• Merhaba Ziyaretçi hoşgeldin! Forumdan daha fazla yararlanmak için buradan kayıt olunuz...

Cuma hutbesı-2

mopsy

Emektar
Üye
Kurban İbadeti

Selam!

Muhterem Kardeşlerim !
İman ve İbadet hayatımızda önemli bir yeri olan Kurban Bayramına sayılı günler kaldı.

Dinîmize göre kurban, kendisiyle Allaha yakınlık sağlamak üzere, ibadet amacıyla belirli zaman diliminde, belirli cinsten ve usulüne uygun olarak kesilen hayvanı ifade eder. Aynı zamanda Hz. İbrahimin sadakatinin, Hz. İsmailin teslimiyetinin sembolu olan Kurban, Allah Teala`ya yaklaşmak ve yakın olmak demektir.

Yüce Dinimiz İslam; hali vakti yerinde olan her mümine, Kurban Bayramı günlerinde bu dinî vecibeyi yerine getirmeyi emretmiştir. Hutbemizin başında okuduğum ayeti kerimede Yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:
Bismillahirrahmanirrahim
22.37. Kurbanların ne etleri, ne de kanları Allaha ulaşır. Ona ancak sizin takvanız ulaşır.
Sadakallah!
Peygamberimiz (s.a.s) de bir hadis-i şerifin de şöyle buyuruyor:
Âdemoğlu kurban bayramı günlerinde Allah katında kurbandan daha hayırlı bir amel işlemiş olmaz...
Tirmizî, Edâhî, 1

Aziz Kardeşlerim!
Kurban; bizi yoktan var eden, yaşatan, sonsuz nimetleriyle donatan Allaha yaklaştırır. Nitekim Hz. İbrahim ve oğlu Hz. İsmail de kurban sayesinde Allahın emrine teslim olup boyun eğmişlerdir. Yüce Allah samimi bağlılıklarından dolayı onları övmüş ve bu örnek davranışın karşılığında mükâfatlandırmıştır. İşte Müminler her kurban bayramında, Hz.İbrahim ve oğlu Hz. İsmailin Allahu Teâlânın emrine mutlak itaat ve tam teslimiyet gösterdikleri o kadîm ve şerefli hatırayı anarlar ve kendilerinin de benzer bir durumda aynı şekilde itaate hazır olduklarını gösterirler.

Kıymetli Müminler !
Kurban kesmenin amacı, ihtiyaç sahiplerini sevindirmek ve onları hatırlamaktır. Allahın bize verdiği nimetleri fakir ve yoksullarla, kardeşlik duyguları içerisinde paylaşmaktır. Diğer taraftan kurban kardeşlik, yardımlaşma ve dayanışma ruhunu canlı tutar. Sosyal adaletin gerçekleşmesine katkıda bulunur ve bizlere malımızı başkasıyla paylaşma imkânını verir.

Aziz Kardeşlerim!
2016 yılı vekaletle kurban kesim kampanyası kapsamında, Diyanet İşleri Türk İslam Birliği ve Türkiye Diyanet Vakfına, sizlerin emanet ettiği kurbanlarınız, dünyanın dört bir yanında mazlum ve mağdur insanlara ulaştırılmış, mazlum coğrafyalardan yükselen feryad ve gözyaşları dindirilmeye çalışılmış ve hayır dualar alınmış, yedi kıtada, fakirlere, yetimlere, mazlumlara, mağdurlara, aç ve yoksullara taşınmıştır.Onların duaları, tebessümleri, sevinçleri, kurbanlarını bağışlayan kardeşlerimize ulaştırılmıştır.
Her yıl olduğu gibi bu yılda da, aynı şekilde Vekâlet Yoluyla Kurban Kesim Organizasyonu devam edecektir. Kurbanlarını bizlere emanet eden kardeşlerimizin kurbanları, ülkemizdeki muhtaç kardeşlerimiz başta olmak üzere, dünyanın dört bir tarafındaki ihtiyaç sahipleri ve fakir kardeşlerimize bir Bayram hediyesi olarak sunulacaktır. Yer yüzünde iyiliğin egemen olması yolunda Diyanet İşleri Türk İslam Birliğine ve Türkiye Diyanet Vakfına vermiş olduğunuz destekten dolayı şükranlarımızı sunar; yaklaşmakta olan Kurban Bayramının başta milletimiz ve ülkemiz olmak üzere bütün alemi İslama barış ve huzur getirmesini Yüce Rabbimizden niyaz ederim.

DİTİB Hutbe Komisyonu
Musluman
Cuman hayirli olsun!
 

mopsy

Emektar
Üye
Alışveriş Ve Ticaret Ahlakı

Selam!

Aziz Kardeşlerim!
Peygamberimiz (s.a.s), zaman zaman Medine pazarına giderdi. Orada alışveriş ve ticaret yapan insanlar üzerinde izlenimde bulunur, onlarla sohbet ederdi. Yanlış tutum ve davranışlar sergileyenleri uyarırdı. Nitekim Yüce Rabbimizin alışverişe yönelik hayati ikazları ihtiva eden şu ayetleri nazil oldu:
Bismillahirrahmanirrahim
83.1-6.Ölçü ve tartıda hile yapanlara yazıklar olsun. Onlar, insanlardan bir şey aldıklarında tam ölçüp tartarlar. Kendileri başkalarına vermek için ölçtüklerinde ise eksik tartarlar. Onlar, büyük bir gün için diriltileceklerini hiç mi düşünmezler? O gün insanlar, Âlemlerin Rabbinin huzurunda hazır beklerler.
Sadakallah!

Kardeşlerim!
Bu âyetler nazil olduktan sonra müminler, Peygamberimizin rehberliğinde alışverişte daha hassas, daha dikkatli davranmaya başladılar. Resûlullah Efendimiz (s.a.s), bu durumdan gayet hoşnut oldu.
Yâ Rabbi! Bunların ölçü ve tartılarını, alışverişlerini bereketli kıl!
Buhârî, Büyû, 53.
duasıyla onları ticarete teşvik etti.

Aziz Müminler!
Yüce dinimiz İslam, bizlere bir alışveriş, bir ticaret ahlakı öğretmiştir. Bu ahlakın başında dürüst davranmak vardır. Yalan ve aldatmaktan kaçınmak vardır. Zira doğruluk ve dürüstlük, mümin olmanın bir gereğidir. Erdemli bir birey olarak yaşamanın şartıdır. Kaldı ki, sadece alışverişte değil; mümin, hayatın her alanında samimiyeti kuşanması gereken kişidir. Yüce Rabbimizin
Bismillahirrahmanirrahim
11.112.Emrolunduğun gibi dosdoğru ol
Sadakallah!
emri, müminin söz, tutum ve davranışlarının mihveridir. Peygamberimiz (s.a.s)in
Bizi aldatan bizden değildir
Müslim, Îmân, 164.
uyarısı, müminin insanlarla olan ilişkisinde vazgeçilmez bir ilkedir.

Kıymetli Kardeşlerim!
Allah Resûlü (s.a.s),
Dürüst ve güvenilir tüccar, peygamberler, dosdoğru kimseler ve şehitlerle beraberdir.
Tirmizî, Büyû', 4.
buyurmuştur. Bu hadisten de anlaşılacağı üzere alışverişte, ticarette açık sözlü, şeffaf olmak, önemli ahlaki bir ilkedir. Şu olay bunun en güzel örneklerindendir:
Sahabeden biri, alışverişle ilgili zihnini meşgul eden bazı hususları danışmak üzere Peygamberimiz (s.a.s)in yanına gelir. Allah Resûlü, onu dikkatlice dinledikten sonra kendisine şu nasihatte bulunur: Bir şey satın almak istediğin zaman, verebileceğin fiyatı söyle! Bir şey satmak istediğin zaman da, yüksek fiyat değil, onun piyasadaki değerini söyle!
bn Mâce, Ticâret, 29.

Değerli Kardeşlerim!
Peygamberimiz (s.a.s),
Kusurlu bir malı, kusurunu açıklamadan satması Müslümana helâl değildir.
bn Mâce, Ticâret, 45.
hadisiyle bizleri uyarmıştır. Zira malın kusurunu gizlemek, alışverişin bereketini, insanların birbirine olan güvenini yok eder. Satıcı, her ne kadar kâr etmiş gibi gözükse de onun kârı hüsrandır. Bunun bilincinde olan bir mümin, kâr ve kazanç elde etmek için her yolu mubah göremez. Aldatıcı reklam, hile, haksız rekabet ve aşırı kâr gibi yollara tevessül edemez. Bir başkasının kaybı ve zararı üzerinden kazanç ve kâr devşiremez. Bilir ki bir başkasını aldatması aslında bizatihi kendisini aldatmasıdır. Nitekim Yüce Rabbimiz, geçmiş toplumlardan kimilerinin, alışverişte dürüst davranmayarak yeryüzünde bozgunculuk çıkardıkları için helak edildiklerini bildirmiştir.

Kardeşlerim!
Ticaret ahlâkının temel ilkelerinden biri de kazancın helâl olmasına dikkat etmektir. Yapıp ettiklerinden bir gün mutlaka hesaba çekileceğine inanan bir mümin, kazancına haram karıştıramaz. Bu anlamda Yüce Allahın haram kıldığı şeyleri alıp satmak bir Müslüman için helâl değildir. İçki, uyuşturucu ticareti yapmak, kumar oynamak veya oynatmak, vergi kaçırmak gibi hususlardan Müslüman uzak durmalıdır.

Aziz Müminler!
Ne hazindir ki, kimileri gün geçtikçe helal kazanç duyarlılığını yitirmektedir. Kimileri, her yolu mubah sayarak sadece kazanç ve menfaat odaklı hareket edebilmektedir. Kimileri, hırs ve tamahın, kuralsızca daha çok kazanmanın, hâsılı dünya malının esiri olabilmektedir. Kimileriyse Allahın en büyük ayeti olan insanın maddi ve manevi kazanımlarını ölçüsüz ve hayasızca istismar edebilmektedir.

Oysa hayatımızın her alanında olduğu gibi alışverişte de asıl olan Yüce Rabbimizin rızasıdır. Öyleyse geliniz! Kazancımızı doğruluk ve samimiyet üzerine inşa edelim. Kul hakkına riayet ederek sofralarımızı, ömrümüzü daha da bereketli kılalım. Kendimizin, eşimizin, evladımızın boğazından haram bir lokma geçmemesi için duyarlı olalım. Alışverişimizde, ticaretimizde Peygamberimiz (s.a.s)in şu hadisi hepimiz için bir ölçü olsun:
Dünya malı, tatlı ve çekicidir. Kim onu tok gözlü bir şekilde alırsa o mal bereketlenir. Kim de onu açgözlülük ve ihtirasla alırsa bereketi kaybolur.
Buhârî, Zekât, 50.

Musluman
Cuman hayirli olsun!
 

mopsy

Emektar
Üye
Kurban Bayramı

Selam!

Şu kutlu vakitte Allahın evini dolduran Aziz Müminler! Bayramınız mübarek olsun.

Bizleri sevgilerin paylaşıldığı, birlik, beraberlik ve kardeşlik duygularımızın pekiştiği, rahmet ve bereket dolu bayram sabahına kavuşturan Rabbimize hamd-ü senalar olsun.
Hz. İbrahimin sadakatini, Hz. İsmailin teslimiyetini ebedi bir bayrama dönüştüren Peygamber Efendimize salât ve selam olsun.
Aziz Kardeşlerim!
Yüce Rabbimiz, okuduğum âyet-i kerimede şöyle buyuruyor:
Bismillahirrahmanirrahim
22.37.Kurbanların ne etleri, ne de kanları Allaha ulaşır. Allaha ulaşan, yalnızca takvanızdır.
Sadakallah!
Peygamberimiz (s.a.s) de okuduğum hadis-i şerifte şöyle buyuruyor:
Âdemoğlu kurban bayramı günlerinde Allah katında kurbandan daha hayırlı bir amel işlemiş olmaz...
Tirmizî, Edâhî, 1

Kardeşlerim!
Her yıl gelen kurban bayramı, barışın, esenliğin, birlik içinde duanın, yakarışın bayramıdır. Bu bayram, her türlü farklılığı bir kenara bırakarak eşitlenmenin, kendini bilmenin, tefekkürün, tezekkürün, yenilenmenin bayramıdır. Bu bayram, zihinleri arındırmanın, gönülleri durultmanın, büyük bir dirilişin bayramıdır. Bu bayram, nefsi terbiye etme, hiç kimseyi incitmeme gayretinin bayramıdır. Bu bayram, sabrı ve şükrü kuşanmanın, varoluşumuzun hikmet ve gayesini bir kez daha anlamanın bayramıdır. Bu bayram, İslamın şeâirini ve geçmişi idrak etmenin, yoksula, yalnıza, kimsesize yaklaşmanın, çaresize çare olmanın bayramıdır.

Kurban bayramı günleri, dünyanın dört bir tarafından kutsal topraklara giden hacıların; Hz. Âdemden (a.s) Hz. İbrahime (a.s), Hz. İsmailden (a.s) Hz. Muhammed (s.a.s)e kadar bütün peygamberlerin hatıralarını yaşadıkları ve onların kutlu davalarına lebbeyk Allahumme lebbeyk nidaları ile ortak oldukları mübarek günlerdir.

Bu yönüyle bu günler, Hz. İbrahimin azim ve kararlılığını yaşama, Hz. İsmailin sabır ve teslimiyetini anlama günleridir.
Bu günler, aynı zamanda, Rabbimizin lütfettiği nimetlere şükranlarımızın bir ifadesi olarak eda ettiğimiz kurbanlarımızı komşularımızla ve ihtiyaç sahipleri ile paylaştığımız değerli ve bereketli vakitlerdir.

Kardeşlerim!
Bayramlar, birbirimize daha çok kenetlenmemize, kardeşlik hukukunun gereklerini hakkıyla yerine getirmemize vesile olan zaman dilimleridir. Bayramlar, birlik ve beraberlik duygularının, paylaşma ve infakın zirveye çıktığı günlerdir.

Öyleyse geliniz. Bayramı bir gönül kazanma seferberliğine dönüştürelim. Anne-babamızın, kardeşlerimizin, komşularımızın yüzünü güldürelim. Yoksullara, yaşlılara, kimsesizlere, boynu büküklere, hasta ve engelli kardeşlerimize bayram sevinci yaşatalım. Kırılan kalpleri, darılan gönülleri, bayramın bereketi ve güzellikleriyle mamur edelim. Kardeşliğimize, bayram sevincimize engel olan dargınlıkları, küskünlükleri, çekişmeleri, her türlü olumsuzluğu ortadan kaldıralım.

Unutmayalım ki; birbirimize sunduğumuz her bayram hediyesi, bizi Rabbimizin rızasına ulaştıracaktır. Birbirimize sunabileceğimiz en güzel bayram hediyemiz ise kalbimizin derinliklerinden gelen selam ve dualarımız, tebessüm ve ziyaretlerimiz olacaktır.

Bu duygu ve düşüncelerle tekrar Kurban Bayramınızı tebrik ediyor, bayramın başta âlem-i İslâm olmak üzere dünyamıza barış ve huzur getirmesini Rabbimden niyaz ediyorum.

DİTİB Hutbe Komisyonu
Musluman
Cuman ve
bayramin
hayirli olsun!
 

mopsy

Emektar
Üye
İslamda Eğitim ve Önemi

Selam!

Muhterem Kardeşlerim!

İnsan için uğrunda yorulmaya, sıkıntı çekmeye değer en hayırlı amaç, hedef bilgidir, ilimdir. İlim yoluna gönüllü girilen bu yolda, gerekirse pek çok dünyevi zevk ve menfaatten mahrum kalınması, çile ve zorluklara göğüs gerilmesi gerekmektedir. Sadece dini bilgiye ulaştıran yol değil, insanlığa faydalı olan her türlü bilgi ve yönteme götüren yol kıymetlidir.
Esasen insan, bilmekle yücelir. Âlim, bilgisi ile çevresini aydınlatırken; abid de ibadetiyle ışık verir. Melekler, iyi insan olma mücadelesinde insanlara destek olduğu gibi, kendini ilme, bilgiye, irfana adayana da yardım eder. Allah Resulü (sav):
İlim için yola koyulan kimse, dönünceye kadar Allah yolundadır.
Tirmizi, İlim, 2
sözüyle bu gerçeğe işaret etmiştir.

Kıymetli Müslümanlar!

İlim elde etmek, sadece bir bilgi yüklemesi değil, aynı zamanda imanla yakından ilişkili olarak ruhen ve fikren ilerleme çabasıdır. Allaha karşı ancak kulları içinden âlim (bilgili) olanlar derin saygı (huşu) duyarlar ayeti bilgi ile iman arasındaki bu ilişkiyi güçlü bir şekilde vurgulamaktadır. Hutbemin başında okuduğum
Bismillahirrahmanirrahim
39.9.De ki: Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?
Sadakallah!
ayeti de bilgi ile iman birlikteliğinin bir başka ifadesidir.

Muhterem Kardeşlerim!

Rasulallah (sav) bir duasında
Allahım faydasız ilimden sana sığınırım.
Tirmizi, Da`avat, 38
buyurarak, Allah ve Rasulünün övdüğü ve teşvik ettiği ilmin, faydalı olan ilmin olduğunu söylemektedir. Faydalı ilim ise, ahlakı güzelleştiren, davranışlara olgunluk kazandıran, kişinin Allaha saygılı olmasını, hakka ve hukuka riayet etmesini temin eden, kişiyi ve toplumu maddi ve manevi alanda huzura kavuşturan bilgilerdir.

Muhterem kardeşlerim!

İlim müminin yitiğidir. Nerede bulursa onu (öğrenmeye ve uygulamaya) en layık olan da odur
Tirmizi, İlim,19
diyen bir peygamberin ümmeti olarak bizler, ilme gerektiği gibi önem vermek zorundayız. Okullarda eğitimin başladığı bugünlerde özellikle gençlerimizin ve yavrularımızın eğitimlerinde anne-babalar olarak bizlere büyük sorumluluklar düşmektedir.

Çocuklarımızın sadece okula gidip gelmelerini, onların okul ve diğer ihtiyaçlarını karşılamak suretiyle onlara karşı sorumluluklarımızı yerine getirdiğimizi düşünmek, yanlış bir anlayış olacaktır.

Aziz Müslümanlar!
Çocuklarımızın kabiliyetlerine göre, onları geleceğe hazırlamak, üniversite eğitimi almaları için onlara imkânlar hazırlamak da anne babalar olarak bizlerin sorumluluklarıdır. Gençlerimizin daha iyi bir hayat ve gelecek için yetenekleri ve istekleri doğrultusunda onları meslek eğitimine yönlendirmek, onlara yapabileceğimiz en büyük desteklerden biri olacaktır. Bunun yanında camilerimizde ve kurslarımızda devam eden Kuran-ı Kerim ve Dini Bilgiler derslerini de asla ihmal etmeyelim. Çocuklarımızın hem meslek yönünden hem de dini ve manevi değerlerini öğrenmeleri açısından onlara vesile ve yardımcı olalım. Bunlar mahşer günü hakkımızda rahmete vesile olacak nesilleri eğitmek ve yetiştirmek açısından bizlerin en önemli görevidir.

Bu itibarla; yeni dönemde eğitimlerine başlayan öğrencilerimize Yüce Allahtan başarılar diliyorum. Rabbimiz yavrularımıza zihin açıklığı versin, emeklerini zayi etmesin. Onları her türlü kaza-bela ve kötülüklerden korusun. Yeni eğitim dönemi tüm yavrularımız, öğretmenlerimiz ve anne-babalarımız için hayırlı olsun.

DİTİB Hutbe Komisyonu
Musluman
Cuman
hayirli olsun!
 

mopsy

Emektar
Üye
Hicri Yılbaşı ve Hicret

Selam!

Muhterem kardeşlerim!
İslâm âlemi olarak yeni bir hicrî yıla daha kavuşacak olmanın huzur ve mutluluğunu yaşamaktayız. Müslümanlar için bir dönüm noktası olan ve tarihte yeni bir sayfa açan hicret, Hz. Alinin teklifiyle Hz. Ömerin halifeliği döneminde hicrî takvimin başlangıcı sayılmıştır. Bu vesileyle önümüzdeki Perşembe günü ilk günü olacak olan yeni hicrî yılınızı tebrik ediyor; hicrî 1439 senesinin İslâm âlemi ve bütün insanlık için hayırlara vesile olmasını Yüce Rabbimden niyaz ediyorum.

Bilindiği gibi İslâmın yayılmaya başladığı Mekke döneminde Sevgili Peygamberimiz ve ilk Müslümanlar sürekli baskı ve işkencelere hedef oldular. Sosyal, ekonomik ve kültürel ambargoya maruz kaldılar. İlk Müslümanlar önce Habeşistana, sonra da Medineye hicret ettiler. Peygamber Efendimiz (s.a.s) ve ashâb-ı kirâm, doğup büyüdükleri ve çok sevdikleri şehirleri Mekke ve Kâbeden ayrılmak durumunda kaldılar.

Kıymetli Kardeşlerim!
Hicret, onu bizzat tecrübe eden Hz Peygamberin ifade ettiği üzere çok çetin bir işti. Herkesin kolay hakkını veremeyeceği büyük bir fedakârlıktı. Müslümanlar sırf dinlerini özgürce yaşayabilmek uğruna her şeylerini Mekkede bırakıp başka bir diyara göç etmişlerdi. Onlar ne rahat bir yaşam ne de hicret edilen yerin zenginliğinin peşindeydi. Onlardan razı olan Cenâb-ı Hak ise kendi yolunda yapılacak olan bu fedakârlığın karşılığını şöyle müjdelemekteydi.
Bismillahirrahmanirrahim
4.100. Kim Allah yolunda hicret ederse, yeryüzünde gidecek çok yer de bulur, genişlik de. Kim Allah'a ve Peygamberine hicret etmek amacıyla evinden çıkar da sonra kendisine ölüm yetişirse, şüphesiz onun mükâfatı Allah'a düşer. Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.
Sadakallah!

Aziz Müminler!
İşte müminlerin imanlarıyla imtihan edildiği bu göç, İslâmın insanlığa ulaşmasına vesile olan en önemli olaydır. Bu nedenle Mekkede geçen on üç yıldan sonra İslâmın geleceği açısından bir dönüm noktası olan hicret, Müslümanlar için yeni bir başlangıç olmuştur. Bununla birlikte hicret manevi boyutuyla da dinamik bir hadisedir. Bu yönüyle bugün bizim için de bir hicret söz konusudur. Fakat bu hicret sadece göç edecek yer ve yurt aramak değil; her durumda daha iyinin, daha güzelin peşinde koşmak, İslâmı daha bir samimiyet içinde yaşamaya çalışmaktır. Hicret işte bu yolculuğun adıdır. Hz. İbrahimin dediği gibi, hepimiz Rabbimize hicret etmekteyiz Geçici olan bu dünyadan, ebedi olan gerçek âleme doğru göç etmekteyiz. Buradaki hicret, Sevgili Peygamberimizin buyurduğu gibi, Allahın yasaklarını terk etmektir.

Ne mutlu hicret edenlere!
Ne mutlu yüreklerinde hicret ruhunu taşıyanlara!

DİTİB Hutbe Komisyonu
Musluman
Cuman
hayirli olsun!
 

mopsy

Emektar
Üye
Muharrem Ayı ve Aşure Günü

Selam!

Aziz Müslümanlar!

Peygamberimizinin (s.a.v.) ifadesi ile Allahın ayı olan muharrem ayına kavuşmuş bulunmaktayız. Hutbemin başında okuduğum ayet-i kerimede Yüce Rabbimiz ayların sayısı ve özelliği ile ilgili olarak:
Bismillahirrahmanirrahim
9.36.Şüphesiz Allahın gökleri ve yeri yarattığı günkü yazısında, Allah katında ayların sayısı on ikidir. Bunlardan dördü haram aylardır. İşte bu Allahın dosdoğru kanunudur
Sadakallah!
buyurmuştur.

Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) de,
"Ramazan orucundan sonra en faziletli oruç Allah'ın ayı olan Muharrem ayında tutulan aşure orucudur, farz namazdan sonra en faziletli namaz gece namazıdır"
Müslim, Sıyâm, 202,203
buyurmuşlardır.
"Haram kılınan, yasaklanan; kutsal olan, saygı duyulan" manasına gelen muharrem, savaşmanın haram kabul edildiği dört aydan birinin adıdır. Muharrem ayı, Hz. Ömer'in devrinde Resul-i Ekrem'in Mekke'den Medine'ye hicretinin takvim başlangıcı olarak kabul edilmesiyle hicri yılın ilk ayı olarak belirlenmiştir. Bu ayda birçok tarihi ve önemli hadiseler meydana gelmiştir. Bu ayın onuncu günü aşure günü olarak bilinmektedir.

Değerli Müslümanlar!

Aşure gününde, Hz. Âdemin cennetten yeryüzüne indirildiği, tövbesinin kabul edildiği; Hz. Nuhun gemisinin Cudi dağına oturduğu; Hz. İbrahim`in ateşten kurtulduğu; Hz. Musanın firavun ve ordusunu yendiği; Hz. Yunus'un balığın karnından çıkarıldığı; Hz. Yusuf un kuyudan çıkarıldığı; Hz. Musa ve İsanın doğduğu; Hz. Süleyman'a mülkün verildiği; Hz. Davud'un tövbesinin kabul edildiği gün olarak kaynaklarda zikredilmektedir.

Aziz Müminler!

Peygamberimiz Mekkeden Medineye geldiğinde, Yahudilerin aşure gününde oruç tuttuklarını görür. Bunun ne orucu olduğunu ve sebebini sorduğunda, Yahudiler; Allahın bu günde Hz. Musayı ve İsrail oğullarını firavundan kurtardığını, Hz. Musanın ve kendilerinin de bu sebeple oruç tuttuğunu belirtmişlerdir. Bunun üzerine Peygamberimiz:
Ben Musaya sizden daha yakınım
İbni Mâce, Sıyâm, 41
buyurmuş ve bugünlerde oruç tutulmasını emretmiştir.
Peygamberimizin de bugünlerde devamlı oruç tuttuğu bilinmektedir. Ramazan orucu farz kılındıktan sonra ise aşure orucu yükümlülüğü kalkmıştır. Fakat aşure orucu tutulması tavsiye edilmiş ve aşure günü oruç tutmak sünnet olarak devam edegelmiştir.

Kıymetli Kardeşlerim!

Bütün bu önemli olayların yanında Müslümanların yüreklerinde derin bir yara açan, Sevgili Peygamberimizin torunu Hz. Hüseyin Efendimiz ve çoğu ehl-i beyt-i Mustafadan olan 70 kişi, Kerbelâda elim bir şekilde şehit edilmiştir. Hz. Hüseyin; Peygamberimizin
Benim dünyadaki çiçeğim, reyhanım
Tirmizi, Menâkıb, 30
dediği ve
cennet gençlerinin efendisi
İbn Mâce, Sunne, 11/4
buyurduğu iki güzide torunundan biridir. Hz. Ali bin Ebi Talibin, Hz. Fatımatuz-Zehranın yavrusu, ciğerparesidir.
Bu vesileyle Hz. Hüseyin Efendimiz başta olmak üzere Kerbelâ şehitlerini ve bugüne kadar hak, hakikat, adalet, ahlâk ve fazilet için; din, iman, vatan ve millet için can veren bütün şühedaya Allah rahmet eylesin!
Muharrem ayınız mübarek, cumanız kutlu olsun.
Hüseyin Demirci
Paderborn DİTİB Fatih Camii Din Görevlisi
Musluman
Cuman
hayirli olsun!
 

mopsy

Emektar
Üye
Mescit ve Camiler: Rahmân'ın Evleri

Selam!

Aziz Kardeşlerim!
Okumuş olduğum âyet-i kerimede Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor:
Bismillahirrahmanirrahim
3.96. Şüphesiz, insanlar için kurulan ilk ibadet evi, elbette Mekkede, âlemlere rahmet ve hidayet kaynağı olarak kurulan Kâbedir.
Sadakallah!

Okuduğum hadis-i şerifte ise Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyuruyor:
Her kim Allah için bir mescit inşa ederse, Allah da ona cennette bu mescidin benzeri bir köşk inşa eder.
Müslim, Zühd, 44

Kıymetli Müminler!
Yüce dinimiz İslam, özünde sevgi, merhamet, birlik, beraberlik ve toplumsal dayanışma gibi ulvi ilkeleri içeren bir dindir. Günümüzde bu ilkelerin vücuda geldiği müesseseler, toplumsal bütünlük ve dayanışmanın sağlandığı, ümmet anlayışının sembolü olan camilerimizdir. Camii ve mescitlerimiz, duaların, secdelerin ve tekbirlerin daim olduğu, günahlardan uzak kalınan, güven ve sekinetin sirayet ettiği huzur dolu mekânlardır. Birlik ve beraberliğimizi bozmak isteyenlere, kardeşliğimize fitne tohumlarını ekmeğe çalışanlara, toplumsal düzeni bozup kaos ortamı oluşturanlara karşı camilerimiz her daim bir siper görevi görmektedir.

Değerli Müslümanlar!
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Mekkeden Medineye hicret ederken ilk mescit olan Kuba Mescidini inşa etmiş, hicret sonrası da ilk olarak Mescidi Nebevinin inşa çalışmalarına başlamıştı. İslam tarihi boyunca da müminler gittikleri ve yaşadıkları her yeri Kabenin şubeleri olan, camilerle süslemişlerdir. Nitekim yıllar önce Almanyaya gelen ve burayı vatan edinen kardeşlerimiz de, Peygamberimiz ve ashabının yaptığı gibi yaşadıkları yerlerde ilk olarak mescitler inşa etmişlerdir. Camiler tarihten günümüze sadece ibadet mekânı olarak değil, eğitim-öğretim faaliyetlerinin yürütüldüğü, birlik ve beraberlik duygularının pekiştirildiği, sosyal ve kültürel etkinliklerin düzenlendiği mekânlar olarak insana hizmet anlayışıyla inşa edilmiştir. Dünyanın dört bir yanında camilerimiz vesilesiyle bir araya gelebilen İslam ümmeti, birbirine kenetlenip cumaların, bayramların, mübarek gecelerin huzurunu cemaat ve bütünlük anlayışıyla yaşamaktadırlar.

Muhterem Kardeşlerim!
Almanyada da bizden öncekiler malıyla, mülküyle, gönlüyle muhabbet ve sadakatıyla, her türlü zorluğa rağmen bıkmadan yorulmadan, ibadet aşkıyla camilerimizi inşa ettiler. Hizmet eden tüm kardeşlerimizi minnet ve şükranla yâd ediyor, vefat etmiş olanları ise rahmetle anıyoruz. Bu vesile ile 3 Ekim 2017 tarihinde çeşitli etkinliklerle dernek ve camilerimizin tanıtılmasını sağlayacak Cami Açık Kapı Günü düzenlenecektir. Komşularımızdan ziyaret etmek isteyenlere camilerimizin kapısı açık olacaktır. Bu etkinlikler çerçevesinde yapacağımız en güzel şey cami ortamının manevi havası ile dinimizin barış ve hoşgörüsünü hissetmek ve gelen ziyaretçilerimize göstermek olmalıdır. Yüce Rabbim, bizleri insanlığa hayırlı hizmetler sunan salih müminlerden eylesin.

DİTİB Hutbe Komisyonu
Musluman
Cuman
hayirli olsun!
 

mopsy

Emektar
Üye
Allaha birlikte yöneliş: Cemaatle namaz

Selam!

Kıymetli Müminler!
Yüce Rabbimiz Kerim kitabında
Bismillahirrahmanirrahim
Hep birlikte, Allahın ipine sımsıkı sarılın, parçalanıp bölünmeyin
Sadakallah!
buyurarak bizlere birlik ve beraberliği tavsiye etmiştir. Birlik ve beraberliğimizin dini hayatımız açısından en mücessem hali ise cemaat olmaktır.

Değerli Müminler!
Mensubu olduğumuz Yüce dinimiz İslam; cemaate, cemaatle namaz kılmaya büyük önem vermiştir. İnananlar, cemaatle namaz kıldıkları vakit birbirlerini daha yakından tanıma fırsatı bulurlar. Bu sebeple birbirlerinin durumlarından, hallerinden haberdar olurlar. Birbirlerinin dertleriyle dertlenip sevinçlerine ortak olurlar. Cemaat olmakla sevgi, saygı, ülfet ve muhabbet duyguları gelişir; kardeşlik, paylaşma, dayanışma duygu ve düşüncesi kuvvetlenir.

Aziz Müminler!
Cemaatle namaz kılmanın birlik ve beraberliğimize katkısı yanında büyük uhrevî mükâfatları vardır. Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.)in ifadesine göre;
- Cemaatle kılınan namaz, tek başına kılınan namazdan 27 derece daha faziletlidir.
Buhari, Ezan, 30
- İki kişi de olsa birlikte namaz kılmak, yalnız başına namaz kılmaktan daha faziletlidir. Cemaat ne kadar çoğalırsa kılınan namaz, Cenâb-ı Hak katında o kadar sevimli olur.
Ebu Davud, Salat, 47
- "Kim yatsı namazını cemaatle kılarsa, gece yarısına kadar namaz kılmış gibi olur. Sabah namazını da cemaatle kılarsa, bütün geceyi namaz kılarak geçirmiş gibi olur."
Tirmizi, Salat, 51
- Bir kimse evinde güzelce temizlenir, Allahın farzlarından birini yerine getirmek için Allahın mescitlerinden birine giderse; attığı her adımdan birisi günahlarının silinmesine, diğeri de derecesinin yükselmesine vesile olur.
Müslim, Mesacid, 51
- İnsanlar ezan okumanın ve ilk safta yer almanın sevabını bilselerdi, ön safta durabilmek için kura çekmekten başka yol bulamazlardı. Namazı ilk vaktinde kılmanın sevabını bilselerdi, bunun için yarışırlardı. Yatsı namazı ile sabah namazının faziletini bilselerdi, emekleyerek de olsa bu namazları cemaatle kılmaya gelirlerdi.
Müslim, Salât, 129
- Cemaate devam eden şeytana galip gelmiştir. Cemaatten ayrılan ise sürüden ayrılan koyun gibi mahvolmuştur.
Ebu Davud, Salat, 49
- Kalbi camilere bağlı olan kimse, kıyamet gününde Allahın arşının gölgesinde olacaktır.
Buhari, Ezan, 36
- Cemaatte rahmet, ayrılıkta ise azap vardır.
Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 375

Değerli Müminler!
Bu hususta bize en güzel örnekliği miras bırakan Allah Resulü (s.a.v.), hayatı boyunca cemaate namaz kıldırmış, hastalandığında ise cemaate katılarak Hz. Ebu Bekir (ra)'in arkasında namaz kılmıştır. Bundan dolayı cemaatle namaz kılma, sosyal ve dini hayatımız açısından İslâm'ın bir şiarı ve sembolü olarak değerlendirilmiştir.

Camiler Haftası vesilesiyle, siz kardeşlerimi, bir kez daha, çocuklarınızla birlikte vakit namazlarında da camilerimizde cemaate katılmaya davet eder, namazlarımızın birlik ve beraberliğimize, huzur ve mutluluğumuza, dünya ve ahiret saadetimize vesile olması temennisiyle Cumanızı tebrik ederim.

İbrahim ÖZCAN
Nürnberg/ Feuchtwangen, Din Görevlisi
Musluman
Cuman
hayirli olsun!
 

mopsy

Emektar
Üye
Aile: İnsanın Dünyadaki Cenneti

Selam!

Aziz Kardeşlerim!
İslam'ın temel hedeflerinden birisi de sağlam bir toplum yapısı oluşturmaktır. Yüce Dinimizin bu hususta pek çok emir ve yasakları bulunmaktadır. Bu bağlamda, toplumun temel yapı taşı olan aile ile ilgili bizlere çok önemli sorumluluklar yüklenmiştir.

Değerli Müslümanlar!
Şu bilinmelidir ki, aile yuvasındaki huzur ve mutluluk, toplumsal huzur ve mutluluğun en önemli şartıdır. Evlenerek bir aile tesis eden erkek ve kadın; yalnızlıklarının giderilmesi, dünya hayatının mutlu bir şekilde geçirilmesi ve daha nice hikmetler gereği birbirlerini tamamlayan iki ana unsur olarak yaratılmıştır. Nitekim Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurulmaktadır:
Bismillahirrahmanirrahim
30.21.''Kaynaşmanız için size kendi (cinsi)nizden eşler yaratıp aranızda sevgi ve merhamet peyda etmesi de O'nun (varlığının) delillerindendir. Doğrusu bunda, iyi düşünen bir kavim için ibretler vardır.''
Sadakallah!
Eşlerin birbirlerine karşı maddi ve manevi ihtiyaçları vardır. Birbirlerine karşı vefalı, hoşgörülü, sevgi ve saygı ile bağlanan eşler, birlikte huzuru yakalamış bahtiyar insanlardır.

Kıymetli Müminler!
Huzurlu bir aile birlikteliği, öncelikle yuvanın meşru bir evliliğe dayalı olarak kurulmasıyla başlar. Peygamberimiz (s.a.s.), buna işaret ederek şöyle buyurmaktadır:
''Evlenmek benim sünnetimdir. Kim benim bu yolum ile amel etmezse, o benden değildir.''
İbn Mace, 1/1846
İnsan neslinin devamı ve nesebin korunması ancak meşru bir evlilikle mümkündür. Zina, fuhuş ve meşru olmayan her türlü ilişki, dinimiz tarafından kesin bir dille haram kılınmıştır.

Değerli Müslümanlar!
O halde, fert ve toplum hayatı açısından bu kadar önemli olan evlilikler zorlaştırılmamalı, insanlar ağır külfetler altına sokulmamalıdır. Aile bireyleri, birbirlerinin haklarına riayet etmeli, eşler birbirini aldatmaktan ve iffetsizlikten sakınmalıdır. Çocukların ihtiyaçlarının giderilmesi, güzelce terbiye edilmeleri, aralarında adaletli davranılması ve sıcak bir aile ortamında yetiştirilmeleri, ana babalar üzerine düşen önemli görevlerdendir. Eşlerin ana babalarına karşı görevleri evlenmekle değişmediği gibi, görevlerin yerine getirilmesinde eşler birbirlerine destek olmalı, sevgi saygı ile birbirine bağlanmalı, kararlar istişare ile alınmalı, aile mahremiyeti korunmalı ve ailevi problemler başkalarının önünde tartışılmamalıdır. Aile geçiminin helal ve meşru yollardan sağlanmasına dikkat edilmeli, eve getirilen şeyler küçümsenmemeli, hiçbir iyilik başa kakılmamalı ve el emeği göz nuru olan kazanç israf edilmemelidir.

Muhterem Kardeşlerim!
Unutmayalım ki, hayatımızın en güzel dönemi aile ortamında geçirdiğimiz zamandır. Dünya cennetini bize yaşatacak ortam işte bu ortamdır. Bu beraberliği sevgi ve saygı çerçevesinde, anlayışlı davranarak ve birbirimizin hukukuna riayet ederek değerlendirirsek, her günümüz diğer günden daha güzel olacaktır. Dertler, hüzünler, sıkıntılar ve zorluklar, sağlam bir aile ortamında en aza inecek; sevincimiz, neşemiz ve mutluluğumuz üst noktalara çıkacaktır. Yüce Rabbimiz, bu anlayış doğrultusunda ailelerimize sahip çıkabilmeyi ve gençlerimize de huzurlu ve mutlu yuva kurabilmelerini nasip ve müyesser eylesin.


Osman HARBİ
Neustadt bei Coburg DİTİB Camii Din Gör.
Musluman
Cuman
hayirli olsun!
 

mopsy

Emektar
Üye
Selam!

Aziz Kardeşlerim!
Okumuş olduğum âyet-i kerimede Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor:
Bismillahirrahmanirrahim
3.104. Sizden, hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten men eden bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa erenler onlardır.
Sadakallah!
İnsanlara faydalı olmak, hem insanlık açısından faziletli ve örnek bir davranıştır; hem de Cenab-ı Allah katında insanı yücelten ve değerli kılan üstün bir haslettir. Çevresine faydası olmayan ve kendisini toplumdan soyutlayan, diğer insanlarla beşeri ve sosyal münasebetlerini kesmiş bir insan, İslama göre ideal bir insan değildir.

Peygamberimiz (sav);
İnsanların en hayırlısı insanlara faydalı olandır.
Buhârî, Mağâzî, 35
buyurmaktadır. İş yapana yardım etmek, çevreye ve topluma karşı duyarlı olmak, insanlara güzel sözle hitap etmek, küskünleri barıştırmak, iyiliği emredip, kötülükten sakındırmak, derdi olan birisini dinlemek, sıkıntısına merhem olmaya çalışmak, hakkı ve sabrı tavsiye etmek, sadece insanlara değil, bitkilere ve hayvanlara da şefkat ve merhametle muamele etmek, insanlığa maddî-manevî her yönden faydalı olmaya çalışmak gibi güzel örnekler, sâlih ve kâmil bir Müslüman olmanın gereğidir. İnsanlara faydalı olan kişi yüreginde tarif edilemez bir huzur hisseder.

Sevgili Peygamberimiz (sav) buyuruyorlar ki:
Mümin kardeşine tebessüm etmen sadakadır. İyiliği emredip kötülükten sakındırman sadakadır. Yolunu kaybeden kimseye yol göstermen sadakadır. Yol üzerinden taş, diken, kemik gibi şeyleri kaldırıp atman da senin için sadakadır.
Tirmizî, Birr, 36.
Hadîs-i şerîfte de görüldüğü üzere, Müslüman, herkese müspet yönde yardımcı olmaya çalışan ve başkalarının ihtiyacını gideren insandır.

Aziz Kardeşlerim!
Peygamberimiz (sav) bir defasında,
Sadaka vermek, her Müslümanın görevidir buyurdu. Etrafındaki Ashâb-ı Kirâm: Sadaka verecek bir şey bulamazsa? dediler. Peygamberimiz (sav) de Darda kalana, ihtiyaç sahibine yardım eder buyurdu. Sahabe Buna da gücü yetmezse? dediler. Peygamberimiz (sav) İyilik yapmayı tavsiye eder buyurdu. Sahabe: Bunu da yapamazsa? dediler. Bunun üzerine Peygamberimiz (sav): Kötülük yapmaktan uzak durur, bu da onun için sadakadır
Buhârî, Zekât, 30; Edeb, 33
buyurdu. Her insanın mutlaka, kendi çapında, faydalı olabileceği bir şeyler vardır. Ve unutmamak lazımdır ki; iyilik yapan ve insanlığa faydası dokunanların yaptıkları iyilikler, Allah katında karşılıksız kalmayacaktır.

Aziz Müminler!
İmanımızın, dış dünyaya sâlih ve faydalı ameller olarak yansıması, imanımızda samimi olduğumuzun bir göstergesidir. Kurânda nerede imandan bahsedilse, akabinde ya da ilgili âyetlerde, Cenab-ı Allah, sâlih amellerin gerekliliğine dikkatlerimizi çeker. Bu da amelsiz bir imanın, çok da anlamlı olamayacağını göstermektedir. Sonuç itibariyle mümin, kendisi ve insanlık için yaptığı sâlih ve faydalı amellerle, imanını ispat eden insandır.

DITIB Hutbe Komisyonu
Musluman
Cuman
hayirli olsun!
 

mopsy

Emektar
Üye
Ticaret Ahlakı: Alışverişte Dürüstlük

Selam!

Aziz Kardeşlerim!
Peygamberimiz (s.a.s), zaman zaman Medine pazarına giderdi. Orada alışveriş ve ticaret yapan insanları gözler ve onlarla sohbet ederdi. Yanlış tutum ve davranışlar sergileyenleri uyarırdı. Nitekim Yüce Rabbimizin alışverişe yönelik hayati ikazları ihtiva eden şu ayetleri nazil oldu:
Bismillahirrahmanirrahim
83.1-6. Ölçü ve tartıda hile yapanlara yazıklar olsun. Onlar, insanlardan bir şey aldıklarında tam ölçüp tartarlar. Kendileri başkalarına vermek için ölçtüklerinde ise eksik tartarlar. Onlar, büyük bir gün için diriltileceklerini hiç mi düşünmezler?
Sadakallah!

Kardeşlerim!
Bu âyetler nazil olduktan sonra müminler, Peygamberimizin rehberliğinde alışverişte daha hassas, daha dikkatli davranmaya başladılar.
Resûlullah Efendimiz (s.a.s), bu durumdan gayet hoşnut oldu.
Yâ Rabbi! Bunların ölçü ve tartılarını, alışverişlerini bereketli kıl!
Buhârî, Büyû, 53
duasıyla onları ticarete teşvik etti.

Kıymetli Kardeşlerim!
Allah Resûlü (s.a.s),
Dürüst ve güvenilir tüccar, peygamberler, dosdoğru kimseler ve şehitlerle beraberdir.
buyurmuştur. Bu hadisten de anlaşılacağı üzere alışverişte, ticarette açık sözlü, şeffaf olmak, önemli ahlaki bir ilkedir. Şu olay bunun en güzel örneklerindendir: Sahabeden biri, alışverişle ilgili zihnini meşgul eden bazı hususları danışmak üzere Peygamberimiz (s.a.s)in yanına gelir. Allah Resûlü, onu dikkatlice dinledikten sonra kendisine şu nasihatte bulunur:
Bir şey satın almak istediğin zaman, verebileceğin fiyatı söyle! Bir şey satmak istediğin zaman da, yüksek fiyat değil, onun piyasadaki değerini söyle!

Değerli Kardeşlerim!
Peygamberimiz (s.a.s),
Kusurlu bir malı, kusurunu açıklamadan satması Müslümana helâl değildir.
İbn Mâce, Ticâret, 45
hadisiyle bizleri uyarmıştır. Zira malın kusurunu gizlemek, alışverişin bereketini, insanların birbirine olan güvenini yok eder. Nitekim Yüce Rabbimiz, geçmiş toplumlardan kimilerinin, alışverişte dürüst davranmayarak yeryüzünde bozgunculuk çıkardıkları için helak edildiklerini bildirmiştir.

Kardeşlerim!
Ticaret ahlâkının temel ilkelerinden biri de kazancın helâl olmasına dikkat etmektir. Yapıp ettiklerinden bir gün mutlaka hesaba çekileceğine inanan bir mümin, kazancına haram karıştıramaz. Bu anlamda Yüce Allahın haram kıldığı şeyleri alıp satmak bir Müslüman için helâl değildir. İçki, uyuşturucu ticareti yapmak, kumar oynamak veya oynatmak, vergi kaçırmak gibi hususlardan Müslüman uzak durmalıdır.

Aziz Müminler!
Hayatımızın her alanında olduğu gibi alışverişte de asıl olan Yüce Rabbimizin rızasıdır. Öyleyse geliniz! Kazancımızı doğruluk ve samimiyet üzerine inşa edelim. Kul hakkına riayet ederek sofralarımızı, ömrümüzü daha da bereketli kılalım. Alışverişimizde, ticaretimizde Peygamberimiz (s.a.s)in şu hadisi hepimiz için bir ölçü olsun:
Dünya malı, tatlı ve çekicidir. Kim onu tok gözlü bir şekilde alırsa o mal bereketlenir. Kim de onu açgözlülük ve ihtirasla alırsa bereketi kaybolur.
Buhârî, Zekât, 50

DİTİB Hutbe Komisyonu

Musluman
Cuman
hayirli olsun!
 

mopsy

Emektar
Üye
Allah ve rasulüne itaat

Selam!


Muhterem Müminler;
İtaat, Allaha teslim olmayı saygı göstermeyi, ibadet etmeyi ve Onun kitabıyla amel etmeyi gerektirir. Okuduğum ayeti kerimede Rabbimiz Teâlâ hazretleri
Bismillahirrahmanirrahim
64.12. Allaha itaat edin Peygambere de itaat edin. Yüz çevirirseniz bilin ki elçimize düşen apaçık bir tebliğdir.
Sadakallah!
buyurarak hem kendisine hem de göndermiş olduğu o şanlı peygambere itaat etmemiz gerektiğini beyan buyurmuştur.

Okuduğum hadisi şerifte ise Efendimiz (s.a.v.);
Bana itaat eden Allaha itaat etmiştir. Bana isyan eden Allaha isyan etmiştir.
Müslim, İmare, 33
buyurmak suretiyle kendisine yapılan itaatin gerçekte Allaha yapılmış olduğunu ifade etmiştir.
Mutlak manada itaat yalnızca Allahın hakkıdır. Çünkü Allah, (c.c) insanlara el, ayak, göz, kulak, dil, dudak, sağlık ve sıhhat veren, mal ve evlat veren, neye sahip ve malik ise hepsini bahşeden yüce yaratıcıdır. İnsanlar da Allahın nimetleriyle hayatını devam ettiren, Allahın kullarıdır.

Buyurma, yok etme, öldürme, diriltme, azap etme ve mükafat vermede Allahın hiçbir ortağı yoktur. Bu sebepledir ki bizler Rabbimize itaat etmek mecburiyetindeyiz. Bu itaatimizin faydası da yine bizleredir. Çünkü Rabbimizin bizim itaatimize bir ihtiyacı olmadığı gibi bizim isyanımızın da ona hiçbir zararı dokunmaz.

Değerli Müminler;
Günümüzde yeniden ortaya çıkan uydurulmuş dinden indirilmiş dine dönmek gibi süslü söylemlerle Hz. Peygamberi bir tarafa koymak, beyan ve tefsir görevini de sadece kendisinde görmek suretiyle Peygamber efendimizi susturup onun yerine kendi görüş ve düşüncelerini dinmiş gibi sunmak isteyenlere prim vermememiz, Allaha kayıtsız şartsız itaatin yanında son olarak göndermiş olduğu Hz. Muhammed (s.a.v) e de özellikle din konusunda- mutlak itaat etmemiz gerekmektedir.
Kuran-ı kerimde Yüce Rabbimiz Peygamber efendimize hitaben
Bismillahirrahmanirrahim
2.151. De ki: "Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Çünkü Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
Sadakallah!
buyurarak, sevgisine nail olmanın yolunun Rasulüne itaat etmekten geçtiğini vurgulamıştır. Zira o Peygamber insanlara kendi içlerinden gönderilen, onlara Allahın ayetlerini okuyan, onları her türlü kötülükten arındıran, onlara kitabı, hikmeti ve daha bilmedikleri başka şeyleri de öğreten4 en son elçidir.

Kıymetli Müminler;
Hz. Peygambere nebevi öğretiler hususunda hiçbir Müslümana seçme hakkı da tanınmamış, Peygambere tam manasıyla teslim olunması gerektiği ayeti kerimede şöyle ifade edilmiştir.
Bismillahirrahmanirrahim
33.36. Allah ve Resûlü bir iş hakkında hüküm verdikleri zaman, hiçbir mü'min erkek ve hiçbir mü'min kadın için kendi işleri konusunda tercih kullanma hakları yoktur. Kim Allah'a ve Resülüne karşı gelirse şüphesiz ki o apaçık bir şekilde sapmıştır.
Sadakallah!


Peygamberlik görevi gereği Allah rasulünün bizlere tebliğ ettiği şeylerde ona mutlak itaat şarttır. Ancak onun peygamberlik göreviyle ilgili olmayan, deney ve tecrübeye dayalı olan şeylerde kendisine itaat etmenin şart olmadığını da yine kendisi ifade etmiştir.
Medineye ilk geldiğinde hurma ağaçlarını aşılayanlara sanırım bunu yapmasanız daha iyi olur demiş bunun üzerine sahabe de Hz. Peygamberi dinleyerek aşılamaktan vazgeçmişlerdi. Ürün az çıkınca durumu peygamber efendimize bildirdiklerinde ise efendimiz (s.a.v):
Ben ancak bir beşerim. Size dininizle ilgili bir şey emredersem onu alın. Kendi görüşüme göre bir şey emredersem unutmayın ki ben de bir insanım

Müslim, Fedâil, 140
buyurmuştur.

Hutbemi bir hadisi şerif mealiyle bitirmek istiyorum
Kim Allaha ve Rasulğne itaat ederse doğru yolu bulmuştur. Kim onlara isyan ederse Ancak kendisine zarar verir. Allaha hiçbir şekilde zarar veremez
Ebû Dâvûd, Salât, 221, 223

Cengiz ÇOLAK

Crailsheim Gurbet Camii Din Görevlisi
Musluman
Cuman
hayirli olsun!
 

mopsy

Emektar
Üye
Sâlih Amel: İyi İş, Doğru Davranış

Selam!

Aziz Kardeşlerim!

Okumuş olduğum âyet-i kerimede Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor:
Bismillahirrahmanirrahim
16.97. Erkek veya kadın, kim mümin olarak iyi iş işlerse, elbette ona hoş bir hayat yaşatacağız ve onların mükâfatlarını yapmakta olduklarının en güzeli ile vereceğiz.
Sadakallah!
Rivayet edildiğine göre En hayırlı insan kimdir? sorusuna Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle cevap vermişlerdir:
İnsanların hayırlısı ömrü uzun ve ameli güzel olan kimsedir.
Müslim, Birr, 34

Kıymetli Müminler!

Salih amel, Allah Teâlâ'ya ibadet ve taatte bulunmak, Allah'ın kullarının yararına faydalı işler yapmak demektir. Buna göre, başta ibadetler olmak üzere helâl ve meşru olan her türlü olumlu ve yararlı davranış salih amel olarak ifade edilir. Yüce Allah, Kuran-ı Kerimde dünyadaki bütün nimetlerin geçici olduğunu, kalıcı olanın sâlih amel olduğunu haber vermekte; dünya ve ahirette izzet ve şeref isteyenlere ve huzuruna yaklaşmak isteyenlere de sâlih amel üzere yaşamayı tavsiye etmektedir.

Muhterem Kardeşlerim!

Kur'an'da Yüce Allah'ın rızası gözetilerek yapılmış olan her türlü iyi, güzel ve yararlı iş, sâlihât olarak geçmekte, bu işleri yapan kimseler de, salihler olarak anılmaktadır. Sâlih kimseler dünyada nasıl örnek gösterilmişse, âhirette de en kazançlı çıkanların başında onlar olacaktır. Kur'an'da bu kimseler, peygamberler, sıddîklar ve şehitlerle beraber Allah'ın nimete eriştirdiği kişiler arasında sayılmışlardır. Allah Resûlü de, onların nail olacağı mükâfatları Yüce Yaratıcı'nın dilinden şöyle ifade etmiştir:
Salih kullarım için hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği ve hiç kimsenin aklına gelmeyen şeyler hazırladım.
Müslim, Cennet, 2
Bir âyet-i kerimede ise şöyle buyurulmaktadır:
Bismillahirrahmanirrahim
18.110. Kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, sâlih amel işlesin ve Rabbine ibadette hiçbir şeyi O'na ortak koşmasın!
Sadakallah!

Değerli Müslümanlar!

Efendimiz (as),
Üç şey ölüyü mezara kadar takip eder: Ailesi, malı ve ameli. Ailesi ve malı geri döner, fakat ameli kendisiyle kalır.
Buhari, Rikak, 42
buyurarak kişinin en zor zamanında kendisiyle birlikte olacak olanın ve mizanın sevap kefesini kendi lehine ağırlaştıracak olanın ailesi ve malı değil sâlih amelleri olduğunu haber vermektedir. Kuran-ı Kerimde yüze yakın âyette iman etmekle sâlih amel işlemenin yan yana zikredilmesi ise iman ile amel arasındaki sıkı bağı ortaya koymaktadır.
Hutbemi Sevgili Peygamberimiz (as)ın öğrettiği bir dua ile bitiriyorum:
Allah'ım, beni amellerin en güzeline ve ahlâkın en güzeline kavuştur. Onların en güzeline ancak sen ulaştırırsın. Beni kötü işlerden ve kötü ahlâktan muhafaza et. Bunlardan ancak sen koruyabilirsin.
Nesai, İftitah, 16

Rahmi Dönmez

Schorndorf DİTİB Camii Din Görevlisi
Musluman
Cuman
hayirli olsun!
 

mopsy

Emektar
Üye
Helâl Kazanç

Selam!

Aziz Kardeşlerim!
Okumuş olduğum âyet-i kerimede Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor:
Bismillahirrahmanirrahim
2.168. Ey insanlar! Yeryüzündeki şeylerin helal ve temiz olanlarından yiyin! Şeytanın izinden yürümeyin. Çünkü o sizin için apaçık bir düşmandır.
Sadakallah!

Bir hadis-i şerifte ise Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.) şöyle buyuruyor:
Hiçbir kimse kendi elinin emeğinden daha hayırlı bir lokma yememiştir. Allah'ın Peygamberi olan Davut aleyhisselâm da kendi elinin emeğini yerdi.
Buhâri, Büyu, 34/2072, 2073

Kıymetli Müminler!

İslam Dini, insanların hayatlarını çalışarak kazanmalarına büyük önem verir. Bunun için İslamda kişinin, kimseye muhtaç olmadan hayatını sürdürebilmesi, çoluk çocuğunun nafakasını temin etmesi amacıyla meşru yoldan çalışıp kazanması da, tıpkı ilim öğrenmek gibi, farz kabul edilmiştir.

Helal kazanç, ticari, ekonomik ve hizmet sahasında meşru çerçevede yapılan faaliyet sonunda elde edilen gelirdir. İslam dini meşru çerçeve içerisinde yapılan her türlü çalışmayı destekler; tembelliği, boş gezmeyi, dilenmeyi de yasaklar. İslam, kazanç yolları konusunda önemli bir ilke olan meşruiyet prensibini esas alarak hırsızlık, gasp, faiz, zina, kumar, rüşvet gibi kazanç yollarını yasaklamıştır.

Değerli Müslümanlar!

Haramdan ve harama yol açan vasıtalardan kaçınmak gerektiği gibi, haram şüphesi taşıyan işlerden ve kazançlardan da uzak durmak gerekir. Nitekim bir hadis-i şerifte şöyle buyurulmaktadır:
Helâl ve haramlar bellidir. Ancak bu ikisinin arasında, halkın birçoğunun helâl mi, haram mı olduğunu bilmediği şüpheli konular da vardır. Şüpheli konulardan sakınanlar, dinini ve ırzını korumuş olur. Şüpheli konulardan sakınmayanlar ise gitgide harama dalar. Sürüsünü başkasına ait bir arâzinin etrafında otlatan çoban gibi, hayvanlarının her an o arâziye girme tehlikesi vardır. Dikkat edin! Her devletin girilmesi yasak sınırları vardır. Dikkat edin! Allahın sınırları da haram kıldığı şeylerdir.
Buhari, Büyû 2 Îmân 3

Değerli Kardeşlerim!

Rızkın haram yoldan kazanılması Allahın rızasına, dua ve ibadetlerin kabulüne de engeldir. Efendimiz (s.a.s) bu durumu bir hadis-i şeriflerinde çarpıcı bir örnekle şöyle anlatır:
Bir kimse Allah yolunda uzun seferler yapar da saçı başı dağınık toza toprağa bulanmış vaziyette ellerini gökyüzüne açar ve yâ rabbi yâ rabbi diyerek dua eder. Hâlbuki onun yediği haram, içtiği haram, gıdası haramdır. Böyle birinin duası nasıl kabul edilir!
Müslim, Zekât, 65

O halde aziz müminler!

Allahın bizlere helâl olarak bahşettiği rızkımızı kendi ellerimizle harama çevirmeyelim. Kendimizi ve aile huzurumuzu haram kazançla tehlikeye atmayalım.
Hutbemi Efendimiz (s.a.s)in şu hadisiyle bitirmek istiyorum.
Kıyamet gününde insan, malını nereden kazanıp nereye harcadığının hesabını vermedikçe Allahın huzurundan ayrılamayacaktır.
Tirmizî, Sıfatul-Kiyâme 1, Hadîs No: 2416

DİTİB Hutbe Komisyon

Musluman
Cuman
hayirli olsun!
 

mopsy

Emektar
Üye
Mevlid Kandili

Selam!

Muhterem Müslümanlar!
Âlemlere rahmet olarak gönderilen Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.) in dünyayı teşriflerinin bir yıldönümüne daha ulaşmanın sevinç ve mutluluğunu yaşıyoruz. Haftaya Çarşamba gününü Perşembe gününe bağlayan gece, Mevlid Kandilini idrak edeceğiz.
O gece Peygamberimiz, karanlıkları aydınlatan bir nur olarak dünyaya geldi. Onun doğumu insanlık tarihinin en önemli olayıydı. Çünkü insanlık onun doğumuyla mutluluk ve huzura kavuştu, alemler onun nuruyla aydınlandı. Çünkü o bütün alemlere rahmet, bütün beşeriyete uyarıcı ve müjdeleyici olarak gönderildi.
Yüce Rabbimiz hutbemin başında okuduğum ayette meâlen şöyle buyurmaktadır.
Bismillahirrahmanirrahim
3.164.Andolsun, Allah, mü'minlere kendi içlerinden; onlara âyetlerini okuyan, onları arıtıp tertemiz yapan, onlara kitab ve hikmeti öğreten bir peygamber göndermekle büyük bir lütufta bulunmuştur. Oysa onlar, daha önce apaçık bir sapıklık içinde idiler.
Sadakallah!

Değerli Kardeşlerim!
Peygamberler zincirinin son halkası ahir zaman peygamberi olan Hz. Muhammed Mustafa (s.a.s.) Efendimizdir. İşte yaklaşmakta olan mevlid kandili Fahr-i Kainat Efendimizin dünya alemini şereflendirdiği zamanın ifadesidir.
Sevgili peygamberimiz (s.a.s.) haktan, adaletten, doğruluktan ayrılmaz ve hiçbir zaman yalan söylemezdi. Kimseye zulmetmez ve kimsenin hakkını yemezdi.
Efendimize sevgimizi; Onu çok iyi anlayarak, yüce ahlakını örnek alarak ve yaşayarak ortaya koymalıyız. Onun bizzat Rabbimiz tarafından övülen yüce ahlakını örnek alabildiğimiz, merhamet, şefkat, adalet, hoşgörü ve daha nice güzel vasıflarını ilke edinebildiğimiz, kısacası bizler de Onun gibi canlı birer Kuran haline gelebildiğimizde Peygamberimize karşı sevgi ve bağlılığımızı göstermiş olabiliriz.
Peygamberimizi sevmek ve ona yakın olmak onun sünnetine sahip çıkmakla mümkündür. Bir hadiste Efendimiz bu gerçeği şöyle ifade etmektedir:
Kim benim sünnetimi ihya ederse beni sevmiş olur. Beni seven de cennette benimle beraber olur.
Tirmizi, İlim, 39
Bugün dünyayı kasıp kavuran ve insanlığı zulmete düşüren, buhranlar yaşatan, zulüm, gözyaşı, sefalet; hep Onun (s.a.s.) getirdiği ilahi mesajlardan uzak kalmamız sebebiyledir.

Aziz Cemaat!
O halde sevgili Peygamberimizi iyi tanıyalım. Onun hayatını, örnek yaşantısını, üstün ahlakını ve güzel öğütlerini anlatan kitapları mutlaka alıp okuyalım. Çocuklarımıza küçük yaştan itibaren Peygamberimizi öğretelim. Onların temiz kalplerine Allah ve Peygamber sevgisi yerleştirelim. Bütün hayatımızda ve her işimizde onu kendimize örnek edinelim ve onun gösterdiği nurlu yoldan ayrılmayalım.
Mevlid kandilinin ülkemize, İslam âlemine ve tüm insanlığa barış huzur ve saadet getirmesini yüce Allahtan niyaz ediyor, şimdiden hepinizin kandilini tebrik ediyorum.

Furkan Taşkın
Isny DİTİB Yunus Emre Camii Din Görevlisi
Musluman
Cuman
hayirli olsun!
 

mopsy

Emektar
Üye
Meleklere İman

Selam!

Aziz Müminler!
Meleklere iman, İslâm inancının temel esaslarından biridir. Meleklerin varlığına iman, Allah'a samimiyetle bağlanan müminlerin en temel özelliklerinden olan gayba imanın bir göstergesidir. Bu gerçek Kuran-ı Kerimde şöyle ifade edilmektedir:
Bismillahirrahmanirrahim
2.285.Peygamber, Rabbinden kendisine indirilene iman etti, müminler de (iman ettiler). Her biri; Allah'a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman ettiler.
Sadakallah

Değerli Müminler!
İslâm inancına göre melekler, duyularla algılanamayan, ancak farklı suretlere girebilen, nurdan yaratılmış varlıklardır. Bu nedenle insanlar tarafından görülemezler. Ancak peygamberler bazen onları asıl suretlerinde görebilmişlerdir. Meleklerin, maddî varlıklar gibi cinsiyet sahibi olma, yeme içme gibi özellikleri yoktur. Melekler Allah'ın emrettiklerini yerine getiren ve Ona tam teslim olmuş varlıklardır.

Melekler, insanın doğumundan ölümüne kadar olan süreçte daima onlarla beraber olan, onların iyiliği, dünya ve ahiret huzuru için çabalayan, onları koruyup gözeten, Allah ile aralarındaki bir takım münasebetlerde görev alan elçilerdir. Melekler, melekût âleminin görevlileridir.

Allah Teâlâ'nın peygamberlerine vahiy iletmekle görevlendirdiği Cebrail, rızık ve rahmet meleği olan Mîkâil, ölüm meleği olarak tanıtılan Azrail ve kıyametin kopmasının habercisi olarak sûra üfleyecek olan İsrafil dört büyük melek olarak bilinmektedir.

Bunların dışında kirâmen kâtibîn yani insanların iyi ve kötü amellerini kaydetmekle sorumlu melekler, insanları korumakla görevli hafaza melekleri, insanları kabirde karşılayacak olan münker ve nekir melekleri de vardır.

Değerli Kardeşlerim
Meleklerin bir kısmı namaz kılan insanlarla birlikte âmîn derken, bir kısmı ise her gün namazlarda müminlerle beraber olur.Ayrıca onlar Allah'ı zikreden ve Kur'an okuyan mümineri ziyaret ederler. İlim meclislerinde ilim öğrenmek isteyenlere kanatlarını geren melekler olduğu gibi, savaşlarda inananların yardımına koşan melek orduları da vardır.
Özel görevlerle sorumlu olduğu bildirilen meleklerin dışında, isimleri ve sayıları bilinmeyen öyle melekler vardır ki, onların görevleri müminler için dua ve istiğfarda bulunmaktır. Bazıları hasta ziyaretinde bulunanlar için istiğfar edip Cuma namazına gelenlere şahitlik ederken, bazıları ise sahura kalkan ve sabırla oruç tutan müminler için rahmet dilerler.

Amellerimizle ve inancımızdaki samimiyetimizle öyle bir hayat yaşayalım ki, ayette Allah Tealanın meleklerin müminler için yaptığını belirttiği dualarına muhatap olalım. Meleklerin ayetteki bu niyazıyla hutbemi bitirmek istiyorum:
Bismillahirrahmanirrahim
40,7-9.Arşı taşıyan ve ona yakın (melekler), Rablerini hamd ile tesbih ederler. Ona iman eder ve diğer müminler için şöyle mağfiret dilerler: Ey Rabbimiz! Senin rahmetin ve ilmin her şeyi kuşatmıştır. Bunun için tövbe edenleri ve senin yoluna koyulanları bağışla, onları cehennem azabından koru. Ey Rabbimiz! Onları ve atalarından, eşlerinden, nesillerinden salih olanları, kendilerine vadettiğin Adn cennetine koy. Şüphesiz, kudret ve hikmet Sahibi olan yalnız Sensin. Bir de onları kötülüklerden koru. Çünkü hesap günü, kimi korursan onu rahmetinle onurlandırmış olursun. İşte gerçek kurtuluş budur.
Sadakallah

Fatih Balta

Berlin DİTİB Merkez Camii Din Görevlisi
Musluman
Cuman
hayirli olsun!
 

mopsy

Emektar
Üye
Mümin Güven Verir

Selam!

Aziz Müminler!
İman, güven ve emniyeti içinde barındırır. Mümin demek aynı zamanda, güvenen, güven veren; Rabbine itimat ve tevekkülden kaynaklanan bir güven duygusu içinde bulunan kişi demektir. Bu husus kerim kitabımızda şöyle ifade edilmektedir:
Bismillahirrahmanirrahim
6.82. "İnanıp da imanlarına herhangi bir haksızlık bulaştırmayanlar var ya, işte güven onlarındır ve onlar doğru yolu bulanlardır."
Sadakallah!

Bir gün Peygamberimiz (s.a.s.) ashabı ile beraber bulunurken,
"Size hanginizin hayırlı, hanginizin kötü olduğunu haber vereyim mi" diye sordu. Ashab-ı kiramın "Evet Ya Rasülallah" diye cevap vermesi üzerine; "Hayırlınız, kendisinden iyilik umulan ve kötülüğünden emin olunandır. Kötünüz de, kendisinden iyilik beklenmeyen ve kötülüğünden emin olunmayandır."
Tirmizi,34, Kitabul-Fiten, Bab;76 H. No:2263
buyurdular.

Kıymetli Kardeşlerim!
Her türlü ahlaki erdemde olduğu gibi, bu konuda da Peygamberimiz (s.a.s.) bize en güzel örnekliği miras bırakmıştır. Kaynaklarımız bize şu çarpıcı hadiseyi aktarmaktadır: Mekkeli müşrikler Hz. Peygamberi öldürmeleri için her kabileden bir gencin bulunduğu bir topluluğu görevlendirirler. Bundan haberdar olan Rasulüllah (s.a.s.), Medineye hicret etmeden önce, yerine Hz. Ali'yi bırakarak müşriklerin emanet olarak verdikleri değerli eşyalarını onlara teslim etmesini emreder. Yani Hz. Peygamber, kendisini haksız yere öldürme kararı almış düşmanlarına bile, doğruluk ve güvenilirliğin yüksek fazileti ile cevap vermiştir. Bu durum, kıyamete kadar gelecek bütün müslümanlara uygulamalı bir ders niteliğindedir.

Kardeşlerim!
Her iddia, doğruluğunun te'yidi için ispata muhtaçtır. "Ben iman ettim" iddiasında bulunan kimseden de bunu isbat etmesi beklenir. İşte güvenilir olmak, imanın çok önemli bir alameti ve delili konumundadır. Nitekim Hz. Peygamber,
"Güvenilirliği olmayanın îmânı yoktur. Sözünde durmayanın da dini yoktur

buyurmuştur. Güneş ışıksız olmadığı gibi de mümin güven vermeksizin olamaz. Nasıl ki "Güneş doğdu" sözünü duyan birisinin gündüzün oluştuğundan hiçbir şüphesi olmuyorsa, kendine mü'min diyen birinin de güvenilir olduğundan hiç kimse şüphe duyulmamalıdır.

Muhterem Müslümanlar!
Peygamberimiz (s.a.s.)
"Mümin, insanların canları ve malları konusunda güvende olduğu kişidir."
Buhari, İman, 7
buyurmuştur.

Emniyetli bir ortam, diğer bütün nimetlerden faydalanabilmenin ön şartıdır. Emniyet olmazsa ne ticaret, ne eğitim, ne akrabalık ilişkileri ne de sosyal hayat sağlıklı bir şekilde yürütülebilir. Güvenliğin olmadığı bir yerde, zenginlik ve ekonomik refah bulunsa bile, bu imkânlar özgürce kullanılamaz. Mü'minler ise adaletli ve güvenli bir ortamın sigortasıdır.

Müminler olarak bize düşen, peygamberler zincirini örnek almak, Sevgili Peygamberimizin ahlakıyla bezenmek, emin peygamberin emin ümmeti olmaktır. Unutmayalım ki, güvenilir olmanın şartı imana ve Rabbimizin emanetlerine sahip çıkmaktan geçer. Ama insan emanete hıyanet ederse, huzur da, güven de yok olur. İnsan emin oldukça, haneler emin olur. İnsan emin oldukça, beldeler emin olur. İnsan emin oldukça, ülkeler emin olur. Yüreğimizdeki iman ve güven, kâinatın, tabiatın, dünyamızın emin bir yer olmasının teminatıdır.

Ancak diğer adı Darus-Selam yani Barış Yurdu olan Kudüsle ilgili alınan kararlar ve bu çerçevede yaşanan gelişmeler, insanlığın ihtiyaç duyduğu güven iklimine zarar vermektedir. Binlerce yıldır birlikte barış içinde yaşamanın yurdu olmuş topraklar, bu yeni gelişmelerle huzursuzluğun girdabına atılmakta ve topyekün insanlık ailesi büyük bir tedirginliğe sürüklenmektedir.
Almanyada yaşayan müslümanlar olarak, bölgenin ve dünyamızın güven iklimini ortadan kaldıran bu yanlış kararlardan bir an önce dönülmesini bekliyor, güven ve huzurun yeniden dünyamıza hakim kılınması niyazı ile Cumanızı tebrik ediyorum.

Hutbe Komisyonu
Musluman
Cuman
hayirli olsun!
 

mopsy

Emektar
Üye
İffet ve Hayâ

Selam!
Kıymetli Müslümanlar!

Hz. Peygamber ile uzun süre birlikte olup Ona hizmette bulunma şerefine eren meşhur sahâbîlerden Ebû Zerr yine bir gün Onunla beraberdi.
Ebû Zerr'e bir takım sorular soruyor, Ebû Zerr de Allah Resûlü'nün daha iyi bileceğini söyleyerek onun açıklamalarına kulak veriyordu. Resûlullah'ın sorularından biri şöyleydi: Ebû Zerr, yatağından kalkıp mescide gidemeyecek, mescide gidip de yatağına dönmeye takatin kalmayacak kadar aşırı bir açlığa maruz kalırsan ne yaparsın? Bu soru üzerine Ebû Zerr yine Hz. Peygamber'in kanaatini öğrenmek için, Allah ve Resûlü daha iyi bilir. diye cevap verince Resûlullah da ona, Bu durumda dahi iffetli olman gerekir.
İbn Mâce, Sadakât, 15
buyurdular.

Değerli Müminler!

İffet kişinin haramdan uzak durması, helal olmayan söz ve davranışlardan sakınması demektir. İffet, kişinin yeme, içme ve cinsellik konularında nefsin aşırı arzularını dizginleyerek dengeli ve ölçülü davranmasını, dinin belirlediği çerçevede hareket etmesini ifade eden ahlâkî bir erdemdir.

Hayâ ise; utanma, çekinme, Allah korkusuyla günahtan kaçınma gibi anlamlara gelir. Kişinin kötü bir işin yapılmasından veya iyi bir işin terk edilmesinden dolayı mahcubiyet duyması olarak da açıklanabilir. Müminin söz ve davranışlarında iffetli ve hayâlı olması gerektiğini belirten Hz. Muhammed (s.a.s.);
İman yetmiş küsur şubedir. En üstünü Allahtan başka ilah bulunmadığına iman etmek, en alt derecesi de rahatsız edici şeyleri yoldan kaldırmaktır. Hayâ da imandan bir şubedir.
Müslim, İman, 57
ve
Her dinin kendine özgü bir ahlâkı vardır; İslâm ahlâkının özü de hayâdır.
İbn Mâce, Kitabüz-Zühd/Haya, 38/17
buyurdular.

Değerli Müminler!

Hayâ, hem dinimizde hem de kültürümüzde nesiller boyu üstün ahlâkî bir meziyet olarak görülmüştür. Ancak ahlâkî değerlerin giderek yozlaştığı günümüz toplumunda hayâ duygusu eski değerini maalesef kaybetmeye başlamıştır. Öyle ki, önceleri hayâ sahibi olan kişiler övülürken, şimdilerde ise edebe aykırı söz söylemek, ahlâksız davranışları alenî olarak işlemek bazı çevrelerde, cesaretin, özgüvenin ve özgürlüğün bir göstergesi kabul edilmektedir. Hâlbuki hayâyı kaybetmek, öncelikle insanı en şerefli varlık olmaktan çıkararak değersizleştirir; birlikte yaşamanın temeli olan saygıyı ortadan kaldırarak toplumun bozulmasına yol açar. Bundan dolayı Efendimiz (s.a.s.);
Utanmadıktan sonra dilediğini yap!
Buhârî, Enbiyâ, 54
diyerek hayâsızlığın insan karakteri açısından oluşturduğu büyük tehlikeye dikkat çekmişlerdir.

Bu nedenle biz Müslümanlar olarak dinimizin diğer ahlâkî prensiplerine uyduğumuz gibi iffetli ve hayâlı olmaya da gereken önemi vermeliyiz. Özellikle doğruyu ve yanlışı yetiştiği çevrede öğrenen çocuklarımıza hayâyı asil bir değer olarak öğretmeli, tertemiz zihinlerine hayânın güzelliğini aşılamalıyız. Bilinçsizce edep dışı sözler söyleyen veya edebe aykırı davranışlarda bulunan masum çocukların bu hâllerine gülüp onları hayâsızlığa teşvik etmemeliyiz.

Hutbemi iffet ve hayâ timsali Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.)in bir hadisi ve Kuran-ı Kerimden bir ayetle bitiriyorum:
Arsızlık nerede ve kimde olursa olsun çirkinleştirir; hayâ ise nerede ve kimde olursa olsun güzelleştirir.
Tirmizî, Birr, 47

Bismillahirrahmanirrahim

79.40-41.Kim, Rabbinin huzuruna çıkacağından korkar ve kendini nefsanî arzulardan alıkoyarsa, şüphesiz onun varacağı yer cennettir.
Sadakallah!

Hasan Çağlayan
Berlin DİTİB Şehitlik Camii Din Görevlisi

Musluman
Cuman
hayirli olsun!
 

mopsy

Emektar
Üye
Helal haram duyarlılığı

Selam!

Cumanız Mübarek Olsun Aziz Müminler!
Yüce Rabbimiz, okuduğum âyet-i kerimede
şöyle buyurmuştur:
Bismillahirrahmanirrahim
5.90. Ey iman edenler! İçki ve
benzeri şeyler, kumar, dikili taşlar ve fal okları
ancak, şeytan işi birer pisliktir. Onlardan kaçının
ki kurtuluşa eresiniz.

Sadakallah!

Peygamber Efendimiz (s.a.s) de, okuduğum
hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur:
Helâl de
bellidir, haram da bellidir. İkisinin arasında
birtakım şüpheli hususlar vardır ki insanların
çoğu bunları bilmezler. Kim şüpheli şeylerden
sakınırsa, dinini ve haysiyetini korumuş olur.
Kim de şüpheli şeylere düşerse, harama düşmüş
olur

Buhârî, Îmân, 39

Kardeşlerim!
Yüce Rabbimiz, insanı en değerli varlık olarak
yaratmıştır. Tertemiz fıtratını korumak ve ebedi
kurtuluşa ulaşmasını sağlamak için ona bazı sınırlar
çizmiştir. Hayatımız boyunca riayet etmemiz
gereken bu sınırlara helal ve haram diyoruz.
Helal, yaratılışın gaye ve hikmetine uygun olan
güzelliklerdir. Haram ise, mükerrem olarak yaratılan
insanın onur ve haysiyetini zedeleyen, ona zarar
veren çirkinliklerdir. Helal, Allahın rızasına uygun
söz, tutum ve davranışlardır. Haram ise Rabbimizin
gazabına ve insanların kınamasına neden olacak
kötülüklerdir.

Değerli Müminler!
Helali gözetmek, Allaha imanın yani Ona
verdiğimiz kulluk sözüne sadakatin göstergesidir.
Harama bulaşmak ise bu sözü göz ardı etmektir.
Helalin peşinde koşmak, insana yaraşır, nezih ve
şerefli bir hayat yaşama gayretidir. Harama dalmak
ise zihni ve gönlü bulandırma; heva ve hevesin, arzu
ve isteklerin esiri olma halidir.

İnsan, helale ne kadar yaklaşırsa huzura da o
kadar yaklaşır. Harama doğru yürümenin sonu ise
pişmanlık ve mutsuzluktur.

Helâl-haram duyarlılığını yitirerek israf edilmiş
bir ömrün akıbeti hüsrandır.

Kıymetli Kardeşlerim!
Dinimizde hiç kimsenin kendi arzusuna göre
helal ve haram koyma yetkisi yoktur. Kuran-ı
Kerimin rahmet yüklü mesajlarına iman eden,
Peygamber Efendimiz (s.a.s)in kutlu yolundan
yürüyen her mümin, helal-haram duyarlılığına sahip
olmak zorundadır. Mümin, imanının gereği olarak
Rabbini seven, sınırlarını bilen, kendini tanıyan
insandır. O, vicdan ve merhametini yitirerek hiçbir
canı incitemez. Duyarsız, hürmetsiz ve iffetsiz
davranarak kendisinin ve başkasının haysiyetini
çiğneyemez.

Mümin, şu geçici dünyada sayılı nefeslerini
falcılık, kumar, şans oyunları, faiz, rüşvet, tefecilik,
hırsızlık gibi haksız kazançlarla tüketemez. Allahın
kendisine emanet verdiği bedenini alkollü içki ve
uyuşturucu maddelerle zehirleyemez. Helal olmayan
yiyecek ve içeceklerle sağlığına yazık edemez.
Mümin öyle bir insandır ki; yetim malına el
uzatamaz. Kul ve kamu hakkına giremez. Eş ve
çocuklarına, anne ve babasına, komşu ve akrabasına
kötü muamelede bulunamaz. Yalan, yalancı şahitlik,
iftira ve kötü sözlerle dilini kirletemez. Emanete asla
ihanet edemez, verdiği sözden dönemez. Fitne ve
fesat peşinde koşamaz, bozgunculuk yapamaz.

Değerli Kardeşlerim!
Müminler olarak, helal ve haram sınırları
karşısındaki tutumumuza bakalım. Her birimiz, şu
soruları kendimize soralım: Helal-haram duyarlılığı
çerçevesinde bir hayat mı yaşıyoruz? Yoksa bir
idrak tutulması içinde miyiz? Günahı
umursamayarak, haramdan kaçınmayarak dünya ve
ahiret mutluluğumuzu tehlikeye mi atıyoruz? Yoksa
gönülden bir tövbe ile bir daha geri dönmemek üzere
yanlışlarımızı terk edebiliyor muyuz?

Kıymetli Kardeşlerim!
Unutmayalım ki; mümine yaraşan, helale ve
harama karşı uyanık olmaktır. İnsan hata yapabilir.
Ama hata edenlerin en ferasetlileri, en kısa zamanda
hatadan dönen ve tövbe edenlerdir.
Hutbemizi Peygamberimiz (s.a.s)in şu duasıyla
bitirmek istiyorum:
Allahım! Doğu ile batı
arasını uzaklaştırdığın gibi benimle günahlarımın
arasını da uzaklaştır!
Allahım! Beyaz elbisenin kirden arınması
gibi beni de günahlarımdan arındır!

Buhârî, Ezân, 89.
Musluman
Cuman
hayirli olsun!
 

mopsy

Emektar
Üye
Ömür Sermayesi

Selam!

Aziz Kardeşlerim!

Okumuş olduğum âyet-i kerimede Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor:
Bismillahirrahmanirrahim
67.2. Allah, hanginizin daha güzel işler yapacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratandır. O, güçlüdür, bağışlayandır.
Sadakallah!

Değerli Müslümanlar!

Peygamberimiz (s.a.s), bir gün ashabıyla sohbet ederken yere dörtgen bir şekil çizdi. Sonra o şeklin ortasından dışarı uzanan bir çizgi ve o çizgiye bitişen başka çizgiler çizdi. Ardından, kendisini meraklı bakışlarla seyretmekte olan ashaba dönerek bunların ne anlama geldiğini şöyle açıkladı:
Bu dörtgenin ortasındaki çizgi insandır. Dörtgen de insanın ecelidir ve onu kuşatmıştır. Diğer çizgiler ise insanın arzu ve tutkularıdır. İnsan, bu arzu ve tutkuların peşinde koşup dururken, ecel ansızın onun önünü keser ve onu alıp götürür.
Buhârî, Rikâk, 4

Aziz Kardeşlerim!

Bize emanet edilen hayat yolculuğunda zaman hızla akıp gidiyor. Her geçen gün ömür sermayemiz tükeniyor. Zamanını, mekânını ve nasıl olacağını bilemediğimiz o malum sonla bir gün hepimiz yüzleşeceğiz. İşte ömür sermayemizden bir yılımızı daha geride bıraktık. Yeni bir yılın eşiğindeyiz. Yeni bir yıla girerken, hep birlikte kendimize şu soruları soralım ve cevabı kendi iç dünyamızda arayalım:

Ömür sermayemizi nasıl tüketiyoruz? Hayatımızı Rabbimizin razı olacağı şekilde değerlen- direbiliyor muyuz? Hevâ ve heveslerimizi dizginleyebiliyor muyuz? Zihnimiz kötü düşünceye, dilimiz kem söze, elimiz zararlı işe kapalı mı? Yoksa dilimizle kardeşimizi incitiyor, elimizle yaralıyor, hâsılı gönüller yıkıyor muyuz? Kalbimizi, Resul-i Ekremin insanlığa takdim ettiği merhamet, şefkat, nezaket, adalet, hak ve hakikatin merkezi yapabiliyor muyuz? Yoksa üzerimizde taşıdığımız kul hakkının ağırlığı, omuzlarımızı çökertip yüreklerimizi tüketiyor mu?

Yetimlere, öksüzlere, gariplere, kimsesizlere kol kanat gerebiliyor muyuz? Yoksa onları, umursamaz bir edayla yalnızlığa, gizli köşelerde gözyaşı akıtmaya mı terk ediyoruz? Komşumuzun, yakınlarımızın, kardeşlerimizin derdiyle hemhal olabiliyor muyuz? Yoksa külfet olurlar endişesiyle kendileriyle aramıza görünmez duvarlar mı örüyoruz? İslam dünyasını kasıp kavuran, kardeşi kardeşe kırdıran fitne ateşi, bizim kalplerimizi sızlatıyor mu? Yoksa modern dünyanın ürettiği kendinden başkasını düşünmeme hastalığı gözümüzü kör, kulağımızı sağır edip vicdanımızı esir mi aldı?

Kıymetli Müslümanlar!

Acısıyla tatlısıyla geride bırakılan bir yılın bu sorularla muhasebesinin yapılması gereken saatler ne acıdır ki bir takım yanlışlarla heba edilmektedir. Tüketim çılgınlığı, haz ve eğlence kültürü teşvik edilerek başta gençlerimiz olmak üzere Müslümanları var eden yüce değerler yozlaştırılmaya çalışılmaktadır. Dünyanın farklı coğrafyalarında kimileri hayatta kalabilme mücadelesi verirken dünyayı bir eğlence gezegeninden ibaret görmek ne hazin bir manzaradır!

Kardeşlerim!

Geliniz! Bugünümüz, ömrümüze işaret koyacağımız gün olsun. Sermayemiz güzel ahlakımız ve salih amellerimiz olsun. Ecelimiz gelmeden evvel, dünümüzü ve bugünümüzü bir kez daha gözden geçirelim. Yarınlarımıza dair hayallerimiz, hesabını veremeyeceğimiz hayaller olmasın. Sayılı nefeslerimizi, kayıplara, ah vahlara, hüsrana değil, ebedi bir hayatın kazanılmasına vesile kılalım. Hutbemi Peygamberimiz (s.a.s)in şu hikmetli tavsiyesiyle bitirmek istiyorum:
Beş şey gelmeden önce beş şeyin değerini iyi bil; ölümden önce hayatın, meşguliyetten önce boş zamanın, yokluktan önce varlığın, ihtiyarlıktan önce gençliğin ve hastalıktan önce sağlığın.
Hâkim, el-Müstedrek, IV, 341


DİTİB Hutbe Komisyonu

Musluman
Cuman
hayirli olsun!
 
Üst Alt