Felsefe Üzerine

Murat Safitürk

....Basit bir kayıkçılıkla kürek çekmekten başka bir şey değildi denizin yüzene baka baka ilerlemek.Ve engin bir maviyi kendince bir yerinden yırtmak..Bir noktaya yerleşemeyen aklın dağlara taşlara laf yetiştiridiği sessiz didinişlerin avaz dudaklarını boyayıp duruyor lafazanlar.Oysa ne kadar kolay nefes almak ve göz kapaklarından sorumlu olmadığın bir dünyada yaşamak..kahır ve muamma bencilliğin gayri meşru çocuğu..bırakacak bir cami avlusu olmayan bir yetim.Ağlayın elinizden geldiği kadar küfür ederek ..anlaşılmazlık salyasının sümüklü efkarla karışıp elinizle dilinizle bulaştırabildiklerinizle beraber ağlayın..Onlarla beraber ağlayanlar seyrin zavallı sakinleri...Ey yokluk zannının şu uğursuz teselliye vurduğu tokat..aşk olsun sana aşk olsun..Fikri divane ettin duyguyu virane...Oysa ne kadar kolaydı sevgilinin dizlerinin dibine yaşamak...
 
...Evet,ben olmayınca bunların hiç biri benim için yok..onları görmeyince de,içmeyince de,koklamayı bilmeyince de yok...Ve iyi ki sadece benim için değil dünya..yoksa ben olmayan dünyada kimseye hayatta yok..Ey bana sormadan dönen döngü iyi ki bildiğin gibi yapıyorsun..Eğer benim istediğim gibi olsaydın bu olasılığı bile konuşamazdım.İhtimaller ve olabilirliklerin bu da var bu da var deyişleri altında hiç var olamazdım..İyi ki bana sormadın..Yoksa benim olmayan bir evreni nefessiz bırakırdım..benlerin enliğinde sizler asla olamazdınız..Şimdi bir gülün fazla çıkmış dediğim bir tek yaprağı ve mavinin beğenmediğim bir tek tonu yok..Ey döngü iyi ki dönerken bana sormadın..hayalimin ucuna bir sopa bağlar yıldızlarını sallardım..Elimi soktuğum her yer de bir bozgunculuğun oyununu oynardım..Ne güzel kimseye sormadın ve bize kocaman bir dedikodu bıraktın...
 
...Belki de kozasından çıkmış bir duygu, kabuğunu incelerken ayrılığının izlerini kanıksatan bir acıtma ile oluşturacağı baskıyla kendi varlığını hissetmeye çalışabilir.Fakat,tanımlanmış bir varlıklılık farkındalığında sevebilme iradi bir koşula değil güzellikten anlayan bir seyre bağlıdır...Yalnızlık renk ve havanın olduğu her yerde safsatadır...Belki de Sevgi iddiasının katili, beklediği karşılıktan başka bir şey değildir..O zaman bu kimsesizlik hezeyanları vaz geçilmez şarkıların bir kaç gecelik anasıdır kim bilir...
 
Söz okunun kalp aynasından çıkmadan evvel niyet sadaklarında saklanılan yanıdır niyet.Ete kemiğe kan'a yön veren.Ve de göz pencerelerinin göz göz pencerele açıldığı ifadenin idrak odasına geçişinin yol göstericisi..Ve ya kömürü elmasa çeviren ateş..ve ya toprağı altın yapan bir simyacı..Ve de güzel düşlerin tetikçisi...
 
Zaman varsa ve bütün dilimleri bütün çarklarıyla çalışıyorsa bileğinden kavrayıp hükmü altında eskiyorsa bir şeyler..kör duvarlar kör gözlerin çilesini yazdığı bezirgan hanların çapulcusu düşünceler ömrü dilenip dururlar.Kaf dağına savaş açan dilencilerin velvelesidir durağanlık.İster istemez gölgesi yerlerde sürünen bir gitmektir ve gitmektedir herşeyle beraber herşey...Evet,Toprak altına giren her tohumu ayrıştırır.Belki de kendi varlık çekirdeğinin çürüyüp içindeki ekinlerin sürgüne yürüdüğü bu yerde,şu beyaz ayrılık düşüncesi monotonluk düşüncenin devrimcisi olacaktır...
 
Üst Alt