Cuma hutbeleri devamı

Hac: Kalbe Yolculuk

Selam!

hac_kutsal.jpg


Muhterem Müminler!
Okuduğum ayet-i kerimede Rabbimiz şöyle buyuruyor:

Rahman ve Rahîm Allah'ın adıyla...
22.27. İnsanlar arasında haccı ilan et ki, gerek yaya, gerek de uzak yollardan binekler üzerinde sana gelsinler.
Sadakallah!

Okuduğum hadis-i şerifte ise Sevgili Peygamberimiz (s.a.s),
Allah tarafından kabul edilmiş haccın karşılığı ancak cennettir.
Buharî, Umre 1.
buyurmaktadır.

Kardeşlerim!
Her sene dünyanın dört bir tarafından dinimizin beş temel esasından birini yerine getirmek üzere kutsal topraklara yolculukların başladığı günlerdeyiz. Kâbe özlemiyle, Peygamber sevgisiyle tutuşan milyonlarca hacı adayımızı tatlı bir heyecan sardı. Onlar ki, yıllardır özlem duydukları mübarek bir seferin hayaliyle yaşadı.

Aziz Kardeşlerim!
Hac, Alemlerin Rabbi tarafından müminlere yapılan bir davettir. Hac, Allaha, peygamberlere, âhirete iman gibi esasları pekiştirmektedir. Hac, Müslümanlara takva, sabır, sevgi, saygı, kardeşlik, fedakârlık, cömertlik gibi ahlâkî güzellikleri kazanma ve yaşama imkânı sunmaktadır. Hac, kulun Allaha verdiği büyük bir sözdür. Rabbimizle yapılan bir ahitleşme ve misaktır.

Kuran-ı Kerimin şeâir olarak adlandırdığı hac, bir semboller haritası ve bu sembollerdeki manaları bilerek karar vermektir. Haccın her bir farzı, her bir rüknü, her bir menâsiki Rabbimize verdiğimiz ruhî, kalbî, kavlî ve fiilî bir sözdür. Hac ibadeti iç içe geçmiş beş yolculuk olarak tanımlanmaktadır.

Birinci yolculuk, insanın iç dünyasına, kalbine yaptığı bir yolculuktur. Evden çıktığımız andan, ülkemize döneceğimiz ana kadar yaptığımız haccın kalbi bir boyutu vardır. İhramın, mikatın, telbiyenin, tavafın, sayin ve makam-ı İbrahimin kalple ilgili boyutu unutulmamalıdır. Arafatın, Vakfenin, Müzdelifenin, Minanın, şeytan taşlamanın manası hatırdan çıkarılmamalıdır.

İkinci yolculuk, insanın ahirete, ebedi hayatına yaptığı yolculuktur. Bu açıdan baktığımızda ihram bir kefen, Mikat bir dünya değiştirme yeri, Arafat ise bir mahşerdir. Hac, yeniden dirilişin, mahşerin provasıdır.

Üçüncü yolculuk ise, kardeşlerimize yaptığımız hicrettir. Tavafta dilleri, ırkları, renkleri, coğrafyaları farklı milyonlarca Müslüman kutsal topraklarda bir araya gelmektedir. Dolayısıyla hac ibadetiyle kardeşlerimize de hicret etmekteyiz.

Dördüncü yolculuk, tevhid tarihine yaptığımız yolculuktur. Hz. Âdemle başlayan, Hz. İbrahimle, Hz. İsmaille kuralları yenilenen, Hz. Peygamber (s.a.s) ile süreklilik kazanan tevhid tarihine muhteşem bir yolculuktur. Mekkeye, Medineye, medeniyete yolculuktur.

Beşinci ve asıl yolculuk ise Rabbimize, Beytullahın Rabbine yapmış olduğumuz yolculuktur. Hac, bir anlamda ilâhî aşka bir yöneliştir. Sevgiliye doğru gitmektir. Kültürümüzde insanın kalbine Beytullah denmiştir. Kâbenin adı da Beytullahtır. Çünkü Allahın tecelli edeceği en güzel mekân insan-ı kâmilin kalbidir. Nitekim Allah Resûlü Kâbeyi tavaf ederken şöyle buyurmuştur:
Ey Kâbe! Sen ne güzelsin ve kokun da ne güzel! Sen ne yücesin ve saygınlığın da ne yüce! Ama canım elinde olan Allaha yemin ederim ki, Allah nezdinde müminin kalbi senden daha yücedir.
İbn Mâce, Fiten, 2.
Dolayısıyla Kâbeye kalplerini kuvvetlendirmek için gidenler, bunun ilk ve temel şartının mümin kardeşinin kalbini kırmamaktan, onun saygınlığını çiğnememekten geçtiğini iyi bilmelidirler.

Kıymetli Kardeşlerim!
Hac, bütün ibadetleri içinde toplayan bir ibadettir. Hac tevhit eğitimidir, ahlâk eğitimidir, sosyal eğitimdir. Neyi niçin yaptığını bilmektir. Hac, büyük bir sınavdan, derin bir çileden geçip ateşte pişmektir. İmanları, gönülleri ve dertleri aynı; duaları, dilekleri ve yakarışları bir, milyonlarca Müslümanın bir araya geldiği ve tanıştığı, evrensel bir kongredir.

Kardeşlerim!
İbadetlerimiz, Müslüman kalma şuurumuzu diri tutan ve bizi Allaha yaklaştıran kulluk görevlerimizdir.
Hac,annemizden doğmuş gibi arınmış, temizlenmiş ve şuurlanmış olarak evlerimize dönmektir.
Buharî, Hac, 4.
Bu şuurdan uzak yerine getirilen hac, turistik bir seyahatten öte geçmeyecektir.

Rabbim haccımızı mebrur, amellerimizi makbul eylesin.
Hacca gidecek kardeşlerimize hayırlı yolculuklar diliyor,
henüz gidememiş kardeşlerimizin en kısa zamanda gidebilmelerini
Yüce Allahtan niyaz ediyorum.

Hutbe Komisyonu
Musluman
Cuman Hayirli olsun!
 
Kin, nefret ve haksızlığa dur diyelim!

Selam!

ayet1_19092014.jpg


Muhterem Müslümanlar!
İsmi bizatihi barış ve esenlik manasına gelen dinimiz İslam, özelde Müslümanların, genelde de bütün insanlığın dünya ve ahirette barış, esenlik, huzur ve iki cihan mutluğunu temin gayesi gütmektedir. Birbiri ile güzel yaşamanın zeminini oluşturacak şekilde başka millet ve toplumları tanımamız gerektiği Hucurat Suresi'nin 13. ayetinde belirtilmektedir.
Bismillâhir rahmânir rahîm.
49.13.Ey insanlar! Biz sizi, bir erkekle bir dişiden yarattık.
Ve örfler yoluyla tanışıp kaynaşasınız diye sizi milletlere, boylara ayırdık.
Hiç kuşkusuz, Allah katında en seçkininiz,
sakınılması gereken şeylerden en çok sakınanınızdır.
Allah her şeyi bilir, her şeyden haberdardır.

Sadakallah!
Dinimizde, başkalarının yaşama hakkı, dinini seçme ve uygulama hakkı gibi temel insan haklarına riayet etmek emredilmekte; din ve fikir hürriyeti, mal-mülk edinme hürriyeti ve benzeri hürriyetler sadece Müslümanlara değil, bütün insanlara tahsis edilmektedir. İnsan hakları evrensel beyannamesinden 14 asır önce, irad ettiği Veda Hutbesi ile Sevgili Peygamberimiz (a.s.), başkalarının haklarına riayeti insanlığa haykırmış ve insanlığın bilinç altına kazımıştır.

Başkalarına karşı endişe, korku hatta kin ve nefret gibi duyguların oluşması, onları tanımamaktan kaynaklanmaktadır. Özellikle de Almanya toplumunda hem kendimizi ve kültürümüzü, hem de dinimizi daha iyi tanıtmaya çok ihtiyaç bulunmaktadır. Çünkü kimlerden oluştuğu, menşei ve hedefi belli olmayan ve bilinmeyen bazı kişi ve gruplar, maalesef bazı haksız ve yanlış noktalardan hareketle dinimizi kendi hedefleri doğrultusunda istismar etmektedir.

Değerli Mü’minler!
Bilinçli medya yönlendirmeleriyle insanların algıları yönetilmekte, İslam'a ve Müslümanlara karşı insanların endişe, korku, nefret ve hatta düşmanlık beslemeleri sağlanmaktadır. Bunun sonucu olarak bazı ırkçı ve kindar kişi ve gruplar hem Müslümanlara ve mabetlerimize, hem de başka dinlerin mensuplarına ve mabedlerine saldırmaktadır.

Kuran’ın zamanları aşan prensibi olan
Bismillâhir rahmânir rahîm.
5.8. 'başkalarına karşı olan kininiz sizi adaletsizliğe sevk etmesin'
ve
16.125. ‘hikmetle davet edin ve güzel sözlerle öğüt verin’
Sadakallah!
prensipleri insanlığa yol gösterici olmalıdır. Bu prensipler sayesinde farklı din ve kültürlerin bir arada barış ve huzur içerisinde yaşamaları daha kolay olacaktır.

Aziz Kardeşlerim!
Şunu bilmeliyiz ki, insanlar, ırklar, dinler, mezhepler ve ülkeler arasında adalet ve hakkaniyetin temini ancak, karşılıklı sevgi, saygı, kabullenme ve hoşgörünün yaygınlaşması, barış, kardeşlik ve birlik içinde yaşama; insanlığın başka ortak sorunları olan açlık, fakirlik ve sefalet içindekilerin yardımına koşulması gibi konularda el ele verilmesi ile mümkün olacaktır. Bu husus, sadece dinlerin ortaya koymuş olduğu bir emir ve esas olarak düşünülmemeli, insanlığın ortak evrensel değerleri olarak kabul edilmelidir.

Güzel bir geleceğin ve yarınların inşası ancak bu şekilde olabilir. Aksi takdirde hepimiz aynı gemideyiz ve bu gemi zarar görürse, her birimiz zarar görürüz. Allah iyilikleri yapma ve kötülüklere engel olma konusunda tek tek fertlerin, dini ve toplumsal cemiyetler olarak hepimizin ve dünya çapında bütün ülkelerin yardımcısı olsun, barış ve huzuru hakim kılsın!

Yunus Emre’nin dediği gibi; ‘Sevelim sevilelim, dünya kimseye kalmaz!’
Musluman
Cuman Hayirli olsun!
 
Camilerin ve Din Görevlilerinin Toplum Hayatındaki Önemi

Selam!

بِسْمِ اللهِ الْرَّحْمَنِ الْرَّحِيم
وَأَنَّ الْمَسَاجِدَ لِلَّهِ فَلَا تَدْعُوا مَعَ اللَّهِ أَحَدًا

Bismillâhirrahmânirrahîm
72.35.“Mescitler şüphesiz Allah'ındır. Öyleyse oralarda Allah'a yalvarırken başkasını katmayın.”
Sadakallah!

Muhterem Müslümanlar,
Her dinin kendi inananlarını içine toplayan ve ibadetlerini gerçekleştirdikleri mabedleri vardır. Yüce Dinimiz İslam'ın ve biz müslümanların ibadethaneleri de camilerdir. Camiler, yeryüzünün ilk mescidi ve Allah'ın evi olan Kâbe’nin, yeryüzündeki birer şubesi durumundadır.

İslam dininde, en önemli dini görevlerden birisi namaz kılmaktır. İşte, camilerin asıl ve ilk fonksiyonu namaz kılmak için müslümanları bir araya toplayan bir mekan olmasıdır. Camilerde ibadetlerimizi yaparken, ihlas ve samimiyetle yapmalı, ibadetlerimize riya ve benzeri duyguları karıştırmamalıyız. Zira Yüca Allah bir ayeti Kerimede şöyle buyuruyor:

Bismillâhirrahmânirrahîm
72.35.“Mescitler şüphesiz Allah'ındır. Öyleyse oralarda Allah'a yalvarırken başkasını katmayın.”
Sadakallah!

Değerli Kardeşlerim,
Almanya’daki yaşam serüvenimiz, 50 yılı aşkın bir süre önce başladı. Önceleri kısa bir süre kalıp dönmek üzere geldiğimiz bu ülkede, değişik sebeplerle kalıcı bir hayatı benimsedik. Almanya’yı, adeta ikinci vatanımız olarak kabul ettik. Bu süre içinde, Almanya’nın her tarafında sayıları binleri bulan camiler inşa ettik. Bu gurbet diyarında camiler bizler için adeta ikinci adresimiz durumuna geldi. Bu çerçevede camilerimiz, ibadetin yanında, sosyal hayatımız içinde başka birçok ihtiyacımızı da karşıladığımız vazgeçilmez unsurlar haline geldi. Bu itibarla, Almanya ve Avrupanın değişik yerlerinde camilerin yapımında emeği ve desteği olan herkese minnet duygularımızı ifade ediyor, onlar içinden ölenler için Yüce Rabbimizden rahmet niyaz ediyorum. Bir çoğu vefat eden, bir çoğu Türkiye’mize yada başka yerlere göç eden insanlarımızın katkılarıyla yapılmış bu mabetler, aynı zamanda bizlere onların birer emanetidir. Bu emanetlere, onların beklediği şekilde sahip çıkmak da bizlerin en temel görevlerimiz arasındadır.

Muhterem Kardeşlerim,
Camilerde başta din hizmeti olmak üzere, birçok alanda hizmet yürüten din görevlilerimiz de önemli bir görev icra etmektedirler. Onlar mihrapta namazımızı emanet ettiğimiz, minberde ve kürsüde öğütlerini dinlediğimiz, kendisinden Kur'an öğrendiğimiz, dualarına amin diyerek rehber kabul ettiğimiz kimselerdir. Din görevlileri, mutlu günlerimizde mutluluğumuza destek olan, üzgün günlerimizde de üzüntülerimize ortak olan, çıkmaza düştüğümüzde bize yol gösteren gönül dostlarımızdır. Bizlerin yetişmesinde emeği geçen tüm hocalarımızdan ölenlere rahmet, yaşayanlara da sağlık ve afiyetler diliyoruz.

Değerli Mü'minler,
Diyanet İşleri Başkanlığımız her yıl Ekim ayının ilk haftasını ‘Camiler ve Din Görevlileri Haftası’ olarak belirlemiştir. Önümüzdeki hafta Camiler ve Din Görevlileri Haftasıdır. Bu hafta münasebetiyle, biraz önce de ifade ettiğimiz hususlar çerçevesinde, camilerin görevleri, misyonları ve hayatımızdaki yeri ile alakalı düşüncelerimizi gözden geçirelim. Cami hayatımızın önemli bir parçası olsun. Biz de caminin bir parçası olalım. Camiler dünyadaki cennet bahçeleri değerindedir. Kendimizi, çocuklarımızı, arkadaşlarımızı camilere yönlendirelim. Camilerde Allah'ın misafiri olmanın hazzını yaşayalım. Oralarda görev yapan din görevlilerini de dostlarımız, kardeşlerimiz, Cennet yolunda arkadaşlarımız ve rehberlerimiz olarak kabul edelim.

Değerli Kardeşlerim,
Her yıl 3 Ekim günü camilerimizde ‘Açık Kapı Günü’ olarak da kutlanmakta, bu gün içerisinde camimizi başka dinlere mensup birçok insan ziyaret etmektedir. Camimizi ziyaret eden bu misafirlerimize karşı da son derece sıcak ve misafirperver davranalım. Güler yüzlerimizle ve yapacağımız ikramlarımızla onları güzel bir şekilde ağırlayalım. Bunun hem dini, hem de milli bir görev olduğunu unutmayalım.

Muhammet İNCE
Singen DİTİB Camii Din Görevlisi
Musluman
Cuman mubarek olsun!
 
Kurban İbadetinin Ruhu: Takva

Selam!

لَن يَنَالَ اللَّـهَ لُحُومُهَا وَلَا دِمَاؤُهَا وَلَـٰكِن يَنَالُهُ التَّقْوَىٰ مِنكُمْ

Bismillâhirrahmânirrahîm

Değerli Kardeşlerim!
Kurban, insanlık tarihi kadar köklü geçmişe sahip olan bir ibadettir. Kuran-ı Kerimde anlatıldığına göre, Hz. Ademin iki oğluna kurban kesmeleri emredilir. İki oğlundan biri Allahtan gelen emre derin bir teslimiyet göstererek, sahip olduğu sürünün en semiz ve güzel hayvanını kurban eder. Diğer oğlu ise sürünün en çelimsiz ve zayıf hayvanını keserek emri şeklen yerine getirir. Ancak Allah, samimiyet ve ihlasla kesilen kurbanı kabul ederken, sadece şeklen yerine getirilen, samimiyet ve teslimiyetten yoksun kurbanı ise reddeder.

Kuranda anlatılan bu kıssa, aslında bütün ibadetlerin ancak takva ve derin bir bağlılık duygusu ile yerine getirilmesi halinde Allah katında bir değer bulabileceğini gösterir. Nitekim bir ayeti kerimede tam da bu gerçeğe dikkatimiz çekilmektedir:
Bismillâhirrahmânirrahîm
22.37. Onların etleri ve kanları asla Allaha ulaşmaz. Fakat Ona sizin takvanız (yani teslimiyet ve sadakatiniz) ulaşır.
Sadakallah!

Teslimiyet ve sadakat bütün ibadetlerde olduğu gibi, Kurban ibadetinin de özüdür. Bu nedenle,
Din Samimiyettir
Müslim, İman 95
buyruğu İslamın en özlü tanımlarından biri olmuştur.

Kurban, ruhun ancak Allaha teslimiyetle yükselebileceğini bilmektir.
Bismillâhirrahmânirrahîm
6.162. De ki! Namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm alemlerin rabbı Allah içindir.
Sadakallah!
ayet-i kerimesi de varoluşumuzun yegane gayesinin Allaha kurban olmak olduğunu ifade etmektedir.

Kardeşlerim!
Teknoloji ile başı dönmüş, refah ve lüks yaşamla kendi özüne yabancılaşmış insanlığın Kurban ibadetindeki sırları ve hikmetleri anlaması elbette mümkün değildir. Modern insanın ilahi davete duyarsız duruşu, gafil ve derinliksiz bakışı, müstağni ve mütekebbir tavrı onu malesef Allaha iman ve tevekkülün, hikmet ve basiretin, irfan ve samimiyetin uzağına düşürmüştür. Bu nedenle Kurban ibadeti, insanın Allah ile olan rabıtasını tesis eden ve insanları birbirine yakınlaştıran bir ibadet olması hasebiyle önemlidir. Çünkü Kurban bir yönüyle insanı Rabbine yaklaştırırken diğer yönüyle de insanların sevinç ve kederlerinde bir ve beraber olmalarını sağlayarak kalpleri ve gönülleri birbirine yakınlaştırmaktadır.

Yıllardır vekaleten kurban kesimi yoluyla Balkanlardan Uzak Asyaya, Afrikadan Haiti ve Kübaya kadar yakın ve uzak coğrafyalardaki kardeşlerimizle bizleri buluşturan, onların dert ve sıkıntılarına ortak olmamızı sağlayan bir ibadet olarak Kurban, artık evrensel bir boyut kazanmış, toplum ve kültürler arası barışa hizmet eder bir noktaya gelmiş bulunmaktadır.

Diyanet İşleri Başkanlığı aracılığıyla yurt içi ve yurtdışındaki ihtiyaç sahipleriyle bizleri buluşturan, aramızda sarsılmaz köprüler kurulmasına vesile olan Kurban ibadetini bizlere lutfeden Yüce Rabbimize hamd ediyor, sağlık ve afiyet içerisinde Bayrama erişmenizi Cenab-ı Hakktan niyaz ediyorum.

Hutbe Komisyonu
Musluman;
Bayramin mubarek,
Cuman hayirli olsun!
 
şükür
Selam!

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ كُلُواْ مِن طَيِّبَاتِ مَا رَزَقْنَاكُمْ وَاشْكُرُواْ لِلّهِ إِن كُنتُمْ إِيَّاهُ تَعْبُدُونَ

Değerli Müminler!
Yüce Allah, kullarının yararlanması için yeryüzünde sayısız nimetler yaratmıştır. İnsanı yaratılmışların en şereflisi olarak nitelemiş, insana akıl, sağlık, iman, bilgi, anlayış ve kavrama gibi pek çok üstün özellikler bahşetmiş, ayrıca onu mal, mülk, servet gibi maddî imkânlarla donatmıştır.

Nitekim Yüce Rabbimiz, Kuran-ı Kerimde şöyle buyurmaktadır:
Bismillâhirrahmânirrahîm
16.53. Nimet olarak size ulaşan ne varsa hepsi Allahtandır.
16.34. Allahın nimetlerini saymaya kalksanız onları sayamazsınız.
Sadakallah!

Allah Teâlâ'nın bize olan en büyük nimeti ise, hiç şüphesiz ki, yüce dinimiz İslâmdır. Bu nimet, âhiret hayatının ebedî nimetlerine kavuşmanın da yegâne vesilesidir.

Cenab-ı Hakkın bizi insan olarak yaratması, anlamak için akıl, gör*mek için göz, işitmek için kulak ihsan etmesi hep birer nimet değil midir? Bir âyet-i kerimede,
Bismillâhirrahmânirrahîm
16.78.Şükredesiniz diye size kulaklar, gözler, gö*nüller verdik
Sadakallah!
buyrulmaktadır.

Ya her gün alıp verdiğimiz ve hayatımızı devam ettirmemizi sağlayan nefes bir nimet değil midir? Bir ân için bunlar*dan mahrum kaldığımızı farzetsek, gözümüzü kapayıp kulağımızı tıkasak, nefes almasak dünya zindana dönmez mi? Ya yiyip içtiğimiz şeyler; ekmeği, suyu, eti, sütü vb. birçok güzel ve leziz yiyecek içeceklerin her biri de birer nimet değil midir?

Aziz Cemaat!
Bir âyet-i ke*rimede Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor:
Bismillâhirrahmânirrahîm
2.172.Ey iman edenler! Eğer siz Allah'a kulluk ediyorsanız, size verdiğimiz rızıkların iyi ve temizlerinden yiyin ve Allah'a şükredin.
Sadakallah!
Peki nasıl şükretmemiz gerektiğini hiç düşündük mü? Şükür, yalnızca Allaha söz ile yapılmaz. Her nimetin şükrünü kendi cinsinden yapmalıyız. Bu da Rabbimizin bahşettiği nimetleri Onun yolunda kullanmakla olur. Akıl bir nimet, tefekkür etmek onun şükrüdür. Kalp bir nimet, kalbin insanlara karşı muhabbet beslemesi şükürdür. Kuran bir nimet, Onu okuyup anlamak, emir ve yasaklarına göre bir hayat yaşamak şükürdür. İlim öğrenmek bir nimet, ilmin gereğince amel etmek ve ilmi başkalarına öğretmek, şükürdür. Mal sahibi olmak bir nimet, zekât ve sadaka vermek ise onun şükrüdür. Göz bir nimet, mümin kardeşinin ya da çevresindeki insanların kusurunu görmemek şükürdür. İşitmek bir nimet, söylenilen kötü şeyleri duymamış olmak şükürdür. Sağlık bir nimet, dua ve oruç gibi ibadetler onun şükrüdür. Tövbe etme imkânına sahip olmak bir nimet, pişman olup af dilemek şükürdür. Evlât bir nimet, çocukların Allaha layık bir kul olarak yetişmesine özen göstermek, onun şükrüdür. Nimete şükredildiğinde hem eldeki nimet yok olmaktan kurtulur hem de yeni nimetlere kavuşma imkânı olur. Nitekim Allah Teâla
Bismillâhirrahmânirrahîm
14.7. Eğer şükrederseniz elbette size nimetimi artırırım.
Sadakallah!
buyurmaktadır.

İman edip Allaha ve Peygamberine itaat eden, İslam'ın emir ve yasaklarına uyan, yakınlarını, yoksul ve muhtaçları görüp gözeten kimse Allah'ın kendisine vermiş olduğu nimetlere şükrediyor demektir. Sahip olduğu nimetleri Allah'ın verdiğini unutan, haramlara dalan, ibadetleri terk eden kimsenin nimet karşısında sadece diliyle "çok şükür", "elhamdülillah" gibi sözleri söylemesi nimete şükür için yeterli değildir.

Hutbemi Peygamber Efendimizin bir duasıyla bitirmek istiyorum:
Allahım, seni anıp zikretmek, nimetine şükretmek, sana güzel ibadet etmek için bana yardım et.
(Ebu Davud, İstiğfar, 26

Muammer ÖZBEK

Düren DITIB Fatih Camii Din Görevlisi
Musluman
Cuman mubarek olsun!
 
Rahmetin hicreti
Selam!

Değerli Kardeşlerim!
Peygamber Efendimiz (s.a.s.), vahye ilk muhatap olduğunda, Varaka b. Nevfel, kavminin Onu Mekkeden çıkaracağını söylüyor ve bütün peygamberlerin Hakka davet yolunda evlerinden ve yurtlarından vazgeçmeye mecbur bırakıldıklarını haber veriyordu.

O kutlu peygamberler, dünya hayatında Yüce Allaha kavuşmayı amaçlayan bir muhacir konumundaydılar. Onlar, terk etmeden kavuşma olmayacağı bilinciyle doğdukları topraklardan vazgeçebiliyorlardı. Sevgili Peygamberimiz ve Ona inananlar da, önceki peygamberler ve ümmetler gibi uzak diyarlara göçe mecbur bırakılmıştı.

Muhterem Kardeşlerim!
Âlemlere rahmet olarak gönderilen Efendimiz (s.a.s.)i, insanî erdemlerden ve kulluk bilincinden uzaklaşmış cahiliye toplumunu hazmedemedi. Mekkeli müşrikler, kendilerine bir şahit, müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderilen Merhamet Peygamberine akla hayale gelmedik baskı ve zulmü reva gördüler. Ona kucak açmak, Onunla yeniden kendilerine gelmek yerine Onu dışladılar, Onun hayatına kastettiler. Bu baskı ve şiddet ortamında İslamı yayma ve yaşama imkanı kalmadığını gören Efendimiz önce sahabeden bazılarını gönderdi, daha sonra da kendisi gitti fedakar insanların şehri Medineye. İşte bu göçün adı Hicrettir.

Kardeşlerim!
Peygamber Efendimizin bu hicreti sıradan bir göç değildir. Hicret, Müslümanlar için birçok dersler içermektedir. Her şeyden önce bu hicret, bir kaçış değil, ilâhi mesajlara gönül verenlerle Kutlu Elçinin kavuşmasıdır. Hicret, yüce değerlerin yeryüzünde neşv-ü nemâ bulması için girişilen kutlu bir yolculuktur.

Hicret, yârını, diyârını, malını-mülkünü Allah için, göz kırpmadan terk eden Muhacir ve onları bağırlarına basan Ensârın destanıdır. Bu destanda fedakârlık, kardeşlik, ahde vefa, birlik ve beraberlik, sevgi, saygı, paylaşma ve kucaklaşma vardır. Peygamberimizin hicreti, nurun hayat buluşu, karanlığın aydınlığa dönüşüdür.

Ölümü göze alarak Kutlu Peygamberin emanetlerini üstlenen Hz. Ali; can yoldaşı, sadık dost Hz. Ebu Bekir; müşriklere meydan okuyarak Mekkeye veda eden Hz. Ömer ve İslam uğruna tüm varlığını ortaya koyan Hz. Osman bu hicretin sembol isimleridir.

Kıymetli Kardeşlerim!
Ayrıca hicret, Gönüller Sultanının ifadesiyle, haram ve günahları terk ederek Yüce Allaha teslimiyettir. Hicret, insanlık onurunu zedeleyen her türlü süflî duygu ve emellere sırt çevirip ulvî değerler uğruna mücadele etmektir.
İyi Müslüman, dilinden ve elinden Müslümanların emin olduğu kişidir. Asıl hicret eden de Allah'ın yasakladıklarını terk edendir.
Buhârî, Îmân 4.
buyuran Efendiler Efendisi bu hususa ne de güzel dikkat çekmişlerdir.
O halde kardeşlerim geliniz; 25 Ekim Cumartesi günü yeniden idrak edeceğimiz hicri yılbaşı münasebetiyle hicretin anlamını ve mesajlarını daha iyi kavramaya çalışalım. Efendimizin öğrettiği şekilde, Allahın emrettiklerini yapıp yasaklarından uzak kalalım ve böylece bizler de hicret sevabına nâil olalım.
Musluman
Cuman Mubarek Olsum!
 
Muharrem ayı ve kerbela
Selam!

Muhterem Müslümanlar!
İslam tarihinde bir dönüm noktası olan, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)in hicreti esas alınarak hicri yılbaşı kabul edilen ve rahmet peygamberinin Allahın ayı olarak nitelendirdiği Muharrem ayına ulaşmış bulunuyoruz. Bu ayın tüm İslam âlemi ve bütün insanlık için hayırlara vesile olmasını Cenab-ı Hakktan niyaz ediyorum.

Kardeşlerim!
İslâm âlemi olarak her yıl yeni bir hicrî yıla girerken Peygamber Efendimiz (s.a.v)in Mekkeden Medineye hicretini bütün yönleriyle ve özellikle de bizim için anlam ve önemini hatırlayarak seviniriz. Ancak bu sevincimiz, hicretten altmış bir yıl sonra Muharrem ayının onunda, yani bir aşure gününde Rasûl-i Ekrem Efendimiz (s.a.v)in Cennet gençlerinin efendisi, ciğerparem dediği torunu Hz. Hüseyinin ve çoğu Ehl-i Beyte mensup yetmişten fazla masumun siyasî ihtiraslar uğruna Kerbelâda hunharca şehit edilmesi nedeniyle yerini büyük bir hüzne bırakır. Şehit edilen Hz. Hüseyin ve arkadaşları, bu elîm olaydaki asil duruşları ve haksızlıklar karşısındaki onurlu mücadeleleri ile Hz. Peygamberi ve Onun Ehl-i Beytini seven biz müminlerin gönüllerinde taht kurmuş; onlara bu zulmü reva görenler ise tüm insanlığın ortak vicdanında mahkûm olmuştur.

Değerli Müminler!
Hz. Peygamber (s.a.v.)in risâletinden sonra İslâm dünyasını derinden etkileyen olayların başında gelen Kerbelâ, Müslümanlar için ayrılığın ve kavganın sebebi olmamalıdır. Kerbelâ hadisesi, rahmet olarak görülmesi gereken mezhepsel farklılıkların bir ölçütü değildir. Ne Kerbelâda şehit olanlar sadece Şiîliğin, ne de Kerbelâ faciasını yaşatan zalimler sadece Sünnîliğin temsilcisidir. Zalimin de mazlumun da ne mezhebine, ne meşrebine, ne dinine, ne milliyetine bakılır. Mümin her nerede olursa olsun zalime karşı mazlumun yanında duran vicdanlı insandır. Kerbelâda yaşanan bu büyük facia karşısında Sünnî olan da Şiî olan da aynı duyarlılığı gösterir ve göstermelidir de. Bu facia üzerinden İslam coğrafyasında ayrılık-gayrılık var ederek kitlesel bir çatışmaya vesile olmak, din kardeşliği ve birliğini bozma üzerine yapılan siyaset mühendisliğine çanak tutmak olacaktır. Üzülerek belirtmek isteriz ki, günümüzde, Sünnîliğin de Şiîliğin de aşırı uçları bu siyaset mühendisliğine alet olmaktadırlar. Ve başta Irak ve Suriye olmak üzere birçok İslam ülkesinde bu bağlamda katliamlar yaşanmaktadır.
Bugün biz Müslümanlara düşen görev, mezhepsel ayrılıklar üzerinde durmaksızın İslâm ümmetinin birliğini ve kardeşliğini savunmaktır. Bugün yapılması gereken Hz. Hüseyini yeniden ve doğru anlamaktır.

Kardeşlerim!
Bu duygu ve düşüncelerle başta şehidlerin efendisi Hz. Hüseyin ve Kerbela şehitleri olmak üzere bütün şehitlerimizi rahmet, minnet ve hürmetle yâd ediyor, onların imam Zeynelabidin ile süren aziz hatırasını ve Ehl-i Beyt-i Mustafayı saygıyla selamlıyoruz. Asırlardan beri Hz. Peygamber (s.a.v.) ve Ehl-i Beyt sevgisi etrafında kenetlenen milletimizin ve tüm İslam dünyasının barış, huzur, güven, sevgi ve saygı içerisinde yaşamaya devam etmesini Cenab-ı Hakktan niyaz ediyorum.

Dr. Mustafa Necati BARIŞ
Aachen Yunus Emre Camii Din Görevlisi
Musluman
Cuman Mubarek Olsum!
 
Dünya-ahiret dengesi
Selam!

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيم

ابْتَغِ فِيمَا آتَاكَ اللَّهُ الدَّارَ الْآخِرَةَ وَلَا تَنسَ نَصِيبَكَ مِنَ الدُّنْيَا وَأَحْسِن كَمَا أَحْسَنَ اللَّهُ إِلَيْكَ وَلَا تَبْغِ الْفَسَادَ فِي الْأَرْضِ إِنَّ اللَّهَ لَا يُحِبُّ الْمُفْسِدِينَ

Her türlü aşırılıklardan uzak kalarak Allahın rızasını kazanma gayreti içerisinde olan Değerli Kardeşlerim!
İnsanın hayatı, sağlığı, huzuru, zıtlıkların bir arada, fakat dengede devam etmesiyle sağlanmaktadır. Ruh ve beden, dünya ve ahiret birbirine bağlanmıştır. Bunların bir tarafının ihmal edilmesi insanın dengesini bozmaktadır.
Yüce dinimiz İslam, ruhla beden, dünya ile ahiret arasında sağlam bir denge kurmuştur. Kuranda Ümmeti Muhammed her türlü aşırılıklardan uzak; orta ümmet olarak vasıflanmaktadır. Müslüman, ahiret hayatını unutup dünya hayatına dalmak suretiyle dünyevileşmemelidir. Buna karşılık Müslüman, dünya hayatını elinin tersiyle bir kenara itip, Ruhbanlar gibi elini eteğini dünyadan çekmemelidir.
Hazza koş, Keyfine bak, Anı yaşa demek suretiyle, sadece dünyayı esas alarak hareket etmek, sevgi ve yardımlaşma bağlarını kesmeye, rahmetten mahrum kalmaya, katı kalpliliğe, açgözlülüğe ve cimriliğe, kin ve düşmanlık duygularının artmasına, maddeperestliğe neden olmaktadır.

Kıymetli Kardeşlerim!
Kuran bu konuyu bizlere Karun kıssası ile anlatmaktadır: Mal ve mülkünün çokluğuyla övünen Karuna, etrafındaki insanlar şöyle nasihat etmektedir:
Bismillahirrahmanirrahim
28.76-81.Böbürlenme. Çünkü Allah böbürlenip şımaranları sevmez. Allahın sana verdiği şeylerde ahiret yurdunu ara. Dünyadan da nasibini unutma. Allahın sana iyilik yaptığı gibi sen de iyilik yap ve yeryüzünde bozgunculuk isteme. Çünkü Allah bozguncuları sevmez.
Sadakallah!

Bu nasihatlara kulak asmayan Karun, sahip olduğu malı ve mülkü ile helak oldu. Nitekim başka ayetlerde de insanın bu zaafı dile getirilmektedir:
Bismillahirrahmanirrahim
87.16-17. Hayır! Siz dünya hayatını tercih ediyorsunuz. Ahiret ise daha hayırlı ve bakidir.
8.67. Siz dünyanın geçici yararını istiyorsunuz. Allah ise sizin için ahireti istiyor.
Sadakallah!

Değerli Müminler!
Ancak bu ayetler dünyadan elinizi eteğinizi çekin diye anlaşılmamalıdır. Yaşadığımız dünya hayatı önemlidir. Zira sonsuz olan ahiret hayatı dünya hayatında göstermiş olduğumuz kulluk neticesinde şekillenecektir. Ahiret için dünyayı ve dünya nimetlerini terk etmeyi planlayan, geceleri namazla, gündüzleri oruçla geçirmek isteyen ve hanımlarından ayrılmayı düşünenler için Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur;
Allaha yemin ederim ki ben Allahtan sizden daha çok korkarım, daha çok sakınırım. Fakat ben bazen oruç tutarım, bazen iftar ederim, namaz kılarım, uyku da uyurum, evlenirim de. Kim benim sünnetimi terk ederse, benden değildir.
Buhari, Nikah, 1
Hutbemi, dünya ve ahiret hayatı ile ilgili temennimizi ifade eden bir ayeti kerime mealiyle bitiriyorum:

Bismillahirrahmanirrahim
2.201.Ey Rabbimiz! Bize dünyada da Ahirette de iyilik ver. Bizi cehennem'in azabından koru.
Sadakallah!

Ali ÇALIŞKAN
DİTİB Lustadt Cami Din Görevlisi
Musluman
Cuman mubarek olsun!
 
Hasta ziyareti,
Selam!

HASTA ZİYARETİ,
RABBİN RIZASINA ULAŞTIRIR


Aziz Kardeşlerim!

Resûlüllah (sav) bir gün ashâb-ı kiramla sohbet ederken;
Kıyamet günü Yüce Allah: Ey Ademoğlu! Ben hasta oldum da sen beni ziyarete gelmedin! der.
Buna şaşıran insan: Ey Rabbim! Sen alemlerin Rabbisin. Seni nasıl ziyaret edebilirdim ki? şeklinde cevap verir.
Yüce Allah:
Bilmiyor muydun? Falan kulum hasta oldu sen onu ziyarete gelmedin. Ziyaret etseydin beni onun yanında bulacağını bilmiyor muydun?

Müslim, Birr ve Sıla, 43
der buyurmuştur.

Değerli Müminler!

Hasta ziyareti, müminin mümin üzerindeki haklarından biridir. Bu ziyaretle, sadece bir görev yerine getirilmiş olmaz, aynı zamanda, merhametini umduğumuz Yüce Rabbimizin sonsuz rahmetine nail olmak için bir fırsat yakalanmış olur.

Hastaların ziyaret edilmesi konusuna büyük önem veren Peygamberimiz (s.a.s.):
Aç kimseyi doyurun. Hastayı ziyaret edin. Esiri hürriyetine kavuşturun
Buhârî, Merdâ, 4.
buyurarak, toplumda sıkıntı içinde bulunan kesimlere destek olmayı, onlara karşı kardeşliğin gerektirdiği şekilde davranmayı öğütlemiştir.

Muhterem Kardeşlerim!

Bir hastayı ziyaret edip yardım elini uzatan, gerçekte kendine iyilik yapmaktadır. Çünkü hastalar bize değil, belki biz hastalara ve zayıflara muhtacız. Bu konuda Allahın elçisinin yaptığı şu uyarı, çok anlamlıdır:
Sizler, ancak içinizdeki zayıflar sayesinde Allahtan yardım görüyor ve rızka kavuşuyorsunuz.
Buhârî, Cihâd, 76.

Kulun yeryüzündekilere merhameti, Allahın da ona merhamet etmesine vesile olur. Efendimiz de; sadece Allahtan sevap umarak hasta kardeşini ziyaret edenlerin yetmiş yıllık bir yol kadar cehennemden uzaklaştırılacağını bildirmiştir.

Aziz Müminler!

Ziyaret esnasında, hasta kardeşimizin yanında makul bir müddet kalıp hatırını sormamız ve elimizden geldiğince ihtiyaçlarını karşılayabileceğimizi ona hatırlatmamız, ziyaretin adabındandır. Aynı şekilde, hüznünü artıracak soruları ve meseleleri gündeme getirmeksizin, onun sağlığına kavuştuğunda başarabileceği güzel işlerden söz ederek moral vermemiz ve bu esnada karşılıklı duayı eksik etmeyerek varlığımızın da yokluğumuzun da Allahın kudretinde olduğu gerçeğini vurgulamamız yerinde olur.

Şüphesiz ki, yaratan ve doğruyu gösteren, yediren ve içiren, hasta olunca şifayı veren, canımızı alacak ve sonra tekrar diriltecek olan, ancak Allahtır.

Rahmet Peygamberinin şu tavsiyesine geliniz hep birlikte kulak verelim:

Bir hastayı ziyaret ettiğinde, ondan senin için dua etmesini iste. Zira onun duası, meleklerin duası gibidir.
İbn Mâce, Cenâiz, 1.

Hutbe Komisyonu

Musluman
cuman mubarek olsun!
 
İslamın Öğretmene Verdiği Önem
Selam!

قُلْ هَلْ يَسْتَوِي الَّذِينَ يَعْلَمُونَ وَالَّذِينَ لَا يَعْلَمُونَ إِنَّمَا يَتَذَكَّرُ أُوْلُوا الْأَلْبَاب

Kardeşlerim!

Yüce Dinimiz İslam ilim öğrenme ve öğretmeye büyük önem vermiştir. Yüce Kitabımızın ilk nazil olan ayetinin OKU manasında olması bu hususu bizlere en açık şekilde beyan etmektedir. Oku emrinin yer, zaman, cinsiyet ayrımı olmadan beyan edilmesi, Müslümana ilmin kapılarının ardına kadar açık olduğunu ifade içindir.

Karanlık aydınlığa, batıl hakka, küfür imana, cehalet bilgiye, faydalı ilim sayesinde kavuşmaktadır. İnsanın kendisine faydalı ve zararlı olan şeyleri bilmesi, ancak ilim sayesinde mümkündür.

Değerli Müminler!

Yüce Rabbimiz ilim sahibi olanların değerini bizlere şöyle beyan eder
Bismillahirrahmanirrahim
39.9 De ki: Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Ancak akıl sahipleri öğüt alır.
Sadakallah!
Dinimiz, insanın bildiklerini başkalarına öğretmesini en büyük infak olarak kabul edilmiştir. Nitekim Peygamber Efendimiz (sav)
Bilmeyenlere ilim öğretmek sadakadır, sadakanın en faziletlisi de bir Müslümanın ilim öğrenmesi ve başkalarına öğretmesidir.
İbni Mâce, Mukaddime 16
buyurmuştur. İlk yaratılan Hz. Âdeme bilmediklerini öğreten Yüce Rabbimizdir. Bunun içindir ki öğretmenlik mesleği yüce, kutsal bir meslektir.

Bütün Peygamberler birer öğretmendi. Zira Sevgili Peygamberimiz (sav)
Ben ancak bir muallim/öğretmen olarak gönderildim
İbni Mâce, Mukaddime, 17
buyurmuştur. İslamdan önce Arap toplumunun yaşayışına Cahiliye Dönemi adı verilir. Peygamberimiz (sav) medeniyetten ve adaletten, insaf ve merhametten, eğitim ve bilgiden uzak insanları zor şartlara rağmen eğitmiş, onları bilgiyle güzel ahlakla ve medeniyetle buluşturmuştur.

Kardeşlerim!

Hem birey hem de millet olarak hepimizin ortak hedefi maddi ve manevi bakımdan iyi nesiller yetiştirmektir. Geleceğe güvenle bakmanın tek yolu budur. Bu hedef ise bilgi sayesinde gerçekleşecektir. Çünkü bilgi güçtür. Yarınlarımızı emanet edeceğimiz yavrularımızın eğitimini üstlenen öğretmenlerimiz bu manada çok önemli ve kutsal bir görevi yerine getirmektedirler.

Tarih boyunca Müslümanlar, ilim adamlarına büyük değer vermişler, onlara son derece saygı ve hürmet göstermişlerdir. Nitekim Hz. Ali Efendimiz (r.a)a atfedilen Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum sözü bu gerçeği teyid etmektedir.

Bu vesile ile yüce dinimiz İslamı bizlere anlatan, ilmi ve irfanıyla Ümmet i Muhammede faydalı olan ilim sahibi hocalarımızı-öğretmenlerimizi minnet ve şükranla anıyor, hayatta olanlara hayırlı uzun ömürler, ahirete irtihal edenlere Cenab-ı Mevladan merhamet niyaz ediyorum.

Fatih ÇAKIR
DİTİB Wörth Ulu Camii Din Görevlisi
Musluman
Cuman mubarek olsun!
 
Üst Alt