• Hoşgeldin ziyaretçi , forumdan daha fazla yararlanmak için buradan üye olunuz...

Dil Yarası

  • Konbuyu başlatan mopsy
  • Başlangıç tarihi
  • Cevaplar 0
  • Görüntüleme 2K

Okunuyor :
Dil Yarası

mopsy

Emektar
Üye
Merhaba

Dil canlı bir organizma gibidir; doğar, büyür, gelişir, değişir, hatta ölür. Aynı şekilde bir dilin sözcük dağarcığı da genişler, daralır; sözcüklerin anlamlarında yığınla değişme olur, sözcükler birincil ve hakikî anlamlarının yanısıra ikincil, üçüncül... anlamlar kazanır, anlam kaymalarına uğrar; öyle ki hakikat mecaz olur, mecaz hakikat...

Sadece sözcükleri mi, sözdizimi de, imlâsı da bu değişikliklerden payını alır. Bir dilin yabancı dillerden aldığı sözcükler, pekâlâ o dillerdeki anlamlarının dışında da kullanılır. Meselâ 'spekülasyon', 'spekülatif' sözcükleri bugün Türkçemizde 'kurgu' ve 'kurgusal' anlamında kullanılıyor; hatta cahil felsefe amatörleri spekülatif felsefe tabirini kurgusal felsefe diye çevirmekle kalmıyorlar; bir nevi 'atmasyon' mânâsı vererek de eleştiriyorlar. Oysa bu terim hikmet-i nazariye (teorik felsefe) anl***** gelir ve ancak eylem yanlısı düşünürler için ve ancak XX. yüzyılda olumsuz mânâ kazanmıştır.

Suje' (sujet/subject/subjekt) sözcüğü neredeyse hiç istisnasız, bugün Türkçemizde 'özne' diye karşılanıyor ve hatta dilbilmezler tarafından bu sözcüğe, cümlede eylemi gerçekleştiren, işi yapan (fail) anlamı veriliyor ki bu anlam sadece fiil cümleleri için geçerlidir; kısaca 'fail' demektir. Her fail ise bir fiil ister. Halbuki isim cümleleri sözkonusu olduğunda bu sözcük ve tanımı hiçbir işe yaramaz. Meselâ Elma tatlıdır cümlesindeki 'elma'yı 'özne' olarak adlandırıp bu terime cümlede eylemi gerçekleştiren, işi yapan (fail) anlamı verenlerin, şu sorunun da cevabını vermeleri gerekir: 'Elma', bu cümlede hangi işi yapıyor?

Suje (subjekt), Batı dillerinde ikinci bir mânâya daha gelir: 'konu' (mevzû). Şayet ortada bir suje varsa, muhakkak bir predicat/yüklem de vardır. Oysa dilbilgisi kitaplarımızdan fiil cümlesi-isim cümlesi ayrımı kaldırıldığından bu yana, öğretmenlerimiz de, çocuklarımız da özne, yüklem, eylem terimlerinin anlamını sürekli birbirlerine karıştırıyorlar.

Yukarıdaki örneğe bağlı kalalım ve soralım: Elma tatlıdır cümlesindeki 'tatlıdır' yüklem midir, eylem midir? Yüklemse, nasıl oluyor da 'Elma' hem de hiç utanmadan yüklemin öznesi oluveriyor? Eylemse, niçin bir eylem'in niteliklerini taşımıyor?

Sözü uzatmayalım: 'İsim' terimini varlıklara verilen ad diye tanımlayan cahil takımının başımıza açtığı bir belâdır bu karmaşa!

Keza 'imaj', 'imajinatif' sözcükleri bugün Türkçe'de 'görüntü', 'görüntü itibariyle' anlamında kullanılıyor. Argodaki 'faça' sözcüğünün anlamıyla eşleştirilen imajı bozulmak, imajını düzeltmek tabirlerini kim hatırlamaz!

Tıpkı 'potansiyel' gibi 'aktüel' sözcüğünü de farklı kullanıyor ve kendisine 'güncel' anlamını yakıştırıyoruz. Oysa bu sözcüğün terim anlamı çok başkadır: 'bilfiil' veya 'fiilî'; yani bilkuvve'nin (potansiyel) karşıtı. Arapça'dan, Farsça'dan aldığımız sözcüklerde durum çok daha karışıktır. Meselâ Türkçe'deki 'sabır' ve 'fitne' sözcüklerinin Kur'an'da kullanıldıkları anlamlarıyla neredeyse hiçbir alâka kalmamıştır. İlki, direnmek, ayak diremek, karşı koymak anl***** gelirken, biz Türkçe'de bu sözcüğe kısaca 'katlanmak' anlamını veriyoruz; yani tam tersini. İkinci sözcük için de benzer şeyler söylenebilir. Kur'an'da bir müminin eşinin ve çocuklarının kendisi için 'fitne' olduğu söylenir. Fakat sözcüğün hangi anlamıyla?

Ebabil kuşları... Arapça'da 'ebabil' sıfattır, 'sürü sürü' (ibil ibil) demektir; oysa Türkçe'de bir kuş türünü tanımlamak üzere 'isim' olarak kullanılır.

Farsça'daki 'endişe'nin anlamı başka, Türkçe'deki anlamı daha başkadır.

Edatlar ile bağlaçlarda da benzer sorunlar var: Bugün Türkçe'de 'ki'leri, 've'leri, ama'ları, ammâ'ları, ancak'ları, fakat'ları, lâkin'leri doğru kullanan çok az kişi bulunduğundan emin olabilirsiniz. Ben şahsen, 'muhakkak' ile 'mutlaka' arasındaki farkı farkeden çok kimseye rastlamadım.

İmlâ'nın önemi bambaşka. Hatırlatayım: Ben her hâlde ile herhâldeyi, bel ki ile belkiyi mecburen ayırırım. Çünkü ilk yazılışlarıyla bu tabirler şüphe, kuşku ifade ederler; ikinci yazılışlarıyla ise kesinlik, katiyet. Herhâlde gelirim şeklinde yazarsam; Belki, gelirim, muhtemelen gelirim (gelebilirim) anlamını kastederim. Her hâlde gelirim şeklinde yazarsam; Muhakkak geleceğim, kıyamet kopsa yine de geli-rim, gelmeye çalışırım anlamını...

Yeri gelmişken söyleyeyim:
Ben 'tab' (basmak) ve 'neşr' (yaymak, yaygınlaştırmak) sözcüklerini de yanyana kullandığımda mecazî, ayrı ayrı kullandığımda hakikî (lugavî) anlamını veririm.
Benim kişisel kullanımlarımı başkaları nasıl bilsin?

Bilmediklerini bilirim ve bu yüzden de sadece başlık atmakla yetinmem, oturur uzun uzun maksad ve muradımı açıklarım

10 Eylül 2006 [ Yenişafak ]
Dücane Cundioğlu
 
Üst Alt