• Merhaba Ziyaretçi hoşgeldin! Forumdan daha fazla yararlanmak için buradan kayıt olunuz...

Cuma hutbesı-2

mopsy

Emektar
Üye
Allahın Sevdiği Bir Kul Olmak

Selam!

Cumanız Mübarek Olsun Aziz Kardeşlerim!

Yüce Rabbimiz, kendi rızasına ulaştıracak amelleri Kerim Kitabında bizlere gösterdiği gibi, rahmetinden uzaklaştıracak amelleri de beyan etmiştir. Sevgisine mazhar olan kimseleri haber verdiği gibi, sevgi ve merhametinden mahrum kalanları da bildirmiştir. Geliniz, bugünkü hutbemizde, Rabbimizin sevdiğini bildirdiği kulların kimler olduğuna hep beraber kulak verelim.

Allah, maddi ve manevi anlamda temiz olanları sever.
Öyleyse geliniz, fıtratımızı her türlü kötülüklerden koruyalım. Zihin ve gönüllerimizi kötülük ve çirkinliklerin esiri değil; iyilik ve güzelliklerin merkezi kılalım.

Allah tövbe edenleri sever. Öyleyse aziz kardeşlerim! Geliniz, tövbelerimizle kulluğumuzun farkına varalım. Rabbimize teslimiyetimizi, günahlarımıza nedametimizi dile getirelim. Onun engin merhametine sığınalım. Tövbenin, adeta hayata yeni bir başlangıç olduğunu unutmayalım.

Allah, kendine karşı gelmekten sakınanları sever.
Öyleyse geliniz, her daim görev ve sorumluluğumuzun bilincinde olalım. Hayatımızı yaratılışımızın gaye ve hikmetine uygun yaşayalım.

Allah, kendisine tevekkül edenleri sever.
Öyleyse geliniz, üzerimize düşeni yerine getirdikten sonra حَسْبُنَا اللّٰهُ وَنِعْمَ الْوَك۪يلُ Allah bize yeter. O ne güzel vekildir! diyelim. Rabbimizin rahmet, nusret ve inayetinden hiçbir zaman ümidimizi kesmeyelim.
Bismillahirrahmanirrahim
3.148.Allah, muhsinleri; her işinde, her sözünde kendi rızasını gözetenleri sever.
Sadakallah!

Öyleyse geliniz kardeşlerim! Rabbimizin her an bizi gördüğü bilinciyle hareket edelim.

Allah sabredenleri sever. Sabredenlerle beraberdir. Öyleyse geliniz, hayatın bir imtihan olduğu bilinciyle kendimize sabrı, sükûneti şiar edinelim.

Allah, adil olanları sever. Öyleyse geliniz, her daim adaleti yüceltelim. Unutmayalım ki; adalet, güven ve huzurun anahtarıdır. İnsanca bir yaşamın olmazsa olmazıdır.

Kıymetli Kardeşlerim!

Geliniz, şimdi de Rabbimizin sevmediği kulların kimler olduğuna bir bakalım.

Allah, haddi aşanları, taşkınlık yapanları sevmez. Öyleyse bizlere düşen, yıkıcı ve bölücü değil; yapıcı ve birleştirici olmaktır.

Allah, zalimleri sevmez. Zira zulüm, en büyük günahlardandır. Hak ve hukuku ayaklar altına almaktır. Öyleyse bizlere düşen, her daim zalimin karşısında, mazlumun yanında yer almaktır.

Allah, israf edenleri sevmez. Öyleyse bize düşen, sahip olduğumuz kazanımları saçıp savurmaktan, Allahın vermiş olduğu nimetleri ölçüsüzce kullanmaktan sakınmaktır.

Allah, ifsat edicileri ve bozguncuları sevmez. Öyleyse bizlere düşen, huzurumuza, birlik ve beraberliğimize, kardeşlik ve muhabbetimize hep birlikte sahip çıkmaktır.

Allah, büyüklük taslayanları, böbürlenenleri, kibirlenenleri sevmez. Öyleyse bizlere düşen, tevazu ve vakarla yücelmektir.

Allah, kendisine, Yüce Kitabına, Peygamberine, değerlerine, kardeşlerine ihanet edenleri asla sevmez. Öyleyse bizlere düşen, her türlü ihanetten, ikiyüzlülükten, aldatmaktan uzak durmaktır.

Allah, küfürde ve günahta ısrar eden hiç kimseyi sevmez. Öyleyse bizlere düşen, Rabbimizin sayısız lütfuna, bizlere yapılan iyiliklere kör, sağır ve dilsiz kesilmekten, nankörlük etmekten sakınmaktır.

O halde değerli müminler, geliniz, yeni bir yıla girdiğimiz bu günlerde dünya ve ahretimizin saadeti için bir karar verelim: Kalan ömrümüzü Yüce Rabbimizin sevgi ve rızasına mazhar olabileceğimiz güzel amel ve davranışlar içerisinde geçirelim, Rabbimizin hoşnutsuzluğuna yol açacak kötülüklerden de sakınacak bir dikkat ve şuur içerisinde olalım.

Hutbe Komisyonu
Musluman
Cuman
hayirli olsun!
 

mopsy

Emektar
Üye
Gözümüzün Nuru Namaz

Selam!

Cumanız mübarek, ibadet ve dualarımız makbul ‎olsun değerli kardeşlerim.‎

Okumuş olduğum ayet-i kerimede Yüce ‎Rabbimiz şöyle buyuruyor:
Bismillahirrahmanirrahim
2.277. İman edip iyi işler ‎yapan, namaz kılan ve zekat verenler var ya, ‎onların mükafatları Rableri katındadır. Onlara ‎korku yoktur, onlar üzüntü de ‎çekmeyeceklerdir.‎
Sadakallah!

Abdullah bin Mesud (r.a.) anlatıyor:
Bir gün ‎Efendimiz (s.a.s.)`e Amellerin hangisi Allaha ‎daha sevimlidir? diye sordum. O, Vaktinde ‎kılınan namazdır. diye cevap verdiler.‎
Sahih-i Buhari, 2/473

Muhterem Kardeşlerim!‎

Namaz, bütün peygamberlere ve bizlere farz ‎kılınan3, ergenlik çağına gelmiş akıllı her ‎müslümanın yerine getirmekle mükellef olduğu ‎bir ibadettir.‎

Bu ibadet, ilahî dinlerin ortak hükümlerinden ‎biridir. Peygamberler yüklenmiş oldukları ‎görevlerini ifa ederlerken, namaz ibadetinin ‎sağlamış olduğu manevî güçten sürekli destek ‎almışlar; inananlara ve nesillerine bu ibadetin ‎yerine getirilmesi noktasında en güzel örnekliği ‎göstermişlerdir. Lokman (a.s.) oğluna;
Bismillahirrahmanirrahim
31.17.‎‎"Yavrucuğum, namazını özenle kıl, iyi olanı ‎emret, kötü olana karşı koy, başına gelene ‎sabret. İşte bunlar, kararlılık gerektiren ‎işlerdendir."
Sadakallah!
‎ diyerek nasihat etmiştir. Yüce ‎Allah da Sevgili Peygamberimize ve onun ‎şahsında bütün inananlara
Bismillahirrahmanirrahim
20.132.Ailene namazı ‎emret, kendin de ona sabırla devam et
Sadakallah!
‎ ‎‎buyurarak namazın ihmal edilemeyecek önemde ‎bir ibadet olduğunu ortaya koymuştur.

Aziz Kardeşlerim!

Bütün bu ve benzeri ayet-i kerimelerde değişik ‎boyutlarıyla hatırlatılan, inananları ‎kötülüklerden alıkoyan, onları belli bir disiplin ‎içerisinde tutan, ahlakî meziyetlerinin ‎olgunlaşmasını sağlayan, kardeşlik duygularını ‎pekiştiren, sevgi ve muhabbeti tazeleyen, ‎Rabbimize karşı hürmet ve şükran ‎duygularımızı, kıyamımızla, kıraatımızla, rüku ‎ve kulluğun zirvesi olan secdelerimizle ifade ‎etmeye çalıştığımız ibadetin adıdır namaz.‎

Namaz, Efendimizin (s.a.s.) sözlerinde, ‎‎gözümün nuru‎‎, dinin direği‎, amellerin en ‎sevimlisi ve faziletlisi ‎ diye tarif ettiği ibadetin ‎adıdır.‎

Yüce Rabbimiz İsra Suresinin 44. ayet-i ‎kerimesinde, yerde ve göklerde varolan herşeyin ‎kendisini tesbih ederek kulluk vazifelerini ‎yerine getirdiğini ifade ederken, yaratılmışların ‎en şereflisi olduğu ifade edilen insanın Rabbine ‎kulluğunu arz etmemesi nasıl düşünülebilir?

‎Hacı Bektaş-ı Velinin bir dörtlüğünde ifade ‎ettiği gibi: ‎

Helâl kaynamayan aş, aştan sayılmaz,‎
Hakk için akmayan yaş, yaştan sayılmaz,‎
Gövdem üzerinde başım var deme,‎
Secdeye gelmeyen baş, baştan sayılmaz.‎


Muhterem Müminler! ‎

Namaz ibadeti, bütün yaratılmışların ve ‎meleklerin kendi hâl ve lisanlarıyla yerine ‎getirmiş olduğu; tesbihat ve tefekkürü içinde ‎barındıran bir ibadettir.

Süleyman Çelebi bu ‎gerçeği şöyle ifade etmektedir: ‎

Çünkü her türlü ibadet bundadır,‎
Hakka kurbiyyetle vuslat bundadır.‎


O halde, biz inananlar olarak bu ulvî ibadete ‎azami derecede dikkat etmeliyiz ki, arkamızda ‎namaz kılan nesiller bırakabilelim. Bunu ‎yapmalıyız ki, her namazın sonunda selam ‎vermeden önce hayır dualarla anılanlardan, affı ‎ve mağfireti istenenlerden olabilelim. ‎

Hutbemi İbrahim (a.s.)ın hepimizin âmîn diye ‎karşılayacağını umduğum şu güzel duasıyla ‎bitirmek istiyorum:
Bismillahirrahmanirrahim
14.9. Rabbim! Beni namaza ‎devam eden bir kimse eyle. Soyumdan da öyle ‎kimseler yarat. Rabbimiz! Duamı kabul eyle.
Sadakallah!
‎Âmin.‎

Mustafa Akkaya
Wuppertal DİTIB Merkez Camii Din Görevlisi
Musluman
Cuman
hayirli olsun!
 

mopsy

Emektar
Üye
Hesap Günü: Ahiret Günü‎

Selam!

Değerli Müminler!‎

Sözlükte son, son olan ve son gün anlamlarına ‎gelen ahiret, İsrafil (a.s.)ın Allahın emriyle ‎kıyamet kopması için sura ilk defa üflemesiyle ‎başlayacak olan dünyadan sonraki ebedi hayatın ‎adıdır. İsrafil (a.s.) ikinci defa sura üfledikten sonra ‎insanlar yeniden dirilecekler ve hesaba ‎çekileceklerdir. Dünyadaki iman ve amellerine göre ‎de ceza veya mükafat göreceklerdir.‎

‎Ahiret inancı iman esasları arasında yer alır. Ahireti ‎inkar etmek küfrün ve doğru yoldan sapmanın açık ‎bir göstergesidir. Nitekim Yüce Rabbimiz;
Bismillahirrahmanirrahim
4.136. .Kim ‎Allah'ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ‎ve kıyamet gününü inkar ederse tam manasıyle ‎sapıtmıştır
Sadakallah!
‎ buyurmaktadır.‎

Aziz Kardeşlerim! ‎

Kuranda pek cok ayette dünya hayatının geçici, ‎ahiretin ise baki olduğu, insanların geçici dünyevi ‎zevklerine kanmamaları, daha hayırlı ve kalıcı olan ‎ahiret mutluluğunu yakalamaları gerektiği ‎vurgulanmaktadır. Bununla beraber dünya hayatının ‎da ihmal edilmemesi gerektiği, çünkü ahiret ‎hayatının dünya hayatında kazanılacağı, ahiretteki ‎mutluluğun dünyadaki yaşayışa bağlı olduğu dile ‎getirilmektedir. Bu gerçekleri Kuranın farklı ‎ayetlerinde şu şekilde görmekteyiz:
Bismillahirrahmanirrahim
40.39. Ey kavmim! ‎Şüphesiz bu dünya hayatı, geçici bir eğlencedir. ‎Ama ahiret, gerçekten kalınacak yurttur.

28.77.‎‎ Allah'ın sana verdiğinden (O'nun yolunda ‎harcayarak) ahiret yurdunu iste; ama dünyadan ‎da nasibini unutma. Allah sana ihsan ettiği gibi, ‎sen de (insanlara) iyilik et. Yeryüzünde ‎bozgunculuğu isteme. Şüphesiz ki Allah, ‎bozguncuları sevmez.‎

87.16-17. ‎ - Fakat siz (ey ‎insanlar!) dünya hayatını tercih ediyorsunuz. ‎Oysa ahiret daha hayırlı ve daha kalıcıdır.
Sadakallah!

‎‎‎Değerli Müminler!‎

Yine başka bir ayet-i kerimede de mahşer gününün ‎dehşetiyle kişinin dünyada iken en çok sevdiği ‎kişilerden bile kaçacağı şu şekilde ‎anlatılmaktadır:
Bismillahirrahmanirrahim
80.34-42.İşte o gün kişi kardeşinden, ‎annesinden, babasından, eşinden ve ‎çocuklarından kaçar. O gün, herkesin kendine ‎yetip artacak bir derdi vardır. O gün birtakım ‎yüzler parlak, güleç ve sevinçlidir. Yine o gün ‎birtakım yüzler de keder bürümüş, hüzünden ‎kapkara kesilmiştir. İşte bunlar kafirlerdir, ‎günahkarlardır.‎
Sadakallah!

‎Muhterem Müslümanlar!‎

Herkese dünyada yaptıklarının yazılı olduğu amel ‎defterleri verilir. Amel defterleri cennetliklere ‎sağdan cehennemliklere ise arkadan ve soldan ‎verilir. Kiramen Katibin adı verilen melekler ‎tarafından yazılan bu kitiplarda hiçbirşey eksik ‎bırakılmamıştır. Kuranda bu gerçeğe şu şekilde ‎işaret edilmektedir:
Bismillahirrahmanirrahim
18.49. Kitap ortaya konmuştur: ‎Suçluların, onda yazılı olanlardan korkmuş ‎olduklarını görürsün. Vay halimize! Bu nasıl ‎kitapmış! Küçük büyük hiçbir şey bırakmaksızın ‎‎(yaptıklarımızın) hepsini sayıp dökmüş! derler. ‎Böylece yaptıklarını karşılarında bulmuşlardır. ‎Senin Rabbin hiç kimseye zulmetmez.
Sadakallah!

‎Zerre miktarı hayır işleyenin mükafatını zerre ‎miktarı kötülük yapanın da cezasını göreceği ve ‎hiçbir adaletsizliğin olmayacağı o günde insana; ‎ömrünü nerede tükettiği, gençliğini nasıl geçirdiği, ‎malını nereden kazanıp nereye harcadığı ve ‎bildiklerini uygulayıp uygulamadığı ‎ özellikle ‎sorulacaktır.

‎O halde değerli kardeşlerim!‎

Bizler, yaratılış gayemize uygun, kendine, ailesine, ‎yaşadığı topluma, insanlığa ve Allaha karşı ‎sorumluluk bilincine sahip, dünya ve ahiretini ihmal ‎etmeyen, hayatını bir imtihan bilinciyle yaşayan, ‎inançlı, inançlarının gereklerini hayatına yansıtan, ‎güzel ahlakıyla örnek olan bir insan olmaya gayret ‎etmeliyiz.‎

Hutbe Komisyonu
Musluman
Cuman
hayirli olsun!
 

mopsy

Emektar
Üye
Faydasız Şeylerden Uzak Durmak

Selam!

Cumanız mübarek olsun değerli kardeşlerim.

Yüce Rabbimiz, okuduğum âyet-i kerimede ‎şöyle buyuruyor:
Bismillahirrahmanirrahim
28.55.O müminler, gıybet, ‎dedikodu, yalan gibi sözleri işittikleri zaman, ‎ondan yüz çevirirler. Bizim yaptıklarımızın ‎sorumluluğu bize, sizin yaptıklarınızın ‎sorumluluğu da size aittir. Selam olsun size. ‎Bizim cahillik edenlerle işimiz yok derler.‎ ‎
Sadakallah!

Peygamber Efendimiz (s.a.s) de okuduğum ‎hadis-i şerifte şöyle buyuruyor:
Kendisini ‎ilgilendirmeyen söz, tutum ve davranışlardan ‎uzak durması, kişinin iyi bir Müslüman ‎olduğunun göstergesidir.‎
Tirmizî, Zühd, 11

Kardeşlerim!‎

İman etmek, kendimize, ailemize, çevremize ‎sorumluluğu üstlenmektir. Bu anlamda bizlere ‎verilen her nimet, bir şükrü gerektirir. Bizlere ‎lütfedilen her imkân, beraberinde bir ‎sorumluluk getirir. Bu imkânları Rabbimizin ‎rızası ve insanlığın hayrı doğrultusunda ‎kullanmak ve korumak, bizim en büyük ‎sorumluluğumuzdur. ‎

Bu anlamda dilimiz, yalana değil, doğruya ‎dönmelidir. Sözümüz, batıla değil, hakka ‎tercüman olmalıdır. Gözümüz, fitne ve fesadı ‎değil, ıslah ve huzuru aramalıdır. Elimiz, şerre ‎değil, her daim hayra uzanmalıdır. Zihnimiz, ‎çevremize kötülük ve çirkinlik değil, iyilik ve ‎güzellikler saçmalıdır. Gönlümüz, kin ve nefret ‎değil, sevgi ve muhabbet yaymalıdır. ‎
Kardeşlerim!‎

Allah Rasûlü (s.a.s) şöyle buyurmuştur.
‎‎Kıyamet gününde insanoğlu, şu beş şeyden ‎hesaba çekilmedikçe Rabbinin huzurundan ‎bir yere kımıldayamaz: Ömrünü nerede ve ‎nasıl tükettiğinden, gençliğini ne şekilde ‎geçirdiğinden, malını/servetini nereden ‎kazanıp nerelere harcadığından, bildiği ile ‎amel edip etmediğinden.‎
Tirmizi, Sıfatül- Kıyâme, 1

Değerli Müminler!‎

Bu hadisten de anlaşılacağı üzere hepimiz bir ‎hesap vaktine doğru hızla yol alıyoruz. Bu ‎yolculukta sermayemiz, bir saniyesi bile boşa ‎geçirilemeyecek kadar değerli olan ‎ömrümüzdür. Bu yolculukta en büyük ‎gücümüz, Allaha olan iman ve ‎teslimiyetimizdir. Kazanımlarımız, hayır ve ‎iyiliklerimiz, sâlih amellerimizdir. Bütün ‎bunları israf etmek, beyhude tüketmek ise ‎bizim en büyük kaybımız ve hüsranımızdır.‎

Hayat yolculuğumuzda bize düşen, boş söz, ‎tutum ve davranışlardan uzak durmaktır. Zira ‎mâlâyani olarak isimlendirilen boş söz ve ‎faydasız davranışlar, öncelikle zihnimizi ‎gereksiz yere meşgul eder; kişiliğimizi ve ‎itibarımızı zedeler; zamanla bizleri esir alır. ‎Dünyamıza da ahiretimize de yararı olmayan ‎meşguliyetler, bizlere hayır, bereket ve güzellik ‎kazandırmaz. Aksine vaktimizi öldürür, ‎ömrümüzü tüketir.‎

Kardeşlerim!‎

Günümüzde faydasız bazı televizyon ‎programları, internet siteleri, oyunlar, adeta bir ‎zaman tuzağı haline gelmiştir. Dünya ve ‎ahirete bir katkısı olmayan bu tür ‎meşguliyetler, kişiyi kendisinden, Rabbinden ‎ve çevresinden uzaklaştırmaktadır. ‎Kardeşlerine yabancılaştırmaktadır. Oysa ‎mümin, ancak iki âleme de yararlı olan sâlih ‎amellere yöneldikçe zamanın bereketini ‎hisseder. Mümin, ancak insanlığına yakışan ‎söz, tutum ve davranışlar sergiledikçe erdemli ‎bir birey olur, yücelir ve saygı görür. ‎

Hutbemi Peygamberimiz (s.a.s)in öğrettiği şu ‎duayla bitirmek istiyorum:
Allahım! ‎Kulağımızın kötülüğünden, gözümüzün kötülüğünden, dilimizin kötülüğünden, ‎kalbimizin kötülüğünden sana sığınırız.‎‎ ‎Bizleri bunlardan muhafaza eyle Ya Rabbi!‎
Nesâî, İstiâze, 4

DİTİB Hutbe Komisyonu
Musluman
Cuman
hayirli olsun!
 

mopsy

Emektar
Üye
Dua

Selam!

Aziz Kardeşlerim!

Şu fâni dünyada bizleri huzura erdiren; zorluklar karşısında direncimizi artıran; ümitlerimizi ve istikbale dair ideallerimizi diri tutan en büyük nimet dua dır. Dua, Yüce Rabbimizin bizlere bahşettiği bir rahmet ve bereket kapısıdır. Dua, Allaha iman ve teslimiyetimizin, kulluk bilincimizin bir ifadesidir. Bizleri bir an olsun terk etmeyen, yalnız bırakmayan bir Rabbimiz olduğu şuurunun tezahürüdür. Hamd ve şükür ile Allahın yüceliği karşısında acizliğimizin itirafıdır dua.

Dua, varoluşun keşfidir. Bizler dua ederken neye muhtaç olduğumuzu, sınırlarımızı, maddi ve manevi imkânlarımızı fark ederiz. Haddimizin ve takatimizin, yaratılış gayemizin, sorumluluklarımızın farkında olduğumuzu dile getiririz. Kendimizi biliriz, Rabbimizi biliriz.
Bismillahirrahmanirrahim
25.77. Resûlüm! De ki: Duanız olmasa, Rabbim size ne diye değer versin?
Sadakallah!
âyetinde belirtildiği gibi Rabbimizin katında duamızla daima değer buluruz.

Muhterem Kardeşlerim!

Dua, kulluğumuzun Allaha arzıdır. Dualarımızla Allahın emrine ve kararına razı olduğumuzu dile getiririz. Esasen bütün ibadetlerimiz, Onun rızasını murat ederek yakarmaktır. Biliriz ki; bütün ibadetlere ruh ve anlam katan duadır. İbadet, yani kul olma bilinci, duayla tamamlanır. Bu yüzdendir ki; Peygamberimiz (s.a.s),
Dua, ibadetin özüdür.
Tirmizî, Deavât, 1
buyurmuştur.

Kıymetli Kardeşlerim!

Dua, hem bir davet, hem de davete icabettir. Rabbimiz,
Bismillahirrahmanirrahim
40.60.Bana dua edin ki, duanıza icabet edeyim.3 buyurarak bizleri duaya davet etmektedir.

2.186. Bana dua ettiğinde dua edenin dileğine karşılık veririm.
Sadakallah!
âyetiyle de duamıza icabet edeceğini müjdelemektedir. Yeter ki bizler, bu bilinç içerisinde Rabbimize dua edelim. Onun rızasını, yardımını, bereketini, affını isteyelim.

Dua, sadece dil ile ifade edilen kalıp cümlelerden ibaret değildir. Tefekkür, aklın duasıdır. Aşk ve merhamet, kalbin duasıdır. İstiğfar ise sadece dilin duasıdır. Akıl ve kalp duaya durmadan dilin duası fayda etmez. Nitekim Peygamberimiz (s.a.s), şöyle buyurmuştur:
Allaha, kabul edileceğine gerçekten inanarak dua ediniz. Biliniz ki Allah, ciddiyetten uzak ve umursamaz bir kalp ile yapılan duaları kabul etmez.
Tirmizî, Deavât, 65

Kardeşlerim!

Dua, yüce değerlere talip olmaktır. Peygamberimizin bizlere öğrettiği dualarda sadece maddi ihtiyaçları istemek yoktur. Bilakis Onun dualarında ahlak ve erdemi, insanı yücelten faziletleri istemek vardır. Onun duaları, toplumda sevgi, saygı, muhabbet, merhamet, adalet ve huzurun teminine yöneliktir. Onun duaları alçaklıktan, zillet içerisinde ve başkasına muhtaç olarak yaşamaktan; ahlaksızlıktan korunma isteğidir.

Kardeşlerim!

Yüce Rabbimiz, bizleri duanın bereketinden ve gücünden mahrum bırakmasın. Bizleri duaları kabul olunan bahtiyarlardan kılsın. Geliniz! Bu mübarek Cuma vaktinde Resul-i Ekrem Efendimizin öğrettiği duaları da vesile kılarak Rabbimize şöyle niyazda bulunalım:

Allahım! Senden hidayet, takva, iffet ve gönül zenginliği istiyoruz.
Müslim, Zikir, 72

Allahım, bozgunculuktan, nifaktan ve kötü ahlâktan sana sığınıyoruz.
Nesai, İstiaze, 21

Allahım! Fayda vermeyen ilimden, ürpermeyen kalpten, doymak bilmeyen nefisten ve kabul edilmeyen duadan sana iltica ediyoruz.
Müslim, Zikir, 73

Bismillahirrahmanirrahim
2.221.Rabbimiz! Bize dünyada iyilik ver. Ahirette de iyilik ver. Bizi cehennem azabından koru
Sadakallah!

DİTİB Hutbe Komisyonu

Musluman
Cuman
hayirli olsun!
 

mopsy

Emektar
Üye
İyi ve Güzel Söz

Selam!

Aziz Müminler!

Bir gün Peygamberimiz (s.a.s)e sahabeden biri, Kurtuluşun yolu nedir? şeklinde bir soru sordu. Efendimiz, bu soru vesilesiyle tüm müminlere şu önemli tavsiyede bulundu:
Diline sahip ol! Fitneye bulaşma! Günahların için pişmanlıkla gözyaşı dök!
Tirmizî, Zühd, 60

Değerli Kardeşlerim!

Dilimize sahip çıkmak sözlerimize ve konuştuklarımıza dikkat etmekle mümkündür. Zira sözlerimiz, sadece karşılıklı anlaşmamızı sağlamaz, aynı zamanda anlayışımızı, inancımızı, kanaat ve fikirlerimizi, hülasa karakter ve ahlakımızı ortaya koyar. Nitekim Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.) bu hususa dikkat çekmek üzere şöyle buyurmuşlardır:
Kulun kalbi doğru olmadıkça imanı doğru olmaz. Sözü doğru olmadıkça da kalbi doğru olmaz.
İbn Hanbel, III, 199

Söz, özün, yani kalbin aynasıdır ve insanın sadece davranışını değil, aynı zamanda kader ve âkıbetini de belirler. Bu gerçeği Yüce Rabbimiz, hutbemin başında okuduğum âyet-i kerime ile şöyle haber vermektedir:
Bismillahirrahmanirrahim
33.70-71. Ey iman edenler! Allaha karşı gelmekten sakının ve doğru söz söyleyin ki Allah sizin işlerinizi düzeltsin ve günahlarınızı bağışlasın.
Sadakallah!

Meşhur bir özdeyişte de bu gerçek şöyle ifade edilmiştir: Söylediklerinize dikkat ediniz, düşüncelerinize dönüşür. Zira düşünce duyguya, duygu davranışa, davranış alışkanlığa, alışkanlık değerlere, değerler karaktere, karakter de kadere dönüşür.

Kardeşlerim!

Güzel ve nezih konuşmak insanın Allaha verdikleri sözler arasında yer alır. Güzel söz; hakkı, doğruyu akla, dine, örfe uygun bir şekilde yumuşakça söylemektir. Yoksa insanların hoşuna giden şeyleri söylemek değildir. Aksi takdirde bu yalan olur. Yalan ise asılsız, mesnetsiz söz demektir.

Ayet-i kerimelerde başta kelime-i tevhid olmak üzere her türlü hayırlı ve güzel söz, kökü sağlam, dalları semaya uzanan ve her zaman meyve veren bir ağaca benzetilir. Başta şirk olmak üzere her türlü kötü söz ise yerden koparılmış ayakta durma imkânı olmayan köksüz bir ağaç gibidir.

Kıymetli Kardeşlerim!

Söz, güzel olmanın yanı sıra ahlaklı ve nezih olmalıdır. Sözün bir ahlakı, bir âdâbı vardır. Mümin, konuşmasıyla zarafet ve nezaketini yansıtmalıdır. Onun kelâmı, güzel ve hoş olmalı, insanın gönlüne akacak şekilde, samimiyetle, gönülden söylenmelidir. Efendimiz (s.a.s), insanları etkilemek için yapmacık sözler söyleyenleri, ağzını eğip bükerek gösteriş amacıyla söz sarf edenleri Allahın sevmediğini haber verir.6 Müminin insanlara lânet okuyan, kaba, çirkin, kötü sözlerle hakaret eden biri olamayacağını vurgular. Sadaka diye tanımladığı güzel sözün, kişiyi cehennem ateşine karşı koruyan bir kalkan olduğunu bildirir.

Kardeşlerim!

Müminler olarak, hepimize düşen görev, sorumluluk bilinciyle hareket ederek her daim hak ve hakikatin peşinden gitmektir. İnsanî ilişkilerimizde empati, saygı, nezaket ve anlayışı kendimize şiar edinmektir. Her bir sözümüzün, her bir işimizin kıyamet günü hesabının sorulacağını unutmamaktır.

Rehberimiz, Efendimiz (s.a.s.)in
Ya hayır söyle ya da sus!
Buhârî, Edeb, 31
buyruğu her daim şiarımız olsun.

Yaşar Akgül
Schwarzenbek Serrah Camii Din Görevlisi
Musluman
Cuman
hayirli olsun!
 

mopsy

Emektar
Üye
Kulluğun Gereği: Şükür

Selam!

Kıymetli Kardeşlerim!

Peygamberimiz (s.a.s) zaman zaman geceleri kalkar ve ibadet ederdi. Uzunca bir süre huşu içerisinde kıyamda dururdu. Gözyaşları eşliğinde secdeye kapanırdı. Gönülden Allaha yakarışta bulunurdu. Onun bu haline gıptayla şahit olan Hz. Aişe validemiz, Yâ Resûlallah! Rabbin geçmiş ve gelecek bütün günahlarını bağışladığı hâlde niçin bu kadar ibadet ediyorsun? diye sordu. Allah Resûlü (s.a.s), değerli eşinin bu sorusuna nice anlam ve ibretlerle dolu şu cevabı verdi:Allaha şükreden bir kul olmayayım mı Ey Aişe?
Müslim, Sıfâtül-münâfikîn, 81

Değerli Kardeşlerim!

Bizler, bu fâni dünyada birer misafir olarak bulunuyoruz. Gözümüzü çevirdiğimiz her yerde Allahın nimetlerini görüyoruz. Her lokmada Onun ikramlarını tadıyoruz. Her nefeste Onun bize bağışladığı hayatı yaşıyoruz. Biliyoruz ki bütün bunlar bizim içindir.

Bir an için duralım ve birkaç saat içinde sahip olduğumuz nimetleri şöyle bir hatırlayalım. O nimetlerin her biri ile nasıl buluştuğumuzun muhasebesini yapalım. O nimet, toprağın derinliklerinden çıkan bir ağacın meyvesi ise, Allah onu çeşitli aşamalardan geçirerek bizim için hazırlamıştır. Eğer o, bir damla su ise, Allah onu okyanuslardan bulutlara çıkarmış, bulutlardan yeryüzüne bizim için indirmiştir. Eğer o bir ışık ise, Allah onu uzayın derinliklerindeki güneş yoluyla bize göndermiştir.

Kardeşlerim!

Yüce Rabbimizin bu ikramlarını gördükten sonra, bir bakalım, bütün benliğimizi kaplayan o şükran duygusu bizi nerelere götürecek! İşte o zaman Rabbimizin bize bağışladığı bunca nimet arasında şükretmenin ayrı bir yeri olduğunu göreceğiz. Onun içindir ki, Yüce Rabbimiz,
Bismillahirrahmanirrahim
Kim şükrederse kendisi için şükretmiş olur. Kim de nankörlük ederse, bilsin ki Allah her bakımdan sınırsız zengindir, övülmeye lâyıktır.
Sadakallah!
buyuruyor.

Aziz Kardeşlerim!

Şükür, Allahın emaneten verdiği nimetlerin kadrini bilmektir. Şükür, arzu ve isteklerin, hırs ve tamahın esiri olmaktan kendimizi koruyabilmektir. Şükür, yaratılış gaye ve hikmeti doğrultusunda yaşamanın bir göstergesidir. Şükür, yapılan iyiliğe kör ve sağır kesilmemektir. Sadece varlığın kıymetini bilmek değil, yokluğa da sabredebilmektir şükür. Hani Rabbiniz size şöyle bildirmişti:
Bismillahirrahmanirrahim
14.7.Eğer şükrederseniz elbette size nimetimi artırırım. Nankörlük ederseniz gerçekten azabım çok çetindir.
Sadakallah!
âyetinin bilinciyle şükür, her durumda Allahın gazabından rahmetine sığınmaktır.

Kıymetli Kardeşlerim!

Şükretmek sadece dille Elhamdülillah, Ya Rabbi şükür demek değildir. Asıl şükür, her nimeti, Allahın razı olacağı şekilde değerlendirmektir. Aldığımız her nefesin, hayatımızın, aklımızın, sağlığımızın, bütün imkânlarımızın kendine has bir şükrü vardır.

Mükerrem bir insan olarak yaratılmış olmamızın şükrü imandır. Kalbimizin şükrü, kin, nefret gibi kötü duygulardan uzak durmaktır. Zihnimizin şükrü Allahın yüceliğini tefekkür ve tezekkürdür. Dilimizin şükrü, Allahı zikirdir. Bedenimizin şükrü, her daim Allah rızası doğrultusunda yaşamak ve ibadetlerimizi eda etmektir. Malımızın şükrü, sadaka ve zekât vererek ihtiyaç sahiplerine infakta bulunmaktır. İlmimizin şükrü, öğrenci yetiştirerek, ardımızda kalıcı eserler bırakarak insanlığa faydalı olmaktır.

Kardeşlerim!

Gelin zihnimizi, kalbimizi, dilimizi, bedenimizi şükür nimetinden mahrum bırakmayalım. Ömrümüz, şükrümüzle bereketlensin. Şükrümüz, nimetlerimizin artmasına vesile olsun. Hamdimiz, bizleri Rabbimize yakınlaştırsın ve yüceltsin.

Hutbemizi, Peygamber Efendimiz (s.a.s)in sıkça yaptığı bir dua ile bitirelim:
Allahım! Seni anıp zikretmek, nimetlerine şükretmek, sana en güzel şekilde kulluk etmek için bana yardım eyle!
Ebû Dâvûd, Vitir 26

DİTİB Hutbe Komisyonu

Musluman
Cuman
hayirli olsun!
 

mopsy

Emektar
Üye
Tevazu Yüceltir, Kibir Alçaltır

Selam!

Muhterem Müslümanlar!

Hicretin üzerinden sekiz yıl geçmişti. Savaşa gerek kalmadan Mekke'yi fetheden Müslüman ordusunun başında Hz. Muhammed (sav) vardı. Zafer kazanmış bir ordunun komutanı olarak bu şanlı zaferin büyüsüne kapılmamış; mübarek şehir Mekke'ye mağrur bir komutan edasıyla değil, Allah'ın verdiği bu nimete şükretmenin bilinciyle başını önüne eğerek girmişti. Biat etmek üzere yanına gelenlerden biri Efendimiz’le konuşurken heyecanlanıp titremeye başlamıştı. Bunu gören Hz. Peygamber,
“Sakin ol! Ben bir kral değilim. Güneşte kurutulmuş et yiyen bir kadının oğluyum.”
İbn Mâce, Et’ıme, 30
diyerek onu rahatlattı. Hayatının en görkemli sahnesinde dahi kibre kapılmayarak tevazudan ayrılmayan Allah Resûlü bu davranışıyla bir insanlık dersi vermiş, bizlere de beşeri ilişkilerimiz bakımından eşsiz bir örneklik bırakmıştı.

Değerli Müslümanlar!

Cenab-ı Hakk hutbemin başında okuduğum ayet-i kerimede şöyle buyurmaktadır:
Bismillahirrahmanirrahim
31.18. "İnsanlardan (kendini büyük görerek) yüzünü çevirme, yolda şımarık (çalımla) yürüme, zira Allah kibir taslayan, kendini beğenip öğünen hiç kimseyi sevmez."
Sadakallah!

Kıymetli Mü’minler!

Kendini herkesten üstün tutma, büyüklenme anlamına gelen kibir, manevî ve ahlakî bir hastalık belirtisidir.

Kibir ve gurur kabalığın, hamlığın, yetişmemişliğin, hayalperestliğin bir göstergesi; tevazu ise insanlığın, efendiliğin alameti ve olgunluğun meyvesidir. Bu sebeple Kuran-ı Kerim'de tevazu ve alçakgönüllülük övülmüş; kibir, kendini beğenme ve böbürlenme yerilmiştir. Kötülüğün ve şerrin sembolü olan şeytanın sırf kibri ve kendini üstün görmesi sebebiyle Allah'ın rahmetinden ebediyen kovulduğu beyan edilmiştir. Kur’an-ı Kerim'de kendilerini büyük görmeleri sebebiyle laf dinlemeyen geçmiş ümmetlerin bu halleri sebebiyle başlarına gelen felaketler veciz bir ifade ile anlatılmış, büyüklük taslamaları ve kibirlenmeleri azaba uğramalarının, cehennemlik olmalarının sebebi olarak gösterilmiştir.

Muhterem Kardeşlerim!

Kibir ve gurur, hiçbir zaman, olgunluğun işareti olamaz. Olsa olsa, cehalet ve gafletin, hayalperestlik ve eksik eğitimin bir alameti olur. Dinimizin bu kötü vasıfları yerip, kötülemesi de bu sebepledir. O halde; iyi ve olgun bir Müslüman, gönlünde kibir ve gurura yer vermemeli, gönlünü Hakk’a bağlamalı ve şeytanın oyuncağı olmaktan uzak bulunmalıdır.

Hutbemi Yüce Rabbimiz’in şu eğitici ve öğretici ilahî beyanı ile bitirmek istiyorum;
Bismillahirrahmanirrahim
17.37. “Yeryüzünde böbürlenerek dolaşma. Çünkü sen ağırlık ve azametinle ne yeri yarabilir ne de dağlarla ululuk yarışına girebilirsin.”
Sadakallah!



Ali Erkoç
Glückstadt DİTİB Şehzade Camii Din Görevlisi
Musluman
Cuman
hayirli olsun!
 

mopsy

Emektar
Üye
Tevekkül

Selam!

Kıymetli Kardeşlerim!‎

Müminde bulunması gereken en önemli ‎hasletlerden biri de tevekküldür. Tevekkül, ‎elimizden gelen gayreti gösterdikten sonra ‎sonucu Allah Teâlaya havale etmektir. ‎Sevinçte-kederde, bollukta-darlıkta, kısacası ‎her anımızda Allaha sığınmaktır. En zor ‎anlarımızda yanımızda kimseyi bulamasak ‎da, ümidimizi kesmeden el açıp Yüce ‎Rabbimizden yardım dilemektir. ‎

Değerli Müminler!

Peygamber Efendimiz (s.a.s) ve Hz. Ebû ‎Bekir, Medineye hicret için yola ‎çıkmışlardı. Durumdan haberdar olan ‎müşrikler her tarafta onları aramaya ‎başlamışlardı. Takip edilmemek ve ‎müşrikleri şaşırtmak amacıyla Allah Resûlü, ‎yol arkadaşıyla birlikte Sevr Dağında bir ‎mağaraya sığınmıştı. Müşrikler, bir ara ‎mağaranın önüne gelip dayanmışlardı. Bu ‎esnada Hz. Ebû Bekir, Yâ Resûlallah! ‎Eğilip ayaklarının dibine bir baksalar bizi ‎görecekler. sözüyle endişesini dile ‎getirmişti. Allaha karşı her daim tam bir ‎güven ve teslimiyet içinde olan Resûlullah ‎Efendimiz ise şöyle diyerek arkadaşını ‎sakinleştirmiş ve bir yönüyle bizlere ‎tevekkülü öğretmişti:
Üzülme! Allah ‎bizimle beraberdir. Allahın yanlarında ‎olduğu iki kişi hakkında neden endişe ‎ediyorsun ki?
Buhârî, Fedâilül-Ashâb, 2

Aziz Müminler!‎

İnsanlık için tevekkülün ilk örneğini Hz. ‎Âdem sergilemiştir. Onun nezdinde hata ve ‎günahtan pişmanlığın, Allahın rahmetinden ‎ümidi kesmemenin adıdır tevekkül. Âdem ‎‎(a.s.) ile eşi Havva annemiz, yaptıkları ‎yanlışın farkına varınca şöyle niyazda ‎bulunmuşlardır:
Bismillahirrahmanirrahim
7.23.Rabbimiz! Biz kendimize ‎zulmettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize ‎merhamet etmezsen mutlaka hüsrana ‎uğrayanlardan oluruz.‎
Sadakallah!

Kıymetli Kardeşlerim!‎

Tevekkül, tevhid inancı uğrunda ateşe ‎atılmayı göze alan Hz. İbrahim gibi azimli ‎ve kararlı olmaktır. Ciğerpâresi Yusufun ‎hasretinden, gözlerini yitiren Yâkup ‎Peygamber gibi, fedakâr olabilmektir. ‎Tevekkül, iffet ve hayâ timsali Yusuf (a.s.) ‎gibi her türlü imtihanın karşısında Allaha ‎sığınmaktır. ‎

Ve nihayet tevekkül, her türlü olumsuzluğa ‎rağmen, Rahmet Elçisi Muhammed Mustafa ‎‎(s.a.s) gibi ümitvâr olmaktır. Onun gibi her ‎daim sarsılmaz bir imana, yüce ideallere, ‎diriltici bir gayrete sahip olabilmektir. ‎Şefkat ve merhametin; hak ve hakikatin; ‎ahlak ve erdemin yolunda sebat ‎edebilmektir. ‎

Aziz Kardeşlerim!‎

Tevekkül, tembellik ve miskinliğin mazereti ‎olamaz. Aksine tevekkül, çalışkanlığın, ‎üretkenliğin diriltici bir unsurudur. Tedbiri ‎terk ederek, sorumluluğu yerine getirmeden, ‎sebeplere tutunmadan tevekkül etmek ‎İslamın ruhuyla bağdaşmaz. Böyle bir ‎tevekkül anlayışı, işin kolayına kaçmaktır, ‎tembellik ve tedbirsizliktir. Çalışıp ‎çabalamaksızın kuru bir tevekkül anlayışına ‎sahip olmanın sonu hüsrandır. ‎

Muhterem Kardeşlerim!‎

Öyleyse her birimiz, görevlerimiz ‎konusunda gayret gösterelim. ‎Sorumluluğumuzu yerine getirerek Yüce ‎Mevladan istemesini bilelim. Fani olan ‎dünyaya ve dünyalıklara değil, sadece Bâkî ‎ve her şeye kâdir olan Allaha dayanıp ‎güvenelim. Yüce Kitabımızın şu âyetinde ‎belirtilen gerçek müminlerin özelliklerine ‎sahip olmak için çaba sarf edelim:
Bismillahirrahmanirrahim
8.2. ‎‎Müminler o kimselerdir ki; Allah anıldığı ‎zaman kalpleri ürperir. Onun âyetleri ‎kendilerine okunduğu zaman bu onların ‎sadece imanını artırır. Onlar yalnızca ‎Rablerine tevekkül ederler.‎
Sadakallah!

DITIB Hutbe Komisyonu
Musluman
Cuman
hayirli olsun!
 

mopsy

Emektar
Üye
Kadın: Hayat Ortağımız

Selam!

Muhterem Müslümanlar!

Evrene baktığımızda, özellikle canlılar aleminde, Yüce Allahın her şeyi çift yaratmış olduğunu görürüz. Eşref-i mahlukât, yani yaratıkların en şereflisi olan insan için de durum bundan farklı değildir. Bu ilâhî düzen içerisinde erkek veya kadın olmayı tercih etmek kendi istek ve rızamıza bağlı olmadığı gibi, bunun övünülecek bir tarafının olmadığı da ortadadır. Çünkü, kendisine hesap vereceğimiz Allah (c.c.), bize şeklimize veya cinsiyetimize göre değil, kulluğumuzun derecesine göre değer vereceğini belirtmektedir
Bismillahirrahmanirrahim
4.124.Mümin olarak, erkek veya kadın, her kim sâlih ameller (iyi işler) işlerse, işte onlar cennete girerler ve zerre kadar haksızlığa uğratılmazlar.
Sadakallah!‎

Değerli Müminler!

İslam dünyası da dâhil olmak üzere, dünyanın her yerinde kadınlara yönelik bir takım olumsuz yaklaşımlar ve tavırlar gözlenebilmektedir. İşin vahim tarafı, Kurân ve Sünnet çizgisine ters düşmesine rağmen, İslam toplumunda meydana gelen bu olumsuz davranışların bir kısmının dinden kaynaklandığı imajı verilmesidir. Halbuki, kadına yapılan her türlü ayrımcılık, onu aşağılayan sözlü ve fiili davranışlar cahiliye dönemine ait davranışların kalıntılarıdır.

Kurân, kadını erkekle birlikte muhatap alır ve onlara şöyle seslenir:
Bismillahirrahmanirrahim
33.35.Müslüman erkekler ve müslüman kadınlar, mü'min erkekler ve mü'min kadınlar, itaatkar erkeklerle itaatkar kadınlar, doğru erkekler ve doğru kadınlar; sabreden erkekler ve sabreden kadınlar, (Allah'a) saygılı erkekler ve saygılı kadınlar, sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkekler ve oruç tutan kadınlar, namusunu koruyan erkekler ve namusunu koruyan kadınlar, Allah'ı çok zikreden erkekler ve zikreden kadınlar; işte Allah bunlar için bağış ve büyük bir mükafat hazırlamıştır.

4.32 Erkeklere de kazandıklarından bir pay var kadınlara da kazandıklarından bir pay vardır.
Sadakallah!‎
âyetinden de anlaşıldığı üzere cinsiyet ayrımı gözükmemektedir.

Aziz Kardeşlerim!

İslâmiyetin hedefi, geldiği zaman itibariyle câhiliye sisteminde bir hiç olan kadını aşağılanma batağından kurtararak saygının zirvesine ulaştırmaktır. Eğer günümüzde kadın aleyhine bir takım düşünce ve faaliyetler varsa bunun dinden değil, içinde yaşanılan toplum ve kültür algısıyla yakından alakalı olduğu bilinmelidir. Kurânda kadınlarla ilgili hem müstakil sureler, hem de pek çok âyetler vardır. Her kadın, bir erkeğin ya annesidir, ya kızıdır, ya kardeşidir, ya da hanımıdır. Bizler annelerimizi, ilâhî kudretin genişletilmiş bir rahmet kucağı, ailede saadet kaynağı, aile fertlerinin şefkat odağı olarak görürüz. Kadınlara kötü şeyleri reva görmek bir yana onları başımızın tacı olarak nitelendiririz.

Değerli Kardeşlerim!

Hutbeme Veda Hutbesinden konuyla ilgili bir bölümle son vermek istiyorum.
Ey İnsanlar! Kadınların haklarını gözetin ve bu konuda Allah'ın koyduğu ölçülere hassasiyetle uyun. Siz kadınları, Allah'ın emaneti olarak aldınız. Onları, Allah adına söz vererek helâl edindiniz. Sizin kadınlar üzerinde hakkınız, onların da sizin üzerinizde hakları vardır...
İbn-i Mace, Nikah 3

DİTİB Hutbe Komisyonu

Musluman
Cuman
hayirli olsun!
 

mopsy

Emektar
Üye
Irkçılık ve Ayrımcılık

Selam!

Kardeşlerim!

Allah insanı yeryüzünden yaratmış ve yeryüzünü imar etmekle görevlendirmiştir. Allah bir ırkı köle, diğer bir ırkı ise efendi olarak yaratmamıştır. İslamda maddi veya manevi derecesi ne olursa olsun hiçbir insan, ırk,din, renk, cinsiyet, millet veya yaşadığı coğrafya sebebiyle, kendini üstün görme ve diğer insanları aşağılama hakkına sahip değildir.

Değerli Müminler!

Peygamberimiz, Veda Hutbesinde, Arapın Arap olmayana, Arap olmayanın Arapa, beyaz renklinin siyaha, siyah renklinin de beyaza bir üstünlüğü olmadığını, üstünlüğün yalnızca takva yani Allahın emir ve yasaklarına bağlılıkla olabileceğini ilan etmiştir.

Hz. Peygamber,
Irkçılık davasına kalkışan bizden değildir
Müslim, İmare, 53
buyurarak ırkçılığın İslam tarafından kesinlikle reddedildiğini ifade etmiştir. Zira, ırkçılık, cehalet ve taassuba dayalı, göz ve gönülleri kör eden manevî bir hastalıktır.

Kurâna göre, insanların farklı köklere ve kabilelere ayrılmasının sebebi; tanışmaları ve birbirleriyle dayanışmaları içindir. Kuran-ı Kerimde bu gerçek şöyle ifade edilmektedir:
Bismillahirrahmanirrahim
49.13."Ey insanlar! Biz sizi bir erkek ve kadından yarattık ve sizi kavimler ve kabileler hâline getirdik ki birbirinizi tanıyabilesiniz. Şüphesiz Allah katında en üstün olanınız Ona karşı derin bir sorumluluk bilincini taşıyanınızdır."
Sadakallah!‎

Kardeşlerim!

Dile, dine, renge ve ırka dayalı ayrımcılık hâlâ küresel dünyanın en büyük insanî sorunlarından biri durumundadır. Din ve mezhep çatışmaları ve ırkçılığa dayanan ayrımcılıklar maalesef can, mal ve güven kaybına sebep olmaya devam etmektedir.

Kıymetli Müminler!

Üzülerek belirtelim ki, son günlerde ibadethanelerimize, işyerlerimize ve meskenlerimize yönelik saldırılarda ciddi artışlar görülmektedir. Her milletten, her düşünce ve fikirde insanın huzur içerisinde ibadetlerini yerine getirdiği, güven ve esenlik teminatı olan camilerimize yapılan bu saldırılar bizleri derinden üzmekte ve cemaatimizi ciddi şekilde tedirgin etmektedir. Bu vesileyle herkesi sağduyulu hareket etmeye ve provakasyonlara karşı dikkatli olmaya davet ederken, mabetlerimizin ve cemaatimizin can ve mal güvenliğinin sağlanması hususunda yetkilililerin gerekli tedbirleri alacakları hususundaki beklentilerimizi ifade etmek istiyoruz.

Değerli Müminler!

Pazartesi günü idrak edeceğimiz mübarek Recep ayı ile birlikte rahmet ve bereket iklimi olan üç aylara kavuşmuş olacağız. Her türlü hayır ve bereketin Allahın kullarına bolca ihsan edildiği gece olan Regaib Kandili ile de Yüce Rabbimizin af ve mağfiretine nail olabileceğimiz çok değerli bir fırsat gecesini idrak etmiş olacağız. Bu vesileyle, Sevgili Peygamberimizin makbul dualarına dualarımızı katarak Regaib Kandilinin ve üç ayların tüm insanlık için hayırlı ve bereketli olmasını diler, bizleri sağlık ve afiyet içerisinde Ramazan-ı Şerif ayına ulaştırmasını Cenab-ı Hakktan niyaz ederim.

DİTİB Hutbe Komisyonu
Musluman
Cuman
hayirli olsun!
 
Üst Alt