Fatih'in resmi copy

Merhaba

Fatih'i Beyaz At Üstünde Gösteren Tablo Reprodüksiyonmuş..

Ahmet Pak'ın Yedi Kıta dergisindeki yazısı, Osmanlı saray ressamı İtalyan Zonaro' nun herkesin bildiği, Fatih Sultan Mehmet'in, İstanbul'un fethinden sonra beyaz atı üstünde şehre girişini tasvir eden ve gemilerini karadan yürütmesini gösteren çok meşhur iki tablosu, Hasan Rıza isimli Osmanlı ressamından bire bir koplayalanmış olduğunu anlatıyor. Yazıyı zevkle okuyacağınızı sanıyorum.

Fausto Zonaronun Fatihin şehre girişini ve gemileri karadan yürütmesini tasvir eden tablolarını bilmeyen yoktur. Zonaronun bu tablodaki çizimi yaparken Hasan Rızanın yıllar önce yaptığı çizimlerden esinlendiğini hatta bire bir aynısını yaptığını biliyor muydunuz? Neredeyse aynı olan iki çizimi birbirinden ayıran bir fark dikkat çekiyor. Fatihin şehre girerken solunda bulunan silahlı bir yeniçeri

Son devir Osmanlı ressamlarının en meşhurlarından olan Hasan Rıza, Osmanlı-Rus harbi çıktığında eserlerini korumak için öldürülmüşse de, sanat kaderi Zonaro ile çakışacaktır.

İstanbulun fethi dendiğinde zihnimizde canlanan şeylerden biri de Fatih Sultan Mehmedin şehre girişini gösteren tablodur. Bu tabloda Fatih, beyaz bir at üzerinde zırhlı olarak tasvir edilmiştir. Hemen arkasında; bir tanesinde fetih suresinin ilk iki ayeti, diğerinde de kelime-i tevhid yazılı iki al bayrak bulunmaktadır.

Fatihin atının hemen sağ yanında, hocası Akşemseddini görürüz. Yerde insan cesetleri, cansız at bedenleri vardır. Fetih ordusu şehre girmekte ve mukaddes bir an yaşanmaktadır. Fetih gününü anlatan bu nefis tabloda Fatihin atının sol yanında sakallı bir yeniçeri görürüz. Tüfeğini çapraz tutmuş bu asker, o ânı tuvale geçiren ressamın ta kendisidir.

Sultan Abdülhamid Hanın emriyle yapılan bu eser, Ressam-ı Hazret-i Şehriyârî unvanıyla saray ressamlığı görevini icra eden Fausto Zonaroya aittir. 1905 yılında tamamlanan eserde Zonaro, kendisini fetih ordusunun bir askeri olarak göstermiştir. Bu bir imza tekniğidir. Ve Zonaro esere kendisini o kadar mahir bir şekilde kompoze etmiştir ki onu tam bir Türk askeri olarak görürüz.

Ne var ki Zanar'nun tablosu bir röprodüksiyondur. Eserin aslı Hasan Rıza isimli bir Türk ressama aittir. Hasan Rızanın eseriyle Zonaronun eseri o kadar aynı o kadar aynıdır ki sağdaki zenci askerden Fatihin duruş şekline, yerdeki cesetlerden duvar perspektifine kadar her şey hüvesi hüvesine aynıdır. Farklı olan tek şey vardır iki eser arasında: Fatihin sol yanındaki yeniçeri.

Hasan Rıza, Zonarodan daha mahir bir şekilde yerleştirmiştir kendini kompozisyona. Pala bıyıklı, pehlivan yapılı bir insan olan Hasan Rıza, esere daha bir yakışmaktadır. Zira, fethin nimel-ceyş diye tavsif edilen kutlu askerleri arasında bir ecnebiyi görmektense bir Osmanlıyı görmek yeğdir.

1898 yılında yani Zonarodan yedi yıl evvel eserini tuvale döken Hasan Rızanın fethe dair tek çalışması bu değildir. Yetmiş iki pare geminin karadan Haliçe indirilişini tasvir eden bir eserin yanı sıra ordu-yı hümayunun toplarla Edirneden hareket edişini de tuvale geçmiştir Hasan Rıza. İstanbul Askeri Müzede bulunan bu tablolarda savaş havasının ve milli hissin net bir şekilde görülmesi Hasan Rızayı diğer savaş ressamlarından ayırmaktadır.

Hasan Rızanın bu başarısı onun ilk resim tecrübelerini savaş meydanında gerçekleştirmesinden ileri gelir. Osmanlı-Rus savaşı patlak verdiğinde Bahriye Mektebinde bir talebe olan Hasan Rıza, söz konusu savaşa gönüllü olarak katılır ve savaşı resmetmekle görevli bir İtalyan ressamın yanına muhafız olarak verilir. Ressam, Hasan Rızadaki resim kabiliyetini kısa sürede fark eder ve onunla özel olarak ilgilenmeye başlar.
Derken savaş biter ve Hasan Rıza okuluna döner. İtalyan ressam ile irtibatı devam etmektedir. Aynı yıl Hasan Rızaya Sultan Abdülhamid Hanın Sultaniye adlı yatının iç tezyinatını yapma görevi verilir. Devrin Bahriye Nazırı, bu işi büyük bir maharetle tamamlayan Hasan Rızayı -henüz mezun olmamasına rağmen- subay rütbesiyle ödüllendirir. Fakat bu hadise, Hasan Rızanın askerliğe veda etmesine sebep olacaktır. Diğer öğrenciler bu durumu hazmedemedikleri için Hasan Rızaya tavır koyarlar. Onuruna çok düşkün olan Hasan Rıza askerliği bırakır ve kendisini resme verir. On yıl boyunca Napoli, Roma, Floransa gibi şehirlerde sanat faaliyetlerine katılır, kendini geliştirir.

Yurda döndüğünde donanmaya katılması teklif edilmiş olsa da o, resimle ilgilenmek istediği için bu teklifi reddeder. Edirneye yerleşir. Karaağaçta bir sanat atölyesi açar. Bir yandan da kurmuş olduğu Numune-i Terakki Mektebinin müdürlüğünü yapmaktadır. Karaağaçta geçirdiği huzurlu günler, onda Osmanlı tarihinin mühim olaylarını resmetme isteği uyandırır. Ve Hasan Rıza müthiş bir şevkle tarihimizin zaferlerini tuvale aksettirmeye koyulur. Birinci Viyana Muhasarası adlı tablosu o kadar canlıdır ki kendinizi savaşın ortasında sanırsınız. Arka planda, toz bulutunun yanından Viyananın kuleleri görülmekte; padişahı korumaya çalışan askerlerle düşman kuvvetleri birbirine girmektedir. Bu tabloya bakarken kılıç ve nal seslerini duyar gibi olursunuz. Atlar ve askerlerdeki figüratif başarının yanı sıra tabloda padişahın bulunduğu konum da çok başarılıdır. Hemen her figür hareket halinde olmasına rağmen padişah sabittir. Hasan Rıza, sultanı resmederken hiçbir detayı kaçırmamış, atının sırmalı mahmuzlarından padişah kaftanının süslemelerine kadar her ayrıntıyı işlemiştir. Bu tabloda savaşın dehşetiyle Osmanlının asaleti mezcedilmiştir.

Belgrad Meydan Muharebesi adlı tabloda ise merkezde beyaz bir at üzerinde oldukça celadetli bir Osmanlı askerini görürüz. Etraf toz dumandır ama merkezdeki askerin yüzünde vecd duygusunu ayan beyan görürüz. Arka planda kale burçları görülmektedir. Bu tabloda da savaşın tüm canlılığını hissederiz.

Hasan Rızanın en meşhur eseri Mohaç Meydan Muharebesini anlatan o mükemmel tablodur aslında. Tarihle iğne ucu kadar dahi ilgilenmiş olan herkes bu eseri görmüştür bence. Tablonun merkezinde dörtnala giden bembeyaz bir at ve atın üzerinde al kıyafetiyle esmer bir asker bulunmaktadır. Atın kaldırdığı tozların arasında üç hilalli Osmanlı bayrağının yanı sıra birkaç asker daha seçilmektedir. Savaşın aşkı, merkezdeki askerin duruşunda o kadar harika verilmiştir ki bu resme bakarken hayaliniz sizi o güne kanatlandırıverir. Atların mübarekliğine ve askerlerin iman gücüne gıpta edersiniz.
Bu saydıklarımız Hasan Rızanın zaferler serisinden birkaçıdır yalnızca. Pek çoğu günümüze ulaşmamış olan bu tabloları Ankara Orduevinde, İstanbul Askeri Müzede, Deniz Müzesinde, Resim ve Heykel Müzesinde görebilirsiniz.

Peki, neden zaferler serisinin pek çok eseri kayıptır? Bu sorunun cevabı oldukça hazindir. Buyurun Mart 1913 tarihine uzanalım ve ressamımız Hasan Rızaya bir göz atalım:

Balkan Harbinin devam ettiği günlerdir. Edirnede hastane müdürlüğü de yapmakta olan Hasan Rıza, o meşum günde Bulgar askerlerinin şehre girdiğini haber alır almaz atölyesindeki resimler aklına gelir. Resimlerini korumalı, bir şeyler yapmalıdır. Dostlarının bütün ikazlarına rağmen hastaneden çıkar ve atölyesine koşar. Eserlerine kavuşma ümidiyle sanat yuvasına ulaştığında Bulgar askerlerinin, bin bir emekle yaptığı tabloları yağmaladığını görür. Büyük bir hırsla atılır askerlerin üzerine. Fakat mertlik, bir tüfeğin içinde birkaç gram barut kadardır. Vurulur. Tuvale yansıttığı yeniçerilerin kıyafetlerinin renginde süzülür gider canı. Atölyesinin zemini al kanlara boyanır. Cesedi dahi bulunamaz Hasan Rızanın.

Karaağaçı Yunanlardan savaş tazminatı olarak aldıktan sonra sembolik bir şehitlik yapılır. İşte bu şehitlikte sembolik bir mezarı bulunur Hasan Rızanın. O kadar.

Ya tablolar? Bulgar askerleri eserlerin bir kısmını Sofyaya götürür. Hasan Rızanın mesai arkadaşı ünlü ressam Sami Yetikin gayretleriyle (Sami Yetik, Bulgarların esiri olarak Sofyaya götürülmüştür.) tabloların bir kısmı Viyana Müzesine verilir. Bugün elimizde bulunan eserleri onun kurtarılmış eserleridir. Kurtarılamayanlar o kadar çoktur ki
O gün hunharca katledilen yalnızca Hasan Rıza değildir. O gün maziye dair çok ciddi bir görsel hazine yitirilmiştir.

Hasan Rızadan evvel de Fatih Sultan Mehmedin şehre girişine dair bir tablo yapılmıştı. (1876) Ne var ki Benjamin Constanta ait olan bu tabloda ne Fatih bizim muhayyilemizdeki Fatihti ne de askerler bizim askerimize benziyordu. O tablo -bütün sanatsal başarısına rağmen- bize uzaktı. Hasan Rıza, aynı manzarayı bizim iklimimize uyarlamıştı. Zonaro ise Hasan Rızanın aydınlattığı o iklime birkaç fırça darbesiyle dokunuvermişti yalnızca.

Yanlış anlaşılmasın, kastımız Zonaroyu hor görmek değildir. Zonaro saray ressamıdır ve Osmanlıya hizmet etmiştir. Fakat onun büyük bir ressam olması fethe dair iki eserini Hasan Rızadan kopya ettiği gerçeğini değiştirmez. Zonaronun eserlerini daha makbul kılan şey ise Hasan Rızanın eserlerinin sepya (kahverengi-siyah tonlarda) olmasıdır. Zonaronun tabloları ise yağlıboyadır. Dolayısıyla renklidir.

Hasan Rızanın tarihî maceramızı görselleştirmeye yönelik gayreti takdire şayandır. Oluşturduğu sanat eserlerini korurken şehit düşmesi ayrıca takdire şayandır. Fakat bütün bunlara rağmen yeni neslin ondan bihaber olması hayrete şayandır.

Daha büyük bir hayret ise Hasan Rızanın mezar taşında yalnızca: Hasan Rıza Bey - 28.3.1913, Cuma, evini yağmaya giren Bulgar askerleri tarafından öldürülür. yazmasıdır. Bize İnsaf! demek düşer. İnsaf!

Kaynaklar: A. Süheyl Ünver, Ressam Şehit Hasan Rıza Hayatı ve Resimleri; Sami Yetik, Ressamlarımız, 1997; Seyfi Başkan, Şehit Hasan Rıza Osmanlı Savaşlarının Ressamı, Türkiyede Sanat, Eylül/Ekim 1999.
 
Üst Alt