sınıf ayırımlarını aşan feminizmin bir versiyonudur.
Walker ilkin terimi ``In Search of Our Mothers' Gardens: Womanist Prose`` adlı şiir külliyatında kullanmıştır. Bu terime duyulan ihtiyacın sebebi ev alanından çalışma alanına yönelmek gibi sosyal değişimleri savunan özellikle beyaz kadınlar tarafından yönlendirilen ilk feminist hareketlerden doğmuştur. Bu feminist gündem çoğu kadının ev hanımları olmadığı ve kendi ailelerini desteklemek için hayatları boyunca çalıştıkları gerçeğinin farkında değildi. Özellikle Afrika asıllı Amerikan kadınları çalışan kadınlardı fakat bu kendi seçimlerinden doğmamaktaydı. Sivil Haklar Hareketi, Afrikalı Amerikan erkeklerine verilecek eşitlik üzerine yoğunlaşmıştı fakat kadınlar arka planda kalmışlardı.
Erkek düşmanlığı (İngilizce: Misandry) erkeklerden nefret etme durumunu tanımlamakta kullanılan bir terimdir. Teorik bakımdan erkekler de erkek düşmanı (İngilizce: Misandrist) olabilseler de, "Erkek Düşmanlığı" genellikle kadınlarla ilişkilendirilir.
Erkek düşmanlığı "erkeklerden korkmak" anl***** gelen Androfobi (İngilizce: androphobia) ile karıştırılmamalıdır. Androfobi, erkek düşmanlığına varabilecek boyutlara ulaşabilme potansiyeli taşımakla birlikte sosyal fobiler içinde tanımlanan psikolojik bir hastalıktır.
Kadın düşmanlığından (İngilizce: Misogyny) farklı olarak (kadınlara yönelik patolojik nefret) Erkek Düşmanlığı çok az tartışılmış veya araştırılmıştır. Bazı maskülistler erkek düşmanlığının son otuz yılda doruğa çıktığını ve sosyal bir patoloji halini aldığını öne sürmekte bazı feministler ise kadın düşmanlığının sosyal bir rahatsızlık olduğuna ancak erkek düşmanlığının mevcut olmadığına inanmaktadırlar. Bu görüş, kız çocuklarının öldürüldüğü toplumlar, kocası ölen kadının yakıldığı kültürler ya da güzellik standartlarının kadınları sakatlık ya da ölüme götürebildiği (çin ayak bağlaması, 17. yy korsesi ya da modern toplumda anoreksi gibi) savaş dışında sistematik olarak erkeklerine işkence yapan toplumların olmaması antropolojik bulgusuna dayanarak savunulabilir.
Hem feminist hem de maskülist kamplardan bazı kimseler de toplumda yerleşmiş cinsiyet rolleri sonucunda doğmuş olan kadın-erkek eksenindeki tartışma ve kamplaşmalardan oluşan "cinsiyetler savaşı" (İngilizce: War of the sexes) olarak da nitelenen toplumsal olgununun kadın düşmanlığının da , erkek düşmanlığının da kaynağı olduğunu ileri sürmektedirler.

Lezbiyen Ayrılıkçılığı
Lezbiyen ayrılıkçığı ayrılıkçı feminizmin eşcinsel ulusalcılığı ve siyasi lezbiyenlik ile bağdaştırılabilecek bir türüdür.
Lezbiyen ayrılıkçılığı üreme teknolojilerinde ilerlemiş, dolayısıyla insan üremesi için erkeklere ihtiyaç duyulmayan tamamiyle kadınlardan oluşan toplumların ele alındığı lezbiyen bilim-kurgusuna esin kaynağı olmuştur. Lezbiyen ayrılıkçılığının yükselişinden önce , on yıllar boyunca, bilim-kurguda bu tarz toplumlar genellikle olumsuz şekilde tasvir edilmiştir.
Lezbiyen ayrılıkçığı Dianik paganizm ile de ilişkilendirilir.
İhtilâflar
Feminist hareket içerisinde dahi ayrılıkçı feminizm oldukça tartışmalıdır ve sıklıkla anlaşmazlık konusu olmaktadır. bell hooks gibi eleştirmenler ayrılıkçı feministlerin inançlarının feminizmin orijinal hedeflerine ters geldiğini ve ayrılıkçı feminizmin eşitlik yaratmayı öngörmek yerine erkeklere boyun eğdirme ve insan düşmanlığı yaratma ana görüşü çerçevesinde kadın merkezli ve kadın hakimiyetinde bir toplum yaratma çabasında olduğunu savunmaktadırlar. "Ayrılıkçı" terimine yönelik eleştiriler Sonia Johnson gibi feminist elştirmenlerden de gelmektedir. Oldukça ayrılıkçı bir politikanın savunuculuğunu yapan Johnson, feminist ayrılıkçılığın kendisini nelerden ayırdığını (örneğin erkekler) tanımlama riski taşıdığına işaret eder.
Julie McCrossin "ölü adamlar tecavüz edemez" ve "onları kümeslerinde öldürün" cümlelerinin aşırı lezbiyen ayrılıkçılığının sloganları olduğunu söyler. Valerie Solanas'ın SCUM Manifesto'su "erkek cinsini yoketme"nin dişilerin görevi olduğunu gündeme getirse de Solanas daha sonra manifestosunun "yalnızca edebi bir araç" olduğunu söylemiştir. Bazı aşırı ayrılıkçı feministler erkeklerin evrim, cinayet veya kürtaj yoluyla zayi edilmesinin savunuculuğunu yaparlar. Bu söylemlerin bir kısmı şiddete yönelik edebi çağrılardan ziyade iktidar fantezileri olsa da bir erkek hakları aktivisti erkeklere yönelik ayrılıkçı tutumları ve nefret konuşmalarını Nazilerin Yahudilere yönelik tavrıyla kıyaslamıştır.
Erkek hakları grupları, yalnızca kadınları içeren etkinlik ve kuruluşları "ayrılıkçı" olarak nitelendirir. Örneğin "UK Men and Father's Rights" isimli web sitesi yalnızca kadınlara ait kütüphane listelerini "erkekleri dışlamaya yönelik apartheid uygulamaları" olarak nitelendirir. Yine de, kadınlarla sınırlı örgütlenmeler herkese açık olmasa da bu örgütlenmelerin mutlaka ayrılıkçı feminizmin teorileri ve politik duruşu ile ilgili olduğu söylenemez
 

AMARGİ

Amatör
Üye
Feminizmin Etkisi
Sivil Haklar Üzerindeki Etkisi
Feminizmin batı toplumlarında kadınlara oy hakkı, daha eşit ücret, "hata aranmayan" boşanma hakkı, çocukları babalarından uzak tutma hakkı, güvenli kürtaj elde etme hakkı, kadınların kendilerini tecavüzle suçladıkları erkeklerden uzak tutma hakkı, Amerika'da herhangi bir üniversiteye kabul edilme hakkı gibi hakların yürürlüğü koyulmasında büyük etkisi olmuştur.
Din Üzerindeki Etkisi
Feminizmin dinin çeşitli yönleri üzerinde büyük etkisi olmuştur. Protestanlığın liberal kollarında kadın din günümüzde din adamı olabilmektedir ve reform içindeki muhafazakar ve yeniden yapılanmacı Yahudilikte kadın, rabbi ve cantor olabilmektedir. Bu Hristiyan ve Yahudi gruplarında kadın gittikçe daha fazla iktidar sahibi olup erkekle eşit duruma gelmekte, bakış açıları inanca ait yeni ifadelerin ortaya çıkmasına sebebiyet vermektedir. İslam ülkelerinde de çoğu kadın alim her iki cins tarafından kendilerine yöneltilen İslamiyetle ilişkili soruları Arap televizyonlarında yanıtlamaktadırlar. İçinde bulunduğumuz günlerde İslam ülkelerinde kadınların imamlık sorunu tartışılmakta, müftü yardımcısı (Türkiye) olabilmektedir.
Feminizm aynı zamanda yeni dini formların doğuşunda da önemli bir role sahiptir. Neopagan dinler özellikle Tanrıça ruhsallığının önemini vurgulamaya meyil göstermekte ve kadına ve kutsal dişiye yönelik geleneksel dinlerin düşmanca tutumlarını sorgulamaktadırlar. Dianik Cadılık (Dianic Wicca) kaynağı radikal feminizmde olan bir dindir.
bayanpinar.com'dan alınmıştır.
 
Üst Alt