• Hoşgeldin ziyaretçi , forumdan daha fazla yararlanmak için buradan üye olunuz...

DALGALAR / Virginia Woolf

  • Konbuyu başlatan mopsy
  • Başlangıç tarihi
  • Cevaplar 4
  • Görüntüleme 3K

Okunuyor :
DALGALAR / Virginia Woolf

mopsy

Emektar
Üye
Merhaba

Bir zamanlar her şey daha başkaydı...Bir zamanlar akıntıyı istediğimiz gibi kesebiliyorduk. Ocaktan aralığa doğru nasıl da hızlı geçiyor yaşam. Hiçbir gölge düşürmeyecek kadar yakınımızda büyüyen nesnelerin seliyle silinip süpürülüyoruz hepimiz...hiç bir karşılaştırma yapmıyoruz, beni ya da seni hiç düşünmüyoruz; bu bilinçsizlik içinde sürtüşmeden doğan en büyük özgürlüğe ulaşıyoruz

Bizim sonsuz akışımıza tek başına direndi ağaç. Çünkü ben değiştim durdum; Hamlettim, Shelleydim.. Dostoyevskinin romanlarından birindeki şimdi adını hatırlayamadığım kahramandım. Bütün bir dönem boyunca inanılmaz bir biçimde Napolyondum; ama en başta Byrondum elbette...

Boşver iyidir yaşamak gen de dayanılabilir yaşamaya... Pazartesi salıyı izler... sonra Çarşamba olur... .her biri o aynı gönenç dalgacığını yayar... aynı ritim eğrisini yineler... taptaze bir kumu ürpertiyle örter ya da onsuz ağır ağır geri çekilir. Düşünce halkalar geliştirir... acılar olgunlaşma içinde eritilir. .. Gittikçe çoğalan mırıldanma ve dayanıklılık içinde, açıp kapayarak, kapayıp açarak, bütün varlığın bir saatin zembereği denli içeri dışarı yayılıyor görünene dek; gençliğin ivecenliği ve coşkusu işe koşulur.

Hoştur yaşamak iyidir yaşamak... Yaşamın yalın ilerleyişi doyurucudur.. Bir şeyler,hep bir şeylerden sonra yapılmalıdır. Pazartesiyi Salı izler... sonra Çarşamba ...

Nasıl da hızlı akar ırmak Aralıktan Ocaka doğru!.. Bir tek gölge bile düşürmeyecek denli yakınımızda büyüyen nesnelerin seliyle sürüklenip götürülüyoruz... Yüzüyoruz... yüzüyoruz..

Bununla birlikte sıçramalar yapmak zorunda olduğumuz için çırpınıyoruz.

Ama dönelim yine.. haydi yine yaşamın parmaklarımızda çevirdiğimiz bir küre biçiminde sağlam bir öz olduğu aldatmacasını sürdürelim.

Haydi!.. yalın, usa yatkın bir öykü oluşturabilirmişiz gibi yapalım. Böylece bir olay öldürüldüğünde -aşk örneğin- düzenli bir biçimde bir sonrakine geçebilelim.

Balıklar gibi havalara sıçramalıyız... ama ne denli yükseğe sıçrarsak sıçrayalım, yine gerisin geriye ırmağa düşüyoruz. Çivi gibi sokulmuşum bilmecedeki yerime...Hiç bir zaman başarıya ulaşamayacağım, konuşmakta bile.. yetkin tümceler kurmakta bile. Ama geçmekte olan ana hepinizden daha çok şey vermiş olacağım, hepinizden daha çok odalara, daha değişik odalara girip çıkacağım. Ama içeriden değil de dışarıdan bir şeyler geldiği için unutulacağım.. sesim kesildiği zaman beni hatırlamayacaksınız. Belki de, ancak bir zamanlar sözcüklere çelenk yapmış bir sesin yansıması olarak anımsayacaksınız...

Yiten ne? Tükenen ne ? diyen usum boş bir bölgeye gitti. Ve Tükenen ve bitirilen diye mırıldandım; tükenen ve bitirilen, kendimi sözcüklerle avutarak. Herkes, yüzümün anlamsızlığını gördü... Cümlemin son sözcükleri kuyruklarını sallayıp uçuverdiler. Ve eve gitmek için paltomu iliklerken daha çok tiyatrolara yakışır biçimde, Gençliğimi yitirdim dedim.

Deniz kükrüyor.. uzanamayacağımız bir yerlerde. Ama, oraya atılıyorum ben Oraya gidiyorum, boşluğumu yeniden doldurmaya; gecelerimi germeye ve onları düşlerle tıka basa yüklemeye.
 

mopsy

Emektar
Üye
Merhaba

Öyküler uyduruyorum.. Oyuncaklar büküyorum herhangi bir şeyden... Kulübe kapısında bir kız oturuyor, bekliyor, kimi?.. Müdür halıdaki deliği görüyor. İç çekiyor.. Karısı, şimdi bile gür olan saçlarının dalgaları arasında gezdirerek parmaklarını, düşüncelere dalıyor -daha bir sürü şey. Elerin dalgalanışları, sokak köşelerinde duraklamalar, hendeğe sigara düşüren biri- tümü birer öykü bunların... Ama hangisi gerçek öykü? İşte onu bilmiyorum.. bu yüzden sözcüklerimi, onları giyecek birisini bekler durumda giysiler gibi, dolapta asılı tutuyorum. Böylece bekleyerek, böylece ölçüp biçerek, şunu not ederek, sonra bunu, bir yerinden tutunamıyorum yaşama.. Ayçiçeği üzerindeki bir arı gibi süprülüp atılacağım. Sürekli bir şeyleryığan, gittikçe yetkinleşen düşüncelerim, aynı zamanda bir düzine değişik yöne akıyor, civa gibi..

Ay için düzenlenmiş tümceler neydi? Ve aşk için düzenlenenler?.. Ölüme hangi adı vereceğiz?.. Bilmiyorum.. Sevgililerin kullandıkları türden küçük bir dil gerekli bana.... Şimdi utku türkümü yükselteyim. Şükürler olsun yalnızlığa.. Yapayalnız olayım. Şu varlık örtüsünü düşüreyim ve fırlatıp atayım, şu küçücük bir solukla gece gündüz değişen bulutu, bütün gece boyunca, bütün gün boyunca... Burada otururken değişiyordum. Gökyüzünün değişmesini izledim. Bulutların yıldızları kaplamasını, yıldızları özgür bırakmasını, sonra yine yıldızları kaplamasını gördüm... Artık onların değişmesine bakmıyorum. Kimse görmüyor beni ve artık değişmiyorum. Şükürler olsun yalnızlığa ki gözün baskısını kaldırdı. Yaşamın kısalığını ve baştan çıkarmalarını çok iyi duyuyorum.

Susanın çocukları var; Neville hızla yükseliyor, gözden kaçacak gibi değil. Hayat geçiyor..Bulutlar durmadan değişiyor evlerimizin tepesinde. Bunu yapıyorum, şunu yapıyorum, sonra yine bunu yapıyorum, yine şunu. Karşılaşarak, ayrılarak değişik biçimler alıyoruz, kalıplara giriyoruz. Ama bu izlenimleri tahtaya çivilemezsem, içimdeki sürüyle adamdan tek bir adam yaratamazsam, uzak dağlara serpilmiş kar çelenkleri gibi bölük pörçük bir biçimde değil de şu anda, burada varolmazsam kar gibi eriyiveririm...harcanırım...

Bir ozanım ben, evet. Kesinlikle, büyük bir ozanım ben. Gelip geçen kayıklar ve uzaktaki ağaçlar süs ağaçlarının akan çeşmeleri.. olduğu gibi görüyorum. Olduğu gibi duyuyorum. Esinleniyorum...Yaşlarla doluyor gözlerim. Yine de, bunu duyarken bile çılgınlığımı kamçılıyorum... Yükseklere... yükseklere.. Köpürüyor... Yapaylaşıyor, içtenliği yok oluyor. Sözcükler... sözcükler.. sözcükler... nasıl da koşuşuyorlar dört nala -nasıl vuruyorlar uzun yelelerini, kuyruklarını; ama, içimdeki bir yanlışlıktan ötürü onlarla birlikte uçamıyorum.... Bir sakatlık var içimde, üzerinden geçip gidersem köpüğe ve yalana dönüşen... öldürücü bir duraksama. Ama yine de ileride büyük bir ozan olamayacağım inanılmaz bir şey. Şiir değilse ne yazdım ben dün akşam? Çok hızlı, çok usta mıyım? Bilmiyorum. Bazen kendimi bilmiyorum.. ya da beni yapan tohumları nasıl ölçeceğimi, nasıl adlandıracağımı, sayacağımı bilmiyorum..
 

mopsy

Emektar
Üye
Merhaba

Bütün mayısı ve haziranı koparttım dedi Susan; ve temmuzun yirmi gününü.. Koparttım onları, buruşturup yumak yaptım. İçimde bıraktıkları ağırlıktan başka bir şey kalmadı onlardan.. Büzülmüş kanatlarıyla uçamayan pervaneler gibi topal günlerdi onlar. . yalnızca sekiz gün kaldı. Sekiz günlük bir zaman diliminden sonra trenden ineceğim, platformda duracağım altı yirmibeşte ... Sonra özgürlüğüm yelken açacak, büzülen, kıvrılan bütün bu kurallar, saatler, düzen, disiplin, tam zamanında orada olmalar, burada olmalar- çatlayıp dağılacak.. Ben arabanın kapısını açıp eski şapkası ve tozluklarıyla babamı görürken, gün fırlayıp çıkacak. Titreyeceğim. Yaşlara boğulacağım. Sonra ertesi sabah erkenden kalkacağım. Mutfak kapısından bırakıverecğim kendimi dışarı. Kırlarda yürüyeceğim. Düşsel binicilerin kocaman atları gümbürdeyecek arkamda ve duracak. Çimenlere sürünerek uçan kırlangıcı göreceğim. Irmak kıyısında bir banka atacağım kendimi, sazların arasında içeri dışarı kayan balıkları gözleyeceğim. Avuçlarıma çam dikenlerinin izi çıkacak. Burada oluşturmuş olduğumu orada açıp ortaya çıkaracağım; katı bir şeyi. Çünkü bir şeyler büyüdü içimde burada; yazlar kışlar boyunca merdivenlerde, yatakhanelerde... Jınnynin istediği gibi beğenilmeyi istemiyorum... Ben içeri girdiğimde herkesin bana beğenerek bakmasını istemiyorum... Vermek istiyorum.. bana verilmesini istiyorum... Bana verilmesini istiyorum, uğrunda neyim var neyim yoksa ortaya dökeceğim yalnızlığı istiyorum...

Sonra ceviz yapraklarının kemerleri arasında titreyen yollardan geri döneceğim. Mutfak avlusundan geri döneceğim. Çiğden benek benek lahanaların kıvrılmış yapraklarını göreceğim... Yukarı odama çıkacğım, titizlikle dolaba kilitlenmiş kendi eşyalarımı çıkaracağım... Midye kabuklarımı, yumurtalarımı, garip çimenlerimi...Kumrularımı sincabımı besleyceğim... Kulübeye gidip köpeğimi tarayacağım.. Burada içimde büyümüş olan katı şeyi ağır ağır değiştireceğim... Ama burada ziller çalıyor; ayaklar sürükleniyor sürekli...

Kaç aydır, kaç yıldır bu merdivenleri çıkıp duruyorum; kışın sıkıntılı günlerinde, ilkyazın serin günlerinde?.. Şimdi yaz ortasındayız... Basamakları sayıyorum çıkarken, basamakları sayarken aslında bir şeyi tamamlamış oluyorum... Tıpkı bunun gibi her gece geçmiş bir günü yırtıyorum takvimden, sımsıkı bir yumak yapıyorum. Kin içinde yapıyorum bunu.. Öcümü alıyorum günden. Kinimi çıkarıyorum onun görüntüsünden... Öldün işte diyorum. Okul günü nefret günü. Haziranın bütün günlerini pırıl pırıl yaptılar, düzenlediler, zillerle derslerle buyruklarla...yıkanmak için, üstümüzü değiştirmek, çalışmak için, yemek için... Salonlardaki konserlere gitmek için kaldırımlar boyunca dizilmiş arabalara biniyoruz. Galeriler resimler gösteriliyor bize... Bizim oralarda kuru otlar dalgalanır şimdi çayırlarda.. Babam çite yaslanıp sigara içer...Yaz rüzgarı boş geçitler boyunca eserken... evde bir kapı çarpar... sonra biri daha... Eski bir resim sallanır belki de duvarda.. Kavanozdaki gülden bir yaprak düşer. Çiftlik arabaları kuru ot yığınları saçar çalılara. Hepsini görüyorum... her zaman görüyorum...
 

sahrabetis

Kıdemli
Üye
Virginia Woolf'un hayatını bir zamanlar incelemiştim ve bana hakikaten çok ilginç gelmişti. Son derece eğitimli bir entellektüel ve renkli bir hayatı olduğunu düşünmüştüm. Zamanın entellektüellerinden biri olan Lytton Strachey ile nişanlanışı , meşhur Bloomsbury grubuna katılışı , yaşadığı eşcinsel ilişkiler , yayınevi sahibi yaşlı Leonard Woolf ile evlenişi ve ceplerine taşlar doldurarak kendini denize atıp intihar edişi... Hakikaten etkilemişti beni. Feminist yaklaşımının yanısıra , kadınları yüreklendiren söylemleri ve dönemin meşhur yazarları olan Galsworthy, Arnold Bennett ve H.G. Welles 'in gelenekçi üsluplarını eleştirmesi de ilgimi bir kat daha arttırmıştı. İŞte tam bu noktada DEniz FEneri isimli kitabını okudum. Sekiz çocuklu bir ailenin yaşamlarından kesitlerin olduğu kitapta kendi üslubunu ve geliştirdiği metodu tam anlamıyla uygulmıştı yazar. Empresyonistlerin başlıca özelliklerinden olan güç anlaşılma keyfiyeti bu kitapta ilk olarak gözüme çarpan nokta olmuştu.
Dalgalar'ı okumadım ama yazılanlara bakılır ise okunması gereken kitaplardan biri olsa gerek. Bu paylaşımınızdan feyz alarak kitabı okuyacağım. Teşekkürler...
 
Üst Alt