Cuma hutbeleri devamı

Kazandıklarımızı devam ettirelim

Selam!

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ
اَلَّذِينَ يَذْكُرُونَ اللّٰهَ قِيَامًا وَقُعُودًا وَعَلٰى جُنُوبِهِمْ وَيَتَفَكَّرُونَ فِي خَلْقِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ رَبَّنَا مَا خَلَقْتَ هٰذَا بَاطِلًا سُبْحَانَكَ فَقِنَا عَذَابَ النَّارِ

Bismillâhirrahmânirrahîm
3.191. Onlar ayakta iken, otururken ve yanları üzerine yatarken, Allahı anarlar. Göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler. Rabbimiz! Bunu boş yere yaratmadın, seni eksikliklerden uzak tutarız. Bizi ateş azabından koru derler.
Sadakallah!

وَ قَالَ النَّبِيُّ عَلَيِهِ السَّلاَمُ : اَحَبُّ الاَعْمَاَلِ الَى اللهُ اَدْوَمُهَا وَ اِنْ قَلَّ

Peygamber Efendimiz buyuruyor ki:
Allah-ı Teâlâ için en sevimli amel, az da olsa devamlı olanıdır.
Buhârî, Kitabül-Müsafirin, 218

Muhterem Müslümanlar,

Büyük bir sevinçle karşıladığımız rahmet ayı Ramazân-ı Şerîfi yine büyük bir üzüntüyle yolcu ettik. Yüce Allahtan daha nice Ramazanlara sıhhat, afiyet ve gönül huzuru ile kavuşmamızı nasip etmesini niyaz ederim.

Değerli Müminler,

Kainatta, boş yere yaratılmış, kendi haline bırakılmış, tek bir varlık dahi bulunmamaktadır. Nitekim Kurân-ı Kerîmde: Onlar ayakta iken, otururken ve yanları üzerine yatarken, Allahı anarlar. Göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler. Rabbimiz! Bunu boş yere yaratmadın, seni eksikliklerden uzak tutarız. Bizi ateş azabından koru derler [1] âyeti de bunu beyân etmektedir.

O halde hayatımız sadece yemek içmek ve dünya nimetlerinden faydalanmak olmamalı, bize bahşedilen nimetler üzerinde tefekkür ederek, yaratılış gayemizin hikmetini idrake çalışmalıyız. Bu insanın eşref-i mahlûkât olmasıyla bağdaşan bir durumdur. Kurân-ı Kerîmde;
Bismillahirrahmanirrahim
30.8. Onlar, kendi nefisleri(nin yaratılış incelikleri) hakkında hiç düşünmediler mi? Hem Allah, gökler ile yeri ve ikisi arasındakileri ancak hak ve hikmete uygun olarak ve belirli bir süre için yaratmıştır. Şüphesiz insanların birçoğu Rablerine kavuşacaklarını inkâr ediyorlar
Sadakallah!
âyeti de buna işaret etmektedir.

Kıymetli Müslümanlar,

İnsanın asıl vazifesi Kurânın ifadesiyle Yüce Allaha kulluk etmek, ibadet ve taatte bulunmaktır. Göklerde ve yerde bulunan canlı ve cansız, büyük küçük her şey Allahı tesbîh ederken insanın bu kulluk görevini ihmal etmesi düşünülemez. Bu itibarla Ramazan ayında kazandığımız güzel alışkanlıklarımızı bayramla birlikte bitirmemeli, ömrümüzün sonuna kadar devam ettirmeliyiz. Nitekim Hz. Ayşe (r.a.)nın anlattığına göre Resulüllah (s.a.v.)e:
Ya Resullullah! Hangi ibadet Allah-ı Teâlâya daha çok sevimlidir? diye sorulur? Efendimiz (sav); az da olsa devamlı olanıdır.
Buhârî, Kitabül-Müsafirin, 218.
diye buyurmuşlardır. Aynı konuyla ilgili olarak bir âyet-i kerîmede de Allah-ı Teâlâ:

Bismillahirrahmanirrahim
15.99. Sana ölüm gelinceye kadar Rabbine ibadet et
Sadakallah!
buyurmaktadır. O halde Ramazanda nefsini ıslâh eden, güzel amellerle sevabını arttıran mümin bu durumunu ömür boyu muhafaza etmelidir.

Aziz Kardeşlerim,

Dünya hayatında bize düşen vazife, yaratılış gayemize göre hareket etmektir. Allahın rızasını ve hoşnutluğunu kazanmak, Ona ibadet ve taatte geri durmamak, kulluğumuzu en güzel şekilde ifa etmektir. Rabbim bizleri de kendisine hakkıyla itaat ve ibadet eden, salih amel işleyen, kulların zümresine dahil eylesin.

DİTİB Din Hizmetleri Müdürlüğü

Musluman
Cuman ve bayramin mubarek olsun!
 
Duâ Kul ile Allah arasında yegâne bağ

Selam!

بِسْمِ اللهِ الْرَّحْمَنِ الْرَّحِيمِ
وَإِذَا سَأَلَكَ عِبَادِي عَنِّي فَإِنِّي قَرِيبٌ أُجِيبُ دَعْوَةَ الدَّاعِ إِذَا دَعَانِ فَلْيَسْتَجِيبُواْ لِي وَلْيُؤْمِنُواْ بِي لَعَلَّهُمْ يَرْشُدُونَ

Bismillâhirrahmânirrahîm
2.186.Kullarım sana, beni sorduğunda (onlara söyle): Ben onlara çok yakınım. Bana duâ edince, duâ edenin duâsına cevap veririm. O halde doğru yolu bulmaları için benim davetime uysunlar, bana iman etsinler.
Sadakallah!

Muhterem Müslümanlar,

İnsanoğlu; akıl ve inanç sahibi olmakla birlikte, kabiliyet ve kudreti sınırlı olan bir varlıktır. Aynı zamanda o, arzu ve ihtiyaçlarla kuşatılmış bir dünyada yaşamaktadır. Allah ise yaratandır; gücü sonsuz, rahmeti geniş ve iyilikleri bol olandır. Duâ, Allahın yüceliği karşısında insanın aczini ve zafiyetini itiraf etmesi, sevgi ve saygı ile Allahın lütuf, nimet ve yardımını, dünya ve ahirette iyilikler ihsan etmesini istemesidir. Aynı şekilde duâ; insanoğlunun üzerindeki sıkıntı, dert ve belaların giderilmesine; günah, hata ve kusurlarının bağışlanmasına vesiledir.

Aziz Müminler,

Her insan zaman zaman, üstesinden gelemeyeceği birçok olay ve sıkıntı ile karşılaşır. Böyle durumlarda insan, Allaha sığınma ve Ondan yardım isteme ihtiyacı hisseder ve dua eder. Allah Teâla (cc) bir âyetinde meâlen
Bismillâhirrahmânirrahîm
25.77.(Ey peygamber!) De ki; Duânız olmasa Rabbim size ne diye değer versin?
Sadakallah!
buyurmuştur. Nitekim Yüce Allah birçok âyette insanların duâ etmelerini istemekte, sıkıntı anında gidecek başka kapısının bulunmadığını itiraf etmesini kulluk olarak kabul etmektedir.

Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.) de;
Allahın fazl-ı kereminden isteyin. Çünkü Allah, kendisinden bir şey istenmesini sever. En faziletli ibadet, (duâ edip) bir sıkıntının kalkmasını beklemektir.
Tirmizî, Deavât, 6.
buyurmuştur.

Muhterem Müslümanlar,

Duâ; ibadetin ve kulluğun özüdür. Kul ile Allah (cc) arasındaki yegâne bağ duâdır. İnsanın hayatındaki en değerli an, yüce Allaha yöneldiği ve Onunla baş başa kaldığı zaman dilimidir. Nitekim Yüce Rabbimiz böyle anları kulluğun sâfiyâne işareti kabul etmekte ve şöyle buyurmaktadır:
Bismillâhirrahmânirrahîm
7.55. Rabbinize yalvara yakara ve gizlice duâ edin. Bilesiniz ki O, haddi aşanları sevmez.
Sadakallah!
Her hususta olduğu gibi en güzel duâyı yine Peygamberimiz (s.a.s.)den öğreniyoruz; O (s.a.s.) bir defasında:
Allahım! Ayrılıktan, iki yüzlülükten, kötü ahlaktan sana sığınırım. Allahım! Fakirlikten, yoksulluktan, zilletten ve zulme uğramaktan sana sığınırım.
İbn Mâce, Duâ,78
şeklinde duâ buyurmuşlardır.

Muhterem Müminler,

Kendimiz için duâ edebileceğimiz gibi, başkaları için de duâ edebiliriz. Namazımızın son oturuşunda,
Bismillâhirrahmânirrahîm
14.41. Rabbimiz, hesabın görüleceği gün, beni, ana-babamı ve bütün Müminleri bağışla.
Sadakallah!
diyerek ana-baba ve bütün müminlere de duâ etmekteyiz.

Şunu da göz ardı etmemeliyiz ki; inanan insanın hâlisâne bir niyetle hayırlı bir amelde ve faydalı bir işte gayret göstermesi onun duâsı olmaktadır.

Hutbemizi bir âyet meâli ile bitirelim:
Bismillâhirrahmânirrahîm
2.186.Kullarım sana, beni sorduğunda (onlara söyle): Ben onlara çok yakınım. Bana duâ edince, duâ edenin duâsına cevap veririm. O halde doğru yolu bulmaları için benim davetime uysunlar, bana iman etsinler.
Sadakallah!

Madem ki duâ, bize şah damarımızdan daha yakın olan Rabbimize samimi yönelişimiz, iç döküşümüz, yaptığımız yanlış ve hatalardan utanmalarımız, pişmanlıklarımız, acizliği ve zayıflığı itiraflarımız, hakkın ve adâletin tecellisini dilememiz, hayırları, güzellileri, huzur ve insan onuruna yaraşır bir hayatı gerek İslam coğrafyasındaki din kardeşlerimiz, gerekse ortağı olduğumuz büyük insanlık ailesi için istememizdir; o halde Rabbimiz sana ellerimizi açtık yalvarıyoruz, duâlarimizi kabul eyle.

Rabbimiz! Bize taşıyamayacağımız yükleri yükleme,

Bizi doğrulardan, ayağı hak ve hakikat çizgisinde sabit duranlardan eyle,

Bizi güç yetirilmez musîbetlerden, içinden çıkılamaz ağır azgınlık ve haksızlıklardan, yanlı ve yanlış hükümlerden, düşmanları sevindirecek durumlara düşmekten muhafaza eyle,

Rabbimiz! Sebebi ve tarafı ne olursa olsun; İslam dünyasındaki insan onuru, insan hukuku, insan özgürlüğü ve insan vicdanı ile bağdaşmayan üzücü kargaşalar, akan kan ve göz yaşı, yok edilen hayatlar, dağlanan yürekler, sindirilmeye çalışılan vicdanlar, anlamsızca tüketilen insanlık sermayesi ve sömürülen gelecek umutları olduğunu bilmek ve görmek bizleri de üzüyor, gönüllerimizi parçalıyor.

Rabbimiz! Başta kardeş toplum Mısır olmak üzere, müslüman coğrafyadaki her türlü kargaşadan, haksızlıktan, hak ve hukuk ihlâlinden, zalimlerin hukuk ve vicdanla bağdaşmayan haddi aşmalarından, şiddete, kana ve baskıya bulaşmalarından, sana sığınıyor senin yardımını diliyoruz.

Rabbimiz! Hak tecellî etsin, senin insana takdir ettiğin saygınlık ve onur gerçekleşsin; telâfisi ve savunması olmayan her damla kan ve göz yaşı dinsin;

Rabbimiz! İnsanlar, sistemler, devletler; çıkar, iktidar ve ideoloji dayatmalarıyla biribirlerini ezmesin; haksızlık yapmasın, savaşa ve şiddete dalmasın;

Rabbimiz! Senden isteği tükenmez kulların olarak, kendimiz, ebeveynlerimiz, acı ve zor günlerden geçen bir İslam dünyası için, hakkı, huzuru, adâlet ve esenliği, dünya ve âhiret yurdunda hayır, iyilik ve güzellikleri niyaz ediyoruz, duâlarımızı dergâh-ı izzetinde kabul eyle! Sen her şeye gücü yeten ve duâları kabul edensin!

Nevzat OLGUN
DİTİB Hüfingen Mescid-i Aksa Camii Din Görevlisi


Musluman
Cuman ve bayramin mubarek olsun!
 
Hidayet kaynağı Kurân

Selam!

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ
الم ذٰلِكَ الْكِتَابُ لَا رَيْبَ فِيهِ هُدًى لِلْمُتَّقِينَ

Bismillâhirrahmânirrahîm
2.2.İşte o kitap, bunda şüphe yok, müttakiler (kötülükten korunacaklar) için hidâyettir.
Sadakallah!
Muhterem Müminler,

Sözlükte okumak, toplamak, bir araya getirmek olan Kurân, Allah tarafından Hz. Muhammed Mustafa (s.a.s)e vahyedilen, Peygamberimiz (s.a.s.)den itibaren de nesillerden nesillere tevatüren nakledilmiş, mushaflarda yazılı bulunan ilâhî bir kitaptır.

Kurân: Allahın (c.c) zâtından ve insandan bahseder. İki cihanda saadete ulaşmanın yolunu gösterir. Cenneti müjdeler, cehennemi hatırlatır. Bunun için de elçi ve örnek olarak Hz. Muhammedi (s.a.s.), rehber olarak da Kurânı bizlere göstermiştir. Hadîd sûresinde:
Bismillâhirrahmânirrahîm
57.25.Andolsun ki peygamberlerimizi belgelerle gönderdik
Sadakallah!
buyuruluyor.

Muhterem Müminler,

Allah Teâla Kurân-ı Kerîmi âyetlerde bize şöyle tarif ediyor:
Bismillâhirrahmânirrahîm
2.2.İşte o kitap, bunda şüphe yok, müttakiler (kötülükten korunacaklar) için hidâyettir.

17.9-10. Doğrusu bu Kurân en doğru yola götürür ve yararlı iş yapan müminlere büyük ecir olduğunu, âhirete inanmayanlara can yakıcı bir azap hazırladığımızı müjdeler.

2.185. Kurân, insanlara yol gösterici ve doğruyu yanlıştan ayırıcı belgeler olarak indirildi. Kurân hidâyettir, Kurân şifâdır.
Sadakallah!
buyuruyor.

Kurânı tasdik eden müslümanlar Allah (c.c.)ın ve Hz. Peygamber (s.a.s.)in dostu olurlar. Allahın dostluğunu kazanmanın mükâfatı ise Yunus sûresinde şöyle bildirilir:
Bismillâhirrahmânirrahîm
10.62-64.İyi bilin ki, Allahın dostlarına korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir. Onlar Allaha inanmış ve Ona karşı gelmekten sakınmışlardır. Dünya hayatında da, âhirette de müjde onlaradır. Allahın sözlerinde hiçbir değişme yoktur. Bu büyük başarıdır.
Sadakallah!

Değerli Müminler,

Bizler, hem Kurân-ı Kerîmi okumalı, iyi anlamaya çalışmalı hem de Onu başkalarına öğretme gayreti içinde olmalıyız.

Kurân-ı Kerîmi okumanın ve özellikle anlamanın önemi noktasında bir âyette
Bismillâhirrahmânirrahîm
38.29. Sana indirdiğimiz bu Kitap mübarektir; âyetlerini düşünsünler, aklı olanlar da öğüt alsınlar.
Sadakallah!
buyurarak, bizlere bunu hatırlatıyor. Öyle ise ailemize ve toplumumuza Kurân-ı öğretmeliyiz. Başta camilerimizdeki Kurân kurslarına katılmalarını sağlamak yoluyla, çocuklarımızı Kurânla buluşturmalıyız. Hem kendi hayatımızda, hem de çocuklarımızın hayatında Kurân ahlâkını canlı tutmalıyız. Zira bizlere bu konuda en büyük rehber ve örnek olan Sevgili Peygamberimizin ahlâkını anlatırken eşi Hz. Aişe;
Onun ahlâkı Kurân idi
Diyanet İslam İlmihali, Sh. 367.
diye buyurarak, bizlere bu konuda yol göstermiştir.

Aziz Kardeşlerim,

Hidâyet kaynağımız olan Kurân-ı Kerîmin lafzını da manasını da okumalıyız. Kurân okuyanlar için Allah Resülü;
Kurân okuyan mümin turunç gibidir, kokusu da güzeldir tadı da güzeldir. Kurân okumayan mümin hurma gibidir, kokusu yoktur ama tadı güzeldir. Kurân okuyan münafık reyhan otu gibidir, kokusu güzeldir ama tadı acıdır. Kurân okumayan münafık ise ebucehilin karpuzu gibidir, kokusu olmadığı gibi tadı da acıdır.
Diyanet Dergisi, Ocak 2013.
buyurarak dört sınıf insandan bahsediyor. Öyle ise gönlümüzdeki imânı Kurânla buluşturmalıyız. Kurânla iletişim kurmak Allah (c.c.) ile konuşmak demektir. Bu gerçeği hiçbir zaman unutmayalım.

Hutbemizi bir duâ ile bitirelim:
Allahümme zeyyinnâ bizînetil Kurân -
Allahım! Bizi Kurânın ziynetiyle süsle.

Emin ŞAHİN
DİTİB Radolfzell Mevlana Camii Din Görevlisi
 
ZaferlerAllahtandır.

Selam!

Muhterem Müminler,

Okuduğum sure-i celîlede Rabbimiz: Allahın zaferi ve
fetih geldiğinde ve de insanların bölük bölük Allahın
dinine girdiklerini gördüğünde, Rabbine hamd ederek
tespihte bulun ve Ondan bağışlama dile. Çünkü O,
tövbeleri çok kabul edendir. (Nasr, 1-3) buyuruyor.
Okuduğum hadis-i şerifte ise Peygamber Efendimiz (sas):
Kim Allahın dini en üstün olsun diye savaşırsa o Allah
yolundadır. (Buhari Cihad 15) buyuruyor.

Kardeşlerim,

Bugün bu toprakların fetih gününü idrak ediyoruz.
Zaferlerin gölgesinde nefesleniyoruz. Bugün Ağustos
sıcağında kanını huzur için aktan şehitlerimizi, alın terini
barış için döken gazilerimizi hatırlıyoruz.

Her yıl gelen Ağustos ayında millet olarak bizler, 26
Ağustos 1071 tarihinde Anadolunun kapılarını İslâma
açan Malazgirt Meydan Muharebesini, 30 Ağustos 1922
tarihinde Anadolunun kapılarını düşmanlara kapatan
Başkomutanlık Meydan Muharebesini ve diğer
zaferlerimizi hatırlarız. Tarihimize gider, ondan aldığımız
güçle bugünümüzü ve geleceğimizi inşa ederiz. Bizi
başarılı kılan, zaferlere ulaştıran ruh ve manayı anlamaya
çalışır; bundan yüksek bir şuur elde etmeye gayret ederiz.
Zaferler ayında biz müminlere düşen, zaferlerle övünmek
değil; bu zaferlerin nasıl elde edildiğini; zaferlerin
arkasındaki yüksek inanç ve ruhu iyi anlamaktır. Bugün de
aynı iman ve teslimiyete sahip olup olmadığımızın
muhasebesini yapmaktır.

Değerli müminler,

İslam coğrafyasının bugünlerde maruz kaldığı zulüm,
zorbalık, haksızlık ve kötülükler, zaferlerimizi ve bu
zaferlerin arkasındaki ruhu yeniden anlamaya olan
ihtiyacımızı çok açık bir şekilde ortaya koymaktadır.
Unutmayalım ki ecdadımıza bu yüksek ruhu kazandıran
din-i mübin-i İslâm dır. Onlar ila-yı kelimetullah uğruna
yaşamışlardır. Allah adı en yüce olsun diye mücadele
vermişlerdir. Yeryüzünde hak, hakikat, adalet, hukuk,
ahlak, barış ve huzur egemen olsun diye çaba
sarfetmişlerdir. İslâmın barış ve esenlik dini olduğunu
bütün dünyaya göstermişlerdir. Mazlumların sığınağı,
zalimlerin korkulu rüyası olmuşlardır. Şehadet arzusunu
hiçbir zaman yüreklerinden eksik etmemişlerdir. Din,
iman, millet, vatan ve mukaddesat uğruna gerektiğinde
candan ve canandan vazgeçmeyi göze almışlardır. Allah,
müminlerden, mallarını ve canlarını cennet karşılığında
satın almıştır

ayeti gereğince hareket etmişlerdir.
Asıl zafer, insanın gönlünü kazanmaktır. Asıl fetih, bir
kalbi hakikate açmaktır. Zafer, egemen olma hırsına
kapılmadan güzelliği herkesin avucuna bırakabilmektir.
Fetih, insan iradesini incitmeden, baskı ve zorlama
yapmadan, imanın ve İslâmın gönüllere teklif edilmesidir.
Zaferlerin arkasında hep aynı ruh vardır. Bedirde de aynı
ruh vardır, Malazgirtte de... Mekkenin Fethinde de aynı
ruh vardır Çanakkale Zaferinde de... İstanbulun Fethinde
de aynı ruh vardır, Kurtuluş Savaşında da İşte bu ruh,
İstiklal şairimizin, Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı
duvar / Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var /
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar /
'Medeniyet!' dediğin tek dişi kalmış canavar?

dizelerinde ifade ettiği fetih ruhunun ta kendisidir.

Aziz Müminler,

Ancak kuvvetli iman sahibi olanlar büyük zaferlere
erişebilirler. Gevşeklik göstermeyin, üzüntüye
kapılmayın. Eğer inanmışsanız üstün gelecek olanlar
sizlersiniz
(Al-i İmran 139) Allaha ve Resûlüne itaat
edin ve birbirinizle çekişmeyin. Sonra gevşersiniz ve
gücünüz, devletiniz elden gider. (
Enfal 46) ayet-i
kerimelerinin farkında olanlar zaferlere koşabilirler.
Zaferin olmazsa olmaz şartı, hakiki iman, salih amel ve
güzel ahlaktır. Bugünün Müslümanları en çok da bunlara
muhtaçtır. Birlik ve beraberliğe, ilim ve irfana, fazilet ve
erdeme muhtaçtır. Evet, Müslümanlar son iki asırdır
zaferlere susamıştır. Ancak başarı ve zafer Allahtandır.
Allahın yardımıyladır. Yardım ise beklemekle gelmez.
Müslümanlar, Allahın yardımını celbedecek bir halet-i
ruhiye içinde olmalıdırlar. Allahın yardımının gelmesi için
gayret göstermelidirler. Tıpkı Resulullah Efendimizin
örneklik ve rehberliğinde Mekke döneminde olduğu gibi
müminler, nefislerini, kalplerini ve zihinlerini terbiye
etmelidirler. İmanlarını güçlendirmelidirler. İbadetlerini
halisane yapmalıdırlar. Ahlaklarını güzelleştirmelidirler.
Ruhen ve bedenen zafere hazır olmalıdırlar. Sonrasında da
Allaha tevekkül edip neticeyi yine Ondan
beklemelidirler.

Aziz müminler,

Hutbemin başında okuduğum surede Rabbimiz, her fetih
ve zaferden sonra biz müminlerden Rabbimizi hamd
ederek tesbih etmemizi ve Ona tevbe ve istiğfarda
bulunmamızı emrediyor.

Çünkü insanoğlu zaferlerden sonra günaha sürüklenebilir.
Başarılardan sonra nefsine yenik düşebilir. Bu başarıları
verenin, bu zaferleri nasip edenin Allah olduğunu
unutuverir de nefsine pay çıkarmaya kalkışır. Nefsine pay
çıkarır da haktan, hakikatten, adaletten ve hukuktan ayrılır.
Fazilet ve erdemleri terkeder. Bu sebeple Peygamber
Efendimiz bu sure indikten sonra Sübhanallahi ve
bihamdihi, estağfirullah ve etûbü ileyh
duasını çokça
yapmaya başlamıştır.

Kardeşlerim,

Tarih boyunca bizlere zaferler kazandıran bütün
büyüklerimizi, ecdadımızı, aziz şehitlerimizi ve
gazilerimizi rahmet ve şükranla yâd ediyoruz.
Hutbeme Rabbimizin Kerim Kitabımızda bizlere öğrettiği
şu dua ile son vermek istiyorum:
Ey Rabbimiz! Bizim günahlarımızı ve işlerimizdeki
taşkınlıklarımızı bağışla! Ayaklarımızı dinin üzere sabit
kıl! Ve Kâfirler güruhuna karşı bize yardım et, bize zafer
ihsan eyle!


Diyanet İşleri Başkanlığı

Musluman
Cuman ve bayramin mubarek olsun!
 
Allah için sevmek

Selam

بِسْمِ اللهِ الْرَّحْمَنِ الْرَّحِيمِ
مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللّٰهِ وَالَّذِينَ مَعَهُاَشِدَّاءُ عَلَى الْكُفَّارِ رُحَمَاءُ بَيْنَهُمْ

Bismillâhirrahmânirrahîm
Muhammed, Allahın Resûlüdür. Onunla beraber olanlar, inkârcılara karşı çetin, birbirlerine karşı da merhametlidirler.
Sadakallah!

Değerli Kardeşlerim,

İnsanın hayatını sürdürebilmesi için yeme, içme, hava ve su gibi ihtiyaçlarının yanı sıra inanma, duâ etme ve sığınma gibi manevî ihtiyaçları da vardır. Çünkü insan sadece et ve kemikten ibaret bir varlık olmayıp onun duygu, nefis ve gönül gibi manevî özellikleri de vardır. İnsanın mutlu ve huzurlu olabilmesi için maddî ve manevî ihtiyaçlarının da dengeli bir şekilde karşılanması gerekir. Manevî ihtiyaçlarımızdan biri de sevmek ve sevilmektir.

Değerli Kardeşlerim,

Sevgi, imânın bir gereğidir. Sevgi imânın dışarıya bir yansımasıdır. İmân olan kalpte sevgi eksik olmaz ve olmamalıdır. Gerçek anlamda imân etmenin yolu inanan kardeşlerimizi Allah için sevmekten geçmektedir. Mümin diğer mümin kardeşini, rengine, ırkına veya kim olduğuna bakmaksızın sevmelidir. Çünkü inananlar kardeştir. Efendimiz (s.a.v) bu hususta şöyle buyurmaktadır: Canım kudreti elinde olan Allaha yemin ederim ki sizler imân etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de gerçek manada imân etmiş olmazsınız. Yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir şeyi söyleyeyim mi? Aranızda selâmı yayınız!
Müslim, Îmân, 93.

Değerli Kardeşlerim,

Müminler de birbirlerini Allah için severler. Yüce Rabbimiz Fetih sûresinin son âyetinde müminlerin birbirlerine karşı merhametli olduklarını şöyle vurgulamaktadır:
Bismillâhirrahmânirrahîm
48.29. Muhammed, Allahın Resûlüdür. Onunla beraber olanlar, inkârcılara karşı çetin, birbirlerine karşı da merhametlidirler.
Sadakallah!

Sevgili Peygamberimiz de bir hadîslerinde müminlerde bulunacak şu özelliklerin imânın tadının alınmasına vesîle olacağını bizlere şöyle bildirmektedir:
Üç özellik vardır; bunlar kimde bulunursa o, imanın tadını tadar; Allah ve Resûlünü, (bu ikisinden başka) herkesten fazla sevmek. Sevdiğini Allah için sevmek. Allah kendisini küfür bataklığından kurtardıktan sonra tekrar küfre dönmeyi, ateşe atılmak gibi çirkin ve tehlikeli görmek.
Buhârî, Îmân, 9.

Aziz Kardeşlerim,

Dünyada Allah için sevmenin karşılığını alsak bile, asıl karşılık mahşer meydanında hiçbir gölgenin olmadığı, herkesin sıkıntı içerisinde beklediği ve bu bekleyişin bir an önce bitmesi için yalvardıkları bir zamanda arşın gölgesinde gölgelendiğimizde alınacaktır. Resûl-i Ekrem (s.a.s.) bir hadîslerinde:
Başka bir gölgenin bulunmadığı Kıyamet gününde Allah Teâlâ, yedi sınıf insanı, arşının gölgesinde barındıracaktır: (bunlardan birisi de) birbirlerini Allah için sevip, buluşmaları da ayrılmaları da Allah için olan iki insandır.
Buhârî, Birr, 144.
buyuruyor.

Değerli Kardeşlerim,

Ne yazık ki günümüz dünyasında birçok değerimiz zayıflamaya, hatta unutulmaya yüz tuttu. Sevgi, saygı, şefkat, merhamet, muhabbet gibi güzel hasletler de bundan nasibini aldı. İnsanlar, kendilerine huzur ve mutluluk verecek bu güzel duyguları birbirlerinden esirger hale geldiler. Oysa çok mu zor kardeşimize sevgimizi göstermek, hissettirmek, bir güler yüz göstermek, tatlı bir söz söylemek?

Şefkat Peygamberinin,
Din kardeşini güler yüzle karşılamak şeklinde bile olsa! Sakın hiç bir iyiliği küçük görme!
sözü bizler için hem bir uyarı hem de bir müjde değil midir? Ne mutlu, Allah sevgisini gönlüne yerleştirenlere! Ne mutlu, Onun rızası için birbirini sevenlere!

Yavuz İsmail ÇOBAN
DİTİB Lauchringen Sancak Camii Din Görevlisi

Musluman
Cuman mubarek olsun!
 
Cuma Namazının Önemi

Selam!

بِسْمِ اللهِ الْرَّحْمَنِ الْرَّحِيمِ
يَا اَيُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُوا اِذَا نُودِيَ لِلصَّلٰوةِ مِنْ يَوْمِ الْجُمُعَةِ فَاسْعَوْا اِلى ذِكْرِ اللهِ وَذَرُوا الْبَيْعَ ذَلِكُمْ خَيْرٌ لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُون

Bismillâhirrahmânirrahîm
62.9.Ey iman edenler! Cuma günü namaz için çağrı yapıldığı zaman, hemen Allahı anmaya koşun ve alım-satımı bırakın. Bilseniz, bu sizin için daha hayırlıdır.
Sadakallah!

Muhterem Müminler,

Cuma günü, Müslümanlar için haftalık toplu ibadet günüdür. Şartlarını taşıyan Müslümanların bu günde bir araya gelerek Cuma namazı kılmaları farzdır.

Cuma namazı, Kurân-ı Kerîmde isim verilerek emredilen tek namazdır. Yüce Rabbimiz, Cuma suresi 9. âyetinde şöyle buyurmaktadır: Ey iman edenler! Cuma günü namaz için çağrı yapıldığı zaman, hemen Allahı anmaya koşun ve alım-satımı bırakın. Bilseniz, bu sizin için daha hayırlıdır.

Bu âyet-i kerîme, Cuma vaktinin, Cuma namazı kendilerine farz olanlar için ibadet zamanı olduğunu; Allahı anmaktan alıkoyan bütün dünya meşguliyetinden uzak durulması gerektiğini işaret etmektedir.

Müminler bu çağrıya uyarak her türlü dünyevi meşgaleyi bir tarafa bırakıp Cuma namazına koşarlar. Hayatlarına yön verecek nasihatleri dinlerler. Birlik ve beraberlik içerisinde Yüce Mevlâdan af ve rahmet dilerler. Mazeretleri olmadan Cuma namazına gitmemeyi ise manevî bakımdan büyük bir kayıp olarak görürler... Yüce Allahın engin rahmet ve lütfundan istifade etmeyi asla ihmal etmezler.

Cuma günü Müslümanlar açısından büyük önem taşıdığı ve adeta bir bayram günü kabul edildiği için, Perşembe günü akşamından başlamak üzere maddî ve manevî temizliğe her zamankinden daha fazla önem vermek gerekir. Bunların başında boy abdesti almak gelir ki Cuma günü boy abdesti almak alimlerin çoğuna göre sünnet, bazılarına göre farzdır. Bunun yanında Cuma günü namaza gelmeden önce tırnak kesmek, dişleri temizlemek gibi bedenî temizlikler yapmak, temiz elbiseler giymek, başkalarını rahatsız etmeyecek, aksine onların hoşuna gidecek güzel kokular sürmek sünnet olan davranışlardır.

Kıymetli Müminler,

Cuma namazının bir ibadet oluşunun yanında sosyal ve ahlâkî yönleri de bulunmaktadır. Cemaatle edî edilmesi, Müslümanların birlik ve beraberliklerinin, maddî ve manevî dayanışmalarının açık göstergesidir.

Bu namaz sayesinde, zengin-fakir, amir-memur, işçi-işveren, güçlü-güçsüz, genç-ihtiyar aynı safta yer alır. Böylece Yüce Allahın huzurunda; herkesin eşit olduğu gerçeği tezahür etmiş olur.

Cuma namazının, toplumu eğitmede büyük rolü vardır. Cuma günü yapılan vaazlarda, okunan hutbelerde; iyiliklerin yaygınlaşması, kötülüklerin önlenmesi, insan haklarına saygı, çevre temizliği, birlik ve beraberlik içinde olmanın önemi, anne ve babaya hürmet, akraba ve komşulara iyilik, doğruluk ve dürüstlük gibi değerler anlatılmaktadır. Bunun yanında Cuma namazı, camiye ve beş vakit namaza alışmanın da ilk adımıdır. Ayrıca yavrularımızın dinî ve ahlâkî değerlerle yetişmeleri için Cuma namazı çok önemli bir eğitimdir.

Değerli Kardeşlerim,

Haftada bir gün bir mekânda toplanmış olan müminlerin, başta dinî konular olmak üzere, onların hayatlarını kolaylaştıracak, ilişkilerini uyumlu hale getirecek her konuda aydınlatılması için Cuma namazında okunan hutbe bir vesîle ve önemli bir fırsattır. Müslümanların yetişmesine, kültürel seviyelerini yükseltmesine, bilgili ve bilinçli olmalarına, örnek ve olgun insan mertebesine ulaşmalarına önemli katkıda bulunur.

Hutbe okunurken konuşmak, Cuma vakti alışveriş yapmak caiz değildir. Ayrıca Cuma namazına gitmeyi engelleyecek her türlü meşguliyetten uzak durulması da önemlidir.

Hutbemi bir hadîs-i şerîf meâliyle bitirmek istiyorum.
Büyük günahlardan kaçınıldığı sürece beş vakit namaz ile iki Cuma ve iki Ramazan, aralarında geçen günahlara kefaret olur.
Müslim, Taharet, 16 (1.209).

DİTİB Köln Merkez Hutbe Komisyonu
 
Kutsal Yolculuk Hac

Selam!

بِسْمِ اللهِ الْرَّحْمَنِ الْرَّحِيمِ
وَاَذِّنْ فِي النَّاسِ بِالْحَجِّ يَاْتُوكَ رِجَالًا وَعَلٰى كُلِّ ضَامِرٍ يَاْتِينَ مِنْ كُلِّ فَجٍّ عَمِيقٍ

Bismillâhirrahmânirrahîm
[Rahmân ve rahîm Allahın adıyla]
77.27.İnsanlar arasında haccı ilan et. Gerek yaya, gerek uzak yollardan gelmekte olan yorgun develer üzerinde sana gelsinler.
Sadakallah!

قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمَ: مَنْ حَجَّ للهِ فَلَمْ يَرْفُثْ وَ لَمْ يَفْسُقْ رَجَعَ كَيَوْمِ وَلَدَتْهُ أُمُّهُ

Peygamber Efendimiz (sav) buyuruyor:
Kötü söz söylemeden ve büyük günah işlemeden hacceden kimse, annesinden doğduğu gündeki gibi günahsız olarak (evine) döner.
Buhârî, Hac, 4; Muhsar 10

Değerli Müminler,

Hac, bedenî ve malî açıdan imkân bulan her müslümanın ömürde bir defa yerine getirmesi farz olan bir ibadettir. Farziyeti Kurân ve Sünnetle sabit olan bu ibadet, İslamın beş esasından biridir. Peygamberimiz, hayatında bir defa hac yapma imkânı bulmuş ve haccın nasıl yapılacağını bizlere bizzat uygulamalarıyla da göstermiştir.

Başlangıcı Hz. Ademe dayanan bu kutsal yolculuk, Hz. İbrahimin bütün insanlığı bu beldelere davet etmesiyle insanlık arasında neşv-ü nema bulmuştur. [1] Müslümanlar ise bu ilahî davete Hicretin 9. yılında muhatab olmuşlar, asırlar boyunca Lebbeyk Allahümme Lebbeyk nida ve yakarışlarıyla da davete icabet etmişlerdir.

Müslümanlar çağlar boyu Âdem (as)ın affedildiği, İbrahim (as)ın tevbe ettiği, yeryüzünün bu ilk mabedinde günahlarından kurtulmayı murad etmişler ve kabul olunan haccın sevabına nail olma umuduyla o beldelerin aşığı olmuşlardır.

Kâbe-i Muazzamayı kendine izafe ederek değerine değer katan Cenab-ı Hak, mukaddes beldeyi harem ilan ederek şereflendirmiştir. Oraya yönelen her mümin, Allaha yönelmiş kabul edilmiş, orayı ziyaret eden herkes Cenab-ı Hakkın misafiri sayılmıştır.

Aziz Kardeşlerim,

Mümin, hac ibadetiyle sınırları Cebrail (as) tarafından tespit edilmiş bir bölgede, dünyevî makam ve mevkîlerinden uzaklaşarak, bütün müminleri eşitleyen bir elbise giyer ve adeta mahşerî bir tecrübe yaşar.

Kul, Beytullahın etrafında dönmekle Allaha teslimiyetini gösterir. Duasına arş-ı âlâdaki mukarrebûn melekleri iştirak ederek onu da kendi saflarına dâhil eder. Mümin, Kâbe etrafındaki her bir dönüşüyle manen mesafe almayı ve yedinci şavtta rıza makamına ermeyi kendine hedef edinir. Rabbinin kendisinden razı olduğu kullar zümresine girmek için gezegenlerin güneş etrafındaki dönmeleri gibi Beytullahın etrafında imkân bulduğu ölçüde aşk ve şevkle döner.

Safa ile Merve arasında attığı her adımda Hacer validemizin evlat merhametiyle yaptığı koşuşturmayı hisseden mümin, bu gayretinin neticesinde ilahî lütfa mazhar olmayı ümid eder.

Arafatta mümin, adeta beyaz bir kefeni hatırlatan ihram elbisesiyle mahşer şuurunu yaşar, Arafattan Cenab-ı Hakkın af ve mağfiretini niyaz ederek ayrılır.

Mümin, Minada Hz İbrahimin Rabbine vermiş olduğu ahdini hatırlar ve sadâkat sınavında Hz. İsmail gibi Cenab-ı Hakkın tarafında olduğunu bir kere daha teyid eder. Attığı her taşla adeta içindeki şeytanı taşlar ve nefsine ait ne kadar hastalık varsa Cemeratta bırakır gider.

Değerli Müminler,

İşte, böylesine yoğun tecrübelerle hac ibadetini tamamlayan mümin, ölüp de dirilmiş gibi memleketine dönecek ve bundan sonraki hayatını bu şuur ve idrak ile devam ettirecektir. Zira, haccı kabul olan kişi Allahın izni ile Efendimiz(sas)ın şu müjdesine nail olacaktır;
Kötü söz söylemeden ve büyük günah işlemeden hacceden kimse, annesinden doğduğu gündeki gibi günahsız olarak (evine) döner.
Buhârî, Hac, 4, Muhsar, 10.

Cenab-ı Hak, bütün hacılarımızın haclarını mebrur, ibadetlerini kabul eylesin. Gidemeyen kardeşlerimize de en kısa zamanda gitmeyi nasip ve müyesser eylesin.

Aziz Kardeşlerim,

Malumlarınız olduğu üzere, 22 Eylül 2013 tarihinde içinde yaşadığımız ülkede genel seçimler yapılacaktır. Her vesile ile bu seçimlerde Türk kökenli Alman vatandaşlarımızı oy kullanmaya davet ediyoruz. Oy kullanmak, bir vatandaşlık görevidir. Vatandaşımızın siyasi görüşü ve tercihleri farklı olsa bile, kullanılan oyların insanlığa hizmet olduğu unutulmamalıdır. Özellikle de oy kullanmak bizim gibi göçmen kökenli vatandaşlar için çok önemlidir. Bu seçimlerin içinde yaşadığımız ülke ve dünya barışı için hayırlara vesile olmasını diliyoruz.

DİTİB Köln Hutbe Komisyonu
 
Birlikte Yaşama

Selam!

بِسْمِ اللهِ الْرَّحْمَنِ الْرَّحِيمِ
يَا اَيُّهَا النَّاسُ اِنَّا خَلَقْنَاكُمْ مِنْ ذَكَرٍ وَاُنْثٰى وَجَعَلْنَاكُمْ شُعُوبًا وَقَبَائِلَ لِتَعَارَفُوا اِنَّ اَكْرَمَكُمْ عِنْدَ اللهِ اَتْقٰيكُمْ اِنَّ اللهَ عَلِيمٌ خَبِيرٌ

Bismillâhirrahmânirrahîm
[Rahmân ve rahîm Allahın adıyla]
49.13.Ey insanlar! Şüphe yok ki, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız, Ona karşı gelmekten en çok sakınanınızdır. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hakkıyla haberdar olandır.
Sadakallah!

Değerli Müminler,

İnsan, Yüce Allahın (c.c.) yaratmış olduğu en şerefli varlıktır. Yüce Yaratıcı şerefli ve değerli kıldığı insanı her türlü ikram ve nimetlerle donatmış ve içerisinde yaşadığımız yeryüzünü tüm insanlık için ortak yaşam alanı olarak bahşetmiştir. Dili, rengi, dini, ırkı ne olursa olsun hiçbir ayrım gözetilmeden her insan, hatta tüm canlılar Allahın (c.c.) istifadelerine sunduğu su, hava, güneş, toprak, toprağın bitirdiği ürünler ve daha sayamayacağımız kadar nimetlerden hep birlikte yararlanmaktadır. Bu gerçek, Müslüman olarak bizlere, ortak yaşam alanımız olan dünyamızda insanlığın faydasına olan her türlü işlerde birlikte çalışmamız gerektiğini hatırlatmaktadır.

Değerli Kardeşlerim,

Farklılıklarımız, düşmanlığa dayalı ayrışma ve çekişme nedeni değil, birlikte yaşadığımız toplumda birbirimizle tanışma, kaynaşma ve dayanışma sebebi olarak algılanmalı ve her insan karşısındakini Yunus Emrenin ifadesiyle Yaratılanı severiz, Yaratandan ötürü prensibi ile değerlendirmelidir. Allah (c.c.), Hucurât sûresi 13. âyet-i kerîmede
Bismillâhirrahmânirrahîm
49.13. Ey insanlar! Şüphe yok ki, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız, Ona karşı gelmekten en çok sakınanınızdır. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hakkıyla haberdar olandır.
Sadakallah!
buyurarak, insanların ortak atasının bir olduğu gerçeğini hatırlatmış, farklılıklarımızın tanışma sebebi olduğunu, üstünlüğün ise sadece Allaha karşı görevleri en iyi şekilde yapmakla mümkün olduğunu beyan etmiştir. Yine Yüce Allah (c.c.), insanların yaratılışlarındaki bazı farklılıkların Zatının, varlığının delillerinden olduğunu Rûm sûresi 22. âyet-i kerîmede şöyle beyan etmektedir:
Bismillâhirrahmânirrahîm
30.22. Onun delillerinden biri de, gökleri ve yeri yaratması, lisanlarınızın ve renklerinizin değişik olmasıdır. Şüphesiz bunda bilenler için (alınacak) dersler vardır.
Sadakallah!

Değerli Kardeşlerim,

Bizler Müslümanlar olarak içinde yaşadığımız toplumda İslamın sevgi, hoşgörü, güven, barış ve huzur vesilesi olan güzel ahlâkı ile çevremize ışık saçan bir güneş gibi olmalıyız. Elinden ve dilinden güven duyulan, [1] komşusu aç iken tok yatamayan, kendisine nasıl davranılmasından hoşlanıyorsa başkasına öyle davranan, hayır ve iyilikte yarış halinde olan bir ahlakî anlayışla yaşamaya çalışmalıyız. Başta birlikte yaşadığımız din kardeşlerimiz olmak üzere, hangi dinden, hangi dilden ve hangi ırktan olursa olsun tüm insanlara yukarıda belirtilen ahlakî prensipler ışığında davranmalıyız.

Mehmet ARSLANER
Din Görevlisi

Musluman:
Cuma gunun hayirlara vesile olsun!
 
Camiler ve Din Görevlileri

Selam!

بِسْمِ اللهِ الْرَّحْمَنِ الْرَّحِيمِ
اِنَّمَا يَعْمُرُ مَسَاجِدَ اللّٰهِ مَنْ اٰمَنَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ وَاَقَامَ الصَّلٰوةَ وَاٰتَى الزَّكٰوةَ وَلَمْ يَخْشَ اِلَّا اللّٰهَ فَعَسٰى اُولٰئِكَ اَنْ يَكُونُوا مِنَ الْمُهْتَدِينَ

Değerli Müminler,

Camiler müminlerin ibadet ettiği ve İslamın temel sembollerinden olan, kutlu ve mübarek mekânlardır. Dinimiz cami ve mescidlerin maddî ve manevî inşasına büyük önem vermiş ve bunu teşvik etmiştir. İnsanın yaşaması için kalbi nasıl vazgeçilmez bir unsur ise, toplum hayatında müminler için de cami ve mescidler o derece zarurî ve hayatî öneme sahiptir.

Camilerin dini hayatımızdaki önemli konumunu, Resulullah (s.a.v.) Efendimizin Mekkeden Medineye kutlu hicreti esnasında, Medine yakınında bulunan Kuba köyüne varır varmaz vakit kaybetmeden İslam tarihinin ilk mescidini inşa etmesinden ve Medineye ulaşınca da kendisine bir ev yapmadan önce, Mescid-i Nebevîyi (Peygamber Mescidini) inşa etmesinden anlayabiliriz. Bundan dolayı camiler, Allah katında en sevimli ve kutsal yerlerdir. Bu mekânlar, kutsallığını ve değerini Allahın evi olmasından ve kıblemiz olan Kâbe-i Şerifin şubesi olarak değerlendirilmesinden dolayı almaktadır. Bu nedenle camiler bulundukları yörenin devamlı ışıldayan ve çevresini aydınlatan kandilleri gibidir.

Aziz Müslümanlar,

Tarih boyunca müminler camiler inşa edip, namazlarını cemaatle toplu halde kılmaya itina göstermişlerdir. Çünkü camilerin ruhu ve süsü oraları dolduran cemaatidir. Allah (c.c) bir âyette şöyle buyurur:

Rahman ve Rahîm Allah'ın adıyla...
72.18.Mescidler (camiler) şüphesiz Allahındır. O halde, Allah ile birlikte kimseye yalvarmayın (ve kulluk etmeyin).
Sadakallah!
Peygamberimiz de, kişinin cemaatle kıldığı namaz, tek başına kıldığı namazdan 27 derece daha faziletli olduğunu ifade etmiş, ve
Kim, sabah akşam camiye gider gelirse, her gidip gelişinde Allah Teâla o kimseye cennetteki ikramını hazırlar.
Buhârî, Ezan 37
buyurmuştur. Yüce Rabbimiz, camilere gelişi güzel değil, en güzel kıyafetler giyilerek girilmesi gerektiğini Kurân-ı Kerîmde şöyle buyurur:

Rahman ve Rahîm Allah'ın adıyla...
7.31.Ey Ademoğulları! Her secde edişinizde (mescide gittiğinizde) güzel elbiselerinizi giyinin.
Sadakallah!

Aziz Cemaat,

Cami ile sürekli iç içe olan, onunla özdeşleşen din görevlisinin de, caminin ayrılmaz bir parçası olduğu gözden kaçırılmamalıdır. Din görevlisi, camide Resulullahın varisi olarak görev yapan, kürsüde nasihat eden, minberde müminleri aydınlatıp, onlara edep, terbiye, sevgi, saygı, hak ve hukuku öğreten, yalan, gıybet, iftira, haset, gibi her çeşit kötü duygu ve düşüncelerden onları arındırmaya çalışan, içki, kumar, fuhuş, gibi yasak ve günahlardan uzak kalmayı tavsiye eden, böylece de Yüce Rabbimizin sevdiği ve hoşnut olduğu kullardan olabileceklerini onlara müjdeleyen örnek kişilerdir.

Değerli Müminler,

Camiler ve Din Görevlileri haftası vesilesiyle, camilerimizi maddî ve manevî olarak imar edip, camiler ve din görevlileri ile aradaki bağları güçlendirelim. Çocuklarımızı camilere alıştırmanın yollarını arayalım. Onların gönül dünyasına iman, Kurân, Peygamber ve insan sevgisini yerleştirelim. Unutmayalım ki cemaatsiz kalan camiler, mahzun kalırlar. Cemaatsiz bir şekilde yalnızlığa terk edilen camiler ve çeşitli sebeplerle önemi kavranamayan din görevlilerinin sorumluluğunu toplum olarak idrak etmek zorunda olduğumuzu unutmayalım.

Hutbemi Tevbe suresi, 18. âyetiyle bitirmek istiyorum:

Rahman ve Rahîm Allah'ın adıyla
9.18.Allahın mescitlerini, ancak Allaha ve âhiret gününe iman eden, namazı dosdoğru kılan, zekâtını veren ve Allahtan başkasından korkmayan kimseler imar eder İşte, doğru yola ermişlerden olmaları umulanlar bunlardır
Sadakallah!

Eyup Sabri ÖNER
Konz DİTİB Hacı Bayram Camii Din Görevlisi
 
Kurban İbadeti ve Vekalet Yoluyla Kurban

Selam!

بِسْمِ اللهِ الْرَّحْمَنِ الْرَّحِيمِ
لَنْ يَنَالَ اللهَ لُحُومُهَا وَلاَ دِمَاؤُهَا وَلٰكِنْ يَنَالُهُ التَّقْوٰى مِنْكُمْ كَذٰلِكَ سَخَّرَهَا لَكُمْ لِتُكَبِّرُوا اللّٰهَ عَلٰى مَا هَدٰيكُمْ وَبَشِّرِ الْمُحْسِنيِنَ

Bismillâhirrahmânirrahîm
22.37.Onların etleri ve kanları asla Allah'a ulaşmaz. Fakat ona sizin takvanız (Allah'a karşı gelmekten sakınmanız) ulaşır. Böylece onları sizin hizmetinize verdi ki, size doğru yolu gösterdiğinden dolayı Allah'ı büyük tanıyasınız. İyilik edenleri müjdele.
Sadakallah!

Değerli Müminler!

Kurban ibadeti, Kurân-ı Kerîmde, başlı başına bir kulluk davranışı olarak anlatılmaktadır. Hac sûresinin 34. âyetinde: Her ümmet için, Allahın kendilerine rızık olarak verdiği hayvanlar üzerine ismini ansınlar diye kurban kesmeyi meşru kıldık. İşte sizin ilahınız bir tek ilahtır. Şu halde yalnız ona teslim olun. Alçak gönüllüleri müjdele!buyrulmaktadır.

Kurban, ibadet amacı ile belli bir zamanda, belli şartları taşıyan bir hayvanı usulüne göre Allah rızası için kesmek demektir. Akıllı, bulüğa ermiş, yolcu olmayan ve dinen zengin sayılan her müslüman, Allaha yakın olmak ve Onun rızasını kazanmak niyeti ile, kurban kesmekle yükümlüdür. Yüce Rabbimiz Kevser suresi 2. âyetinde, Rabbin için namaz kıl ve kurban kes! buyurmuş, sevgili Peygamberimiz (as.) de,
Ademoğlu, kurban bayramı günlerinde Allah için kurban kesmekten daha sevimli bir iş yapmış olamaz.
Tirmizî, Edâhi, 1.
buyurarak bu ibadetin önemini vurgulamıştır.

Muhterem Kardeşlerim,

Koyun, keçi, sığır, manda ve deve dinen kurban olarak kesilmesi kabul edilmiş hayvan türleridir. Bunların erkek ya da dişi olmalarında bir fark yoktur. Koyun ve keçi, bir kişi için, sığır ve manda yedi kişiyi aşmamak üzere ortak olarak kesilebilir. [2] Kurban olmaya bir engel ve kusurunun olmaması şartı ile koyun ve keçi cinsinden hayvanlar bir yaşını doldurduktan sonra, sığır ve manda cinsi iki yaşını doldurduktan sonra kurban olarak kesilebilir.

Kurban kesme günleri, bayram namazı kılınan yerlerde namazdan sonra olmak üzere, bayramın ilk üç günüdür. Arefe günü veya bayramın ilk üç gününden sonra kurban kesilmez. Kurban sahibi sünnete uygun olarak, kurbanın etinin bir kısmını evine ve ailesine, bir kısmını akraba, komşu ve yakınlarına, bir kısmını da fakirlere ayırmalıdır.

Değerli Müminler,

Her ibadette olduğu gibi, kurban ibadetinde de samimi olmak ve yalnız Allahın rızasını gözetmek temel prensiptir. Çünkü Kurân, Allah katına kurbanların et ve kan gibi maddi kısımlarının değil, sadece bizlerin Yüce Mevlaya karşı tutum, davranış ve niyetlerimizin, yani takvamızın ulaşacağını bildirmektedir. [3] bir kez daha bizlere tutarlı olmayı, her an Rabbin önünde olduğumuz gerçeğini hatırlamayı, düşünce ve niyetlerimizi güzelleştirmemiz gerektiğini öğretiyor.

Kıymetli Müminler,

Kurban ibadetini bizzat kendisi yerine getiremeyen veya kurban etlerinin ihtiyac sahiplerine ulaşmasını arzulayan kardeşlerimiz için, daha önceki yıllarda olduğu gibi bu yıl da, Diyanet İşleri Başkanlığımızın koordinesinde ve Türkiye Diyanet Vakfı ile ortaklaşa Vekalet Yoluyla Kurban Organizasyonu düzenliyoruz. Vekalet yoluyla kurban kampanyasına dair geniş bilgi, el ilanı ve duvar afişlerimizde, ayrıca ditib web sayfamızda bulunmaktadır. Kampanya bugün (Cuma günü, 11.10.2013) mesai bitimi itibariyle sona erecektir.

Bu arada Arefe günü sabah namazında başlayıp bayramın 4. günü ikindi namazında son bulacak olan teşrik tekbirlerini de unutmayalım. Hutbemi Efendimiz (as.)ın şu sözleri ile tamamlamak istiyorum:
İnsanların en hayırlısı insanlara en çok faydalı olandır.
Camiussağir, II. 10.

Adem VERİM
DİTİB Alzey Camii Din Görevlisi

Musluman
Cuman hayirli olsun!
 
Üst Alt