Cuma hutbeleri devamı

Helal kazanç

Selam!

بِسْمِ اللهِ الْرَّحْمَنِ الْرَّحِيمِ

كُلُواْ مِمَّا رَزَقَكُمُ اللّهُ حَلاَلاً طَيِّبًا وَاتَّقُواْ اللّهَ الَّذِيَ أَنتُم بِهِ مُؤْمِنُونَ


Bismillâhirrahmânirrahîm
5.88.Allahın size helâl ve temiz olarak verdiği rızıklardan yiyin ve kendisine iman ettiğiniz Allaha karşı gelmekten sakının.
Sadakallah!

Muhterem Müslümanlar,

İnsan doğasında bulunan mal-mülk edinme arzusu doğuştan gelen bir özelliktir. [1] İnsanda var olan bu arzunun, ölçü tanımaz ve bencilce mal biriktirme yarışına dönmemesi, toplumu ve insanları büyük felaketlere sürüklememesi için Allah-u Teâla bizleri uyarmıştır.

Resûlullah (s.a.v.)in
Öyle bir zaman gelecek ki, insanoğlu kazandığı şeyin helâlden mi haramdan mı olduğuna hiç aldırmayacak
Buhârî, Buyû 7
buyurarak işaret ettiği; bencillik ve kişisel çıkarın ön plana geçtiği, maddî güç ve servet artırımının aşırı önem kazandığı ve böyle bir amaca ulaşmada her yolun mubâh görüldüğü; yolsuzluk, usulsüzlük, sahtekarlık ve rüşvet gibi davranışların ayıplanır olmaktan çıkıp, adetâ beceriklilik ve işbilirlilik olarak görülmeye başlandığı bir anlayışa doğru sürüklenmekteyiz.

Değerli Müminler,

Dinimiz insanın çalışmasını, kendisinin, ailesinin ve çocuklarının nafakasını temin için meşru yollara başvurmasını emretmektedir. Yüce Rabbimiz
Bismillâhirrahmânirrahîm
5.88. Allahın size helâl ve temiz olarak verdiği rızıklardan yiyin ve kendisine iman ettiğiniz Allaha karşı gelmekten sakının.
Sadakallah!
buyurmuş, insan dahil bütün mahlûkata rızıklarını Kendisinin verdiğini, bunun yanında insan için ancak çalıştığının karşılığının olduğunu ve bu karşılığın da helâl kazanç olması gerektiğini bildirmiştir.

Yine Yüce Mevlâmız
Bismillâhirrahmânirrahîm
4.29. Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda haksız yollarla yemeyin, ancak karşılıklı rızaya dayanan ticaretle yiyin
Sadakallah!
buyurmuş; hırsızlık, gasp, faiz, kumar rüşvet, şans oyunları, kamu mallarını zimmete geçirmek, işte ve evrakta sahtekarlık, yolsuzluk, eksik ölçüp tartmak, müşteriye fahiş fiyatla mal satmak, alınan maaş veya ücret karşılığında iş ve hizmet üretmemek, emeğin hakkını vermemek gibi yollarla kazanç sağlamayı harâm kılmıştır. Efendimiz (sav)e Hangi kazanç daha temiz ve en iyi olanıdır diye sorulduğunda; Kişinin el emeği ve aldatma bulunmayan meşrû ticaret ile elde edilen kazançtır.
Ahmed b. Hanbel IV, 141.
buyurmuş. Yine
Hiçbir kimse asla kendi kazancından daha hayırlı bir rızık yememiştir. Allahın Peygamberi Davut (as) da kendi elinin emeğini yerdi
Buhârî Buyû, 15.
buyurarak helâl kazancın önemini vurgulamıştır.

Efendimizin terbiyesinden geçmiş olan sahâbe bu konuda oldukça hassastı. Hz. Ebû Bekir, hizmetçisinin getirmiş olduğu hurmayı yedikten sonra, hurmanın harâm yoldan kazanıldığını öğrenince, gözleri kan çanağına dönene kadar midesinden çıkarmak için uğraşmıştır.

Mümine hanımlar da eşlerine:
Bizim için Allahtan korkun da bize harâm lokma, rızık yedirmeyin. Biz açlığa sabrederiz de harâ ma, ateşe sabredemeyiz.
Haris el-Muhasibi Risaletül Müsterşidin, Halep S: 153.
diyerek eşlerini işe yolcu ederlerdi.

Muhterem Müminler,

Rızkın harâm yoldan kazanılması Allahın rızâsına, duâ ve ibadetlerin kabulüne de engeldir. Efendimiz (sav):
Bir kimse Allah yolunda uzun seferler yapar da saçı başı dağınık toza toprağa bulanmış vaziyette ellerini gökyüzüne açar, Ya Rabbi Ya Rabbi diyerek duâ eder. Halbuki onun yediği harâm içtiği harâm, gıdası harâmdır. Böyle birinin duâsı nasıl kabul edilir.
Müslim, Zekât, 65.
buyurmuştur.

Aziz Müminler,

Allahın bizlere helâl olarak vaadettiği rızkımızı kendi elimizle harâma çevirmeyelim. Kendimizin, aile fertlerimizin sağlıgını ve aile huzurumuzu harâm kazançla tehlikeye atmayalım. Birbirimizin malına batıl şekilde göz dikip güven sarsarak içinde bulunduğumuz toplumu yaşanmaz hale getirmeyelim.

Hutbemi Efendimiz (sav)in şu hadîsiyle bitirmek istiyorum.
Kıyamet gününde insan, malını nereden kazanıp nereye harcadığının hesabını vermedikçe Allahın huzurundan ayrılamaz.
Tirmizî, Sıfatul-Kiyâme 1

Abdullah DEMİRCAN

Wuppertal-Elberfeld DİTİB Merkez Camii Din Görevlisi


Musluman
Cuman hayirli olsun!
 
Sokağın yetimleri: çocuklarımız

Selam!

Kardeşlerim!

Yetim kalan Beşir b. Akrabe, babasını kaybettiği için sürekli ağlıyordu. Kimse onu teselli edemiyordu. Bunu duyan Peygamber Efendimiz (s.a.s), Beşirin yanına gitti. Onu teselli etmeye çalıştı. Ancak nafile. Bunun üzerine Sevgili Peygamberimiz, Ben senin baban olayım, Âişe senin annen olsun, istemez misin? dedi. Hiç düşünmeden Evet, çok isterim. dedi Beşîr. Efendimiz, mübarek eliyle Beşîrin saçlarını okşadı, onu kucakladı, bağrına bastı. Alıp Hz. Aişeye götürdü. O da Beşiri güzelce yıkayıp temizledi. Saçlarını tarayıp ona yeni elbiseler giydirdi.
İbn Hacer, İsâbe, I, 302.

İşte böyle sahip çıkıyordu Efendimiz yetimlere, öksüzlere. Ve:
Müslümanlar arasında en hayırlı ev, içinde kendisine iyi davranılan bir yetimin bulunduğu evdir. Müslümanlar arasında en kötü ev ise içinde kendisine kötü davranılan bir yetimin bulunduğu evdir.
İbn Mâce, Edeb, 6.
sözleriyle müminlerin dikkatini çekiyordu yetimlere. Annesiz-babasız büyümüş Allah Resûlünden daha iyi kim anlayabilirdi ki onları Günümüzde de nice Beşirler, kendilerine sevgi ve şefkat kanatlarımızı açmamızı bekliyor bizlerden.

Kardeşlerim!

Bugün toplumda sadece yetim ve öksüz kalmış çocuklar yok. Bir de hayatlarını sokaklarda devam ettirmek zorunda kalan sokağın çocukları var. Anadan babadan ayrı kalmış, anne-babası tarafından ihmal edilmiş ya da sokağa terk edilmiş çocuklardır onlar. Sokağın çocuklarıdır, sokağın yetimleridir onlar. Sıcacık aile ortamından mahrum kalmışlardır. Okulla ilişkileri kopmuştur. Toplum tarafından da dışlanmışlardır onlar. Hepsi sevgiye, ilgiye, şefkate, korunmaya ve güven duygusuna ne kadar da muhtaçtır aslında

Değerli Kardeşlerim!

Sokak çocukları, ne yazık ki madde, alkol ve tiner bağımlılığı, sigara ve kumar gibi zararlı alışkanlıklar ile şiddet, kaçırılma, istismar, fuhuş, suça zorlanma, çeşitli hastalıklara yakalanma, yaralanma ve öldürülme gibi pek çok tehlikeyle karşı karşıyadırlar. Fiziksel ve ruhsal sağlıkları tehlike altındadır. Onlar genellikle terk edilmiş binalar, parklar, tren garları, köprü altları gibi yerlerde yaşam mücadelesi vermektedirler. Böyle bir durumda, onların sokak çetelerine karışmaları, uyuşturucu bağımlısı olmaları, dilencilik, yankesicilik, gasp, hırsızlık gibi kötü yollarla geçinmeye çalışmaları, daha da kötüsü yaralanma veya ölümle sonuçlanan şiddet olaylarına neden olmaları ihtimali söz konusudur.

Kardeşlerim!

Sokak çocukları sorununun en önemli nedenlerinden biri, aile kurumunun modern zamanlarda büyük yara almış olmasıdır. Ailede yaşanan huzursuzluklardır. Parçalanan, dağılan ailelerdir. Giderek artan boşanmalardır. Anne-babadan, aile ortamından kopmuş çocuklar, terk edilmişliğin ve güvensizliğin girdabında sokağa ve suç ortamına itilmekte ve kötü alışkanlıklara yönelmektedirler. Bu yüzden ailevi sorunların en büyük bedelini çocuklar ödemektedir.

Sokak çocukları sorunu, aslında çocuk haklarının ihlâlinden kaynaklanmaktadır. Nitekim Sevgili Peygamberimiz (s.a.s)
Allahım! Ben iki zayıfın: yetim ve kadının hakları konusunda insanları şiddetle uyarıyorum. Onların haklarına el uzatılmasını yasaklıyorum.
İbn Mâce, Edeb, 6.
buyurmuştur.

Kıymetli Kardeşlerim!

Bizler, henüz dünyaya gelmeden yetim, 6 yaşında iken de öksüz kalan ve Yüce Rabbimizin
Rahman ve Rahîm Allah'ın adıyla...
93.7-9.O, seni yetim bulup barındırmadı mı?... Öyleyse sakın yetimi ezme!
Sadakallah!

hitabına muhatap olan Gönüller Sultanı Efendimizin ümmetiyiz. Unutmayalım ki Rahmet Peygamberi, hayatı boyunca hep yetimleri, öksüzleri, şehit yakınlarını, dulları, kimsesizleri ve fakirleri gözetmiş ve:
Müslümanlar arasında kim bir yetimi yiyecek ve içeceğini üstlenecek şekilde sahiplenirse Allah onu mutlaka cennete koyar.
Tirmizî, Birr ve sıla, 14.
buyurmuştur.

Kardeşlerim!

Sağlıklı ve huzurlu bir toplum için sokağın yetimlerine sahip çıkmalıyız. Zararlı alışkanlıkların önüne geçmek için sokak çocuklarına her yönden analık ve babalık yapmalıyız. Unutmayalım ki onların ihtiyaçlarını karşılamak ve onları topluma kazandırmak, hepimizin ortak sorumluluğudur. Onlar bize, bugüne aitmiş gibi görünseler de aslında yarınlar için hazırlanması gereken birer emanettir!...
Yetimlerin başını okşayalım. Fakirleri doyuralım. Sokağın yetimlerine sahip çıkalım. Kimsesizlerin kimsesi olalım. Onlar Sevgili Peygamberimizin yanındaki Enes gibi olmayı arzularlar. Onlar Ümmüd-Derdânın yanındaki yetimler gibi, Allah Resûlünden müjde, müminlerden ilgi ve şefkat görmeyi umut ederler. Unutmayalım ki aslında suçlu çocuk yoktur; suça itilmiş çocuk vardır. Ailelerimizin dağılıp parçalanmasına izin vermeyelim. Yuvalardaki, sokaklardaki, kaldırım köşelerindeki çocuklarımıza, yavrularımıza sahip çıkalım. Onları zararlı alışkanlıklardan ve kötülüklerden koruyalım.

Geliniz hep birlikte Peygamber Efendimizin şu müjdesine kulak verelim:
Ben ve yetime kol kanat geren kimse, cennette yan yana olacağız.
Buhârî, Talâk, 25.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Musluman
Cuman hayirli olsun!
 
Geleceğimiz olan çocuklarımız

Selam!

بِسْمِ اللهِ الْرَّحْمَنِ الْرَّحِيم
وَاعْلَمُواْ أَنَّمَا أَمْوَالُكُمْ وَأَوْلاَدُكُمْ فِتْنَةٌ وَأَنَّ اللهَ عِندَهُ أَجْرٌ عَظِيمٌ

Bismillâhirrahmânirrahîm
8.28.Biliniz ki, mallarınız ve çocuklarınız birer imtihan vesilesidir ve büyük mükâfat Allah katındadır.
Sadakallah!

Muhterem Müslümanlar,

Yüce Rabbimiz bizlere sayılamayacak kadar maddî ve manevî nimetler vermiştir. Bu nimetlerin en önemlilerinden biri olan ve bizlere kıymetli bir emanet olarak verilen çocuklarımız, hiç işlenmemiş tertemiz bir toprak gibidir. Nasıl ki toprağa ne ekersek, ektiğimiz mahsulü alırız, çocuğumuza da hangi yönde eğitim verirsek çocuğumuz o eğitimi alır. Hz. Peygamber (sav)in,
Her doğan, İslâm fıtratı üzerine doğar. Sonra, anne-babası onu Hıristiyan, Yahudi veya Mecusi yapar.
Buhârî, Cenâiz 92
ifadeleri, bu durumu ve eğitimin çocuk üzerinde ne büyük bir etkisi olduğunu apaçık bir şekilde göstermektedir. Yine bu hadîs-i şerîf, İslâm fıtratı üzere doğan çocukları batıl inançların, menfî ideolojilerin yahut sefahât odaklarının eline düşmekten koruma konusunda anne-babaya düşen büyük görevi ve sorumluluğu da vurgulamaktadır.

Değerli Müslümanlar,

Kurân-ı Kerîm, Hz. Lokmanın dilinden çocuklarımıza karşı tavsiyelerimizin nasıl olması gerektiğini şöyle anlatıyor.
Bismillâhirrahmânirrahîm
31.13,16-19 Yavrucuğum! Allaha ortak koşma. Çünkü ortak koşmak elbette büyük bir zulümdür Yavrucuğum! Şüphesiz yapılan iş bir hardal tanesi ağırlığında olsa ve bir kayanın içinde yahut göklerde ya da yerin içinde bile olsa, Allah onu çıkarır getirir. Çünkü Allah en gizli şeyleri bilendir, (herşeyden) hakkıyla haberdâr olandır. Yavrucuğum! Namazı dosdoğru kıl. İyiliği emret. Kötülükten alıkoy. Başına gelen musibetlere karşı sabırlı ol. Çünkü bunlar kesin olarak emredilmiş işlerdendir. Küçümseyerek surat asıp insanlardan yüz çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme! Çünkü Allah hiçbir kibirleneni, övüneni sevmez. Yürüyüşünde dengeli ol. Sesini alçalt.
Sadakallah!

Aziz Cemaatimiz,

Allahın Resulü Hz. Muhammed (sav) şöyle buyurmuşlardır.
Çocuğunuza bırakacağınız en güzel miras onu, hem dünya ve hem de ahiret mutluluğuna eriştirecek bir terbiyedir.
Tirmizî, Birr, 33.
Demek ki çocuklarımıza karşı en önemli görevimiz onlara güzel ahlakı, aile terbiyesini, büyüklere saygıyı, küçüklere sevgiyi, bütün insanlara karşı hoşgörülü olmayı ve en önemlisi de İslâm dininin gereklerini en güzel şekilde öğretmektir.

Aziz Kardeşlerim,

Dünya ve âhiret mutluluğunu elde etmiş nesiller yetiştirmek için öncelikle hem kendimizin hem de ailemizin ihtiyaçlarını helâl yollardan temin etmeliyiz. Ruhumuzun ihtiyaç duyduğu manevî gıdaları da almalıyız.

Amel defterlerimizin öldükten sonra da kapanmamasına vesile olacak hayırlı evlatlarımız, hem bizim, hem milletimizin hem de ümmet-i Muhammedin geleceğidir. Geleceğimize sahip çıkalım.

Kurân-ı Kerîmde Yüce Rabbimiz bizleri şöyle uyarıyor:
Bismillâhirrahmânirrahîm
8.28.Biliniz ki, mallarınız ve çocuklarınız birer imtihan vesilesidir ve büyük mükâfat Allah katındadır.
Sadakallah!

Yusuf Yeniçeri
DİTİB Arnsberg Yeni Camii Din Görevlisi

Musluman
Cuman hayirli olsun!
 
Mükerrem Bir Varlık Olarak İnsan

Selam!

بِسْمِ اللهِ الْرَّحْمَنِ الْرَّحِيمِ
وَلَقَدْ كَرَّمْنَا بَنِى اٰدَمَ وَحَمَلْنَاهُمْ فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِ وَرَزَقْنَاهُمْ مِنَ الطَّيِّبَاتِ وَفَضَّلْنَاهُمْ عَلٰى كَثيرٍ مِمَّنْ خَلَقْنَا تَفْضيلاً

Bismillâhirrahmânirrahîm
17.70.Andolsun, biz insanoğlunu şerefli kıldık. Onları karada ve denizde taşıdık.
Kendilerini en güzel ve temiz şeylerden rızıklandırdık ve onları yarattıklarımızın birçoğundan üstün kıldık.

Sadakallah!

Kıymetli Kardeşlerim,

Yüce Rabbimiz, Kerîm Kitabımızda şöyle buyuruyor:
Bismillâhirrahmânirrahîm
17.9.Andolsun, biz insanoğlunu şerefli kıldık. Onları karada ve denizde taşıdık. Kendilerini en güzel ve temiz şeylerden rızıklandırdık ve onları yarattıklarımızın birçoğundan üstün kıldık.
Sadakallah!
Bu âyet-i kerîme, insanın mükerrem, yani onurlu bir varlık olduğunu ne de güzel ifade ediyor. Fahr-i kâinat Efendimiz de
Mümin onurlu ve kerem sahibidir
Ebû Dâvud, Edeb, 5.
sözüyle bu hakikati dile getiriyor.

Kardeşlerim,

Onur, Rabbimizin bize yaratılıştan lütfettiği büyük bir nimettir. İnancımızda insan, hem bedeniyle hem de ruhuyla onurlu bir varlıktır.

İnsanın mükerrem oluşu, yaratan ve yaratılanlarla ilişkisinde mükemmel olmayı gaye edinmesidir. Mükerrem insan, her daim Rahmânın nazargâhı (baktığı yer) olan bir gönül taşıdığının bilincinde olandır. Dolayısıyla o, bütün varlıklara rahmet nazarıyla bakar. Onun tutum ve davranışları bu rahmetin izlerini taşır. Mükerrem insanın gönlünde herkese yer vardır. O, yaratılanı yaratandan ötürü sever, sevgisine karşılık beklemez.

Mükerrem insan olmak güçlü-zayıf, âlim-câhil, zengin-fakir, büyük-küçük demeden herkesi saygın, onurlu ve değerli görebilmektir. Onurlu insan olmak, kırık ve mahzun gönüllerin yaralarını sarmaktır. Onlara sahip çıkmaktır, zedelenen onurlarını onarmak için el uzatmaktır, gönül açmaktır. Mükerrem ve onurlu olmak, güzel ahlaka, fazilet ve erdeme kanat çırpmaktır. Hayatı paylaşırken insanlara karşı hoşgörülü olmaktır, hüsn-ü zan beslemektir.

Değerli Kardeşlerim,

Mükerrem olmak ırk, din, dil ve cinsiyet ayrımı gözetmeksizin bütün insanlarla iyi geçinmektir, herkese güzel söz söylemektir. Sevgi ve kardeşlik duygularıyla insanlarla kaynaşmak, kırgınlık, dargınlık ve düşmanlıkları sona erdirmektir. Onurlu olmak, yerine göre kardeşlerimizin olumsuz tutum ve davranışları karşısında sabırlı olabilmektir.

Onurlu insan, diğer insanların onurunu da kendi onuru gibi kabul edendir. O, başkalarının onurunu yücelttiğinde kendi onurunun yüceleceğini, zedelediğinde ise kendi onurunun zedeleneceğini bilir.

Îmân ve sevgiden beslenen insan onurunu koruma anlayışı, bütün soğuklukları ısıtacak, karanlıkları ışıtacak, uzakları yakın edecek bir güçtür. Bu meziyet, sözleri anlamlı kılacak, varlık âlemindeki her canlı ve cansıza şefkat ve ibret nazarıyla bakmayı sağlayacak ulvî bir değerdir. Bu değere ise, ancak Kurâna ve Sünnete sarılarak, Kutlu Nebinin ahlâkıyla bezenerek ulaşabiliriz.

Muhterem Kardeşlerim,

Gönülleri aydınlatan hiç şüphesiz Allah ve Resûlüdür. Allahın kelâmı ile Resûlünün bizâtihi nûr olan yolu ve sözü, gönül dünyamızı nurlandırmış ve bizleri onurlandırmıştır.

Efendimizin nûruyla onurlanan ecdadımız, onurları zedelenmiş ve gönülleri yıkılmış nice kimseleri ihyâ için muhteşem bir medeniyet inşa etmişlerdir. Yoksullar için aşevi; hastalar için şifâhâne; kimsesiz çocuklar için yurtlar yapmışlardır. Yuva kurmak isteyen yoksul genç kızlara çeyiz temini ve ihtiyaç sahipleri için yardım sandıkları, fakirler için ise sadaka taşları oluşturmuşlardır. O medeniyette yaşlılar, Kendilerine öf bile denmeyen, duâsı istenen, eli öpülesi saygın kişilerdir.

İşte bütün bunlar gönül merkezli medeniyetin insan onuruna sunduğu güzelliklerdir. Bizler de ecdadımızdan miras kalan bu güzellikleri hayatımıza hakim kılma ve sonraki nesillere aktarma azîm ve gayretimizi asla yitirmemeliyiz.

Kardeşlerim,

Ne hazindir ki, dünyamızda insanlık onuruyla asla bağdaşmayan cinayet, işkence, şiddet, dışlama, aşağılama, zulüm, haksızlık gibi birçok yanlışa hemen her gün şahit olmaktayız. Oysa bireysel ve toplumsal huzurumuz gerek kendi onurumuz gerekse başkalarının onuruna sahip çıkmakla yakından ilgilidir. Diyanet İşleri Türk İslam Birliği, insan onurunu hiçe sayan söz konusu uygulamalara dikkat çekmek, insan onurunun önemine vurgu yapmak ve bu konuda toplumsal bilinç oluşturmak amacıyla bu sene Kutlu Doğum Haftasında Hz. Peygamber ve İnsan Onuru temasını gündeme taşımıştır. Hafta boyunca gerçekleştirilecek etkinliklerde, insan onuru konusu bütün yönleriyle ele alınacaktır.

14-20 Nisan tarihleri arasında kutlanacak olan Kutlu Doğum Haftasının, toplumumuzda Peygamber Efendimize duyulan sevgi ve bağlılığın perçinleşmesine, insan onurunun gönüllerde ve hayatımızda hak ettiği yere ulaşmasına vesile olmasını Yüce Rabbimizden niyâz ediyoruz.

Prof. Dr. H. Kâmil YILMAZ

Musluman
Cuman hayirli olsun!
 
Kutlu Doğum ve Hazreti Peygamberin örnek ahlakı

Selam!

بِسْمِ اللهِ الْرَحْمنِ الْرَحِيِمِ
وَ اِذاَ قَالَ عِيسَى ابْنُ مَرْيَمَ يَا بَنِى إِسْرَاءِيلَ إِنِّى رَسُولُ اللهِ إِلَيْكُمُ مُصَدِّقًا لِمَا بَيْنَ يَدَىَّ مِنَ التَّوْرَيةِ وَ مُبَشِّراً بِرَسُولٍ يَأْتِي مِنْ بَعْدِى ٱسْمُهُ أَحْمَدُ

Bismillâhirrahmânirrahîm
61.6.Meryem oğlu İsanın da; Ey İsrailoğulları, ben size Allahın elçisiyim,
benden önce gelen Tevratı doğrulayıcı ve benden sonra gelecek Ahmet adında bir Peygamberi de müjdeleyici olarak geldim dediğinde ...

Sadakallah!

Muhterem Müslümanlar,

Hz. İbrahim ve İsmail (a.s.)ın,
Bismillâhirrahmânirrahîm
2.129.Ey Rabbimiz, onlara içlerinden senin ayetlerini kendilerine okuyacak, onlara kitap ve hikmeti öğretecek, onları temizleyecek bir Peygamber gönder. Çünkü üstün gelen, her şeyi yerli yerince yapan yalnız sensin
Sadakallah!
duası ve Hz. İsa (a.s.)ın
Bismillâhirrahmânirrahîm
61.6Ey İsrailoğulları, ben size Allahın elçisiyim, benden önce gelen Tevratı doğrulayıcı ve benden sonra gelecek Ahmet adında bir Peygamberi de müjdeleyici olarak geldim
Sadakallah!
ifadeleri ile, alemlere rahmet, bereket ve mağfiret vesilesi olan Peygamber Efendimiz, 20 Nisan 571 tarihine rastlayan Rebiul Evvel ayının 12. Pazartesi gecesi dünyamızı şereflendirmiştir.

Milletimiz de asırlardır sevgili Peygamberimize derin bir muhabbet duyarak, onun aziz hatırasını yadetmek için doğduğu geceyi Mevlid Kandili olarak kutlamaktadır. Yüzyıllardır bir ilim ve kültür bayramı şeklinde kutlanan bu mevlid geleneğini canlandırarak 20 Nisan tarihini içine alan haftayı 1989 yılından bu yana da Kutlu Doğum haftası olarak kutlamaktayız. Bu hafta münasebetiyle insanları dini açıdan bilgilendirmek, dini tefekkürü cami dışına taşırmak, değerli ilim adamlarımızı halkla buluşturmak amacıyla programlar tertib edilmektedir.

Muhterem Müminler,

İslamiyetin kısa zamanda ve hızla yayılmış olması, şüphe yok ki, onu tebliğ eden Peygamberin yüksek ahlakı ile ilgilidir. İnsanlar onun dürüstlüğüne ve güvenilir olduğuna inanmasalardı asla onun etrafında toplanmazlardı. Bu konuyu Hz. Cafer, himayesine sığındıkları Habeşistan hükümdarının huzurunda şöyle dile getirmiştir:

Ey kral, biz cahilce yaşayan bir kavimdik. Putlara ibadet eder, ölü hayvan eti yerdik. Çirkin işler yapardık. Akrabalarımızla ilgilenmezdik. Güçlülerimiz zayıflarımızın malını yerdi. Biz bu haldeyken Allah Teala bize bir resul gönderdi. O bizdendir. Onun soyunu biliriz. Doğru söylediğine, dürüst, güvenilir ve iffetli olduğuna hepimiz şahidiz. O bizi Allaha, O'nun birliğine davet ediyor. Atalarımızın Allahtan başka tapındıkları taş parçalarına ibadet etmekten bizi men ediyor. Sadaka vermek ve oruç tutmak suretiyle bizi Allaha ibadete yönlendiriyor. Bize doğru söylemeyi, emaneti korumayı, komşu hakkına riayet etmeyi, haramdan uzak durmayı, kan dökmemeyi, yalan şahitlikte bulunmamayı, yetim malı yememeyi, namuslu kadınlara iftira etmemeyi emrediyor Biz de onu tasdik ettik
İbn Hişâm, I, 336.

Muhterem Müminler,

Peygamberimiz anılırken akla ilk gelen, onun, Kuran-ı Kerimde de övülmüş olan yüksek ahlakıdır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), ahlaka büyük önem vermiş ve dinin ne olduğunu soranlara, güzel ahlaktan ibaret olduğunu söylemiştir. Hatta ahlakı güzel olmayanın; konuştuğu zaman yalan söyleyenin, söz verdiği zaman sözünde durmayanın, emanete hıyanet edenin - diğer dini vecibelerini yerine getirmiş olsa bile - olgun mümin olamayacağını ifade etmiştir.

Muhterem Müminler,

Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim
Buhari, Edep 39.
buyuran sevgili Peygamberimizin Kutlu Doğumu nisan yağmurlarının toprağı bereketlendirdiği gibi hepimizin gönüllerini merhamet, huzur, sükün ve saadetle doldursun.

DİTİB Köln Merkez Hutbe Komisyon

Musluman
Cuman hayirli olsun!
 
İnsan kalabilmek

Selam!

بِسْمِ اللهِ الْرَّحْمَنِ الْرَّحِيمِ
يَا اَيُّهَا النَّاسُ اِنَّا خَلَقْنَاكُمْ مِنْ ذَكَرٍ وَاُنْثٰى وَجَعَلْنَاكُمْ شُعُوباً وَقَـبَائِلَ لِتَعَارَفُوا اِنَّ اَكْرَمَكُمْ عِنْدَ اللّٰهِ اَتْقٰيكُمْ اِنَّ اللّٰهَ عَليمٌ خَبيرٌ

Bismillâhirrahmânirrahîm
49.13.Ey insanlar! Şüphe yok ki, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi boylara ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız, O'na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hakkıyla haberdâr olandır.
Sadakallah!

Kardeşlerim,

İlahî bir soruyla başlamıştı insanın yaratılış hikayesi. Yaratanımızın; Elestü bi Rabbikum-Ben sizin Rabbiniz değil miyim? suâline, Belâ - Evet şahit olduk ki Rabbimizsin cevabını vermişti cümle rûhlar. Ahd-u mîsâk eylemişti Hak Teâlâ ile. Henüz yeryüzü, yedi kat semâ yaratılmamışken, sadece Onun zatı var iken kendine bir halife yaratmayı murâd eyledi Rabbimiz. Kuru balçığa şekil verip rûhundan üfledi. Toprak olan beden o rûh ile canlandı, insan oldu, Âdem oldu. Melekler ona secde kıldı. Ve insan, Allahın halîfesi, izzet ve şeref sahibi bir varlık olarak yeryüzünü onurlandırdı.

Kıymetli Kardeşlerim,

Her birimiz, Âdem peygamberin ailesinin bir ferdi olarak dünyaya açtık gözlerimizi. Yaratanımız, dört kez yemin ederek duyurdu kâinata, en güzel şekilde yaratılmış olduğumuzu. Mükerrem ve onurlu eyledi bizi.Gönül sahibi kıldı, arş-ı âlâ misâli. Kâinat, tüm mükemmelliğiyle bizim için var edildi, eşya hizmetimize verildi. Peygamberler gönderildi bizim için, semânın kapıları açıldı, vahiy nâzil oldu. Böylece fıtratımızı ve onurumuzu korumamıza destek verildi. Renk, ırk, dil farklılıkları olsa da saygınlık bakımından aramızda bir fark bulunmadığına, Allah nezdinde en değerli olanımızın Ona karşı gelmekten en çok sakınanlarımız olduğuna dikkatlerimiz çekildi.

Hakikat böyle iken değerli kardeşlerim, insanlık, asıl onur ve şerefin âlemlerin Rabbine kul, Kutlu Nebiye ümmet kılınmakta olduğunu idrak edemedi. Rabbimiz bize böylesine değer vermişken, biz onuru makamla, mevkiyle, parayla ölçer olduk. Mevlâmızdan uzak düştükçe kendimize ve birbirimize de yabancılaştık. Kendimizi kendi ellerimizle tehlikelere atıyoruz.

Yaratılış ve kulluk amacından, samimi inançtan, ahlâkî değerlerden her geçen gün uzaklaşmaktayız. Günü birlik telaşlar içerisinde bencilliğin, hırsın, açgözlülüğün zindanlarına hapsoluyoruz adeta. Ayrımcılık, ırkçılık, sömürgecilik, şiddet, terör, savaş, istismar, açlık gibi nice küresel sorunların kıskacında yeryüzü sakinleri olarak büyük bir sınavdan geçmekteyiz.

Oysa kardeşlerim, kâinatı bir güneş misali aydınlatan Efendimiz, hayatı onurumuza yaraşır bir şekilde nasıl yaşayacağımıza dair rehberlik yapmıştır bizlere. Birbirimizi hakir görmemizin kötülük olarak yeteceğini, Müslümanın kanı, malı ve onurunun dokunulmaz olduğunu bildirmiştir Efendimiz. Kâmil mümin olma ve cennet yolunun birbirimizi sevmekten geçtiğini hatırlatmıştır hepimize.

Değerli Kardeşlerim,

İslâm nazarında, sevgiye ve hürmete lâyık olan varlıktır insan. Siyahı da değerlidir beyazı da, yoksulu da onurludur, hizmetçisi de. Ölüsü de saygındır, dirisi de. Hani,
Rabbiniz birdir. Babanız da birdir. Hepiniz Âdem'in çocuklarısınız, Âdem ise topraktandır. Arabın Arap olmayana, Arap olmayanın da Araba, beyaz tenlinin siyaha, siyah tenlinin de beyaza takva dışında bir üstünlüğü yoktur.
Ahmed b. Hanbel, V, 411.
buyurmuştu ya Allah Resûlü veda hutbesinde. İşte bu hikmet ve ibret dolu sözler, asırlar öncesinden ışık tutuyordu günümüze. İnsanları geçici ve izafî değerlere göre sınıflandıranlara âdeta ders veriyordu.

Yâ Resûlallah! Bugün bu mabedi dolduran ve gönülleri muhabbetinizle çarpan aziz kardeşlerimizle birlikte, zedelenen, yıkılan insan onurunu yeniden onarmak, bize elçi, mürşit ve en güzel örnek olarak gönderilmiş olmanızın hakkını teslim etmek üzere ellerimizi uzattık:
Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve Resûlüh. ikrarı ile Rabbimize ahdimizi, Size bağlılığımızı yineliyoruz. Salât ve selâm size olsun Ey Nebi!

DİTİB Merkez Din Hizmetleri Müdürlüğü

Musluman
Cuman Mubarek olsun
 
Zamanın Önemi

Selam!

بِسْمِ اللهِ الْرَّحْمَنِ الْرَّحِيمِ
وَالْعَصْرِ {۱} إِنَّ الْإِنسَانَ لَفِي خُسْرٍ {٢} إِلَّا الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَتَوَاصَوْا بِالْحَقِّ وَتَوَاصَوْا بِالصَّبْرِ {۳}

Bismillâhirrahmânirrahîm
112.1-3.Asra yemin ederim ki, insan gerçekten ziyan içindedir. Bundan ancak iman edip iyi ameller işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve sabrı tavsiye edenler müstesnadır.
Sadakallah!

Muhterem Müslümanlar,

Yüce Rabbimiz insana sayılamayacak kadar bol nimetler vermiştir. Bunlardan en önemlisi, ömür sermayemiz olan ve hayatın kendisi kabul edilen zaman nimetidir. Kurân-ı Kerîmin bazı sûrelerinde yüce Allah zamana yemin ederek söze başlamaktadır. Kuşluk vaktine, güneşe, aya, fecir vaktine yemin ederek başlayan âyetler, zaman hakikatine dikkat çekmektedirler. Namaz, oruç, zekât, hac gibi temel ibadetlerin vakitle kayıtlı olması da bu hakikatin önemini daha da artırmaktadır.

Aziz Müminler,

Bir buz parçası gibi hızla erimekte olan ömür sermayesinin her saniyesini, muhasebe bilinciyle ve tefekkür anlayışıyla kıymetli kılmalıyız. Kurân-ı Kerîmde Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:
Bismillâhirrahmânirrahîm
112.1-3.Asra yemin ederim ki, insan gerçekten ziyân içindedir. Bundan ancak îmân edip iyi ameller işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve sabrı tavsiye edenler müstesnadır.
Sadakallah!
Zamana yemin ile başlayan bu âyetlerden anlaşılmaktadır ki, faydasız geçen her saniye insan ömrü için bir kayıptır. Îmân, sâlih amel, hakkı ve sabrı tavsiye etmek suretiyle geçen zaman ise, kazanca dönüşerek dünya ve âhiret hayatımızı imâr etmektedir. Zaman konusunda bilinçli bir kul olmak, mümin olmanın alâmetlerindendir. Nitekim Rabbimiz Kurânda müminlerin vasıflarını zikrederken;
Bismillâhirrahmânirrahîm
23.3.Onlar faydasız işlerden ve boş sözlerden yüz çevirirler.
Sadakallah!
diye buyurmuşlardır. Bu nedenle bir mümin olarak günlük, haftalık, aylık ve yıllık planlar yaparak, vaktimizi ibadet, çalışma, istirahat ve diğer önemli işlerimiz için verimli kullanmalıyız. Aile, akraba, dost ve komşularımıza zaman ayırmalı, daima iyiye, doğruya ve faydalı olana talip olmalıyız. İlmiyle ve bilgisiyle tarihe yön veren yüce şahsiyetleri örnek alarak okuyup araştırmalı, bilgili ve başarılı olmak için gayret göstermeliyiz.

Kıymetli Müminler,

Âhiret gününde vaktimizi ne ile ve nasıl geçirdiğimiz hakkında özel bir sorguya muhatap olacağız. Hedeflerimizi ve önceliklerimizi buna göre belirleyerek vakit israfı yapmaktan kaçınmalıyız. Vaktim yoktur, daha erken, sonra yaparım gibi bahanelerin arkasına sığınmak, sahip olduğumuz zaman nimetinin değerini bilememekten kaynaklanmaktadır. Resûlullah Efendimiz (sas) konuyla ilgili olarak şöyle buyurmuşlardır:
İnsanoğlu iki nimetin kıymetini hakkıyla bilememiştir. Bunlar sağlık ve zaman nimetleridir.
Buhârî, Rikak, 1.
Bu nedenle gençlik, sağlık, zenginlik ve hayat gibi önemli nimetleri hebâ etmekten kaçınmalıyız. Saatlerce kumar masalarında zaman israf ederek, dinimizin hoş görmediği mekânlarda sabahlamak, harâm ve faydasız işlerle meşgul olmak, dünya ve âhiret hayatımızı kendi ellerimizle tehlikeye atmaktır.

Aziz Kardeşlerim,

Başta ibadetlerimiz olmak üzere bütün işlerimizi zamanında ve en doğru şekilde yapmaya özen gösterelim. Unutmayalım ki, dün geçmiştir. Yarın ne olacağı konusunda bir bilgimiz yok. İçinde bulunduğumuz an, hayatımızın en kıymetli anıdır. Öyle ise bugünün işini yarına bırakmayalım.

Hutbemizi, Allah Resûlünün (sas) şu önemli uyarısıyla bitirelim:
İhtiyarlıktan önce gençliğin, hastalıktan önce sağlığın, fakirlikten önce zenginliğin, ölümden önce hayatın ve meşguliyetten önce boş vaktin kıymetini biliniz.
Buhârî, Rikak, 3

Enver Polatoğlu
Frankfurt/Höchst Eyüp Sultan Camii Din Görevlisi

Musluman
Cuman Hayirli olsun!
 
Üç Aylara Girerken Regaib Kandili

Selam!

بِسْمِ اللهِ الْرَّحْمَنِ الْرَّحِيمِ
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ وَلْتَنْظُرْ نَفْسٌ مَّا قَدَّمَتْ لِغَدٍ وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ خَبِيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ

Bismillâhirrahmânirrahîm
59.18.Ey iman edenler! Allaha karşı gelmekten sakının ve herkes, yarın için önceden ne göndermiş olduğuna baksın. Allaha karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır
Sadakallah!

قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ
اَللَّهُمَّ باَرِكْ لَنَا في رَجَبَ وشَعْبَانَ، و بَلِّغْنَا رَمَضانَ
Peygamber Efendimiz (sav) buyuruyor:
Allahım! Recep ve Şaban aylarını bize mübarek kıl ve bizi Ramazana kavuştur.
Ahmed b Hanbel, Müsned, I/259

Degerli Kardeşlerim,

Dînî literatürümüzde üç aylar diye bilinen çok feyizli ve bereketli bir mânevîyat mevsimine bir kez daha yaklaşmış bulunuyoruz. 11 Mayıs 2013 Cumartesi günü üç ayların başlangıcı olan Recep ayının ilk günüdür. 16 Mayıs 2013 Perşembe akşamı da Regâib Kandilidir.

Bu aylar, îmandan gelen bir heyecanla ibadet hayatımızın daha canlı tutulduğu feyizli, bereketli bir mevsimdir.

Üç aylar, Regâib. Mirâc, Berat ve Kadir Gecesi gibi dört ayrı mübarek geceyi içerisinde barındımaktadır. Bu geceler, üç ayların manevî atmosferinin bereketli ve hikmetli yıldızları gibidir. Bu aylar, yapılan dilek ve temennilerin Allaha ulaştığı, tövbelerin kabul edildiği, günahsız bir şekilde Ramazan ayına kavuşma aylarıdır.

Âyet-i Kerîmede Cenab-ı Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:
Bismillâhirrahmânirrahîm
59.18.Ey iman edenler! Allaha karşı gelmekten sakının ve herkes, yarın için önceden ne göndermiş olduğuna baksın. Allaha karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır
Sadakallah!

Muhterem Müslümanlar,

Üç ayların ilk cuma gecesi, önümüzdeki Perşembeyi Cumaya bağlayan gece Regaip Kandilidir. Bu gece insanların Yüce Allahtan af ve mağfiret istediği, umut, huzur ve ilahî müjdelerle dolu, duaların kabul edildiği gecelerden biridir. Üç ayların hayır ve bereketlerini Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şu mübarek sözleriyle ifade buyuruyor:
Beş gece vardır ki, o gecelerde yapılan dualar geri çevrilmez. (Bu geceler şunlardır): Cuma geceleri, Kurban ve Ramazan bayramları gecesi, Recep ayının ilk Cuma gecesi (Regaib Gecesi), Şaban ayının onbeşinci gecesi (Berat Gecesi).
İmam Şafiî, el-Ümm, C. 1, Shf. 231.
Ayrıca Peygamberimiz (s.a.v.) Recep ayına ulaşınca şöyle dua ederdi:
Allahım! Recep ve Şaban aylarını bize mübarek kıl ve bizi Ramazana kavuştur.
Ahmet B.Hanbel Müsned, 1/259

Muhterem Cemaat,

Ömür sermayemiz her geçen gün azalıyor. Yaşadığımız şu fâni dünya hayatında Allahın rızasını kazanmalı, böyle mübarek gecelerde özümüze dönmeli, hatalarımıza dur demeli, tövbe istiğfar etmeliyiz.

Bu aylar, duaların Allaha arz edilmesi, pişmanlık gözyaşlarıyla günahların silinmesi, yapılan ibadetlere verilen sevabın katlanması bakımından büyük bir fırsattır.

Bu günlerde nefis muhasebesi yapılmalı, ana sermayemiz olan ömrümüzün nerede tüketildiği gözden geçirilmeli, amel defterimize neler yazıldığı, Mahşer günü kurulacak Büyük Mahkemenin tek hâkimi Yüce Allahın hakkımızda nasıl bir hüküm vereceğini düşünmeliyiz. Çünkü Yüce Rabbimizin ikrâm ettiği bu dünya hayatını ibadet ve taatla değerlendirmeyenlerin o gün pişman olacaklarını ve:
Bismillâhirrahmânirrahîm
89.24.Keşke bu hayatım için önceden bir şey yapsaydım !
Sadakallah!
diyeceklerini Kurân-ı Kerîm bize haber veriyor.

Muhterem Müslümanlar,

İdrak edeceğimiz üç aylar ve mübarek geceler, öncelikle Rabbimize, ailemize, milletimize ve ülkemize karşı görev ve sorumluluklarımızı hatırlatmalı, hatalarımızdan ve günahlarımızdan tövbe etmemize vesile olmalıdır.

Üç aylar, Müslümanın manevî hasat aylarıdır. Bu aylarda yapılan duâ ve ibadetler kabul edilir. Mümin sûresinde Yüce Allah:
Bismillâhirrahmânirrahîm
40.60.Bana dua edin, duanıza cevap vereyim. Bana kulluk etmeyi kibirlerine yediremeyenler aşağılanmış bir halde cehenneme gireceklerdir buyurmaktadır.
Sadakallah!

Değerli Müslümanlar,

Üç ayları ve mübîrek geceleri fırsat bilip Cenab-ı Allaha koşalım. Sevgili peygamberimizin de izinden ayrılmayalım. Kandil gecelerinde tövbe istiğfar edelim, nefis muhasebesi yapalım, kaza ve nafile namazı kılalım. Kurân-ı Kerîm okuyalım. Peygamber (s.a.v)e salât ve selâm getirelim. Akrabalarımızı ziyaret edelim. Kimsesizlerin, yoksulların gönüllerini hoş edelim. Çocuklarımıza bu mübârek gün ve gecelerin fazîletini öğretelim.

Yapacağımız duaların kabul edilmesini, Regaip Kandili ve Üç Ayların âlem-i İslâm için hayırlara vesîle olmasını yüce Allahtan niyaz ederim.

Hasan Basri Okan
DITIB Stadtallendorf Fatih Camii Din Görevlisi

Musluman
Cuman mubarek olsun!
 
Anne Baba Hakkı

Selam!

بِسْمِ اللّٰهِ الْرَّحْمٰنِ الْرَّحِيمِ
وَقَضَىٰ رَبُّكَ أَلَّا تَعْبُدُوا إِلَّا إِيَّاهُ وَبِالْوَالِدَيْنِ إِحْسَانًا إِمَّا يَبْلُغَنَّ عِنْدَكَ الْكِبَرَ أَحَدُهُمَا أَوْ كِلَاهُمَا فَلَا تَقُلْ لَهُمَا أُفٍّ وَلَا تَنْهَرْهُمَا وَقُلْ لَهُمَا قَوْلًا كَرِيمًا

Bismillâhirrahmânirrahîm
17.23.Rabbin, kendisinden başkasına asla ibadet etmemenizi, anaya-babaya iyi davranmanızı kesin olarak emretti. Eğer onlardan biri, ya da her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa, sakın onlara öf! bile deme; onları azarlama; onlara tatlı ve güzel söz söyle.
Sadakallah!

Muhterem Müslümanlar,

Cenabı Hakka ibadetle sorumlu olduğumuz gibi yaratılan her varlığa merhametle davranmakla da sorumluyuz. Canlı cansız bütün yaratılmışlar insana birer emanettir ve her birinin üzerimizde hakkı vardır. Karıncayı bile insana emanet eden İslam, insan için en aziz varlık olan anne babayı da emanet etmiştir. Onların incitilmesini yasaklar. Saygı ve sevgiyle hatırlarının gözetilmesini ister. İnsanı doğduğunda ilk karşılayan anne merhametidir ve insan engel tanımayan bir merhamet sağanağıyla yıkanarak, anne şefkatinin kucağında büyüyerek insan olur.

Değerli Kardeşlerim,

Anne kalbine merhametin en derinini bahşeden, günün her anında besmele ile merhametine iltica ettiğimiz Rahman ve Rahim olan Allah, İsra Suresi 23. ayetinde, rızasına talip olan insana şöyle buyurur:
Bismillâhirrahmânirrahîm
17.23. Rabbin, kendisinden başkasına asla ibadet etmemenizi, anaya babaya da iyi davranmanızı kesin olarak emretti. Eğer onlardan biri ya da her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa, sakın onlara öf bile deme; onları azarlama; onlara tatlı ve güzel söz söyle.
Sadakallah!

Âyet-i kerîme biz inananlara, insan üzerinde Allahtan sonra en fazla hak sahibi olanların anne ve baba olduğunu anlatır. Resulullah (s.a.v.) da:
Allahın rızası, anne babanın rızasında, Allahın öfkesi de anne babanın öfkesindedir.
Tirmizî, Birr, 3.

buyurarak Allahın rızasını kazanmak için anne ve babanın hoşnut edilmesi ve rızalarının alınmasının önemini vurgular. Kendisi yetim olan bir Peygamberin ana baba ile ilgili bu kuvvetli uyarısına içten bir şekilde kulak vermek gerekir.

Muhterem Müslümanlar,

Çocuklarımızı en güzel şekilde yetiştirmeye çalışırken büyüklerimizi de ihmal etmemeliyiz. Çocuklarımızdan ne tür davranışlar görmek istiyorsak büyüklerimize de öyle davranmakla yükümlüyüz. Büyüklerin hürmet, küçüklerin de hoşgörü gördüğü bir aile gerçek bir ailedir. Böyle bir aile insan için en güzel huzur kaynağı ve onu yetiştiren en etkili okuldur.

Değerli Müminler,

İnsan için sayısız meşakkate katlanan anne ve babaların sitem ve cefalarına karşı da sabırlı olunmalıdır. Kendilerinden fedakarlık yaparak çocukluk günlerimizin bitip tükenmeyen nazlanmalarını sabırla çeken bu aziz insanların sitemlerinden incinmemek, onlara öfkeli ve sabırsız davranmamak boynumuzun borcu olmalıdır. Yaşlılık ve düşkünlük günlerinde onları bir de yalnızlığın ve terk edilmişliğin acısıyla baş başa bırakmamalıyız. Bizim çatımızın sıcaklık ve güvenine en çok ihtiyaç duydukları ahir ömürlerinde onları huzur evlerine, düşkünler yurtlarına terk etmekle ahlak sahibi bir mümin olunamayacağı gibi ahiretin de kazanılamayacağı hatırdan çıkarılmamalıdır. Şu hadîs-i şerîf bu konuda ne kadar sarsıcı bir uyarıdır:
Burnu yere sürtülsün! Sonra burnu yere sürtülsün! Sonra yine burnu yere sürtülsün! dediğinde, ashab: Kimin ey Allahın elçisi? diye sorar. Efendimiz (s.a.v.): İhtiyarlığı anında annesi ile babasından birine ya da her ikisine yetişip de onların rızasını alamadığı için cennete giremeyenin. buyurur.
Müslim, Birr, 9.

Ulviye Ezerbolatoğlu
DİTİB Frankfurt Merkez Camii Bayan Din Görevlisi

Musluman
Cuman mubarek olsun!
 
Konuşma Âdâbı

Selam!

بِسْمِ اللّٰهِ الْرَّحْمٰنِ الْرَّحِيمِ
اَلَمْ تَرَ كَيْفَ ضَرَبَ اللّٰهُ مَثَلاً كَلِمَةً طَيِّبَةً كَشَجَرَةٍ طَيِّبَةٍ اَصْلُهَا ثَابِتٌ وَفَرْعُهَا فِي السَّمَاءِ {۱} تُؤْتِي اُكُلَهَا كُلَّ حِينٍ بِاِذْنِ رَبِّهَا وَيَضْرِبُ اللّٰهُ الْاَمْثَالَ لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ {۲}

Bismillâhirrahmânirrahîm
14.24-25.Görmedin mi Allah güzel bir sözü nasıl misal getirdi? Güzel bir söz kökü sağlam, dalları göğe yükselen bir ağaç gibidir. Bu ağaç Rabbinin izniyle her zaman meyvesini verir. Öğüt alsınlar diye Allah, insanlara misaller getirir.
Sadakallah!

قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمَ
وَ مَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللهِ وَ اليَوْمِ الآخِرِ فَلْيَقُلْ خَيْراً أَوْ لِيَصْمُتْ

Peygamber Efendimiz (s.a.s.) buyuruyorlar:
Allaha ve ahiret gününe inanan kişi ya hayırlı konuşsun ya da sussun.
Buhârî, Edeb, 31

Değerli Kardeşlerim,

Bir sahâbî Peygamberimiz (s.a.s.)e Ya Resûlallah bana sımsıkı sarılacağım bir iş tavsiye et dediğinde, Efendimiz, Rabbim Allahtır, de ve dosdoğru ol buyurmuştu. Aynı sahâbî; Hakkımda en çok korktuğunuz şey nedir? diye sorduğunda Efendimiz eliyle dilini göstererek; İşte bu! demişti.
Tirmizî, Zühd, 60.

Böylece Allah Resûlu, konuştuklarımıza dikkat etmemiz ve dilin hakkını vermemiz gerektiğine işaret ediyordu.

Kıymetli Kardeşlerim,

Konuşma tarzı insanın kişiliğini yansıtan bir aynadır. Kalbin hissiyatı, zihindeki düşünceler, arzu ve talepler konuşmayla anlaşılır. İnsan, konuşmasına göre itibar kazanır veya yadırganır. İşte bu yüzdendir ki yüce dinimiz güzel konuşmaya teşvik eder, sözün kötü olanından sakındırır.

Güzel konuşma neyi, nerede, ne zaman, kime, nasıl söyleyeceğini bilerek yapılan konuşmadır. Güzel konuşma
Allaha ve ahiret gününe inanan kişi ya hayırlı konuşsun ya da sussun.
Buhârî, Edeb, 31.
nebevî öğretisi gereği dile sahip olmaktır. Çünkü çoğu kimsenin hiç sakıncası yok zannettiği nice sözler vardır ki, sahibini zor durumda bırakır. Peygamber Efendimizin sıklıkla dile getirdiği
Allahım! Dilimin sebep olduğu kötülüklerden sana sığınırım
Ebû Dâvûd, Vitir, 32
şeklindeki duası bu hususu vurgular.

Kardeşlerim,

Hiç şüphesiz insanı insan yapan özelliklerin başında dil gelir. Dil vardır, tatlıdır; yılanı deliğinden çıkarır; gülümsetir yüzleri. Dil vardır, yumuşacıktır; kalbi sevgi ile doldurur. Dil vardır, acımasızdır; gözyaşlarına boğar. Dil vardır, yılan gibi sokar; gönülde kapanmaz yaralar açar. İnsanı insana düşürüp nefrete büründürür. Dil vardır, yalancıdır; olmayanı ballandırır. Sır tutmayı bilmez. Kimi zaman bıçak gibi saplanır yüreğe.

Kardeşlerim,

Görüşler farklı olsa da âdâbına uygun konuşmak, olumlu etki bırakır, dostluğa zemin hazırlar. Âdâbına riayet etmeden konuşmak ise dinleyenler açısından tam bir eziyettir. Yerinde, güzel, anlamlı cümleler sarf etmek varken yalan yanlış, akla her geleni konuşmak çoğu zaman onulmaz yaralar açar. Ecdadımızın, Bıçak yarası geçer; dil yarası geçmez. sözü bu konuda ne kadar da mânidardır.

Konuşma âdâbına riayet edenlerin güzel neticeler elde edecekleri Yüce Kitabımızda şöyle haber verilir:
Bismillâhirrahmânirrahîm
14.24-25. Görmedin mi Allah güzel bir sözü nasıl misal getirdi? Güzel bir söz kökü sağlam, dalları göğe yükselen bir ağaç gibidir. Bu ağaç Rabbinin izniyle her zaman meyvesini verir. Öğüt alsınlar diye Allah, insanlara misaller getirir.
Sadakallah!

Şu âyette de dilini kontrol altında tutmayanların karşılaşacakları olumsuz akıbete işaret edilir:
Bismillâhirrahmânirrahîm
14.26. Kötü bir sözün durumu da yerden koparılmış, ayakta durma imkânı olmayan kötü bir ağacın durumu gibidir.
Sadakallah!

Sevgili Peygamberimiz (s.a.s) de, konuşmalarını sevgi, şefkat ve merhamet dolu bir gönül, mütebessim bir çehre ile yapmıştır. Sürekli kendisi konuşmamış, muhataplarının da konuşmasına fırsat tanımıştır. Onun bu tavrı nice kasvetli kalpleri yumuşatmış, nice gönüllerde sevgi tomurcuğu açtırmıştır.

Kardeşlerim,

Efendimiz, Müslümanı
Elinden ve dilinden insanlara zarar gelmeyen kişi
Tirmizî, Îmân, 8.
olarak tanımlamıştır. Öyleyse, onun bu tanımına layık olma gayreti ile hareket edelim. Konuşmalarımızla insanlara rahatsızlık ve bıkkınlık vermeyelim. Sözlerimiz hikmetli ve ibretli, sözlerimizin rotası da insan onuru ve haysiyetini yüceltmek olsun. Güzel ve anlamlı sözlerimiz hayırlı ve faydalı işlere dönüşsün. Dedikodu, gıybet, su-i zan ve çirkin sözlerle hem insanlar hem de Rabbimiz katındaki değerimizi düşürmeyelim. Yunus Emrenin, sözün gücünü anlatan şu veciz ifadeleri ile hutbemize son verelim:

Söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı,
Söz ola ağılı aşı, bal ile yağ ede bir söz.

DİTİB Din Hizmetleri Müdürlüğü

MUSLUMAN
CUMAN mUBAREK OLSUN!
 
Üst Alt