Ekonominin durumu!

EKONOMİNİN DURUMU!
Mehmet Necati GÜNGÖR

Başkanlığını eski Devlet, Maliye ve Dışişleri Bakanlarından Ahmet Kurtcebe Alptemoçin’in yaptığı Vakıf 2000, Ankara, her yıl Türkiye’nin önemli bir konu başlığını gündemine alıyor.
Böyle 30’a yakın etkinlik düzenlemiş.
21 Şubat tarihli panelin konusu da “2014 Yılı Başında Türkiye Ekonomisinin Görünümü, Gelişmeler ve Riskler”idi.
Panele, eski DPT Müsteşarı, İstanbul Milletvekili İlhan Kesici, eski Dış Ticaret Müsteşarı Yavuz Ege ve Türkiye Müteahhitler Birliği Başkanı Emin Sazak panelist olarak katıldılar.
İlhan Kesici, mesajını ambalajlamayı çok iyi becerebilen bir politikacı. Sözlerine meşhur Osmanlı paşası Keçizade İzzet Molla’dan bir beyit okuyarak başladı.
(Keçecizade İzzet Molla, Tanzimat bürokrasisinde çok uzun seneler Sadrazamlık, Hariciye Nazırlığı yapmış meşhur Fuat Paşa'nın da babasıdır.)

“Meşhûrdur ki fısk (zulm) ile olmaz cihân harâb,
Eyler anı müdâhane-i âlimân harâb.”
“Dünya zulümle, fitne fesatla harap olmaz. Onu asıl harap edecek olan şey bilginlerin, önde giden insanların, kurumların yönetimlere dalkavukluğudur.”

Kesici, sağdan soldan, çok sayıda eski hükümetlerde görev almış eski bakan, milletvekili ve yüksek bürokratların ilgi ile izlediği konuşmasında, ekonominin en önemli ölçütü olan büyüme rakamlarını, iniş ve çıkış dönemlerini de içine alan mukayeselerle kapsamlı bir şekilde ortaya döktü ve bakın nasıl sonuçlar çıktı:

2003-12: Recep Tayyip Erdoğan Dönemi: Yıllık ortalama, yüzde 4,87

1983-89: Turgut Özal Dönemi: Yıllık ortalama, yüzde 4,9

1965-71: Süleyman Demirel Dönemi: Yüzde 5,9

1963-77: İlk Üç Plan Dönemi: Yüzde 5,9

1950-60: Adnan Menderes Dönemi: 6,3

1946-2002: Çok partili dönemin tamamı: 5.1

Burada dikkatlere getirilmesi gereken en önemli nokta şudur:

2000’li yıllar, özellikle ekonomik büyümeler bakımından, bütün dünya için en parlak dönemdir. Büyümelerin en önemli ihtiyaçlarından olan “(kıt) sermaye” bu dönemde neredeyse gökten yağmur gibi yağmıştır.

Daha önceki dönemlerde ise dünya zaten “soğuk savaş” dünyasıdır. Hem sermaye bakımından hem de diğer hemen her şey bakımından dünyadaki ekonomik faaliyetler çok daha kısıtlı bir ortamda cereyan ediyordu.

Bu, dünyada böyle idi. Buna bir de Türkiye özelinin bazı unsurlarını da göz önüne getirirsek:

1963-77 dönemi ilk üç Kalkınma Planı dönemidir. On beş senedir. O zaman aralığında önemli noktalar vardır.

AKP döneminin tek başbakanlı dönemine kıyasla, o dönemin Başbakanlarını hatırlayalım:

İsmet Paşa, Süleyman Demirel, 1971 Askeri Darbesi’nin başbakanları Nihat Erim, Ferit Melen, Naim Talu, 1973 seçimlerinden sonra Bülent Ecevit, 1974 Kıbrıs Barış Harekatı, bu münasebetle Türkiye’ye uygulanan askeri ve ekonomik ambargolar, meşhur Milliyetçi Cephe adıyla anılan beş-partili koalisyon devirleri.

Bütün bu çok olumsuz şartlara ragmen böyle bir dönemde elde edilmiş olan ekonomik performans ve büyüme hızları, bu dönemle kabil-I kıyas bile olamayacak derecede çok uygun bir iklimde AK Parti döneminin elde ettiği büyüme hızından çok daha büyük bir performans ortaya koymaktadır.

Mukayese dönemini daha da geriye götürelim:

Çok partili 1946-2002 dönemi. (geçtiğimiz 57 yılın tamamı.)

Bu dönemde de, yukarıda yazdığımız unsurlara ilaveten bir de şu olumsuzluklar bulunmaktadır:

Tarihin gördüğü en büyük felaket olan İkinci Dünya Savaşı’nın artçı olumsuzlukları, 1960 İhtilali, 1962 ve 1963 başarısız askeri ihtilal teşebbüsleri, 1971 askeri Darbesi, petrolün varilinin mesela 1970 yılında 1 Dolar olan fiyatının 1980 yılında 36 Dolara fırlaması, 1980 İhtilali, siyasi yapı ve partilerin kapatılması, ufalanması, parçalanması, siyasi istikrarın bozulması, 1994 ekonomik krizi, bir ekonomik kriz şiddetinde 1999 depremi ve nihayet Cumhuriyet döneminin en büyük ekonomik daralmasının da yaşandığı 2001 krizi.

Bütüüün bu olumsuzluklara ragmen 57 yılın ortalama büyüme hızı yüzde 5.1’dir. Yani bu bile AKP dönemi olan 4.8’in üstündedir.

Hani nerede ekonomik mucizeler? Nerede ekonomik efsaneler?.
19. Yüzyılın ikinci yarısının büyük şair ve devlet adamlarımızdan meşhur Ziya Paşa da şu meşhur benzetmeyi yapıyor. (Yine Kesici’nin ağzından)

“Gökte yıldız arar iken nice turfa müneccim,
Gaflet ile görmez kuyuyu reh güzerinde.”

(Nice turfa, henüz olgunlaşmamış, yeteri kadar görgüsü bilgisi olmayan, müktesebatı zayıf yönetici gibi insanlar dünyaya düzen, nizamat vermeye kalkarken, cahillikleri ve yetersizlikleri yüzünden önlerindeki apaçık tehlikeleri bile farkedemezler ve ülkeyi içine düşürürler).

Son tahlilde, bu günkü durum itibariyle nefesi kesilmekte olan bir ekonomi ile karşı karşıyayız.

Eski Dış Ticaret Müsteşarı Yavuz Ege, Merkez Bankası’nın yaptığı son faiz kararını bir hayli gecikmiş buluyor. “Bu karar vaktiyle alınmış olsaydı, tahribat bu kadar büyük olmayabilirdi” diyor. Bu da; Merkez Bankası’nın söylendiği gibi bağımsız olmadığını gösteriyor.

Türk Müteahhitler Birliği Başkanı Emin Sazak’ın konuşmasından da anladik ki, Ekonominin itici gücü olan inşaat sektörü de bir hayli sıkıntılı geçecek.

Türkiye, AKP döneminde değil, çok daha önceden, 1990’lardan beri dünyanın 16. Ekonomisiydi, AKP “16. Büyük Ekonomi” diye övünüyor.
2014 yılına girerken ekonomimizin durumuna bakıyoruz:
11 yıllık istikrara, dünyadaki en büyük likidite bolluğuna, en yüksek baskılara, “astığım astık, kestiğim kestik” düzenine rağmen; bütün dönemlerin altında kalmış bir büyüme…

En yüksek borçlanma, en yüksek cari açık, en yüksek kırılganlık, vs.
Yine Sayın İlhan Kesici’nin çok önemle vurguladığı son ekonomik durumumuzun göstergesi “capital-freeze index”.
Yani, 2000’li yıllarda tam bir bolluk içinde bulunan uluslararası yatırım ve/veya sıcak para sermaye hareketlerinde bir daralma, bir azalma olması halinde hangi ülkeler bundan en çok olumsuz olarak etkileneceklerdir endeksi.

Bu endeksin içinde neler var? Cari işlem açıkları, bunun milli gelir içindeki durumu, kısa dönem dış borçlar ve bunun çeşitli durumları, özel sektör kredi hacimlerindeki gelişmeler, reel kur endekslerinin durumu gibi temel göstergeler.
Bahse konu yaklaşık 30 ülkenin içinde, açık ara, en kolay sıkıntıya girecek olan ülke Türkiye olarak görülmektedir.

Sayın Kesici, aynı zamanda şu ikazı da yapıyor:
İçinde bulunduğumuz kış mevsimine de atıfta bulunarak, “kıştan sonra her zaman bahar gelmez, bazen de karakış’a dönüşebilir”.

Aman dikkat!

Bu durumu, Kesici’nin hoş anlatımından bir fıkra ile tamamlayalım:
Bir yolcu uçağının dört motorundan birisi arıza yapmış.
En yakın meydana iniş yapacak. Arabistan hava sahasına girmiş.
Kaptan pilot Kule’ye motorlarından birisinin arızalandığını, çalışmadığını, kendilerinin en uygun bir yakın havaalanına indirilmesini söylemiş.
Kule, “Don’t worry”-“sorun değil, geride daha üç motor var, bunlarla çok rahat inersiniz” demiş. Bir süre sonra ikinci motor, üçüncü motor. Kule bu defa “zor olacak ama, canınızı sıkmayın, yine de size sağ-esen indiririz” demiş.
Aksilik bu ya; dördüncü motor da stop etmiş. Pilot, bu son durumu bildirince kuleden cevap:
Şimdi söylediklerimi lütfen tekrar ediniz: “Repeat after me!”:
“Eşhedü en lâ ilâhe illallah, ve eşhedü…”
 

Benzer konular ↴

Benzer konular ↴

Üst Alt