evliliği tavsiye ediyormuyuz

Neden açtım bu konuyu ?
Evlenmek isteyip te içini korku kaplayan körpecik genç kızlar vardır içleri umutla dolu
tam belki de evlenecek.
Başka taraftan
bekarlık sultanlık.
Evlenme yanarsın !
Başkası,flanca şunu yaptı böyle oldu diye karamsarlık verip mutsuzluk korku vererek
insanları vazgeçirenler de vardır.
Dengini bulamyıp ağzı sütten yananlar üfleyerek içerler de vardır.

Evli olmayıp daha önce evlenmemiş insanlar da vardır evde kalmışlar da kendileri gibi olsun ister körpe bedenlere. Bazıları müzmin bekardır insanların kararlarını etkilemek için özellikle kelimeler üretir erkekler yada kızlar hakkında.

Bakarlar ki yaş geçmiş, onu dinledin bunu dinledin evlenemedin

Evli olanlardan lütfen söylesin ,

Evet evliyim , mutluyum iyi ki evlenmişim ... anlatalım ki insanlar yalnız kalmasın dünyada

ben diyebiliyorum ya siz ????...
(konu alıntı değildir senolmutlu@2010 supermeydan )
 
evliler evliliği tavsiye etmiyor çünkü evli olan herkes pişman ama evlilikleri neden devam ediyor bunu anlayamıyorum.
evlilik kurumunu önemseyip kutsalaştıralım derken insanın değerini mutluluğunu göz ardı etik aman evlilik kurumu
bozulmasın kurum devam etsin ama o kurum içinde insanlar acımı çekiyor kafa gözmü patlatılıyor kol bacakmı kırılıyor hiç önemsemedik
evliliklerin mutsuz olması insanların acı çekmesini normalleştirdik .
kol kırılır yen içinde kalır demiş büyüklerimiz her ne olursa olsun kurum bozulmasın evlilik devam etsin kişilerin mutlu olup olmadığıda
umursanmıyor dışarıdan evlilik gibi görünsün içinde nelerin yaşandığı çokda önemsenmedi
evlilik kurumuna verdiğimiz önemi kişilerin mutluluğuna verseydik önce mutlu huzurlu olmak önemli deseydik
mutluluğu olmayan bir evliliği zoraki kavga gürültü sırf kurum zarar görmesin diye devam etirmek yerine akılıca bitirmeyi öğrene bilseydik sanırım evlilik kurumu daha sağlam olurdu
insanlar evlenirken artık. savaşa gider gibi kılıç kuşanıp hazırlanıyorlar
herkes evliliğe alacaklı bakıyor (mutluolmak için evleniyorum)kimse mutlu etmek için evleniyorum demiyor .
mutlu etmeden mutlu olunmaz .bunu unutmamak lazım
 
Son düzenleme:
evililik tavsiye edilmez mi efenim.yarımsınız tamamlanıyorsunuz evlenince.biraz anlayışla üstesinden gelinemeyecek sorun yok.hele çocuk sahibi olmak dünyada yaşayabileceğiniz en muhteşem duygulardan birisi.
elbette zorluklarıda olacak.emeksiz yemek yok.emek verirseniz kara topraktan ne meyveler devşiriyorsunuz.yuva emek gerektirmez mi.Mutlu bir yuva adeta bir cennet köşesi olur.Tabi egoları biraz törpülemek lazım."Sen hot ben hot bu ineğe kim dökecek ot" derseniz inek açlıktan ölür:prv:
 
evlilik müessesi özelligini yitirmis cagimizda kücük konulari bile
bir gecimsizlik olarak algilayip ayriliga kadar gidiliyor
ekonomi gecim sikintisi tuzu biberi oluyar sitrese kapilara ayriligi
kurtulus olarak kabulleniyor ve ayriliyorlar.
 
İyiki evliyim. Muhteşem bir eşim ve çocuklarım var. Haline şükretmeyen mutlu olamaz. Gelip geçici sıkıntıları büyütür ona buna dert yanarsan çekemeyen biri çıkar ve insanı yanlış yönlendirebilir.

İster bekar ister evli olun hayati konularınızı kimseyle paylaşmayın Allah'tan yardım dileyin o en iyi yol göstericidir. Başkalarının yanlış evlilik hikayelerini dinleyen evlenmekten uzak durabilir. Böyle konuları dinlemeyin, kısmetiniz çıkınca değerlendirin ve evlenin. İki kişilik bir dünyanın huzuru paylaşmak ve affedici olmakla, karşındakini daha çok düşünmekle mümkündür.

Peygamberimizin hanımlarından biri kuru bir ekmeğin yarısını yesin diye onun için saklarken muhteşem bir fedakarlık örneği veriyor. Kul hakkına riayet etmnin önemini bize çağlar ötesinden anlatıyor.

Onca bolluk içindeki insanlar onların hayatını okur ve ibret alırsa çok mutlu olurlar.
 
Evlilik...

"Emeksiz yemek olmaz" diyen arkadaşıma katılıyorum.. Ancak istisnai durumlarda deyimler bazen yerini bulamayabiliyor..

Tek taraflı emek ne yazık ki hezimetten başka bir şeye yol açmıyor.. Hatta kendinden verdikçe daha ne kadar daha verebilirsin diye bekliyor karşı taraf.. Hele bir de egoist ise... Kendi mutluluğunu herşeyin üzerinde tutan bir insansa.. Ne yazık ki bunu bekarken anlamak mümkün olmuyor.. Üstüne üstlük tek taraflı emek verdikçe ne yazık ki karşındakinin gözünde değerini de düşürüyorsun.. Seni fedakar görüyor ancak bir yerden sonra ya annesi yerine koyuyor ya da bunu görevin algılıyor.. "Yapmak zorundasın.." gibi.. Yani bir nev'i alıştırmış oluyorsun...

Peki ne yapmak lazım?
Karşı tarafla sözlü anlaşmalara varmak pek fazla fayda getirmeyecektir.. Çünkü verilen sözler çok kolay unutulur..
Sizi çok seven biri ile evlenin.. Düşerken sizi tutuyorsa.. "Acıktın mı?" diye soruyorsa (örneğin öğlen yemeğinden biraz sonra=) sürekli sizinle ilgili merak ve endişe duyabiliyorsa ("sesin hasta geliyor", "yoruldun mu?" vs.) sizi seviyordur... Karşındakinin karakterinde gördüğünüz bozuklukları bekarken görmemezlikten gelmeyin.. "Değişir" demeyin.. "Ben onu değiştiririm" demeyin... İnsan hiç değişmiyor (Olumlu anlamda..) Bir şey kötü ise sadece daha kötüye gidiyor...

Evlilik çok güzel bir kurum... Yeter ki iki kişi birbirini sevsin..
Ne güzeldir herşeyini paylaşabildiğin, sabahlara kadar bıkmadan konuşabildiğin, gezebildiğin, gülebildiğin, seni koruyan bir eşinin olması...
Sadece seçerken dikkat etmek gerek...

Bunda hata yapıyoruz bizler... Evlilikte suç yok... Seçimlerde hata...
 
Bekarlık sultanlıktır ama belli bir yaştan sonra da çekilmiyor. Evlenmek ise bir şans ve evlendikten sonra karşılıklı hoşgörü işidir. Düzgün giden bir evlilik en kral bekarlıktan iyidir...
 

tunakan

Uzaklaştırıldı
Evlenme davaya benzer; mutlaka memnun olmayan bir taraf vardır.
(Balzac)

O zaman, evlilik hakkında hüküm veren yargıç olmaya gerek yoktur.
 
Marks-Freud karşı karşıya

Merhaba

Marx: Üstadım, varlığınız beni mutlu ediyor. Her ne kadar, okuduğum ve duyduğum kadarı ile düşüncelerimiz arasında derin uçurumlar olsa da sizin gibi biri ile birlikte olmaktan bahtiyarım.

Freud: O bahtiyarlık bana ait üstat. Çağımıza yön veren ve insanları bir hayal peşinde bunca zamandır koşturan, deha denecek bir zekaya sahip sizinle aynı odayı paylaşmak bir mutluluktur.

Marx: Benim teorilerim pratikten güç alırlar. Onlara hayal demenizi hiç beğenmedim. Üstelik ruhsal konular üzerinde bunca çalışması olan birinin, hayal gücü olmadan toplumsal modeller kurulamayacağını bilmesi gerekir.

Freud: Rüyalar üzerinde yaptığım çalışmalarda, rüyaların temel işlevinin istekleri doyurmak olduğunu öğrendim. İnsanlar bazen hiç gerçekleşemeyecek isteklerini de rüyalarında görebilirler.

Marx: İnsanların daha iyi ve güzel bir dünyada yaşamayı hayal etmeleri doğal bir istektir. Tarihsel gelişmeleri diyalektik olarak analiz ederek geçmişi ve mevcudu çözdüğümüzde gelecekte bu hayallerin gerçekleşmesinin mümkün olduğunu siz de anlayabilirsiniz..

Freud: Ben de geleceğe dönük çalışmalar yapıyorum elbette. Gençliğimde kokain üzerinde yaptığım bilimsel araştırmalar sonunda, uyuşturucu özelliği nedeniyle tıpta kullanılabileceğini önermiştim.

Marx: Ama kapitalist sistem yalnızca ve ne olursa olsun kâr amacı güttüğünden, sizin bulduğunuz kokain şimdi insanları zehirlemekte. İşte kapitalist sistemin bilime ve insanlığa ihanetini siz de görüyorsunuz.

Freud: Uyuşturucu ticareti yasadışıdır ve cezası vardır. İnsanlık hangi düzen de olursa olsun bu tür zararlı faaliyetleri önlemeye çalışıyor.

Marx: Bugünkü mevcut hukuk sistemi ve yasalar kapitalist düzenin kar amaçlı her faaliyetini uygun görür. Yasaklıyor görünse de temelde sermayenin büyümesi ve belli ellerde toplanması için kokain ve uyuşturucu ticaretine de göz yumulur.

Freud: Nasıl yani, olur mu hiç? Ahlak ve adalet bilincinin ekonomik düzen ile doğrudan bağlantısı yoktur. Bu tür duygu ve düşüncelerdeki sapkınlıklar, kişiliğin oluşmasında en güçlü yan olan çocukluk çağındaki cinsel dürtülere bağlıdır.

Marx: Bakınız üstadım, yanlış biliyorsunuz. Saydıklarınız doğrudan ekonomik düzene bağlıdırlar. Üretim araçları ve üretim ilişkileri birlikte üretim biçimini belirler. Üretim biçimi bir de alt yapı düzenidir ve doğrudan hukuk, adalet, eğitim gibi üst yapı kurumların belirler. Kapitalist düzen, emeği sömürerek kâr etmek amacına dönük olduğundan kârlı olan her şey geçerlidir.

Freud: Ne biliyorsam hep aksini söylüyorsunuz Üstadım. Araç ve biçim önemli değil. Her ilişkinin amacı maddi bir üretim olmak zorunda da değil. Önemli olan zevk ve doyumdur. Ailevi veya toplumsal baskılar altında kalarak gemlenen bu tür cinsel istekler kişilik bozulmasına da neden olurlar ve bu tür insanlar suç işlemeye eğilimlidirler.

Marx: Anlaşılan sizde de yabancılaşma sorunu var. Günümüzdeki teknoloji ve iş bölümü sayesinde işçi sınıfı emeği ile ürettiğine yabancılaşıyor. Ne ürettiğini ve onun değerini anlamıyor. Buna neden olan kapitalist üretim biçimidir. İşçi sınıfı bilinçlenerek bu yabancılaşmayı önlemelidir.

Freud: Bakın bu konuda benim de gözlemlerim var. Hani şu kötü kadınlar var ya. Maddi karşılık için vücutlarını satan kadınlar. Onlar da ürettiklerine ve emeklerine yabancılaşıyorlar. Hatta toplumsal baskı altında tüm insanlara da yabancılaşıyorlar. Ayrı ve yalnız bir dünyaları var.

Marx: Sözünü ettiğiniz durum kapitalist bir ilişki türüdür. Emeği sömürmeyi tek amaç edinen bu sistem kadını bir meta olarak görür. Kadın her şeyi ile alınır ve satılır.


Freud: Yok canım. Bana göre çok daha önceki tarihlere kadar gider kadınların bu hali. İlkel mağara devrinden beri ve günümüzde bile kabile veya aşiret halinde yaşayan toplumlarda kadın alışverişi vardır. Örneğin bazı belgelerde bir öküze karşılık 2 veya 3 kadın takas edildiği yazılıdır.

Marx: Yine yanılıyorsunuz. O tür bir takas kapitalist nitelikler taşır. Öküz, üretime katkısı olan bir araçtır. Halbuki o adamın gözünde kadın yalnızca bir zevk aracı olan bir metadır. Aldığı öküz ile üreteceği başka metaları satarak elde edeceği kârla isterse 4 veya 5 kadın alacaktır ilerki bir zamanda. Gördüğünüz gibi Kapitalist düzende her şey bir metadır ve adeta bir meta fetişizmi yaşanır.

Freud: Benim bildiğim Fetişizm cinsel bir eğilimdir. Çocukluk çağındaki Oidipus veya Elektra komplekslerini ileri yaşlarda gemleyemeyen insanlarda görülür. Mesela, ileri yaşlardaki erkeklerde kadınlara dönük ayak veya el fetişizmi vardır. Kadın ayağı veya eli gördüklerinde orgazm olacak kadar heyecanlanırlar. Görmek için de her türlü kılığa girerler.

Marx: Görülüyor ki bu konuda da anlaşamayacağız sizinle. Demin ilkel mağara dönemi dediniz. Tarihi materyalizm açısından ve diyalektik metotla incelediğimizde insanın geçmişinde şu dönemler karşımıza çıkar: İlkel komün düzeni, kölelik düzeni, feodalizm ve kapitalizm. Üretim biçimine göre insanlığın bundan sonraki dönemleri ise sosyalizm ve komünizm olacaktır.

Freud: Hayır dostum. İnsanın dönemleri cinsel ve ruhsal gelişimine göre beşe ayrılır. Ağızcıl, dışkıl, fallik, gizil ve üreyimsel. Yani anlayacağınız yalnızca üretimle ilgili değildir bu dönemler. Üstadım, sormadan edemeyeceğim. Durmadan diyalektik yöntem deyip duruyorsunuz. Nedir kuzum bu diyalektik?

Marx: Diyalektik anlayışa göre her varlık ve kavram kendi karşıtını da içinde taşır. Bu çelişki zamanla yeni bir oluşuma neden olur. Tez ile antitez çatışır ve yeni bir sentez ortaya çıkar.

Freud: Bakın bu doğru işte. Evli bir erkek ve kadından olan bir çocuk da aynı şekilde zıt karakter özelliklerden etkilenir. Özellikle küçük yaşlarda ebeveynler arasındaki zıtlaşmalar, cinsel dürtülerin fazla baskı altında kalması ile sonunda kişilik bozuklarına neden olur. İşte size tez, antitez ve sentez.

Marx: Neden erkek ve kadın illa ki evli olsunlar. Evlilik kapitalist sistemin bir üst yapı kurumudur. Amacı da biriken sermayenin miras yoluyla kapitalist sınıf içinde kalmasıdır.

Freud: Demek siz evliliğe de karşısınız. Yani isteyen istediği kişi ile cinsel ilişki kuracak öyle mi? Sizin diyalektik metoda göre ya tez, antiteze “BU SENTEZ BENDEN DEĞİL” derse ne olacak ?

Marx: Bizim kuracağımız sistemde çocukların geleceği zaten düzenlenmiş olacak ve kimsenin bu tür bir soru sorması gerekmeyecek. Evlilik aynı zamanda erkeğin kadını bir meta olarak görmesini sağlıyor. Erkek kendine bağımlı olan kadına ve çocuğuna zorla soyadını veriyor. Kadının soyadının ticari bir değer yoksa unutulup gidiyor.

Freud: Bakın aynı sorunu biz yaşasa idik ne yapardık? Nasıl bir isim koyardık sentezimize?

Marx: Eşitlikçi bir adı olacak elbette. Örneğin “Sigmund Karl Freud Marx”.

Freud: İlginç bir kişiliğiniz var Üstadım. Eğer zaman bulursak ve de izin verirseniz size bir psikanaliz seansı yapmak isterim. Çocukluğunuza dönerek bugünkü kişiliğinizin oluşmasına neden olan anılarınızı öğreniriz. Gevşer ve anlatırsınız o günleri. Bastırılmış cinsel dürtülerinizin ne olduğunu da öğrenmiş oluruz.

Marks: Siz aklınızı cinsellikle bozmuşsunuz. Aslında kendinize uygulasanız o psikanaliz seansını kim bilir neler çıkar ortaya.

Freud: Ret etmenize üzüldüm. Neyse son olarak bir ricam var sizden. Lütfen konuştuklarımız bu odada kalsın.

Marks: Elbette.

alıntı yazimhane.com

Marks-Freud karşı karşıya | Sevgiadası
 
Üst Alt