Eğitimimizin cılkı çıktı!

EĞİTİMİMİZİN CILKI ÇIKTI!

“Şu mektepler olmasaydı maarifi ne güzel idare ederdim” sözleriyle tarihe geçen Meşrutiyet Döneminin Maarif Nazırı Emrullah Efendi’den sonra öğrencisi olmayan mektepleri idare eden bir bakanımız var şimdi.
Adını kendi koydu: “Üç çarpı dört!” Cip markası gibi.
Belki de dil sürçmesiyle “dört dörtlük eğitim” densin diye!
Ne var ki bu bakan eğitimin cılkını çıkardı.
Okullar var, öğrencisi yok. Öğretmen sınıfa giriyor, yoklama alacak; ya bir kişi, ya üç kişi.
Herkes raporunu alıp tüymüş. Neymiş, üniversiteye hazırlanıyormuş çocuklarımız.
Devlet hastaneleri heyet raporu vermiyor, iş özel hastanelere taşınmış. Bir “rapor sektörü” oluşmuş buralarda.
20 günlük rapor 200 bin, 30 günlük rapor 300 bin, 40 günlük rapor 400 bin!
Dershaneler derken, veliler şimdi de rapora para yetiştirmenin derdinde.
Bastır parayı al raporu. Yazılılardan yırt, birinci yazılının notlarıyla birinci dönemi kapat.
Öğretme ders veremiyor, öğrenci ders dinlemiyor.
Eğitimde fırsat eşitliğini ihlal ediyor diye dershaneleri kapatacaklardı olmadı; geldiğimiz noktada okullar kapanacak durumda.

Çünkü öğrencisi yok!
Emrullah efendinin adı çıkmış. Oysa bizim Ömer efendi uygulamalarıyla Emrullah Efendi’yi bile aratıyor.
Adı anılmışken, azıcık Emrullah Efendi’den söz edelim.

Murat Bardakçı’dan dinliyoruz:
“Emrullah Efendi de hemen her yerde uyuyup gitmesiyle tanınırdı ama günümüzün politikacılarından bir farkı vardı: O devrin önde gelen álimlerinden ve yenilikçilerinden biri sayılmış, eğitimde modernleşmenin öncüsü olmuştu.
Dalgınlığıyla ve uykuculuğuyla da meşhurdu.

Konuşmaya başladığı anda zamanı ve mekánı unutup gider, katıldığı toplantının uzaması halinde de horul horul uykuya dalardı.
Maarif Nazırı Emrullah Efendi’nin bir dost meclisinde şaka maksadıyla söylediği bu söz zamanla ‘cehalet eseri’ diye yorumlandı.
Ona göre, Osmanlı İmparatorluğu’nda ilköğretimin yaygınlaşması için en az üç neslin geçmesi gerekiyordu ama yüksek öğrenimin bekleyecek hali kalmamıştı ve 1912’nin 8 Nisanı’nda yayınladığı bir nizamname ile İstanbul Üniversitesi’nde köklü bir değişiklik yaptı.

Üniversite’deki fakülte sayısını üçten beşe çıkardı ve ders programlarını yeniden düzenledi. Sonra, liselerde felsefe ile ekonomiyi mecburi ders haline getirdi, bu arada ilkokulların progr***** da tarih, coğrafya, fen bilgisi, köy ekonomisi ve köy sağlığı derslerini koydurdu.”

“Tuğba ağacı nazariyesi” O’na aittir.
Emrullah Efendi’ye göre devletin en önemli görevlerinden birisi ilmi himaye etmektir. İlim yukardan başlar. Önce elit bir kadro yetiştirmeli, onlar ilkokul ve ortaokul öğretmenlerini, onlar da çocukları ve gençleri eğitmelidir.
Bu görüş, İttihat ve Terakki Fırkası’nın ideoloğu olan Ziya Gökalp’i de etkilemiş ve partinin eğitim politikasının önemli bir ilkesi olmuştur.

Emrullah Efendi’nin bakanlığı sırasında çıkan büyük tartışmalardan birisi dönemin Mekteb-i Sultani müdürü Tevfik Fikret ile olan tartışmasıdır. 1910 yılı başlarında Emrullah Efendi bir genelge yayınlayarak kasten derslere gelmeyen öğretmenlerin maaşlarından kesinti yapılmasını istemiş, Tevfik Fikret, bu genelgeyi Mekteb-i Sultani’de uygulamayıp istifa etmişti.
Meşrutiyetten ileri demokrasiye,
Emrullah efendi’den Ömer efendi’ye.
Hal-i pür melalimiz bu!
Allah sonumuzu hayreyleye…

Mehmet Necati GÜNGÖR
 
Üst Alt