es-Sünnetun-Nebeviyye ve Beyânu Medlûliheş- Şeriyye

HADÎSLERDE GEÇEN SÜNNET KELİMESİNİN ANLAMI

GİRİŞ
Hamd, hükümlerini bize şeriat kılan, onlardaki helal ve haramı açıklayan, bize
meşru olanı sevdirip memnu olanı çirkin gösteren ve Resûlü Muhammed'i (a.s)
insanlara indirileni açıklasın diye hak din ve hidayetle gönderen Allah'a aittir.
Resûlüllahın (a.s) beyânı, söz, fiil, meşru olanı ikrar ve memnu' olanı nehy itibariyle
beyânların en güzelidir. O (a.s), bize gecesi gündüz gibi olan dosdoğru bir yol bıraktı.
O yoldan ancak helak olanlar sapar.

Hz. Peygamber, bize sünnetine ve hulefa-i raşidinin sünnetine uymamızı
emrederek şöyle buyurmuştur: Sünnetime ve benden sonra raşid halifelerin sünnetine
sımsıkı arılın.

Bizleri bidat olan şeylerden de sakındırarak şöyle buyurmuştur:
Sonradan ihdas edilen işlerden sakının. Zira her sonradan ihdas edilen iş, bidattır.
Her bidat da, dalalettir.

Bu çalışma küçük çaplı bir risale olup burada Hz. Peygamberin hadîslerinde,
sahabe ve tabiunun sözlerinde geçen sünnet lafzının anlamını açıklamaya çalıştım.
Beni bunu telif etmeye sevkeden sebep, günümüzde bazılarının bu konuda ileri geri
konuşmaları ve bazı fakihlerin yaptığı yanlışlıkları görmem olmuştur. Bunlar bazı
hadîslerde veya sahabe ve tabiun sözlerinde geçen sünnet lafzıyla istidlâl ederken hata
etmişlerdir. Bu lafızla, fıkıh ıstılahındaki sünnetin kastedildiğini zannederek ona
göre istidlâlde bulunmuşlardır. Onlardan kaynaklanan bu hata sebebiyle Hz.
Peygamberin, sahabe ve tabiunun sözlerinde geçen sünnet lafzının manasını ortaya
çıkarmak istedim ve bu küçük çaplı risaleyi yazdım.

Risalede bu konuyla alakalı bir çok delil kaydettim. Zikrettiğim şeyleri, büyük
alimlerin sözleriyle destekledim. Allahtan beni iyiye, doğruya ve hakka sevketmesini
dilerim. Hamd, alemlerin Rabbi Allaha aittir. Salat ve selam Peygamberimiz
Muhammede (a.s) ehl-i beytine, ashabına ve ona tâbi olanlara olsun.

SÜNNET

Sünnet kelimesinin bir çok tarifi vardır. Alimler bu kelimeyi, kendi ilim ve
ihtisas alanlarına göre tarif etmişlerdir.
Usûlcüler, sünneti şerî delillerden biri kabul ederek tarif etmişlerdir. Buna
göre o, Hz. Peygamberden söz, fiil ve takrir olarak meydana gelen şeyler demektir.

Bu konuda fukaha bir çok tanım yapmıştır. Onlardan bir kaçı şöyledir:
Sünnet, Hz. Peygamberin ibadet yönünden bazen özürsüz terketmekle beraber
sürekli yaptığı veya hulefa-i raşidinin yahut Hz. Peygamberden sonra sahabeden
birinin devamlı yaptığı şeydir.

Hz. Peygamberden farz veya vacib olmaksızın sabit olan şeylere sünnet denir.
Burada sünnet, vacibin mukabili olup beş ahkamdan biridir.

Hadîsçilere göre ise sünnet, Hz. Peygamberden söz, fiil, takrir, sıfat, yaratılış
ve ahlakla ilgili rivayet edilen şeylerdir. Bunların bisetten önce ve sonra olması
durumu değiştirmemektedir.

Şâtibî el-Muvâfakât adlı eserinde sünnetle ilgili şunları belirtmiştir: İkinci
delil, sünnettir. Sünnet lafzı özellikle Hz. Peygamberden Kurânın dışında olmak
kaydıyla nakledilen şeyler için kullanılır. Ancak Hz. Peygamberin sözleri, Kurânda
olanı bir beyân olsun veya olmasın ona dayandığı da ortadadır. Aynı şekilde sünnet
lafzı, Kitap veya sünnette bulunsun veya bulunmasın, yanlarında sabit olup bize
nakledilmeyen bir sünnete ittibalarından dolayı sahabenin yaptıkları için de
kullanılar.

Cemaluddin el-Kâsimî konuyla ilgili olarak Kavâidut-tahdîs adlı eserinde
şöyle demektedir: Şâriin ve şâriin asrında yaşayanların ıstılahına göre sünnetle
murad, Hz. Peygamberin söz, fiil ve takririne delâlet eden bir delildir. Bundan dolayı
Kurân mukabili olarak düşünülmüştür. Buna göre mendub için kullanıldığı gibi vacib
için de kullanılır. Fukaha ve usûlcülerin ıstılahına gelince burada sünnet, vacibin
mukabili demektir. Bu, sonradan yapılmış bir tanım ve yeni bir durumdur.

Bu tariflerden, araştırdığım konuya en yakın olanı hadîsçilerin tarifdir. Fakat
burada, verdiğim farklı tanımlardan yola çıkarak bir tarif yapacak değilim. Yapmak
istediğim şey, Hz. Peygamberin hadîslerinde, sahabe ve tabiunun sözlerinde geçen
sünnet lafzının manasını tespit etmektir. Zira geçmişte bazı fakihler merfu, mevkuf
ve maktu hadîslerde geçen ﺍﻟﺴﻨﺔ ve ﺍﻟﺴﻨﺔ ﻣﻦ gibi lafızlara dayanarak sünnetin fıkhî
manasını gözetmek suretiyle hatalı istidlâllerde bulunmuşlardır.

Bu hatanın kaynağı, sünnet lafzının anlamını belirlemede fıkhî-ıstılahî
mananın genelleştirilmesidir. İşte sünnet lafzının sonradan oluşan manasının dışında
ilk manasını ortaya çıkarmak istiyorum. Muvaffakiyet Allahtandır.

BU RİSALEDE SÖZ KONUSU EDİLEN SÜNNETİN BEYÂNI

Sünnet lafzının, Hz. Peygamberin, sahabe ve tabiunun sözlerinde çokça
geçtiği bilinmektedir. Sünnet lafzı gerçekte dinde tâbi olunan meşru yol ve sağlam
bir nebevî metot anl***** gelmektedir. Bunun delilleri fazla olup ileride onları
kaydedeceğim. Yine sünnet lafzının fukahanın sözlerinde ve fıkıh kitaplarında sürekli
olarak zikri geçen fıkhî ıstılahlardan biri olduğu da malumdur. Onlara göre sünnet,
farz veya vacibin mukabilidir. Bu fıkhî ıstılah h. II. asırda ortaya çıkmış ve sonraları
yaygınlaşmıştır.

Bazı fakihlerin bu iki manayı birbirine karıştırdığı görülmektedir. Bunlar, Hz.
Peygamberin, sahabe ve tabiunun sözlerinde geçen sünnet lafzını, sonradan oluşan
fıkhî manasına uygun bir şekilde kendisine teşvik edilen şey olarak anlamışlardır. İşte
bu, dikkat çekilmesi gereken bir hatadır. Hz. Peygamberin hadîslerinde, sahabe ve
tabiunun sözlerinde geçen sünnet lafzı, umumî-şerî bir manayı ifade etmektedir. Bu
mana itikat, ibadet, muamelat, ahlak, adab ve diğerlerine şamildir. Bu mananın içinde
farz ve vacib olduğu gibi mendub ve müstehab da vardır.

Abdulğani en-Nablûsî elHadîkatun-nediyye şerhut-Tarîkatül-Muhammediyye adlı eserinde şöyle
demektedir: Resûlüllahın (a.s) sünneti dendiğinde, sünnetin onun söz, fiil, itikat,
ahlak ve takrirlerine verilen bir isim olduğu anlaşılmaktadır.

Fakihlerin sözlerinde ve fıkıh kitaplarında sıkça kullanılan sünnet lafzı, tahsis
ifade eden ve farz ya da vacib mukabili olarak sınırlanan ıstılahî bir manaya dayanır.
Bu iki mana ve kullanım arasındaki fark açıktır. Hz. Peygamberin, sahabe ve
tabiunun sözlerinde geçen sünnet lafzıyla amelî sünneti kastetmek açık bir hatadır.

HADÎS VE HABERLERDE GEÇEN SÜNNETİN ANLAMI

Şimdi yukarıda yaptığım açıklamaları delillendirmek için, içinde sünnet
lafzının geçtiği hadîs ve haberleri zikretmeye çalışacağım.

1- Hz. Aişe hadîsi: Hz. Aişenin dediğine göre Resûlüllah (a.s) şöyle
buyurmuştur: Nikah benim sünnetimdir. Kim sünnetimle amel etmezse, benden
değildir. Evleniniz, zira ben ümmetimin çokluğuyla övünürüm
İsnadı zayıftır, ancak sahih bir delildir.

2- Ebu Eyyûb el-Ensârî hadîsi: Resûlüllah (a.s) şöyle buyurmuştur:
Peygamberlerin sünnetleri dörttür: Haya, güzel koku sürünmek, misvak kullanmak
ve nikah.
İsnadı zayıftır.

3- Enes b. Mâlik hadîsi. Şöyle demiştir: Resûlüllah (a.s) bana şöyle buyurdu:
Ey oğulcuğum, kalbinde hiç kimseye karşı bir aldatma geçmeden sabahlamaya ve
akşamlamaya güç yetirebiliyorsan, öyle yap!. Sonra şöyle buyurdu: Bu benim
sünnetimdir: Kim sünnetimi ihya ederse, beni sevmiş olur. Kim beni severse benimle
birlikte cennettedir.

Tirmizî, bu hadîs hakkında hadîs bu yönüyle hasen-garîbtir
demiştir.
4- Cerîr b. Abdullah el-Becelî hadîsi: Uzun bir hadîs olup sonunda Hz.
Peygamber şöyle buyurmuştur: Kim İslâmda iyi bir çığır (sünnet) açarsa, onun ve
onunla birlikte amelde bulunanların kıyamet gününe kadar hayrı kendisine dokunur.
Kim kötü bir çığır (sünnet) açarsa, onun ve o yolda yürüyenlerin günahı kendisine
verilir.

5- Amr b. Avf b. Yezid b. Milha hadîsi: Resûlüllah (a.s) şöyle buyurmuştur:
Muhakkak din, yılanın deliğine sığındığı gibi Hicaza sığınacaktırDin garib başladı,
garib gidecektir. Benden sonra insanların ifsad ettiği sünnetimi düzelten gariblere
müjdeler olsun!.

Tirmizî bu hadîs hakkında hasen-sahîh tabirini kullanmıştır.
6- Irbâd b. Sariye hadîsi. Şöyle demiştir: Resûlüllah (a.s) bize vaz veriyordu.
Sonunda şöyle buyurdu: Benden sonra sizden kim yaşarsa, bir çok ihtilaf görecektir.
Size sünnetimi ve raşid halifelerimin sünnetini tavsiye ederim. Onlara sımsıkı sarılın.
Sonradan ihdas edilen işlerden sakının. Zira her bidat dalalettir.

Tirmizî bu hadîs
hakkında hasen-sahîh tabirini kullanmıştır.
7- Enes b. Mâlik hadîsi. Şöyle demiştir: Yemenlilerden bir grup Resûlüllaha
(a.s) gelip şöyle dediler: Bizimle, bize sünneti öğretecek birini gönder. Resûlüllah
(a.s) Ebu Ubeydenin elini tutarak bu, bu ümmetin eminidir buyurdu.

8- Ebu Musa el-Eşarî hadîsi. Şöyle demiştir: Resûlüllah (a.s) bize hitap etti.
Bize sünnetimizi açıkladı ve namazımızı öğretti. Sonra namaz kıldığınızda saflarınızı
sıklaştırın buyurdu.

9- Enes b. Mâlikin Resûlüllahın (a.s) ibadetinden soran üç kişi hakkındaki
hadîsi: Rivayete göre bu üç kişi Hz. Peygamberin ibadetini az görüyorlardı. Bunun
üzerine Resûlüllah (a.s) şöyle buyurmuştur: Vallahi, Allahtan en çok korkanınız ve
takva sahibi olanınız benim. Fakat ben hem oruç tutar, hem iftar ederim; hem namaz
kılar, hem uyurum; kadınlarla da evlenirim. Kim sünnetimden yüz çevirirse, benden
değildir.

10- Urvenin Hz. Aişeden rivayet ettiği hadîs: Urve der ki: Aişeye şunu
söyledim: Allahın, Safa ile Merve Allahın şeairindendir. Kim beyti hacceder veya
umre yaparsa, o ikisini tavaf etmesi sebebiyle kendisine bir günah yoktur âyetini
görmez misin? Vallahi, hiç kimseye Safa ile Merve arasını say etmemekten dolayı bir
günah yoktur. Bunun üzerine Aişe şöyle dedi: Ey kız kardeşimin oğlu, ne kötü şey
söyledin! Zira bu, senin dediğin gibi olsa, âyet o ikisini tavaf etmemekten dolayı ona
günah yoktur şeklinde olurdu. Lakin o, ensar hakkında nazil olmuşturResûlüllah
(a.s) tavafı sünnet kılmıştır. Hiç kimsenin Safa ile Merve arasındaki sayı terketme
hakkı yoktur.

11- Şeddât b. Evs ve İbn Abbâs hadîsi: Resûlüllah (a.s) şöyle buyurmuştur:
Hitan (sünnet olmak) erkeklere sünnettir. Kadınlara ise, ikram edilmiştir. Bunu
Taberânî rivayet etmiştir. İbn Hanbelde Valid Ebil-Velihden nakletmiştir. Bunun üç
tarikten gelen isnadın hepsi zayıftır.

12- Ebu Saîd el-Hudrî hadîsi. Şöyle demiştir: İki adam bir yolculuğa çıktı.
Namaz vakti geldi. Ama yanlarında su yoktu. Temiz bir toprağa teyemmüm edip
namazları kıldılar. Onlardan biri abdest ve namazı iade etti. Diğeri ise, iade etmedi.
Sonra Hz. Peygambere gelip durumu anlattılar. İade etmeyene şöyle buyurdu:
Sünnete isabet ettin. Sana namazının karşılığı verilecektir. Abdest alıp namazını iade
edene de şöyle buyurdu: Sen iki kere ecir aldın.

Aliyyul-Kârî, Mirkâtul-mefâtîh adlı eserinde Resûlüllahın (a.s) sünnete
isabet ettin sözünü şöyle şerhetmiştir: Yani sünnetle sabit olan şerî yola muvafakat
ettin.

Avnul-mabûd müellifi de konuyla ilgili şöyle demiştir: Sünnete isabet ettin,
yani vacib olan şeriatı yerine getirdin. Sünnetle sabit olan şeriata muvafakat ettin.

Burada görüşlerini zikrettiğimiz iki alim de asıl konudan uzaklaşmıştır. Bana göre
buradaki sünnet lafzının tefsiri için şöyle denilebilir: Sen Allah katında meşru bir
hükme isabet ettin. Sünnet lafzının tefsirinde, bu hükmün sünnetle sabit olduğunu

söylemeye gerek yoktur. Zira Resûlüllah (a.s) burada kendisiyle hükmün sabit olduğu
delili beyân etmek makamında değildir. Ancak o, yapılan işin doğru veya hatalı
olduğunu söyleme makamındadır. Allah en iyisini bilir.
13- Huzeyfe hadîsi. Şöyle demiştir: Resûlüllah (a.s) bize iki olay anlattı.
Birini biliyordum. Diğerini anlatmasını bekledim. Bize emanetin insanların
kalplerinin merkezine indiğini söyledi. Sonra bu insanlar Kurânı anladılar, sonra
sünneti anladılar.

İbn Hacer Fethul-bârî adlı şerhinde Sonra Kurânı anladılar sonra sünneti
anladılar sözüyle ilgili olarak şunları söylemiştir: Burada onların sünneti
öğrenmeden önce Kurânı öğrendiklerine dair bir işaret vardır. Sünnetle de maksad,
vacib veya mendub olarak Resûlüllahdan (a.s) alınan şeylerdir.

14- Hz. Ömer hadîsi. Şöyle demiştir: Namazda elleri dizlere koymak sizin
için sünnettir. Rukuda yapılan bu fiile iyice sarılın. İkinci bir rivayette de şöyle
demiştir: Sünnet ancak elleri dizlere koymaktır.

Tirmizî bu hadîs hakkında
hasen-sahîh tabirini kullanmıştır.
15- Câbir b. Abdillahın, Resûlüllahın (a.s) kurbanlık deve ve ineğin yedi
hisseli olduğunu sünnet kılmasıyla ilgili hadîs. Bunu İbn Hanbel Müsnedînde hasen
bir senedle rivayet etmiştir.

16- İbn Abbâs hadîsi: Der ki: Resûlüllah (a.s) şu üç konunun dışında
bilmediğim bir sünnet kılmamıştır: a- Öğle ve ikindi namazlarında açıktan okumalı
mı, okumamalı mı bilmiyorum. b- Ben ihtiyarlığımın son sınırına vardığım
halde

âyetinde geçen kelimenin ﻋﺘﻴﺎ mi yoksa ﻋﺴﻴﺎ mi olduğunu bilmiyorum. c- İbn
Abbâstan bu hadîsi rivayet eden Husayn b. Abdirrahman üçüncüsünü unuttum
demiştir.

17- Ebu Hureyrenin, müşriklerin alıkoyarak öldürdüğü şahsın kıssasıyla ilgili
hadîs. Bu şahsın adı, Hubeyb b. Adiyyel-Ensarî olup Ebu Hureyre hakkında şöyle
demiştir: Hubeyb, alıkonularak öldürülen her müslüman için iki rekat namaz kılmayı

İkinci bir rivayette Hubeyb, alıkonularak öldürülen her müslümana
namazı sünnet kıldı şeklinde geçmektedir.

Üçüncü bir rivayette ise, öldürülme
anında iki rekat namaz kılmayı sünnet kılanın ilki Hubeybdi şeklinde rivayet
edilmiştir.

Kastallânî İrşâdüs-sârî adılı Buhârî şerhinde ilk rivayet hakkında şunu
söylemiştir: Hubeybin yaptığı sünnet oldu. Zira bunu şârinin hayatında yapmış olup
şâri onu güzel bulmuştur. İkinci rivayet hakkında o, sünnet oldu. Çünkü Resûlüllah
(a.s) hayattayken onu yapmıştı. O da onu güzel bulmuştur demiştir. Üçüncü rivayet
hakkında ise, şunları belirtmiştir: Resûlüllahın sünnet kılanın ilkisözünde
müşkil vardır. Zira sünnet ancak Resûlüllahın söz, fiil ve ahvalidir. Onun, Resûlüllah
(a.s) hayattayken böyle yapıp, Resûlüllahın (a.s) onu güzel bulması sebebiyle sünnet
olması mümkündür.

Bu hadîs gayet açıktır. Buradaki sünnet lafzının manasının dinde tâbi olunan
meşru fiil olduğu ortadadır. Buna göre fakihlerin öldürülme anında iki rekatlık sünnet
namazıyla istidlâl etmeleri doğru değildir. Hadîste geçen senne lafzı sebebiyle iki
rekat namaz müstehab bir sünnet olmuş olur. Çünkü burada iki rekatlık sünnet
namazın hükmünün senne lafzının dışındaki başka bir delille elde edildiğinde şüphe
yoktur. Bu delil de, Resûlüllahın (a.s) onun yaptığını ikrar etmesidir. Hz. Ömerin ve
Câbir b. Abdullahın sözlerinin tefsirinde söylenen şeyler de böyledir.

Tüm bu ve benzeri hadîslerde geçen sünnet lafzıyla dinde tâbi olunan
meşru yol kastedildiği açıktır. Bundan dolayı İbn Hacer, Resûlüllahın (a.s) üç kişi
hakkında kim sünnetimden yüz çevirirse, benden değildir sözüyle ilgili olarak şunu
ifade etmiştir: Sünnetle murad, farz mukabili olmayan yoldur.

Yine İbn Hacer yukarıda kaydedilen Safa ve Merve ile ilgili hadîs hakkında
şöyle demektedir: Hz. Aişenin bu sözü sünnetle onu farz kıldı anlamındadır.
Aişenin maksadı sünnetin farziyyetini, yani bu meşru ibadetin farziyyetinin nefyini
ortadan kaldırmak değildir. Bunu, Aişenin Müslimdeki şu sözü de teyid eder

Ömrüme yemin olsun ki, Safa ile Merve arasında say yapmadıkça Allah sizin ne
haccınızı ne de umrenizi kabul eder.

Buhârînin Kitâbul-libâsda Ebu Hureyreden naklettiği hadîse gelince bu
şöyledir: Fıtrat beş şeydir: Sünnet olmak, tıraş olmak, koltuk altlarını almak,
tırnakları kesmek ve bıyıkları kısaltmak.

İbn Hacer Fethul-bârîde sünnet olmanın hükümlerini şerhederken şöyle
demiştir: Şâfiî ve ashabı, erkek ve kadına sünnet olmanın vacib olduğu
görüşündedirler. Şâfiînin diğer bir görüşü de, kadının sünnet olmasının vacib
olmadığı şeklindedir. Alimlerin çoğu ve bazı Şâfiîler sünnet olmanın vacib olmayıp
sünnet olduğunu kabul etmiştir. Delilleri de hitan erkeklere sünnettir şeklindeki
Şeddâd hadîsidir. Bu hadîste geçen sünnet lafzında söyledikleri şeye delil yoktur.

Burada sünnetle, vacibin mukabili anlamı kastedilmemiştir. Fakat bu konuda erkek ve
kadınlar arasında farklılık söz konusu olunca, maksat hükmün farklılığını bu şekilde
göstermek olmuştur. Ayrıca Şeddâd hadîsinin zayıf olduğu belirtilmelidir. Yukarıda
Ebu Hureyreden nakledilen hadîste geçen fıtrattan beş şey tabiri sünnetten beş
şey olarak fıtrattan bedel olmuştur. Burada sünnetle, vacib mukabili olmayan yol
kastedilmiştir. Gazalî, Maverdî ve başkaları da hadîsi bu şekilde anlamışlardır. Onlar,
bunun sünnetime ve raşid halifelerimin sünnetine uyunuz hadîsinde olduğu gibi
olduğunu söylemişlerdir.

İbn Hacerin hadîste geçen sünnet lafzının vacible ilgisinin olmadığına dair
sözü konumuzla ilgili açık bir delildir. İlim talibinin bunu bilmesi gerekmektedir.
Aksi takdirde sünnet lafzının hadîste geçtiği şekliyle fakihlere göre bir şeyin sünnet
olması anlamında istidlâl edilmesiyle çıkmaza girilmiş olur.

Merğinanî el-Hidâye adlı kitabında şöyle demektedir: Namaz kılan göbeğinin
altında sağ elini sol elinin üzerine koyar. Zira Resûlüllah (a.s) şöyle buyurmuştur:
Göbeğin altında sağ eli sol eli üzerine koymak sünnettendir. Bu kıyam sünnetidir.

Aynî, el-Binâye adlı eserinde bu sözü araştırarak şunları tespit etmiştir: Bu, Hz.
Alinin sözüdür. İsnadı da sahîh değildir. Sonra onu, Hz. Aliden Ebu Dâvud, İbn

Hanbel ve Dârekutnînin rivayet ettiğini söyleyerek ayrıca isnadlarında zayıf
kimselerin bulunduğunu ifade etmiştir.

Yeri gelmişken günümüzde bazı alimlerin sünnete tutunma konusunda bir
gevşeklik gösterdiğini belirtmem gerekir. Onlara bazı sünnetleri terkettikleri
konusunda bir şey söylendiğinde, o, sünnettir, terki caizdir; sünnetin fıkhî tarifini
ele alalım, oradan bu sonuç çıkar derler. Oysa selef-i salihîn her durumda küçük bir
fazilet dahi olsa- farz veya vacib olarak taleb ettikleriyle terğib ve nedb yoluyla taleb
ettiklerinin arasını ayırmaksızın dinî olanı gözetirlerdi.

Mendub sünnetler, vacib farzların kalesi, hasenatı artırmanın kapısı, kendisiyle
amel edeni aydınlatan bir nur ve her halde Resûlüllaha (a.s) uymanın ve onu
sevmenin alametidir. Nebevî sünnete gösterilen iştiyak ve onunla amel etmek,
ganimetlerin en büyüğü, sıfatların en güzeli, taat ve kurbiyetin en faziletlisidir.

Yazan: Abdufettah Ebu Gudde
Çev. : Yrd. Doç. Dr. Yavuz KÖKTAŞ
KTÜ Rize İlahiyat Fak. Hadis Anabilim Dalı
 
Üst Alt