Evrimi Tartışmak

Evrimi Tartışmak

Evrimi tartışmadan önce, belli bazı noktalara dikkat etmek gerekiyor.

1) Evrimi tartışmak isteyen iki taraf da evrim teorisini yeterince biliyor mu? Herşeyden önce, evrime karşı olduğunu söyleyen kişi, acaba evrim teorisinin ne olduğunu doğru olarak tanimlayabiliyor mu? ABD’de yapılan bir istatistiksel araştırma, çok ilginç bir tespit yapıyor. Okullarda evrim teorisinin okutulmasiyla ilgili fikirleri araştıran bir ankete göre, evrim teorisinin okutulmasına karşı çıkanların sadece %2′si evrim teorisinin doğru tanımını çoktan seçmeli bir soruda 5 seçenek arasından doğru olarak seçebiliyor. Bilimsel yöntem ve dinsel düşünce biçimi arasındaki farkı bilen için hiç de şaşırtıcı olmayan bir sonuç bu.

2) Evrimi tartışmak isteyen kişi, bilimsel yöntem ile ve dinsel inanç arasındaki farkın bilincinde mi? Bilimsel yöntemle dini inanç arasındaki temel fark, yargının deneyden önce mi, yoksa sonra mı yapıldığı noktasındadır. Bilimsel yöntemde yargı deneyden sonraya bırakılır. Dini düşünce biçiminde ise yargı baştan verilir, deney sonuçları buna göre yorumlanır.

Dinsel düşünce biçimine alışık kesim, evrimi de inanılacak veya inanılmayacak birşey olarak değerlendirir. Aynen dinsel inanç gibi evrim de “inanma” kategorisinde bir fikirdir onlara göre. İşin delil, kanıt, açıklayıcılık ve deney gibi kısımlarını görmezden gelirler. Daha doğrusu bilmezler.

Eğer bir odaya girip, ışığı açmaya çalışırsanız, ve anahtarı çevirdiğiniz halde ışık yanmazsa ne yaparsınız? Büyük ihtimalle, önce anahtarı birkaç kez daha açıp kapamayı denersiniz. Burada, belki farkında değilsiniz ama, yaptığınız şey bir hipotez oluşturmaktır. Anahtarı birkaç kez açıp kapayarak ise, bir deney yaparsınız. Bu hipotezi test edersiniz. Işık hala yanmazsa, yanlış hipotezinizi (yani “belki ilk denemede iyi kontak oluşmadı” fikri) reddersiniz. Bunun yerine birbaşka hipotez getirirsiniz. “Yanık ampul” hipotezi. Bu hipotezi de ampulu değiştirerek test edersiniz. Eğer ışık yanarsa, hipoteziniz doğrulanmıştır. Eğer yanmazsa, bu kez sigortayı veya elektrik hattını kontrol edersiniz. Kısacası, her gün farkında olarak veya olmayarak uyguladığımız bu ve buna benzer pek çok adım vardır. Bu adımların sistematik hale getirilmiş şekli “bilimsel yöntem”dir. Bilim adamları bu yöntemi bilinçli bir şekilde, karmaşık problemler için uygular. Mesele neye inanip inanmadığımız değil, hipotezlerimizin olguları doğru açıklayıp açıklamadığı ve olgularla doğrulanıp doğrulanmadığıdır.

Bir hipotez değişik koşullarda defalarca test edilir ve her seferinde doğrulanırsa, o hipotez bir “teori” halini alır. Eğer bir kez bile yanlış çıkarsa, terk edilir, yeni durumu açıklayacak bir hipotez ve o hipotezden kurulacak bir teorinin peşinde koşulur. Bir teori, yeni bulunan bulgular ve yapılan deneylerle devamlı test altında bulundurulur.

Örneğin, eğer bunca zamandır (150 küsur yıl), ilk balık fosillerinin bulunduğu kayalardan daha eski kayaların içinde, memeli fosillerine bir kere bile rastlanmış olsaydı, bu durumda evrim teorisinin önemli bir parçası (yani memelilerin balıklardan çok daha sonra ortaya çıktığı) yanlışlanmış olurdu. Fakat 150 yıldır yapılan hiçbir kazı bu fikri yanlışlayamamaktadır. Bu sadece işin basit bir kısmı. Daha bu tür milyonlarca ayrıntı vardır evrim teorisi gibi geniş bir konuda. Tüm evrim teorisi, bilimin diğer alanları gibi bu ve buna benzer konular üzerinde devamlı test edilirler.

Dolayısıyla, bilim dünyasında inanıp inanmamak diye birşey yoktur. Kanıtlarla ve gözlemlerle desteklenip desteklenmemek diye birşey vardır. Dolayısıyla, yaratılışçıların, bırakın test etmeyi, tek bir somut dayanağı bile olmayan fikirleriyle (dini inanç), yukarıda bahsettiğimiz yönteme göre geliştirilmiş bir teorinin karşısına çıkmaları aslında çok komik olmaktadır.

3) Evrim karşıtı kesimin, evrim teorisine olan pek çok itirazı, yanlış bilgilenmeden ve yanlış kabullerden kaynaklanır. Bu da ilk maddede bahsettiğimiz, karşı çıktıkları teoriyi tam bilmemeleri gerçeğinin bir uzantısıdır. Örneğin, “Çınar ağacı maydonozdan nasıl gelmiş olabilir”, “Kedi solucandan nasıl gelmiş olabilir”, vs. gibi itirazlar, evrim teorisinin iddialarini ve fikirlerini bilmemek ve kendi kafalarındaki kabullere göre konuşmaktan kaynaklanır.

Ya da “İnsanlar maymundan geldiyse, bugünkü maymunlar neden insan olmuyor” sorusu. Bir kere, evrimi tartışacak bir kişi, öncelikle evrimi düz bir çizgi gibi değil, bir ağaç gibi düşünmeyi öğrenmelidir. Bilindiği gibi bir ağacın ana gövdesinden, alt dallar, her alt daldan daha küçük alt dallar ve onlardan da başka küçük alt dallar çıkar. Doğadaki türlere bakmak, bir dalın milyonuncu alt dalından çıkmış bir canlıyla, başka bir dalın belki milyarıncı alt dalından çıkmış bir canlıyı karşılaştırmak gibidir. Dolayısıyla, bir türün bir diğerinden daha ilkel olması, onun atası olduğu anl***** gelmez.

Ayrıca, bir türün başka bir türden evrimleşmesi (“türleşme”), atası olan türün ille de yok olacağı anl***** gelmez. Türleşmede iki önemli faktör vardır: genetik çeşitlilik ve coğrafi izolasyon. Örneğin, bir bölgede yaşayan bir salyangoz cinsinin, bölgede yeni bir göl ortaya çıktığında durumunun ne olacağına bakalım. Bu durumda, genetik çeşitlilik, artık birbirinden izole iki grup arasında ayrı ayrı birikerek kendini göstermeye başlayacaktır. Kuru bölgede yaşayan salyangozlar ve ıslak bölgede yaşayan salyangozlar olarak. Çok sayıda nesilden sonra, gölün kuruduğunu ve iki grubun tekrar birbirleriyle kontak haline geldiğini varsayalım. Eğer bunca nesilden sonra, genetik farkların birikimi, yeterli bir miktara ulaştıysa, artık bu iki tür salyangoz arasında çiftleşme mümkün olmayacak ve baştan bir tür olan salyangozdan, iki farklı tür ortaya çıkmış olacaktır. Eğer hala aralarında gen transferi (çiftleşme) mümkünse, ortada hala tek bir türün (fakat çok daha geniş bir genetik çeşitliliğe sahip olarak) bulunduğunu söyleriz.

4) Birbaşka dikkat edilmesi gereken husus alternatif fikirlerin açıklayıcılığıdır. Başarılı bir teori, gözlemleri açıklayabilmeli ve olayların gelecekte alacağı yön üzerinde de tahminde bulunabilmelidir.

Örneğin Avustralya’daki tavşanlar örneğini alalim. Tavşanlar, Avustralya’nin yerlisi olan bir hayvan türü değildir. İlk olarak 12 adet tavşan (oryctolagus cuniculus cinsi) Avustralya’ya 1859 yılında Avrupa’dan göçmenler tarafından getirilmiştir. 1886 yılında, tavşanlar Avustralya’nın güneydoğu kıyılarına ulaşmıştı ve yılda 66 millik bir hızla yayılıyorlardı. 1907 yılında, tavşanlar Avustralya’nın hem doğu hem de batı sahillerine erişmişti ve hiçbirşey bu yayılmalarını önleyemeyecek gibi görünmekteydi. Bunun sebebi, getirildikleri ortamda nüfuslarini dengede tutan faktörlerin (yiyecek miktarı, rakipler ve kendilerini avlayan türler) Avustralya’da bulunmamasıydı. Tavşanlar, Avustralya’nın hayvancılık sektörünü destekleyen bitki örtüsünü yok ediyor ve hayvancılıktan geçinen kesimde büyük maddi zarara yol acıyorlardı. Avlamalar, tuzak kurmalar ve zehirlemeler bu yayılmayı önlemeye yetmiyordu.

Tek seçenek biyolojik kontroldu ve devletin biyologları uzun testlerden sonra, sivrisinekler yoluyla yayılan bir virüs hastalığı (myxomatosis) geliştirdiler. Virüs, taşıyıcısı olan Amerikan tavşanında ölümcül olmayan bir hastalığa yol açıyor, fakat Avustralya’ya da yayılmış Avrupa tavşanında ölümcül oluyordu. İnsanlara ve Avustralya’da yaşayan diğer canlılara da bir zararı yoktu. Görünüşe göre, bir çözüm bulunmuştu.

Nitekim, hastalık 1950 yılında Avustralya tavşanları arasında yayılmaya başlamış ve çok kısa süre içinde tavşanların %99.9′unu öldürmüştü. Fakat herhangi bir evrimsel biyoloğun çok kolay tahmin edebileceği gibi, kendi türünün devamını sağlayamadan taşıyıcısını öldüren bir parazit, evrim süreç içinde “seçilim”e uğrayacaktı ve mutasyona uğrayan virüsün, ancak tavşanı öldürmeyen varyasyonları hayatta kalacaktı. (Diğerleri tavşanlarla birlikte olduğu için). Bu arada, tavşanlar da mutasyona uğrayacak ve aralarında bu virüse daha dayanıklı olanlar hayatta kalma eğiliminde olacaktı. Böylece doğa, Darwin’in keşfettiği “doğal seçilim” ilkesi uyarınca virüsün daha az öldürücü genetik varyasyonlarını ve tavşanların da daha dayanıklı genetik varyasyonlarını seçecekti. Günümüzde, bu hastalık yüzünden tavşanlar arasındaki ölüm oranı %40 civarındadır ve artık tavşan nüfusunun kontrolü için etkin bir yöntem olmaktan çıkmıştır. Bu, evrimsel sürecin, insanların gözleyebileceği kadar kısa bir süre içinde (birkaç insan nesli) gerçekleşmiş, önceden tahmin edilebilmiş ve bu tahmine dayalı olarak aynen gözlenmiş bir sonucudur.

Bu ve benzeri olayların acıklanmasında, evrimsel biyolojinin alternatifi olan hicbir acıklama girişimi bulunmamaktadır. Eğer yaratılışcılık bir bilimsel alternatifse (iddia ettikleri gibi), evrimsel biyolojinin doğada acıkladığı bu ve benzer milyonlarca olguyu, aynı başarıyla veya daha iyi acıklayabilmelidir. Fakat bilindiği gibi, yaratılışcı kesimin derdi bilim yapmak, acıklama bulmak veya doğruya ulaşmak değildir. Onların tek derdi tabularını ve dogmalarını korumaktır. Evrim teorisinin, insanın kökenine ilişkin bulgularının, dini inancla celişmesi yüzünden, bütün dertleri işin bu kısmından sıyrılabilmek, mümkünse gerceklerin üstünü örtüp, evrimi doğrudan reddedebilmektir. Teorinin acıklayıcılığının cok acık olduğu diğer konular onların umurunda bile değildir.

Kısacası, aralarında, yöntem, düşünce yapısı, bilgi düzeyi ve amac olarak dağlar kadar fark olan iki fikrin, sanki aynı kulvardaymış gibi karşılaştırılıp yarışa tabi tutulması, işin aslı komedinin ta kendisidir. Bugün, bilimsel bilgilere yeterince aşina kesim icin, evrim teorisinin acıklayıcılığı ve gerçekliği, dinsel açıklamaların ise komikliği açıktır.

ateizm.org
 
selam ederim;

sevgili sosyalist, evrim teorilerinin amacı bilim ise bilimle uğraşsalar bir sorun yok zaten, fakat uğraştıkları şey aslında insanların inançları, memelilerinmi balıklarınmı önce var olduğunu bilimin araştırmasının sonucunda insanlar şu varlıkdan gelmiştir denilmesi bir tesadüfe dayatılmaktadır. evrim teorilerininde komik tarafı budur.

tamam anahtara basdık lamba yanmadı, hipotez yaptık bidaha bastık yine yanmadı ampulu söktük deney yaptık diğer sağlam ampulü taktık yanmadı gittik sigortaları değiştirdik lamba yandı. hipotez deney ve teoriler sonucunda lambayı yaktık buraya kadar herşey çok normal bundan sonrası zaten felsefeye giriyor bilim bunları araştırıyor buluyor ama o elektriğin hangi emir ile o enerjiyi üretebildiğine tesadüf diyor?

veya tavşan türlerine özel geliştirilen virüs ile yok etmeye çalıştıgınızda başarılı oluyorsunuz ama mutasyona uğrayan dna hücrelerine verilen bu savunma görevi tesadüf oluyor. çünkü bilim labaratuarda testlerle bunun nasıl ve hangi etkenlerle meydana geldiğini araştırırken insanlık adına uğraşıyor emek veriyor, fakat israrla kanıtlamaya çalıştıkları şey insanın "bir tesadüfler zinciri" ile yaratıldığını kanıtlamaya çalışmak. buda oldukça komik çünkü bu tesadüf 1'in yanına 600 tane sıfır koyduğunuzda ormanda rasgele yürürken kendinden oluşmuş bir insana rastlama şansını veriyor insana, buda bilimsel bir açıklamadır. peki bulduk insanı diyelim canı nerede? hani ruh? ruhun olabilme olasılığı hesabı sayı ile yok, verilemiyor. neden çünkü elde ölçülebilecek bir nesne madde yok. insan aklı ile bir yere kadar yol alıyor, bu evrim teorilerine karşı çıkanlar sadece dini inancı olanlarmı sanıyorsunuz? felsefe kitaplarını okumanızı öneririm. bu konuda çok tanınmış filozoflar var.

evrim teorisi insanların inançlarından uzak dursa, bizlerde merakla yaşanan gelişmeleri takip edeceğiz, ama ne zaman mesele açılsa karşımıza maymun insanın atasıdır gibi komik bir varsayımla geliyorlar. bilime karşı değilim aksine çok severim ama taşıdığı kalbe rağmen ruh'u hiçe sayan bir bilimde bana göre nankörlüktür. önce taşıdıkları enerjinin patatesten soğandan nasıl vücütlarını hareket ettirdiğini açıklasınlar. protein ve minerallerse bitkileri toprakda tutmak oldukça güç olurdu değilmi? tarlada çiftçiler toplamak için peşlerinden koşardı:)) ama tabiata ne emredilmiş? olgunluğa ulaşan meyve dalından düşüyor bir yenisini veriyor değilmi? kim ol demiş onlara? insanın taşıdığı 500 milyar hücre var aslında insanı oluşturan, bunlar nerede kulak nerede bacak olacağını nereden biliyor ana rahminde? birde parmaklar oluşsun diye bir kısmı oluşumdan sonra kendisini yok ediyor? hangisi yok olacak hangisi var olacak nereden biliyor gözle görülmeyen hücreler? mikrodan makroya ulu Allah'ın örneksiz yaratma sanatının eseridir hepsi.
 
evrim teorilerinin amacı bilim ise bilimle uğraşsalar bir sorun yok zaten, fakat uğraştıkları şey aslında insanların inançları, memelilerinmi balıklarınmı önce var olduğunu bilimin araştırmasının sonucunda insanlar şu varlıkdan gelmiştir denilmesi bir tesadüfe dayatılmaktadır. evrim teorilerininde komik tarafı budur.
Öncelikle evrimi ve onun teorisini çok iyi kavramak gerekiyor.
Bildiğimiz gibi evrim; doğa yasasıdır, doğanın kanunu ve işleyişidir.
Evrim teorisi ise bu yasanın nasıl işlediğini anlamak için yapılan çalışmaların ortaya çıkardığı hipotezler sonucunda ortaya çıkan teoridir.
Ve bu teorinin daha üst aşaması yoktur.
Canlıların, insanların nereden ve nasıl geldiği ise teorinin sonuçlarıdır.
Yani yapılan araştırlalar bu sonuçları ortaya koymuştur.
Bunun böyle olmasını istemek gibi bir şey yoktur.
Çok kere dediğim gibi tüm canlıların ortak atası bildiğimiz gibi tek ve daha sonraki çok hücreli canlılardır.
Bilimin vardığı nokta budur ve bu sadece doğayı anlamanın sonucunda ortaya çıkmıştır, bir kasıt yoktur.

tamam anahtara basdık lamba yanmadı, hipotez yaptık bidaha bastık yine yanmadı ampulu söktük deney yaptık diğer sağlam ampulü taktık yanmadı gittik sigortaları değiştirdik lamba yandı. hipotez deney ve teoriler sonucunda lambayı yaktık buraya kadar herşey çok normal bundan sonrası zaten felsefeye giriyor bilim bunları araştırıyor buluyor ama o elektriğin hangi emir ile o enerjiyi üretebildiğine tesadüf diyor?
Lambanın neden yanmadığını anladıktan sonra artık felsefe yapmaya gerek kalmıyor:)
Çünkü neden yanmadığı anlaşılmış ve çözüm bulunmuştur.
Elektriğin nasıl üretildiği, nasıl meydana getirlidiğine bilim tesadüf demiyor, çünkü onu meydana getiren bilimin kendisidir.

veya tavşan türlerine özel geliştirilen virüs ile yok etmeye çalıştıgınızda başarılı oluyorsunuz ama mutasyona uğrayan dna hücrelerine verilen bu savunma görevi tesadüf oluyor. çünkü bilim labaratuarda testlerle bunun nasıl ve hangi etkenlerle meydana geldiğini araştırırken insanlık adına uğraşıyor emek veriyor, fakat israrla kanıtlamaya çalıştıkları şey insanın "bir tesadüfler zinciri" ile yaratıldığını kanıtlamaya çalışmak. buda oldukça komik çünkü bu tesadüf 1'in yanına 600 tane sıfır koyduğunuzda ormanda rasgele yürürken kendinden oluşmuş bir insana rastlama şansını veriyor insana, buda bilimsel bir açıklamadır. peki bulduk insanı diyelim canı nerede? hani ruh? ruhun olabilme olasılığı hesabı sayı ile yok, verilemiyor. neden çünkü elde ölçülebilecek bir nesne madde yok. insan aklı ile bir yere kadar yol alıyor, bu evrim teorilerine karşı çıkanlar sadece dini inancı olanlarmı sanıyorsunuz? felsefe kitaplarını okumanızı öneririm. bu konuda çok tanınmış filozoflar var.

Aslında herşeye tesadüf demek, herşeyi tesadüfe bağlamak gerekmiyor.
Buna doğanın kanunu demek daha doğru bence.

Gelelim tavşan meselesine:)
Evrimi Tartışmak;
Bu arada, tavşanlar da mutasyona uğrayacak ve aralarında bu virüse daha dayanıklı olanlar hayatta kalma eğiliminde olacaktı. Böylece doğa, Darwin’in keşfettiği “doğal seçilim” ilkesi uyarınca virüsün daha az öldürücü genetik varyasyonlarını ve tavşanların da daha dayanıklı genetik varyasyonlarını seçecekti.

Ve öyle oluyor; mutasyona uğrayan tavşanların vermiş olduğu yaşam mücadelesi sonucunda güçlü olanlar hayatta kalarak doğal seçilim dediğimiz kavram yaşama geçmiş oluyor.

Böylece “doğal seçilim” ilkesi uyarınca virüsün daha az öldürücü genetik varyasyonları ve tavşanların daha dayanıklı genetik varyasyonları seçiliyor ve bu genetik varyasyonlar bir sonraki nesile aktarılarak devam ediyor.
Bu şekilde tavşanlar veya başka canlılar normal yaşamlarına dönebiliyorlar.

Diğer bir husus ise RUH kavramı.
Ruh dediğimiz şey aslında insan bedeninden bağımsız bir şey değildir ve bilim ise buna akıl, zeka der.
Bunu meydana getiren ise insanın tüm bedensel yapısıdır.
İnsan öldüğünde ruh (akıl-zeka) da biter, yok olur..

evrim teorisi insanların inançlarından uzak dursa, bizlerde merakla yaşanan gelişmeleri takip edeceğiz, ama ne zaman mesele açılsa karşımıza maymun insanın atasıdır gibi komik bir varsayımla geliyorlar.

Defalarca tekrarladık durduk.
İnsanın atası maymun değidir, bu yaratılışçıların evrimi saptırma girişimidir, yok böyle bir anlayış.
bilime karşı değilim aksine çok severim ama taşıdığı kalbe rağmen ruh'u hiçe sayan bir bilimde bana göre nankörlüktür.
RUHun tanımı ile ilgili kavramlar bilimsel yöntemlerle açıklanacak olursa eğer buna herkes inanacak ve kabul edecektir.

önce taşıdıkları enerjinin patatesten soğandan nasıl vücütlarını hareket ettirdiğini açıklasınlar. protein ve minerallerse bitkileri toprakda tutmak oldukça güç olurdu değilmi? tarlada çiftçiler toplamak için peşlerinden koşardı:)) ama tabiata ne emredilmiş? olgunluğa ulaşan meyve dalından düşüyor bir yenisini veriyor değilmi? kim ol demiş onlara? insanın taşıdığı 500 milyar hücre var aslında insanı oluşturan, bunlar nerede kulak nerede bacak olacağını nereden biliyor ana rahminde? birde parmaklar oluşsun diye bir kısmı oluşumdan sonra kendisini yok ediyor? hangisi yok olacak hangisi var olacak nereden biliyor gözle görülmeyen hücreler? mikrodan makroya ulu Allah'ın örneksiz yaratma sanatının eseridir hepsi.
Bu bölümde anlattıklarınız doğanın kanunları ve doğal seçilim dediğimiz kavramın getirileridir.
 
Evrim mi yalan yoksa;

Size deseler: "Yemek yediğin çanağın ya da şu içtiğin bardağın içine sinek düştüğü zaman sineğin her tarafını batır, sonra çıkar at, ve yemeğine ya da içmene devam et. Çünkü sineğin iki kanadının birisinde hastalık, diğerinde de şifa vardır. Sinek idrak ve ilâhî ilham sahibi olduğu için, önce zehirli olan kanadını sokar, devâ olan kanadını dışarıda bırakır. Eğer sineğin dışarıda kalan "şifa" kanadını yemeğin (ya da içeceğin) içine batıracak olursan, şifa, hastalığı gidermiş olur,". Bunu söyleyene karşı ne yanıt verirdiniz?

Görüldüğü gibi, yukarıdaki anlatıma göre sinek, idrak ve ilâhî ilham sahibi olduğu için insanların sağlığını düşünerek önce zehirli ve hastalıklı kanadını yemeğin (ya da içecek şeyin) içine daldırıyor. Şifa kanadını dışarıda bırakıyor, ki kişi onu da yemeğin içine batırsın da hasta olmasın!

Eğer bu şekilde konuşanlara karşı siz, kalkıp da: "Aklınızı mı kaçırdınız? Deli misiniz? Bir sineğin iki kanadında nasıl olur da hem hastalık ve hem de şifa olan iki zıt hassasiyet bir arada toplanabilir! Ve sonra hakir bir sinek, nasıl olur da yiyecek ya da içecek içine önce zehirli kanadını sokmayı, ve devâ olan kanadını geri bırakmayı bilebilir!" diye konuşacak olursanız, Müslümanlık sınavından sıfır alır ve "kara cahil" olmakla damgalanırsınız. Şu nedenle ki, bu şekilde konuşan kişi Muhammed'i inkâr etmiş sayılır, çünkü Diyânet'in açıklamalarına göre Muhammed aynen şöyle demiştir:

"Sizden birinizin içeceği (ve yiyeceği) içine sinek düştüğü zaman, o kişi onun her tarafını batırsın, sonra çıkarsın (atsın). Çünkü sineğin iki kanadının birisinde hastalık, diğerinde de şifa vardır...":shocked:

Hemen ekleyelim ki Muhammed'in bu sözleri, Buharî'nin Ebû Hüreyre'den rivâyeti olarak, ve ayrıca da Hattâbî gibi ünlü yorumcuların açıklamalarıyla birlikte insanlarımıza Diyânet İşleri Başkanlığı tarafından belletilmektedir. Buna inanmayanları, Diyânet, "Cahil" olarak damgalamaktadır! [Bunun böyle olduğunu anlamak için bkz. Sahih-i Buharî Muhtasarı... (Diyânet Yayınları, Cilt 9, sh. 70 ve d. Hadîs no. 1365)]

Günümüzde sineklerde böyle bir durum söz konusu olmadığına göre evrim geçirmiş olabilirler mi acep? :prv:
 

Benzer konular ↴

Benzer konular ↴

Üst Alt