• Hoşgeldin ziyaretçi , forumdan daha fazla yararlanmak için buradan üye olunuz...

Danıştay'ın Katsayı Kararına Tepkiler

Okunuyor :
Danıştay'ın Katsayı Kararına Tepkiler

Danıştay'ın Katsayı Kararı İçin Ne Düşünüyorsunuz?

  • 28 Şubat Mantığı

    Kullanılan: 7 46.7%
  • Laik cumhuriyet Refleksi

    Kullanılan: 3 20.0%
  • YÖK Yasası Bağlayıcı

    Kullanılan: 0 0.0%
  • Halka karşı Devlet Hukuku

    Kullanılan: 3 20.0%
  • Sınıf Savaşı

    Kullanılan: 1 6.7%
  • Çocuklara Karşı İnsafsızlık

    Kullanılan: 2 13.3%
  • - Hiçbiri

    Kullanılan: 4 26.7%

  • Kullanılan toplam oy
    15

Ala Nur

Amatör
Üye
Yargı vesayeti tartışılırken Danıştay'dan eğitimle ilgili ilginç bir karar daha geldi. Danıştay 8. Dairesi, İstanbul Barosu'nun yaptığı gizli başvuru üzerine, üniversiteye girişteki 10 puanlık katsayı farkının yürütmesini oybirliğiyle durdurdu.

Öğrencilerin artık adapte olması çok zor

Sait Gürsoy (Eğitimci-yazar): Geçen sene, yaklaşık 100 binin üzerinde aday yeni sınav sistemi geleceği için sınava girmeyip bu yılı beklemişti. Bir defa geçen yıldan 100 bin aday kaosa düşüyor. Ayrıca meslek liselilerin tam***** yakını, katsayılar eşitlendiği için bu yıl dershanelere gittiler. Bu yüzden hayal kırıklığına uğramış durumdalar.

Üçüncüsü ise genel liselerin içerisinde alan dışı tercih yapacaklar hazırlık yapıyorlardı, bunlar da hayal kırıklığına uğradılar. Yaklaşık 1 milyon 400 bin aday, bu saatten sonra nasıl hazırlık yapacağını bilemiyor. Çünkü bundan sonra karşılarına çıkacak yeni sistem hemen gelse dahi adapte olmaları çok zor. Hukuka saygılı bir kişiyim ama bir eğitimci olarak şunu da söylemek istiyorum: Bu çocukların geleceğiyle oynamamamız lazım. Göreceksiniz önümüzdeki günlerde bu iş hem eğitim açısından hem siyasi açıdan bizleri karışık bir ortama çekecek.

DEĞİŞİKLİK yüzünden türkiye ara eleman yetiştiremiyor

Mustafa Yardımcı (Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Yönetim Kurulu Üyesi): Danıştay, sağlam temelleri olmayan bir karara imza attı. 'Bu adaletsizliğe çözüm bulmalıyım' demek yerine 'ben yaptım oldu' mantığını güdüyor.

Bu durum Türkiye adına sağlam dayanak olmuyor ve sistem sürekli değiştiriliyor. Sistem değişikliğinden etkilenen teknik liselerde okuyan çocuklarımız ciddi anlamda zarar görüyor. Bu kararlar dolayısıyla Türkiye ara eleman yetiştiremiyor. Bu karar çocuklarımızın başını yaktı. İktidar ve muhalefet bir araya gelerek bu adaletsizliğe muhakkak bir çözüm yolu bulmalı.

Danıştay, baro yerine öğrencileri kırıyor


Nurettin Özgenç (KOBİDER Başkanı): Danıştay'ın bu kararı daha önce olduğu yine bizi şoke etti. 'Bu kadar da olmaz' dedirtti! İstanbul Barosu ile Danıştay arasında hukuka aykırı bir konsensüs olduğu açık bir şekilde görülüyor. Baro gizli bir şekilde Danıştay'a bu kararı iptal etmesi için müracaat ediyor.

Zaten aralarında daha önceki iptal kararından doğan münasebetten dolayı Danıştay, her zaman olduğu gibi baroyu kırmak yerine yüz binlerce öğrenciyi kırıyor. İdeolojik saplantılar nedeniyle iki kurum birleşip siyasi bir tutum takınarak, YÖK'ün düzenlemesine karşı rövanş alma yoluna gittiler.

Öğrencilerde yıkım etkisi yapan bu karar ekonomik ve sosyal hayatın her alanını olumsuz etkileyecek. Daha önce ismi darbecilikle anılan bir baro, genç beyinlerden ne istiyor? Bu katı tutumu aklım almıyor. Ancak şu unutulmamalıdır ki; bu kararı verenler gün gelecek bu tutumlarından dolayı vicdan azabı çekecekler, yaptıklarının yanlış olduğunu bilecekler.

Cuntacılarla Danıştay birlikte çalışıyor

Rıdvan Kaya (Özgür-Der Başkanı): Türkiye'de Danıştay'ın vermiş olduğu kararlar hukuk adına her geçen gün adaletten uzaklaşıyor. Danıştay'da ne yazık ki hukukla, adaletle ilgili kararlar görülmüyor. Verilen kararda, tahakkümün ve dayatmanın olduğunu görüyorum. Hukuk adına son derece utanç verici bir durum.

Bu kararı ayrıca cuntacı zihniyetin uzantısı olarak görüyorum. Cuntacılar ile Danıştay aynı kaleye gol atıyor gibiler, birlikte çalışıyorlar. Böylelikle de cuntacı zihniyet halkın iradesinden gitgide uzaklaşıyor. Bu adaletsiz kararı protesto etmek için bugün İstanbul Barosu önünde buluşacağız. Bizi son derece üzen ve yüreğimizi derinden yaralayan bu karar üzerine protestolarımız umarım etkisini gösterir.

'28 Şubat dayatmalarına dokunmayın' kararı

Ahmet Gündoğdu (Eğitim Bir-Sen Genel Başkanı): Karar, Danıştay'ın yürütmenin yerine el koymasıdır. 1974'ten 1997'ye kadar var olan her öğrenci çözebildiği soru oranında üniversiteye girebiliyorken, 28 Şubat sürecinin etkisiyle YÖK'e dönemin Genelkurmay 2. Başkanı Çevik Bir tarafından talimat verilip katsayı dayatması getiriliyor.

YÖK Başkanı da buna 'emredersin' diyor. 1997'den 2010'a kadar öğrenciler kendi alanlarına bile gidemiyor. Bu, Türkiye'nin büyük bir ayıbıdır. Diplomasına bakılarak çocuklar cezalandırılıyor. Danıştay'ın verdiği kararla haksızlığı gidermesi beklenirken, eğitimde fırsat eşitliğini ihlal etmeyi onaylamıştır. Türk milleti adına değil, Türk milletine rağmen karar vermiştir. Bu karar '28 Şubat sürecinin dayatmalarına dokunmayın, devam etsin' kararıdır.

Çocukların hayalleri yıkılıyor

Prof. Dr. Halis Ayhan (YÖK üyesi): Bu tür kararları vermek YÖK'ün işidir. Anayasa'ya göre, YÖK Kanunu'na göre bu konuda mahkemelerin karar vermesi gerekmiyor. Ancak bir haksızlık yapıldığında mahkemeye gidilebilir.

Danıştay daha önceki yıllarda benzer kararlarda topu hep YÖK'e atarken bugün kendi karar veriyor. Eğitim ve bilim açısından konuya bakıyorum, çocukların hayalleri yıkılıyor bu kararla. Şu anda sınav başvuruları başladı, 12 Şubat'ta müracaatlar sona erecek. Sınavda başarının sırrı heyecanı iyi ayarlamaktır. Karar öğrencileri bu anlamda sıkıntıya sokacak, öğrencileri çok olumsuz etkileyecek.

28 Şubat hukukuna sahip çıkıyorlar

Kamil Uğur Yaralı (Hukukçular Derneği Başkanı): Öğrenciler mağdur olmuş, motivasyonunu kaybetmiş, onlar için hiçbir önemi yok. Son düzenleme de eşitsizlik getirdiği halde, baro mutlak manada eşitsizlik olsun, en başarılı olanlar bile istediği yere giremesin diyor. Ülkemizde 28 Şubat darbesine karşı olduğunu ileri sürenlerin, hukuki bir dayanağı olmayan katsayı eşitsizliği gibi 28 Şubat hukukunun getirilerine sahip çıkmaları, darbe karşıtlıklarında samimi olmadıklarını gösteriyor.

ZAMAN
 

Ala Nur

Amatör
Üye
Bir Danıştay kararı daha...

Danıştay 8. Dairesi, Yükseköğretim Kurulu YÖK’ün üniversiteye girişte uygulanacak yeni katsayılarla ilgili kararının yürütmesini durdurdu. ‘Yine durdurdu’ demiyorum, çünkü daha önce yürütmesi durdurulan karar ile dün yürütmesi durdurulan karar, aynı konuda olsalar bile iki ayrı karar. Bu önemli bir ayrım, biraz sonra bunu konuşacağız zaten.

YÖK, geçen yıl temmuz ayında üniversiteye giriş sisteminde köklü değişikliklere gitti. Bu değişiklikler, medyaya ve kamuoyuna ‘İmam-hatiplerin katsayı engeli kalktı’ şeklinde yansıdı ama değişiklik bundan ibaret değildi.

YÖK, düz lise veya meslek lisesi farkını pek gözetmeksizin, lisede seçilmiş olan alanın dışında kalan alanlarda üniversite eğitimi görmek isteyenlerin, üniversiteye girişte karşılaştıkları dezavantajı ortadan kaldırdı, yani bu çeşit öğrenciler için uygulanan Ortaöğretim Başarı Puanı’nın çarpıldığı katsayıyı eşitledi.

Danıştay, YÖK’ün bu eşitlik kararının yürütmesini durdurdu, YÖK buna itiraz etti, Danıştay 8. Dairesi itirazı da reddetti. Bunun üzerine de YÖK, söz konusu davadaki kararın kesinleşmesini beklemeden üniversiteye giriş sisteminde katsayı uygulamasını geri getiren yeni bir karar aldı. Bu yeni karar aleyhine de Danıştay’da dava açıldı, şimdi alınan Danıştay’ın yürütmeyi durdurma kararı bu katsayı uygulamasına ilişkin.

Danıştay, ilk yürütmeyi durdurma kararını alırken, öğrencilerin lisedeyken yaptıkları alan seçimlerini birer ‘hukuki statü’ olarak yorumladı ve YÖK’ün katsayıları eşitlemesini, ‘hukuki statü’ sahibi kişilerin hak kaybına uğraması olarak gördü, yani Danıştay katsayıları eşitleyen kararı ‘eşitlik ilkesi’ne aykırı buldu!

Bu durumu eleştiren yazılar yazdım o zaman. ‘Hukuki statü’ kavramının Aydınlanma Devrimi öncesine ait bir kavram olduğunu öne sürdüm, Danıştay’ın katı ve değişmez bir toplum tasavvurundan hareket ettiğini söyledim.

Öyle ya, 13-15 yaşınızda lisede kendinize bir alan seçiyorsunuz, sonra bu alan dışında üniversitelere girmeniz ciddi biçimde engelleniyor ve siz hayat boyu o seçiminizin esiri olarak kalıyorsunuz. İşçisin sen işçi kal!

Danıştay’ın o kararı pek çok bakımdan eleştirildi, eleştirilerin bir kısmı haklı bir kısmı haksızdı. Haksız eleştirilerin başında, Danıştay’a dava açan İstanbul Barosu’nun dava açma ehliyetiyle ilgili olanlar geliyordu. Danıştay, dün açıklanan kararında bu konudaki içtihada genişçe yer vererek bir anlamda eleştirilere cevap veriyor.

Esasen Danıştay’ın dava açma ehliyetini genişleten içtihadı, hukuk devleti ve idarenin işlemlerine uygulanan yargı denetiminin genişlemesi anl***** da geldiği için bence son tahlilde demokrasiye hizmet eden bir içtihad, bunu eleştirmemeliyiz.

Ama dava açma ehliyeti bakımından eleştirmemek karara sinen mantıki ve hukuki hataları eleştirmemize engel olmamalı elbette. Sonuçta bence bu eleştiriler de hukuk devletine birer katkı niteliğinde.

Danıştay’ın son kararı, YÖK’ün 0.13-0.15 katsayı farkını getirerek o ilk Danıştay kararına karşı bir ‘hile’ niteliği taşıdığı anafikrine oturuyor. Anayasamıza göre yargı kararları uygulanmak zorunda. Danıştay 8. Dairesi’ne göre YÖK, bu yeni katsayıları ortaya koyarak bir önceki ‘yargı kararı’nı ortadan kaldırmaya, yani uygulamamaya çalışıyor, kibarca ifadesiyle kanuna karşı hile yapıyor! Son kararı bu cümlelere indirgeyebiliriz.

Peki acaba bu cümle doğru mu? Ortada bir mahkeme kararı olsa, kuşkusuz doğru olurdu. Ama Danıştay’ın aldığı yürütmeyi durdurma ve sonra da yürütmeyi durdurmaya itirazı ret kararı, kastedilen anlamda bir yargı kararı değil; çünkü o ilk davayla ilgili kesin karar verilmedi. Yürütmeyi durdurma kararları, istisnai durumlarda verilen ara kararlar; kesin kararlar değiller.

Danıştay 8. Dairesi’nin kararını dikkatle okudum. Karardan çıkan sonuç, Danıştay’ın katsayı farkı 1998’de getirildiği gibi 0.3-0.8 olmadıkça YÖK’ün vize alamayacağı şeklinde. 8. Daire bunu neredeyse açık açık söylüyor, 0.3-0.8 katsayısının ‘hukuki’ ve ‘Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne uygun’ olduğunun altını, hiç de gerekmediği halde defalarca çiziyor. Ve bir yerde de, ‘mahkeme kararını etkisiz hale getirme’ savını da neredeyse bu eski kararlara bağlıyor.

Oysa o eski kararlar, adı üstünde eskiye ait kararlar. Şimdi ortada yeni bir hukuk, yeni bir durum var. Ama Danıştay geçmişte yaşamaya devam ediyor, eski düzene dönülmesini arzu ediyor, bu arzu da kararın ruhuna ciddi biçimde yansımış durumda.

Şimdi yeniden Danıştay’ın kararı hukuki mi siyasi mi tartışmaları başlayacak, çünkü karar bu tartışmaların kapısını açıyor zaten.

Ben son tahlilde bütün bu çeşit kararların siyasi sonuçlar doğuran kararlar olduğunu düşündüğüm ve bu durumu da normal bulduğum için o tartışmaya hiç girmeyeceğim ama Danıştay kararında izi açıkça görülen ideolojik bakışa da eleştirilerim var.

Ve şaşırtıcı gelebilir ama bu ideolojinin Atatürkçülüğün özünü oluşturan Aydınlanma Devrimine KARŞIT bir ideoloji olduğunu düşünüyorum.

Bir Danıştay kararı daha...
 

eмiLy

Kıdemli
Üye
Bu durumu eleştiren yazılar yazdım o zaman. ‘Hukuki statü’ kavramının Aydınlanma Devrimi öncesine ait bir kavram olduğunu öne sürdüm, Danıştay’ın katı ve değişmez bir toplum tasavvurundan hareket ettiğini söyledim.

.[/url]
Aydınlanma çağından sonra hangi kavram ortaya çıkmış acaba?..............
 

uzak yollar

Tecrübeli
Üye
Önc derler tek yetkili YÖK,sonraderler yapamazsın..çifte standart sahipleri,hasta ruhların yansıması.Bşka ne olabilir....
 

Ala Nur

Amatör
Üye
Şu bizim Dâniş Dayımız!

Bizim Dâniş Dayımız, sülâlemizin büyüklerinden, eskiden beri sözüne ve fikrine güvenilen ekâbirânındandır.

Ebeveynlerinin verdiği kararları beğenmeyenlerimiz hemen bir koşu Dâniş Dayı'nın konağına koşar, dertlerini, şikâyetlerini Osmanlı'dan müdevver bu şahs-ı mâneviye istidâ ederler. Dâniş Dayı iyidir, hoştur, lâzımdır, lâkin bir kusuru var; fena halde, üstelik göstere göstere taraf tutar. O yüzden gitgide sülâlenin gözünden düşmeye, itibarını kaybetmeye başladı.

Dâniş Dayımız, eksik olmasın 60'lı yıllardan sonra ne olduysa, sülâlemizin bazı mensuplarını diğerlerine karşı daha fazla esirgeyip kollar oldu. Sevdiklerine karşı her zaman müşfik, anlayışlı, cömert ve muhabbetli; sevmediklerine ise öyle haşin davranıyor ki âdetâ, "Gidin kendinize başka bir sülâle bulun; ben Dâniş Dayı isem bu böyledir.

Öyle hakkaniyettir, nasfettir, âdilliktir tanımam. Ne yapayım siz de doğuştan siyah derili olmasaydınız" demeye getiriyor.

Ha, belirtmeyi unuttum; bizim sülâlenin kısm-ı âzâmı siyah derilidir efendim. Dâniş Dayı ise sülâlemizin siyah derililerini sevmez; hatta biz bazen onun kendi kendine, "Bilader, eşitlik eşitler arasında olur. Sevmiyorum ulan sevmiyorum sizi; gidip Arabistan'da, Sudan'da, Etiyopya'da yaşayın keratalar" diye homurdandığını zannederiz.

Ne zaman bir siyah derili Dâniş Dayı'ya meselesini arz etse Dâniş Dayı'nın canı sıkılır, yüzü buruşur, işi ağırdan alır, tersler, eksik-gedik bulur; kırk dereden su getirip olmazlanır; neticede basirete takla attıran bir hüküm kurup işin içinden sıyrılıverir.

Ne var ki, ne zaman bir beyaz derili, has evlâtlarından bir talep vâki olsa dakika sektirmez; "Sen elbette haklısın tosunum, fakat niçin haklı olduğunu şimdi bulamıyorum; nasıl olsa ayarlarım bir şey; rahat olun bakiim..." diye gönüllerini hoş, kalplerini şâdümân eder.

Bundan oniki sene evvel Dâniş Dayı'nın zencî torunlarından biri mektepte haksızlığa uğramış, koşmuş Dâniş Dayı'nın yanına, "Müdür beni mektebe almıyor" diyecek olunca Dâniş Dayı'nın canı sıkılmış, "A evladım, bu işi en iyi mektep müdürü bilir; git derdini ona yan" diye bir güzel haşlamış çocukcağızı.

Aradan on sene geçmiş, mektep müdürü değişmiş ve bizim emmioğlu'na, "Yahu sana haksızlık yapmışlar vaktiyle; gel mektebe kaydını yaptır" diyecek olmuş. A ne güzel diyeceksiniz. Öyle değil işte; sülâlenin beyaz derililerinden haylaz bir dâvâ vekili yememiş içmemiş seğirtmiş Dâniş Dayısına, "Rezalete bak dayı, bunlar utanmadan, hâllerine bakmadan mektebe gitmek istiyorlar; şu mektep müdürüne bir zılgıt çeker misin?" diye yakınacak olmuş; daha sözünü bitirmeden Dâniş Dayı, "Bak şu kerata mektep müdürüne, benim mis gibi 'alan farklılığı' nazariyemi sulandırıyor küçük aklınca" diye mektep müdürüne zehir-zemberek bir mektup göndermiş.

Dava vekili keyiften dörtköşe! Mektep müdürü "Yahu, yazıktır çocuğa, kendine güveniyorsa gelsin okusun" diye bir haber daha yollamış. Dâniş Dayı bu, "Ben ne dediysem o; mektep müdürü bu işten anlamaz, dediğim dediktir" diye bastırmakta şimdi. Çocuklar mağdur, ağlamaklı, perişan haldeler.

Ben şimdi Dâniş Dayı'ya bir dilekçe yazsam, "Eğitim şart mıdır Dâniş Dayı?" diye sual etsem bana herhalde, "Höst kerata, eğitim insanlar içindir. Evvela insan katına çık, sonra maarif davasına kalkış; amelelik neyine yetmez?" diyecektir eminim, çünkü yaptığı şey tam da bu mânâya geliyor.

Ah Dâniş Dayı, senle de olmuyor, sensiz de; keşke sen de dünyanın her yerindeki Dâniş Dayılar gibi, "Hakîm, fehim, müstakim, emin, mekin ve metin" vasıflarını haiz olaydın da, "Bizim Dâniş Dayımız var" diye güvenebileydik; güzel olmaz mıydı ha?.

http://www.habervaktim.com/yazar/21600/su_bizim_danis_dayimiz.html
 

Ala Nur

Amatör
Üye
Son kozlar, kozmik odada dokunulmazdı, nasıl girildi. İmamhatiplilerde istedikleri okula gidecek ve başörtüsüde serbest olacak.

Daha iki üç sene önce muhtuıra dizenler şimdi sus pus elinde BORU pardon lav, konuşacak hal kalmadı.

Borucular , Yargıya birfink vermişlerdi 28 şubatta, onun devamı bu olanlar, o dönemde bitecek, çok yakın hemde.
 
Üst Alt