Cuma hutbeleri devamı

Yeni Yıla Girerken Bir Yılın Muhasebesi

Selam!

بِسْمِ اللهِ الْرَّحْمَنِ الْرَّحِيمِ
وَالْعَصْرِ إِنَّ الْإِنسَانَ لَفِي خُسْرٍ إِلَّا الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَتَوَاصَوْا بِالْحَقِّ وَتَوَاصَوْا بِالصَّبْرِ

Bismillâhirrahmânirrahîm
103.1-3.Asra yemin ederim ki, insan gerçekten ziyan içindedir. Bundan ancak iman edip iyi ameller işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve sabrı tavsiye edenler müstesnadır.
Sadakallah!

Muhterem Müminler,

Hayatımızdan bir yıl daha geçti. İmtihan dünyasına gözünü açan evlatlarımız oldu. Ama yıl içerisinde Rahmet-i Rahmâna yürüyen kardeşlerimiz de oldu. Kederlerimiz oldu. Belki de yüce Mevlâ tarttı bizim imanımızı. Lütfetti bazen, şükredecek mi diye. Bazen eksiltti verdiği nimetlerden, sabredecek mi diye. Bazılarımız şifa bulmak için gittiği doktordan dermansız derdi olduğunu öğrenerek ayrıldı, kederlendi. Gerçek kederin âhireti kaybetmek olduğunu hiç aklından çıkarmaması gerekirken,

Bismillâhirrahmânirrahîm
29.64. Dünya hayatının oyun ve eğlenceden ibaret olduğunu
Sadakallah!
dünyanın faniliğini unuttu.

Sevinçlerimiz oldu geçtiğimiz yıl içerisinde. Kimi emekli ikramiyesine sevindi, kimi maşına gelen zamma, aldığı yeni arabaya, çocuğunun mezuniyetine Geride bıraktığımız 2013 yılında başka türlü sevinenler de vardı dünyamızda. Mesela sabah uyandığında evinin üzerine bir bomba düşmediğini fark edince, sevindi bazıları. Bir kör kurşuna hedef olmadan geçen güne sevindi. Soluduğu havanın kendisini zehirleyen kimyasal gaz içermediğine sevindi. Kan ve barut kokan dünyasında bir ayağını kaybetse de diğerinin varlığına sevindi. Yaratıldığı günden bu yana belkide en zengin dönemini yaşayan dünyada, açlıktan ölen yüzbinlerin yanında, ölmeyip hayatta kaldığına sevindi kimileri. Bu kadar çok sevinilecek şey varken dünyada, fazla kilolarımıza üzüldük. Arabamızın eski model olmasına üzüldük. Her akşam mükellef bir sofraya oturduğumuz halde benzer şeyleri yediğimize üzüldük. Bir ömür ayakkabıyla tanışmayanların olduğu dünyamızda yeni aldığımız kıyafetimize uygun renkte ayakkabı bulamadığımıza üzüldük. Şükretmemiz gereken nimetler miyarımız bozulunca bize keder kaynağı oldu.

Bismillâhirrahmânirrahîm
36.70.Biz bu Kurânı dirilere nasihat olsun diye gönderdik
Sadakallah!

diyen bir Mevlâmız varken, kulak tıkadık Kurân-ı Kerîmin nasihatine, anlamaya çalışmadık kelâmullahı. Sadece ölülerimize okuyarak kendimizi kandırdık.

Dünyanın aldatıcılığını Rabbimiz bize,

Bismillâhirrahmânirrahîm
9.24. Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz, kazandığınız mallar, kesada uğramasından korktuğunuz ticaret ve beğendiğiniz meskenler size Allahtan, Peygamberinden ve Onun yolunda mücadele etmekten daha sevgili ise, artık Allahın emri gelinceye kadar bekleyin! Allah, fasıklar topluluğunu doğru yola erdirmez.
Sadakallah!

buyurarak hatırlatırken, biz dünya malına esir olduk. Dünya nimetleri, kendi rızkımızı teminin yanısıra, yetimi, mazlumu, muhtacı, mustazafları gözetmek için bizlere bahşedilmişken, biz onları saydıkça sayan biriktiren acizlerden olduk.

Zamanın sahibi, birbirine hakkı ve sabrı tavsiye eden, imanını salih amelle süsleyen kullar değilsek kaybettiğimizi, hatırlatıyor bizlere. Zevklerine esir olan ve zevkini imanına perde eyleyip kaybedenlere soruyor:

Bismillâhirrahmânirrahîm
23.112.Yeryüzünde kaç sene kaldınız?
Sadakallah!

Onlar da cevap veriyor:

Bismillâhirrahmânirrahîm
23.113.Bir gün, ya da bir günden daha az bir süre kaldık.
Sadakallah!

Değerli müminler,

Ömür hızla ilerliyor Kimimiz on beşinde, kimimiz kırkında, kimimiz ellisinde. Çocuk olduğumuz günlere dönüp baktığımızda hemen yanı başımızda dün gibi duruyor. Ömrümüzden daldan düşen yaprak misali bir yıl daha gitmek üzere. Ahiret yolculuğunda ilerlerken takva azığı ile azıklanmadan geçen bir yıla sevinmek mi, yoksa yeni yıla ışık tutması için üzerinde düşünmek mi gerek, iyi hesap etmeliyiz.

Müminin hayatında eğlenmenin de kutlamanın da, meşru çizgiler içerisinde olması gerektiğini asla unutmamalıyız. Müslüman olmayanların, inanç ve değerlerine saygılı olmak imanî ve insanî bir gerekliliktir. Fakat, İslam akîdesinde yeri olmayan inanç ve fiilleri hayatımıza taşıyacak unsurları, eğlence kültürü adı altında içselleştirmek, müminin yaşantısında ne kadar doğru bir davranıştır, tekrar düşünmeliyiz.

Hutbemin sonunda yeni yılın, kardeşliğin, fedakârlığın, şefkatin tekrar insanlık tarafından hatırlanmasına vesile olmasını temennî ediyorum. Zulüm ve gözyaşının dindiği, hukuksuzluğun ortadan kalktığı, kardeşliğin tesis edildiği, paylaşımın ve infâkın fiiliyata dönüşmüş bir değer olarak insanlık hayatında kendisine yer bulduğu bir yıl bahşetmesini Yüce Mevlâdan niyaz ediyorum.


Yusuf DİKMEN,
Recklinghausen DİTİB Merkez Camii Din Görevlisi

Musluman
Cuman hayirli olsun!
 
İçki, Sigara ve Uyuşturucu Maddelerin Zararları

Selam!

وَالْعَصْرِ بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
يَا اَيُّهّا الّذيِن اَمَنُوا اِنَّمَ االْخَمْرُ وَالْمَيْسِرُ وَالأَنْصَابُ وَالأَزْلاَمُ رِجْسٌ مِنْ عَمَلِ الشَّيْطَانِ فَاجْتَنِبُوهُ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ قَالَ النَّبِىُّ عَلَيْهِ السَّلاَمُ اِجْتَنِبُواالْخَمْرَ فَاِنَّهَا اُمُّ الْخَبَائِثِ

Muhterem Müminler,

Yüce Rabbimiz insanı en güzel şekilde yaratmış ve hayatını devam ettirmesi için ona bir beden ihsan etmiştir. İnsanoğluna verilen bu emanetin yanlış ve zararlı yollarda kullanılmaması emir ve tavsiye edilmiştir.

Sevgi ve merhamet dini olan İslam aklı, canı, nesli, malı ve dini korumayı esas almış, bunları meşru yollarda değerlendirmeyi farz kılmış, bu değerlere herhangi bir şekilde zarar verilmesini de şiddetle yasaklamıştır. Dünya ve ahiret mutluluğunu esas alan dinimiz, ailevi ve toplumsal huzursuzluklara yol açan başta alkol ve sigara olmak üzere, insanın aklını, kalbini ve bedenini tahrip eden bütün zararlı alışkanlıkları yasaklamıştır.

Değerli Kardeşlerim,

Uyuşturucu maddelerin, sigara, alkol ve diğer zararlı alışkanlıkların en belirgin özelliği az miktarda kullanılsalar bile, zamanla bağımlılık yapmalarıdır. Bütün insanları, özellikle çocuklarımızı ve gençlerimizi sigara, alkol ve zararlı alışkanlıkların ağına düşmekten korumak her sorumluluk sahibinin görevidir. Yapılan araştırmalara göre, maalesef sigara kullananların yaşı 10-11e kadar düşmüştür. Yine bu araştırmalardan öğreniyoruz ki uyuşturucu maddeleri kullanan gençlerimizin sayısında da ciddi artış görülmektedir.

Muhterem Müslümanlar,

Çocukları ve gençleri bu kötü alışkanlıklara götüren sebepler arasında aile içi iletişim noksanlığı, sevgisizlik, şiddet, küçümseme, yanlış arkadaş seçimi gibi faktörler etkili olmaktadır. Çocuk yetişmesinde ihmal edilen sorumluluklar, gençlik dönemlerinde yukarıda anlatılan olumsuzluklara neden olmaktadır. Çocuklarımızı bu gibi kötü alışkanlıklardan uzak tutmanın en önemli yolu, aile olarak sorumluluklarımızın bilincinde olmak ve yerine getirmektir.

Kurân-ı Kerîmde Rabbimiz:

Bismillâhirrahmânirrahîm
2.195. Kendi elinizle kendinizi tehlikeye atmayın
Sadakallah!
buyurarak, dünya ve ahiret hayatımızı etkileyen bütün kötülüklerden uzak durmamızı emretmektedir. Diğer bir âyette ise
Bismillâhirrahmânirrahîm
5.90.Ey iman edenler! (Aklı örten) içki (ve benzeri şeyler), kumar, dikili taşlar ve fal okları ancak, şeytan işi birer pisliktir. Onlardan kaçının ki, kurtuluşa eresiniz
Sadakallah!
buyurmaktadır. Hazreti Peygamber (s.a.v.) de bir hadîsinde;
İçkiden sakının. Çünkü o bütün kötülüklerin anasıdır
Nesâi, Eşribe, 44.
buyurmuştur.

Değerli Müslümanlar,

Hemen hemen her gün içkinin vücudu tahrip ederek birçok hastalıklara sebep olduğuna, zihnî çalışmayı olumsuz etkilediğine, içki yüzünden birçok kavgaların yaşandığına, trafik kazalarının meydana geldiğine ve nice yuvaların dağıldığına şahit olmaktayız. Ayrıca iş hayatına, aile ve ülke ekonomisine, fert ve cemiyet ahlakına verdiği zararlar da sayılamayacak kadar çoktur.

O zaman gerekli tedbirleri alarak kendimizi, çocuklarımızı ve gençlerimizi korumalıyız. Yüce Mevlâmız bizi ve neslimizi her türlü kötü düşünce ve alışkanlıklardan koruma basireti ihsan etsin.



Hutbe Komisyonu
 
Mevlid-i nebi

Selam!

12.01.2014-Mevlid kandili

Muhabbetten Muhammed oldu hâsıl,
Muhammedsiz muhabbetten ne hâsıl?


Kardeşlerim!

İşte bu veciz ifadeler, Efendimiz (s.a.s)i, ne kadar da güzel dile getiriyor. O (s.a.s), muhabbet peygamberidir; gönüller arasında muhabbet için vardır. O, rahmet peygamberidir; canlı-cansız her varlığa rahmet olarak gönderilmiştir.Yeter ki diller, gönüller ona yönelsin.

Rabbimiz, insanlığa varoluş hikmetini, hayatın anlamını, imtihanın esrarını onunla hatırlatmıştır son kez. Ve Resulünün sevgisine bağlamıştır kendi rızasına mazhar olabilmeyi.

Evet kardeşlerim, 12 Ocak Pazar günü rahmet elçisinin dünyayı teşriflerinin bir yıldönümünü daha idrak edeceğiz. Bu kutlu gece, milletimizce asırlardır mevlid kandili olarak ihyâ edilmekte ve Efendimiz (s.a.s) büyük coşkuyla anılmaktadır. Onun doğumu, öteden beri mümin gönüllere huzur, yüzlere neşe olarak yansır. Lisanda ise,

Bu gelen ilm-i ledün sultanıdır
Bu gelen tevhid-i irfan kânıdır
Bu gelen aşkına devreyler felek
Yüzüne müştak durur ins ü melek.
dizeleriyle tezahür eder.

Kıymetli Kardeşlerim!

Allah Resulü,

Ben Muhammedim, ben Ahmedim, ben rahmet peygamberiyim
Tirmizî, Şemâil, 167.
sözleriyle tanıtmıştır kendini. Rabbimiz de,

Bismillâhirrahmânirrahîm
68.4.Sen elbette yüce bir ahlak üzeresin
Sadakallah!
diyerek övmüştür habibini.
Bismillâhirrahmânirrahîm
33.45-46. Biz seni, bir müjdeci, şahit, uyarıcı, Allahın izniyle kendi yoluna çağıran bir davetçi ve aydınlatıcı bir kandil olarak gönderdik.
Sadakallah!
âyeti ise Efendimiz (s.a.v)in, gönderiliş gayesini ortaya koymaktadır.

Değerli Kardeşlerim!

Efendiler Efendisi, insanlığı bir olan Allaha inanmaya, hayatı kulluk, samimiyet, sadakat, doğruluk gibi yüce değerlerle tezyin etmeye çağırmıştır. Onun dünyaya gelişi; ölüme hayat, zulme adalet, cehalete bilgi, vahşete merhamet, düşmanlığa barış olmuştur. Karanlıklar içerisinde kaybolmuş insanlık onun rehberliğiyle yeniden yolunu bulmuştur. Dünyanın karmaşasında katılaşan kalpler onun şefkat pınarlarıyla yumuşamıştır.

Peygamberimiz, getirdiği prensipleri bizzat yaşayarak hepimize örnek olmuştur. Bize düşen vazife, o güzel prensiplere sımsıkı sarılarak hayatımıza yön vermektir. Böyle olduğu takdirde her mevlid, bizim için Efendimizle ve onun hayat dolu mesajlarıyla yeni bir buluşma olacaktır.

Aziz Müminler!

Kardeşliği, dostluğu ve sevgiyi Ondan öğrendik. Kardeşlik ahlakının gereği olarak kardeşimize kin tutmamayı öğreten şu âyeti Onun mübarek ağzından duyduk:
Bismillâhirrahmânirrahîm
59.10. Rabbimiz! Bizi ve bizden önce iman etmiş olan kardeşlerimizi bağışla. Kalplerimizde, iman edenlere karşı hiçbir kin tutturma! Rabbimiz! Şüphesiz sen çok esirgeyicisin, çok merhametlisin.
Sadakallah!
Bu duaya bugün bütün hücrelerimizle yüksek tonda âmin demeye ne kadar da ihtiyacımız var kardeşlerim.

Gönül dünyamız, çağın problemleriyle boğuşurken zaman zaman çaresizlik içinde çırpınmaktayız. Hayatın bitmek tükenmek bilmeyen sıkıntıları ile mücadelede Resulullahın rahmet yüklü damlaları tek umudumuz ve tutunacak dalımız değil midir? Türlü sıkıntılara mübtelâ olan insanlık, onun hayırla özdeşleşen gönül diline, paylaşımın esirgenmediği cömertlik simgesi eline, harama perde gözüne, hayırdan başka kelam etmeyen mübarek lisanına her zamankinden daha fazla muhtaç değil midir? Kardeşliğimizi, komşuluğumuzu, kulluğumuzu, iman ve İslâm anlayışımızı onun rehberliğinde yeniden sorgulamak zorunda değil miyiz?

Peygamber Efendimiz (s.a.s)in doğumunu kutlarken, aynı zamanda Onun evrensel mesajlarını, iman ve ibadet hayatını, yüce ahlakını, insan onurunu koruyan ilkelerini, kardeşlik hukukunu, birlik-beraberlik, yardımlaşma, adalet anlayışını tekrar hatırlamalıyız. Onun bizzat Rabbimiz tarafından övülen ahlakıyla ahlaklanmaya gayret göstermeliyiz.

Yüce Mevlâmız, gönlümüzden Efendimizin sevgisini hiç eksik etmesin. Bugün, siz kıymetli cemaatimizin mevlid kandilini tebrik ederken, Rabbimizin huzurunda kemâl-i edeple şöyle niyazda bulunuyoruz:

Ey velâdeti yeryüzünün baharı, insanlığın bayramı olan, gönüller sultanı, canda canan Yüce Resul! Sizi tanımış ve size iman etmiş olmaktan dolayı biz, erişilebilecek en büyük nimete ermenin idrakiyle Rabbimize sonsuz hamd ve sena ediyoruz. Ruhu tayyibenize gönül dolusu salat ve selam olsun. Allahümme salli alâ seyyidina Muhammed.

Hazırlayan: Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü
 
Tevhid bilinci

Selam!

Ey insanlar! Lâ ilâhe illallah deyin, kurtuluşa erin. diyordu Allah Resulü.
Hz. Ademden, Peygamber Efendimize gelinceye kadar tüm elçilerin ortak çağrısı olan tevhid acaba ne anlama geliyordu?
Şüphesiz tevhid Yüce Allahın uluhiyetini tanımak, birliğini tasdik etmek, ona hiçbir şeyi eş koşmamak ve ortak kabul etmemektir.
Aslında ilk Müslümanlara baktığımız zaman bu mesajı çok iyi anlayıp hayata geçirdiklerini görüyoruz. O kutlu insanlar bu mübarek kelimenin hem dünyalarını hem de ahiretlerini kurtaracağını çok iyi biliyorlardı.

Değerli Müminler!
Köle olan Bilal-i Habeşi tevhid için canını rahatlıkla feda etmeyi göze alırken, Mekkeyi yönetecek zekâya sahip olan Ebu Cehiller, Ebu Lehebler tevhidi reddediyorlardı. Çünkü kalbe tevhid bilincinin yerleşmesi, ondan başka her şeyin temizlenmesiyle mümkün olabilirdi. Şüphesiz mümin, bâtılı ne kadar güçlü reddederse, Hakkın varlığına olan imanını o kadar kuvvetlendirebilirdi.
Müslüman, ilahi birliği kendi ruhunda yaşamaya başladığı sürece tevhidin gereklerini de yerine getiriyor demektir. Tevhidin özümsenmesi, sosyal alanda da bir birlik ve beraberlik çabasını sürekli gerekli kılar. Tevhidin bütünleştirici ve birleştirici özelliğinin sadece lâ ilâhe illallah kelimesini söylemekle sınırlı kalmadığını ve bunun sosyal hayata da yansıması gerektiğini unutmamalıyız. İslam dininin birlik ve beraberlik üzerindeki vurgusunun toplumsal açıdan çok önemli olduğunu göz ardı etmemeliyiz.

Muhterem Müminler
La ilahe İllallah kelimesini kalbi ile tasdik edip diliyle söyleyerek Müslüman olan bir kişi, hakiki sahibini bulmuş demektir. Allahın dışındakileri, kalp, zihin ve düşünce dünyasından uzaklaştırmış demektir.
Bu bilince eren müminin gönül dünyası, şairin dilinden şöyle dile gelir:
Alan sensin, veren sensin, kılan sen
Ne verdinse odur dahi nemiz var
Hakikat üzre anlayıp bilen sen
Ne verdinse odur dahi nemiz var
Bu şuura ulaşan mümin, artık yaptığı ibadetlerde Allah rızasından başka bir şey gözetmez, ibadetlerine riya katmaz. Çünkü yapılan ibadetlerde Allahtan gayrısını gözetme ve riya gibi kötü hasletler için şirk kelimesi kullanılmıştır.

Değerli Müminler!
Hz. Lokmanın lisanında tevhidin zıddı olan şirk büyük bir zulüm olarak Kuran-ı Kerimde şöyle yer almaktadır:
Bismillâhir rahmânir rahîm.
31.13.Yavrucuğum! Allaha ortak koşma. Çünkü ortak koşmak elbette büyük bir zulümdür .
Sadakallah!

Muhterem Kardeşlerim!
Tevhid bilinci bizi, tek olan Yüce Allahın yarattığı bu evreni ve bütün mahlûkatı, yaratandan ötürü sevmeye götürür. Yaratıcı kudret karşısında hepimiz kul olduğumuzu anlar ve haddimizi biliriz.
Hutbemi, başta okuduğum ayetin meali ile bitiriyorum.
Bismillâhir rahmânir rahîm.
2.163.Sizin ilahınız bir tek ilâhtır. Ondan başka ilâh yoktur. O Rahmandır Rahimdir.
Sadakallah!
Müjdeler olsun tevhid şuuruna erenlere!..

Hazırlayan: Mustafa TEKİN
Ankara İl Müftü Yardımcısı
Redaksiyon: İl İrşat Kurulu

Musluman
Cuman hayirli olsun!
 
Güzel ahlak

Selam!

لَقَدْ كَانَ لَكُمْ ف۪ي رَسُولِ اللّٰهِ اُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِمَنْ كَانَ
(1) يَرْجُوا اللّٰهَ وَالْيَوْمَ الْاٰخِرَ وَذَكَرَ اللّٰهَ كَث۪يراًۜ
(4) خُلُقاً أكْمَلُ المُؤمِنِينَ إيمَاناً أحْسَنُهُمْ


Muhterem Müslümanlar!

Kaynağını Kur'an-ı Kerim'den alan ahlak nizamı, imânı tamamlayan, ihsânı kemâle erdiren, hayâtı güzelleştiren, sâhibini Allâh'ın rızâsına yaklaştıran davranışlar bütünüdür.
İlahi dinlerin gayesi ve peygamberlerin gönderiliş sebeplerinin en önemlisi, yeryüzünde güzel ahlâkı hâkim kılmaktır. İslam peygamberinin,
Ben güzel ahlâkı tamamlamak üzere gönderildim.
Ahmet,11,381
sözünü, Yüce Allah,
Bismillâhirrahmânirrahîm
33.21. Andolsun ki, Allahın Resûlünde sizin için; Allaha ve âhiret gününe kavuşmayı uman ve Allahı çok zikreden kimseler için güzel bir örnek vardır
Sadakallah!
ayeti ile teyit ederek bu hakikati vurgulamıştır.

Aziz Müminler !

Allahın Resülü her fırsatta Ashâbını güzel ahlâklı olmaya teşvik etmiş, ashabı da onun hayatını titizlikle izleyerek, ilkelerini hem kendileri için örnek almış, hem de sonraki nesillere büyük bir gayret ve özenle nakletmiştir.
Yaratılışımızın gayesini Allaha kulluk olduğunu bildiren yüce Allah, insanı İmana, Salih amellerle her türlü kötülüklerden arınmaya, temiz toplumun yapısını oluşturan ahlâki niteliklere sahip olmaya çağırmaktadır.

Muhterem Müslümanlar !

Dindar insanla, iyi ahlâklı insan aynı fotoğraf içerisinde yer alırsa o zaman dine uygun yaşanmış olur. Güzel ahlâk, doğru davranış insanı nitelikli kılar. Dinin kendisinden beklediği güzel davranışları sergileyen kendisine ve toplumuna yararlı olur. Üzüntü ile ifade etmeliyiz ki, günümüz dünyasında toplumların sosyal yapılarını tehdit eden en büyük tehlike, ahlâki değerlerin yozlaşmasıdır.
Doğruluğun, samimiyetin, haya ve edebin, şefkat ve merhametin, ülfet ve muhabbetin saygının, sevginin ve hoşgörünün giderek azalması, buna karşılık, yalan, iftira, arsızlık, saygısızlık, içki, uyuşturucu, kumar, zina, hırsızlık, şiddet, kin, nefret vb. her türlü kötülüklerin hızla artması ahlâki çöküşün en önemli göstergesidir.
Yaşadığımız modern dünya da; ahlâkî değerleri tahrip eden akımlar, inanç ve ahlâk ekseninde telafisi güç problemlerin doğmasına zemin hazırlamaktadır.

Aziz Müminler !

Fert ve toplumların ruhen ve bedenen sağlıklı yetişmelerinde din ve ahlâk eğitiminin önemi çok büyüktür. Bu nedenle, ailelere, eğitim kurumlarına ve sorumluluk taşıyan herkese büyük vazifeler düşmektedir. Bu vazifelerin başında da sorumlu olduğumuz çocuklarımızı ve yakınlarımızı, her türlü gayri ahlaki ortamlardan uzak tutmak gelmektedir. Özellikle çocuklarımızın arkadaş çevresinin ve etkileşim ortamları dikkatle izlenmelidir.

Muhterem Müminler !

Toplumları bir arada tutan ve güçlü kılan ahlaki değerler, geçerliliğini yitirdiği ve yok olduğu takdirde toplumun her ferdi bundan zarar görür. Güzel ahlâkı korumak Yüce Rabbimizin emridir.
Aynı zamanda toplum hayatını sürdürmenin ve insanlık onurunu yüceltmenin bir gereğidir.
Unutmayalım ki Müminlerin en önemli görevlerinden biri de ahlâkî meziyetlere sahip olmak, nesillere güzel ahlâki hasletleri kazandırmaktır.
Hutbemi Peygamberimizin konu ile ilgili hadisi şerifleri ile bitirmek istiyorum.
Kıyamet günü müminin mizanında güzel ahlâktan daha ağır bir şey bulunmaz.
Tirmizi, 62
Müminlerin iman bakımından en mükemmel olanları ahlâkı en güzel olanlardır.
Tirmzi,71

Ali ÜNAL
Urla Müftüsü

Musluman
Cuman hayirli olsun!
 
Haset ve Fesadın Zararları

Selam!

بِسْمِ اللهِ الْرَّحْمَنِ الْرَّحِيمِ
قُلْ اَعُوذُ بِرَبِّ الْفَلَقِ ، مِنْ شَرِّ مَا خَلَقَ ، وَ مِنْ شَرِّ غَاسِقٍ اِذَا وَقَبَ ، وَ مِنْ شَرِّ النَّفَّاثَاتِ فِى الْعُقَد ، وَ مِنْ شَرِّ حَاسِدٍ اِذَا حَسَدَ

Bismillâhirrahmânirrahîm
112.1-5.De ki: Yarattığı şeylerin kötülüğünden, karanlığı çöktüğü zaman gecenin kötülüğünden, düğümlere üfleyenlerin kötülüğünden, haset ettiği zaman hasetçinin kötülüğünden, sabah aydınlığının Rabbine sığınırım.
Sadakallah!

Muhterem Müslümanlar,

Haset, başkalarının sahip olduğu maddî ya da manevî imkânların ellerinden çıkmasını, yok olmasını istemeye denir. Hasedin günümüzdeki karşılığı, kıskançlık olarak kullanılmaktadır.

Kıskançlığın, çoğunlukla aralarında ticarî, ekonomik, ilmî veya toplumsal ilişkiler bulunan insanların arasında ortaya çıktığı görülmektedir. Gayri ahlakî özelliklerden kabul edilmiş olan haset, dinimizce de haram kılınmıştır. Ancak başkasının sahip olduğu değerin veya nimetin onun elinden çıkmasını istemeksizin bunlara sahip olmayı istemek, bir başka ifadeyle gıpta etmek ise meşru bir durumdur.
Hz. Peygamber (sav) bir hadislerinde şöyle buyurmaktadır:
Bir kulun kalbinde imanla haset bir arada bulunmaz.
Nesâî, Cihâd, 8.
Efendimiz bu sözüyle, hasedin kalp ve duygular ile ilgili bir hastalık olduğunu vurgulamakta, kişinin hayatında uğrayacağı hüsranın boyutunu ifade etmektedir. Bir başka sözlerinde ise şöyle buyurur:
Ateşin odunu yakıp bitirmesi gibi, bütün iyilikleri de haset yok eder.
İbn Mâce, Sünen, Zühd, 22.
Gerçekten haset duygusu haset eden kişiyi gıybete, kötülüğe ve haksızlığa sevk eder ve sonuçta yaptığı bütün iyiliklerini mahveder. Hz. Ademi kıskanmasının sonucunda İblisin, yani Şeytanın düştüğü durum ile Hz. Ademin iki oğlundan Kabilin Habili kıskanmasının sonucunda onu öldürmesiyle düştüğü durum son derece ibret vericidir. Tarihte bunlara benzer ibret verici kıssalara çokca rastlanmaktadır.

Değerli Müminler,

İnsanın manevî dünyasını kirleten bir hastalık olması açısından haset, yukarıda sıraladığımız zararları yanında, ayrıca kişiyi sürekli üzüntü içinde yaşamak zorunda bırakan ve mutluluğunu yok eden önemli sebeplerindendir. Bir şeyleri elde edememek ve başkasının elindekini alamamak duygularının körüklediği üzüntü, kişinin Allahın verdiği nimetlerden zevk alamamasına da neden olmaktadır.

Hasedin zararı sadece haset edenle sınırlı kalmayıp toplum içinde de etkisini göstermektedir. Özellikle Avrupada yaşayan vatandaşlarımızın birbirlerini kıskanmaları, çekememeleri, birbirlerinin imkânlarına göz dikmeleri, kardeşlik duygularını zedelediği gibi, yaşadığımız Alman toplumu içinde saygınlığımızı da bitirmektedir. Hz Peygamber, haset ve buğzu önceki milletlerin yıkılmasına sebep olan bir hastalık olarak ifade ederken hasedin bu ve buna benzer toplumsal zararlarına dikkatlerimizi çekmiştir.

Aziz Kardeşlerim,

Acaba kişinin bu kötü isteklerinden ve hırslarından kurtulması için ne yapması gerekir? Öncelikle her şeye ve herkese rahmet gözüyle bakması gerekmektedir. Bunu gerçekleştirebilmek için ise ilim, ibadet ve salih amel gereklidir. Yani kişi, düşünce ve davranışlarını dinin ve aklın gerekliliklerine göre düzenler ve haset duygusu taşıdığı için kendisini eleştirebilirse, ruhunu haset hastalığından temizlemiş olabilecektir.

Hutbemi Felak suresinde, Yüce Allahın bizlere öğrettiği şu yakarışla bitirmek istiyorum: De ki: Yarattığı şeylerin kötülüğünden, karanlığı çöktüğü zaman gecenin kötülüğünden, düğümlere üfleyenlerin kötülüğünden, haset ettiği zaman hasetçinin kötülüğünden, sabah aydınlığının Rabbine sığınırım.

Dr. Ali Soylu
Schirnding Ayasoyfa Camii Din Görevlisi
 
Kul Hakkı

Selam!

بِسْمِ اللهِ الْرَّحْمَنِ الْرَّحِيمِ
فَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ خَيْرًا يَرَهُ ، وَ مَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ شَرًّا يَرَهُ

Bismillâhirrahmânirrahîm
99.7-8.Kim zerre miktarı hayır yapmışsa onu görür. Kim de zerre miktarı kötülük işlerse, onu görür
Sadakallah!

Muhterem Müminler.

Sosyal bir varlık olan insan, toplum içinde yaşar ve ihtiyacı olan birçok şeyi başkalarıyla paylaşmak zorundadır. Toplu halde yaşamanın temel amacı; insanın mutluluğu, refahı ve güvenliği olup, birbirimize karşı ilişkilerimizde de uymamız gereken ahlakî ve kanunî kuralları içerir. Bu kurallardan birisi olan Kul hakkı; insanın can, mal ve namus gibi dokunulmazlıklarını korumaya yönelik ortaya çıkan bir haktır. Cana kıymak, hırsızlık, gıybet, yalan, borç, iftira, küfürlü söz, kul hakkını doğurur. Bu kuralların ihlali kul hakkına riayet etmemektir. Dünyada ve ahirette bunları yapmanın cezaları vardır.

Aziz Müminler,

Müslüman, kul haklarına son derece titizlik göstermelidir. Bilerek veya bilmeyerek başkalarının hakkını üzerine geçiren kimse o hakkı dünyada ödemek ve helalleşmek suretiyle kendisini kurtarmaya çalışmalıdır. Bu fani hayatın son bulacağını, gerçek hayat dediğimiz ahiret hayatının başlayacağını ve herkesin dünyadaki hayatından hesaba çekileceğini hatırımızdan çıkarmamamız gerekir. Nitekim Kurân-ı Kerîminde
Bismillâhirrahmânirrahîm
99.7-8.Kim zerre miktarı hayır yapmışsa onu görür. Kim de zerre miktarı kötülük işlerse, onu görür
Sadakallah!
buyuran Allah Teâla, insanların mutlaka yaptıklarının karşılıgını göreceğini bizlere bildirmiştir. Sevgili Peygamberimiz (sav) de;
Bir kimsenin diğer bir kimsenin haysiyetine yahut malına tecavüzden dolayı üzerinde bir hak bulunursa, altın ve gümüşün geçmediği hesap günü gelmeden helalleşsin. Aksi takdirde, yaptığı haksızlık ölçüsünde, iyi amellerinden alınıp hak sahibine verilir, İyiliği yoksa hak sahibinin günahından alınıp haksızlık eden kimseye yüklenir
Sahîh-i Buhârî, Tecrid Terc.C.7 S.375.
şeklindeki hadîsi ile kul hakkının önemine işaret etmiştir.

Kıymetli Kardeşlerim,

Peygamberimiz (s.a.v.) hayatının son günlerinde hastalığı esnasında mescitte minbere çıkarak
Ey insanlar! Belki yakında aranızdan ayrılacağım. Allahın huzuruna kul hakkı ile gitmekten daha ağır bir şey yoktur. Kimin bende bir alacağı varsa işte malım gelsin alsın. Kime yanlışlıkla veya kasten vurmuşsam işte sırtım gelsin vursun. Bu konuda asla çekinmeyin. Şunu bilin ki, içinizde bana en sevimli olan bende olan hakkını alan veya bana hakkını helal eden kişidir
İbn Sad, Tabakât, II, 255.
buyurmuş, bu davranışıyla bizlere ayrıca toplum huzurunda kul hakkından helalleşmenin örnekliğini göstermiştir.

Muhterem Müslümanlar,

Kul hakkı konusunda dikkatli olmamız gereken konulardan biri de kamu hakkının oluşmasıdır. Kamu hakkı kul hakkından daha kapsamlıdır. Çünkü kul hakkı ihlalinde bir veya birkaç kişiye karşı sorumlu iken kamu hakkında o toplumda yaşayan bütün insanlara karşı sorumluluk doğmaktadır. Belki hakkını ihlal ettiğimiz şahsı bulup ondan helallik alma ihtimalimiz vardır. Ancak kamu hakkını ihlal ettiğimizde kimden nasıl helallik alabiliriz? Bu sebeple kamu hakkını gözetmemiz, bu hususta titiz davranmamız gerekmektedir. Neticede kamu hakkını tüyü bitmemiş yetimin hakkı olarak özetleyebiliriz.

Netice itibariyle iyi bir Müslüman olmak istiyorsak, bütün insanların hakkına saygı göstermeli, kimsenin hakkını yememeliyiz. Kimsenin malına el uzatmamalı, kimseye zulmetmemeliyiz. Haksızlığın ağır vebalini düşünmeli, ahiretteki hesabın şiddetini ve zorluğunu aklımızdan çıkarmamalıyız.

Hutbemi bir hadîs-i şerîf mealiyle bitiriyorum:
Müslüman, elinden ve dilinden Müslümanların emin olduğu, zarar görmediği kimsedir.
Sahihi Müslim Tecrit Tercümesi C.1.S.256.

Bayram Oyan

Ravensburg Camii Din Görevlisi


Musluman
Cuman hayirli olsun!
 
İsraf Haramdır

Selam!

بِسْمِ اللهِ الْرَّحْمَنِ الْرَّحِيمِ
وَالَّذِينَ إِذَا أَنفَقُوا لَمْ يُسْرِفُوا وَلَمْ يَقْتُرُوا وَكَانَ بَيْنَ ذَلِكَ قَوَامًا

Bismillâhirrahmânirrahîm
25.67.Onlar, harcama yaptıklarında ne israf ederler, ne de cimri davranırlar. Bu ikisi arasında bir yol tutarlar.
Sadakallah!

Muhterem Müminler,

Bir gün sevgili Peygamberimiz (sav) abdest almakta olan Sad b. Ebi Vakkasın yanına uğrar. Abdest esnasında onun suyu fazla kullandığını görür ve ikaz ederek Bu ne israf? buyurur. Sad, Abdestte de israf olur mu ya Resulallah? diye sorunca efendimiz (sav): Evet, akan bir nehirden bile abdest alsan israf olur şeklinde karşılık verir.
İbnMâce, Tahâret, 48.

Değerli kardeşlerim,

Okuduğum âyet-i kerîmede Yüce Rabbimiz, müminlerin özelliklerini anlatırken şöyle buyurur:
Bismillâhirrahmânirrahîm
25.67. Onlar, harcama yaptıklarında ne israf ederler, ne de cimri davranırlar. Bu ikisi arasında bir yol tutarlar.
Sadakallah!

Başka bir âyetinde ise Cenab-ı Hak,
Bismillâhirrahmânirrahîm
17.26-27. Akrabaya, yoksula, yolda kalmışa haklarını ver! Malını israf ile saçıp savurma! Zira saçıp savuranlar, şeytanın dostları, kardeşleridir.
Sadakallah!
buyurmaktadır. Bu ilâhî beyânlardan ve Efendimizin ikazlarından anlıyoruz ki, mümin, dünya hayatında cimrilikten ve israf hastalığından, saçıp savurmadan, dengesiz harcamalardan uzak durarak orta yol üzerine olmak zorundadır.

Bunun yanında bize verilen nimetler asla sonsuz ve sınırsız değildir. Üzerinde yaşadığımız şu dünya, bize hayat kaynağı olan ormanlar, aldığımız nefes, sahip olduğumuz evlatlarımız, evlerimiz, sağlığımız birer emanettir. Bunları kullanırken rızay-ı ilâhî doğrultusunda kullanmamız gerekir.

Muhterem kardeşlerim,

Modern dünyada insanlık kendi kabuğuna çekilmiş tamamen bencilleşmiştir. Merhamet, başkalarının dertleriyle hemdert olma, yardım elini uzatma gibi duygular kaybolmuş, düzenlenen alışveriş günleri, indirim günleri, yoğun reklamlarla desteklenen kampanyalar neticesinde, kontrolsüz tüketim başlamıştır. Sorumsuz bir şekilde her şeyi tüketiyoruz. Hayatımız ve ömrümüz akıp giderken gençliğimizi, sağlığımızı, zamanımızı zenginliğimizi, geleceğimizi, her şeyimizi israf ediyoruz. İsraf ve savurganlık, bugün hayatımızın hemen her tarafını kuşatmış durumdadır. Çocuklarımıza aldığımız oyuncaklardan en büyük nimet olan ekmeğe, Evlerimizdeki mobilyalardan içtiğimiz suya varıncaya kadar her şeyimizde malesef israf ediyoruz.

Değerli kardeşlerim,

Özellikle iki nimetin israfında kaybımız çok daha büyüktür. Bunlar sağlık ve boş zamandır. Hiç düşündük mü ömrümüzü nerede harcıyoruz? Bir günün kaç dakikasını dinimize veya dünyamıza faydalı şeylerle geçiriyoruz. Saatlerce seyredilen filmler, terk edemediğimiz diziler, kahvehane köşelerinde kaybettiğimiz zamanlar, dedikodu meclisleri israf değil de nedir? Alıp verdiğimiz her nefesin hesabı bizden sorulmayacak mı? Ya kaybettiğimiz sağlığımıza ne demeli. İçkiyle, sigarayla, dengesiz beslenme ile heba ettiğimiz sağlığımız israf değil mi?

Kardeşlerim,

İsraf etmek günahtır.
Bismillâhirrahmânirrahîm
6.41. Allah israf edenleri sevmez.
Sadakallah!
Çünkü israf, rızkı veren Allahın nimetlerine karşı saygısızlıktır. Hutbemi Efendimizin sözüyle bitirmek istiyorum;
İnsanoğlu kıyamet günü beş şeyden hesaba çekilmedikçe yerinden kımıldayamayacaktır; Ömrünü nasıl tükettiğinden, gençliğini nasıl yıprattığından, malını nerede kazanıp nereye harcadığından ve öğrendiği bilgilerle nasıl amel ettiğinden.
Tirmizî, Sıfatül-kıyâme, 1.

Cenab-ı Hak bizleri israf ve cimrilikten uzak duran kullarından eylesin.

HALİT AÇIKEL
Kirchheim unter teck / Stuttgart

Musluman
Cuman hayirli olsun!
 
Ahde Vefa

Selam!

بِسْمِ اللهِ الْرَّحْمَنِ الْرَّحِيمِ
وَالَّذِينَ هُمْ لِاَمَانَاتِهِمْ وَعَهْدِهِمْ رَاعُونَ

Bismillâhirrahmânirrahîm
23.8.Yine onlar ki, emanetlerine ve verdikleri sözlere riayet ederler.
Sadakallah!

Değerli Müslümanlar,

Bizleri yaratan Allah Teala, dünyada sıhhatli bir toplum oluşturabilmemiz ve ahiret yurduna huzurla girebilmemiz için bir takım kurallar koymuştur. Bu kuralların en önemlilerinden biri de ahit ve ahde vefadır.

Sözünde durma, verdiği sözlere bağlı kalma, özü ve sözü doğru olma anlamına gelen ahde vefa, İslâm ahlâkının en önemli prensiplerinden biridir. Kurâna göre ahde vefa, iman ederek Allah ile ahidleşmiş ve böylece kendisini hür iradesiyle sadakat yükümlülüğü altına sokmuş olan müminin ahlâkî bir borcudur. İster insanlara, ister Allaha karşı verilmiş olsun her ahid ve söz, yükümlülük şartlarını taşıyan her insanı borçlu ve sorumlu kılar. Bu sorumluluğun yerine getirilmesine ahde vefâ veya ahde riâyet denilir.

Ahit, Allahla insan ve insanla insan arasında olmak üzere iki yönlüdür. Allah Teâla, Kurân-ı Kerîmde, insanların atası olan Hz. Adem ve Onun zürriyetiyle bir ahitleşme yapmıştır. Bundan dolayı Yüce Allah, bizim Rabbimiz olduğunu ve buna şahit olarak gereği gibi yaşamamızı emretmiştir. İnsanoğlu bu sözleşmenin gereği olarak ahdine bağlı kalmalıdır. Diğer yönü ise insanın insana karşı olan sözleşmesidir. İnsan sosyal bir varlıktır. Çevresindeki insanlara ihtiyacı vardır. Bu ihtiyacın giderilmesi ise karşılıklı anlayış ve güvene bağlıdır. Bu güveni sağlayabilmek de ahitleşmek ve ahde vefa göstermekle gerçekleşir.

Muhterem Müslümanlar,

Yüce Allah, Kurân-ı Kerîmde müminlerin özellikleri arasında emanete riayet etmeyi ve ahde vefayı; yani sözlerine sadık kalmayı zikretmektedir. Toplumun huzuru, ancak ve ancak birbirimize duyduğumuz saygı ve ahde vefaya bağlıdır. Ahde vefa olmadan sağlıklı bir toplum hayatı mümkün olamaz. Allah Teâla, böyle bir topluma rahmet nazarıyla bakmaz. Zira Kurân-ı Kerîmde Cenab-ı Hak şöyle buyurmaktadır;
Bismillâhirrahmânirrahîm
13.25.Allaha verdikleri sözü kuvvetle pekiştirdikten sonra bozanlar, Allahın riayet edilmesini emrettiği şeyleri (akrabalık bağlarını) terk edenler ve yeryüzünde fesat çıkaranlar; işte lanet onlar içindir. Ve kötü yurt (cehennem) onlarındır.
Sadakallah!
Allah Resulü de hadîs-i şerîflerinde münafıklığın alametleri arasında sözünde durmamayı da zikretmiştir.

Muhterem Müslümanlar,

Görülüyor ki insanın, Allah ve toplum ile barışık olabilmesi için ahde vefaya çok büyük önem vermesi gerekmektedir. Bizleri yaratan Yüce Allah, koyduğu ilahî kanunları, tüm insanların huzur ve mutluluğu için koymuştur. Bize düşen görev de bu olgunluğa erişebilmek için Onun yolundan ayrılmamak, Onun ahdine vefa göstermektir.

O halde geliniz bizler de Peygamber Efendimiz gibi sözüne sadık, ahde vefalı ve çevresi tarafından güvenilir bireyler olalım. Cenab-ı Hakkın
Bismillâhirrahmânirrahîm
33.23. Müminler içinde Allaha verdikleri sözde duran nice erler vardır. İşte onlardan kimi sözünü yerine getirip o yolda canını vermiştir ve kimi de şehitliği beklemektedir. Onlar asla sözlerini değiştirmemişlerdir.
Sadakallah!
âyet-i kerîmesi gereği ahdimize sahip çıkalım.

Yüce Mevla, bizlere ahdine saygılı olmayı, Allaha ve topluma olan görevlerini en güzel bir şekilde yerine getirmeyi nasip etsin!

Musluman
Cuman hayirli olsun!
 
Takdir-i İlahiye Razı Olalım

Selam!

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
وَمَا أَصَابَكُم مِّن مُّصِيبَةٍ فَبِمَا كَسَبَتْ أَيْدِيكُمْ وَيَعْفُو عَنْ كَثِيرٍ

Bismillâhirrahmânirrahîm
42.36.Başınıza her ne musibet gelirse, kendi yaptıklarınız yüzündendir.
Sadakallah!

Değerli Müminler,

İslam ordularını teftiş için müslümanların ikinci halifesi Hz. Ömer Şam'a gitti. Ordu komutanı Ebu Ubeyde orduda veba hastalığı salgını olduğunu söyledi. Hz. Ömer ordugaha varınca; Ben hayvanımın sırtında sabahlayacağım, siz de öyle yapın dedi. Ebu Ubeyde sordu: Takdir-i İlahiden mi kaçıyorsun ya Ömer? Hz. Ömer: Keşke bu sözü senden başkası söyleseydi; evet, Allah'ın takdirinden yine O'nun takdirine kaçıyorum dedi.
Müslim, selam, 98.

Kardeşlerim,

Takdir-i İlahi, en çok kullandığımız ve hayata bakışımızı bütün açıklığıyla ortaya koyan kavramlardan biridir. Cenazemiz olduğunda, amansız bir hastalığa yakalandığımızda, zenginden fakir düştüğümüzde, hatta ayağımız tökezlediğinde bile takdir-i ilahi der teselli buluruz. Şüphe yok ki; gücümüzü aşan, herhangi bir şey yapma imkanımız bulunmayan hadiseler karşısında tam bir teslimiyetle takdir-i ilahi demekten başka çaremiz yoktur. Zira takdir-i ilahi; Allahın yasası, kuralı, sünneti, istek ve arzusu anlamına gelir. Biz insanlar da Allahın koyduğu yasa ve kurallar çerçevesinde hayatımızı sürdürürüz. Bu konuyla ilgili Kuran-ı Kerimde yer alan onlarca ayet-i kerimeden sadece bir tanesini zikredelim:
Bismillâhirrahmânirrahîm
9.51. Deki: Başımıza Allahın bizim için yazdığından başkası gelmez. Odur bizim tek sahibimiz. Şu halde inananlar yalnızca Ona güvensinler.
Sadakallah!
Bu ayet-i kerime, içerisinde bulunduğu ayetler grubuyla birlikte değelendirildiğinde müslümanla munafığın zıt hayat tasavvurlarını da ortaya koymaktadır. Müslüman Allahın takdirini hayatının merkezine koyan insandır.

Fakat Allah (cc), kullarının her hususta tedbirli, gayretli ve dikkatli olmalarını takdir etmiştir. Bu aynen namazın, haccın, zekatın ve diğer dini mükellefiyetlerin takdir edilmesi gibidir.

Bu sebeple, Allahın bize en büyük lütuflarından olan ve dünyada tabi tutulduğumuz ilahi imtihanın temelini oluşturan; irade, istek, tercih ve akletme melekelerimizin sınırları içinde bulunan konularla ilgili takındığımız ihmalkar davranışları ve yaptığımız hatalı davranışlar neticesinde başımıza gelen kötülükleri veya başkalarına verdiğimiz zararları ilahi takdire havale ederek sorumluluktan kurtulamayız. Trafik kurallarına uymadığımız için meydana gelen kazada ölüme veya ölümlere sebep olmak cinayet olduğu gibi, bu durumu ilahi takdire bağlayarak suçsuzluğumuzu ilan etmek de bir nevi cinayettir. Hutbemin girişinde okuduğum ayet-i kerimede yüce Rabbimizin dikkatimizi çektiği husus tam da budur:
Bismillâhirrahmânirrahîm
42.30.Başınıza her ne musibet gelirse, kendi yaptıklarınız yüzündendir.
Sadakallah!

Kardeşlerim,

Hutbemi peygamberimizin konumuzla ilgili bir hadisiyle bitirmek istiyorum: Ebu Huzame (ra) peygamberimize sordu: Ey Allah'ın Rasulü! Dua ediyoruz, ilaçla tedavi oluyoruz ve korktuğumuz şeylerden korunmak için tedbir alıyoruz. Bütün bunlar Allah'ın takdirini bizden çevirir mi? Allah Rasulü buyurdu:
"Bunlar da Allah'ın takdiridir.
Tirmizi, tıb, 21.

Mustafa Bektaş

Lauda-Königshofen, Mimar Sinan Camii Din Görevlisi
Musluman
Cuman hayirli olsun!
 
Üst Alt