Cuma hutbeleri devamı

KURAN ve SÜNNETİ ÖLÇÜ ALMAK

Selam!

y%20-%20Copy%201.png


كِتَابٌ اَنْزَلْنَاهُ اِلَيْكَ مُبَارَكٌ لِيَدَّبَّرُوا اٰيَاتِه وَلِيَتَذَكَّرَ اُولُوا الْاَلْبَابِ
قَالَ النّبِي ﷺ:تَرَكْتُ فِيكُمْ اَمْرَيْنِ لَنْ تَضِلُّوا مَا تـَمَسَّكْتُمْ
بـِهِمَا: كِتَابَ اللهِ وَسُنَّتِي.

Aziz Kardeşlerim!
Okuduğum ayet-i kerimede Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor;
Rahman ve Rahîm Allah'ın adıyla...
38.29. Bu Kuran, âyetlerini düşünsünler ve akıl sahipleri öğüt alsınlar diye sana indirdiğimiz mübarek bir kitaptır.
Sadakallah!
Kuran-ı Kerim ve Peygamber Efendimiz (s.a.s)in Sünneti dinimizin iki önemli temel kaynağıdır. Zira mümin için her ikisi, hayat düsturlarını içeren birer kılavuz olmaları yanında, ebedî hayatta mutluluğun da rehberleridir. Kuran ve Sünnette, bir Müslümanın hayata nasıl bakması ve yaşamını nasıl sürdürmesi gerektiğinin temel prensipleri yer almaktadır.

Kıymetli Kardeşlerim!
Kuran-ı Kerimin muhatabı bütün insanlardır. Gayesi, insanları dünya ve ahiret saadetine kavuşturmaktır. Bu gayeye ulaşabilmemiz için Kuranı okuyup anlamamız ve emir ve yasaklarına uygun yaşamamız icab eder.
Kuran sadece ve sadece hatim indirilen, geçmişlerin ruhlarına bağışlanan, kendisinden sevap beklenen, evlerimizin başköşesinde özenle muhafaza edilen, bir kitap değil, bilakis bizi dünya ve ahiret mutluluğuna ulaştıracak ilahi bir kitaptır.

Aziz Müslümanlar!
Sünnet, Allah Resulünün Kuran ekseninde yaptığı uygulamalarıdır. Sünnet, Kuranı anlamak, Kuranla terbiye olmaktır. Sünnet, Hz. Aişe validemizin ifadesiyle Kuran ahlakıyla ahlaklanmaktır. Sünnet, Kuranın üsve-i hasene/en güzel örnek olarak nitelediği Peygamber efendimizi örnek almaktır. Sünnet, Kuranın sunduğu reçeteyi hayata yansıtmaktır. Sünnet, Kuranın açıklaması ve pratiğe aktarılması demektir. Sünnet; Kuranın yaşanmasıdır, yaşatılmasıdır.

Muhterem Müminler!
Kuran ve Sünnet birbirinin ayrılmaz parçasıdır. Hayatımızı Kuran ve Sünnet ile bütünleştirmeliyiz. Unutmayalım ki, âlem-i İslam olarak yaşadığımız birçok problemi, ancak Kuran ve Sünneti hayatımıza rehber ettiğimiz zaman çözebiliriz. Kuran ve Sünneti hayatımıza rehber etmediğimiz sürece de, derdimize derman bulamayacak; düştüğümüz kuyulardan, saplandığımız çıkmazlardan, savrulduğumuz girdaplardan asla kurtulamayacağız.
Hutbemi Peygamber Efendimiz (s.a.s)in veda hutbesinde ifade ettiği bir hadisi ile bitirmek istiyorum;
Ey insanlar! Size iki emanet bırakıyorum, onlara sahip çıkıp uyduğunuz sürece yolunuzu hiç şaşırmazsınız. Bunlar, Allahın kitabı ve benim sünnetimdir.
Muvattâ, Kader, 3.

İdris ERTÜRK
DİTİB Berlin Osmangazi Camii Din Gör.
Musluman
Cuman mubarek olsun!
 
Küresel terörün hedef aldığı din: Islam

Selam!

meal.jpg


Aziz Müminler!
Okuduğum ayet-i kerimede Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor:
Rahman ve Rahîm Allah'ın adıyla...
Dünya hayatını ahirete tercih edenler, Allaha giden yolu kapatanlar, onu eğri ve çelişkili göstermek isteyenler var ya, işte onlar derin bir sapıklık içindedirler.
Sadakallah!
Okuduğum hadis-i şerifte ise Peygamberimiz (s.a.s) şöyle buyuruyor:
Müslüman, elinden ve dilinden Müslümanların güvende oldukları kişidir. Mümin ise canları ve malları hususunda insanların kendisinden emin oldukları kişidir.
Tirmizî, İmân, 12.

Değerli Kardeşlerim!
Yüce Rabbimiz, Peygamberimiz Muhammed Mustafâ (s.a.s) aracılığıyla İslâm mesajını bütün insanlığa tebliğ etti. Allahın varlığına ve birliğine iman etmek, Ona hiçbir konuda ortak koşmamak ve sadece Ona kullukta bulunmak, bu ilahi mesajın temelini teşkil ediyordu. Bu mesaj, değerler manzumesi olarak öldürmeyi değil yaşatmayı, zulmetmeyi değil hakkı gözetmeyi, batıla değil hakikate tabi olmayı, hayâsızlığı değil iffeti kuşanmayı ve erdemli duruşu takdim ediyordu. Bu mesaj, cehaleti değil bilgi ve hikmeti öğütlüyordu. Bu mesaj, savaşı değil barışı, terör ve vahşeti değil vicdan ve merhameti, fitne ve fesadı değil sulh ve salahı öğretiyordu. Bu mesaj, vurdumduymazlığı değil sorumluluğu, bencilliği değil paylaşmayı, bölüp parçalamayı değil birleştirmeyi esas alıyordu.
Ancak zamanla İslam, bütün hakikatleri insanlığa bildirmişken kimileri, hakikatin sadece kendi ellerinde olduğunu iddia eder hale geldi.
Günümüzde modern zamanların tüm insafsızlığı, vicdansızlığı, adaletsizliği İslama ve masum Müslümanlara mal edilmeye çalışılmaktadır. İslam, vicdanı ve insafı kirlenmiş, yüreği tükenmiş insanlarca terör ve vahşetle birlikte zikredilerek olumsuz bir İslam imajı ve algısı üretilmektedir. Dinimiz, itibarsızlaştırılmaya, İslâmla ilgili, insanların kalplerinde bir endişe ve korku oluşturulmaya çalışılmaktadır.

Kardeşlerim!
Bugün din adına masum insanları, kadınları, yaşlıları, çocukları acımadan öldürenler aslında bütün insanlığı katletmektedir. Ne hazindir ki, İslamın yüksek şiarı olan tekbir, bu vicdansızlıklara alet edilmektedir. Aslında Ankarada Pariste, Beyrutta, Bağdatta, Nijeryada, hâsılı dünyanın dört bir yanında öldürülen sadece masum insanlar değil, âlemlere rahmet olarak gönderilen İslamın yüce değerleridir.

Kardeşlerim!
Bugün, din kisvesine bürünmüş cinayet şebekeleri, geçmişten günümüze birikmiş öfkeleri, incinmiş onurları, bastırılmış duyguları, yıkılmış hayalleri istismar etmektedir. Onlar bugün, tarihte acı hikâyeleriyle hatırladığımız, ortalığı yakıp yıkan, topyekûn medeniyetimizi tahrip eden Moğollarla aynı yöntemi kullanmaktadırlar. Bu coğrafyanın masum insanlarını ölümlerden ölüm beğenmeye mecbur edenler, aslında tüm insani değerlere kastetmektedirler. Ancak bizler biliyoruz ki, dillerinden tekbir düşmese de, alınları secdeden kalkmasa da insanlık dışı katliamların faillerinin İslamla uzaktan yakından asla ilgisi yoktur. Zira insana ve insanlığa yönelik bu tür vahşeti gerçekleştirenlerin, onları yönlendirenlerin ne Allaha saygıları, ne de herhangi bir dine mensubiyetleri söz konusu olabilir.

Kardeşlerim!
Öyleyse geliniz dünyada huzura, ahirette kurtuluşa erebilmek için İslâmın rahmet yüklü mesajlarına yeniden sımsıkı sarılalım. Çocuklarımıza ve gençlerimize sahip çıkalım. Onlara inanç ve değerlerimizi doğru öğretelim. Sahih dini bilgiye ulaşma ve sahip çıkma çabasını hiç elden bırakmayalım. Sunulan her dini bilgiyi araştırma ve incelemeden kabul etmeyelim. İslâmın rahmet iklimini en güzel şekilde temsil etmek için gayret gösterelim.
Hutbemizi şu dua ile bitirmek istiyorum:
Rabbimiz! İlmimizi, anlayışımızı artır ve bizi salih kullarından eyle!
Musluman
Cuman mubarek olsun!
 
Bir Gün Sen de Engelli Olabilirsin!

Selam!

y%20-%20Copy%201.png


يَا اَيُّهَا النَّاسُ اِنَّا خَلَقْنَاكُمْ مِنْ ذَكَرٍ وَاُنْثٰى وَجَعَلْنَاكُمْ شُعُوبًا وَقَبَائِلَ لِتَعَارَفُوا اِنَّ اَكْرَمَكُمْ عِنْدَ اللّٰهِ اَتْقٰیكُمْ اِنَّ اللّٰهَ عَليمٌ خَبيرٌ
قَالَ النّبِي ﷺ:ان الله لا ينظر الى صوركم و اموالكم
و لكن ينظر الى قلوبكم و اعمالكم

Değerli Müminler!
Okuduğum ayet-i kerimede Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor;
Rahman ve Rahîm Allah'ın adıyla...
49.13.Allah katında en değerli olanınız, Ona karşı gelmekten en çok sakınanınızdır.
Sadakallah!
Allah Resûlü (s.a.s)de;
"Allah sizin sûretlerinize ve servetlerinize bakmaz. Fakat, kalblerinize ve amellerinize bakar.
Müslim, Birr 34
buyurmaktadır.
Yüce Allah, insanları servetleri, ırkları, renkleri, cinsiyetleri, dilleri, nesepleri, fizyolojik yapıları, engelli veya sağlıklı oluşları açısından değerlendirmez. Onları îman, sâlih amel, güzel ahlâk, ibadet ve itâatleri veya inkâr, şirk, nifâk, isyan ve kötü davranışları açısından değerlendirir.

Aziz Kardeşlerim!
Engellilik hali, insanın temel hayati fonksiyonları açısından eksiklik olsa da, insanî yönden asla bir kusur değildir. Bu dünya bir imtihan yeridir ve insanın sahip olduğu veya olamadığı her şey bu imtihanın bir parçasıdır. Fizikî güzellik bir imtihan vesilesi olduğu gibi, engelli olma hali de bir imtihan vesilesidir. O halde, zengin ve güzel olan mutlaka üstün olmadığı gibi, fakir veya bazı uzuvlarını kaybetmiş olan bir kimse de değersiz değildir.

Kıymetli Müminler!
Peygamberimiz (s.a.s.), engelli sahabîlere özel ilgi ve şefkat göstermiş ve onları toplumun faydalı bireyleri haline getirmiştir. Ashabından görme engelli Abdullah İbn Ümm-i Mektumu, kendileri Medine dışına çıktığı zamanlarda yerine vekil bırakmış olması buna güzel bir örnektir. Yine Peygamberimiz, ortopedik engeli bulunan Muaz b. Cebeli genç yaşına rağmen vali tayin etmiştir. Bunları yaparken Efendimizin, fiziksel özellikleri değil, liyakati, aklı ve bilgiyi esas aldığını görüyoruz.

Özürlü kardeşlerimizin toplum hayatına katkıda bulunmaları için yeteneklerini geliştirmek üzere onlara uygun mekanlar hazırlanması, eğitim imkanı sağlanması, yapabilecekleri işlerin verilmesi bizim açımızdan hem insanî ve hemde İslâmî görevdir.

Muhterem Müminler!
Toplum olarak bizler de engellilere Peygamberimiz (s.a.s)in ahlakını örnek alarak sevgi, ilgi ve şefkatle yaklaşmalıyız. Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.s); engelli kimselere yapılacak her türlü iyilik ve yardımı sadaka olarak değerlendirerek
"Âmâya rehberlik etmen, sağır ve dilsizle anlayacakları bir şekilde konuşman, muhtaç bir kimseyi ihtiyacını tedarik etmesi için gerekli yere götürmen, derman arayan dertlinin imdadına koşman, koluna girip güçsüze yardım etmen, konuşmakta güçlük çekenin meramını ifade etmen, bütün bunlar sadakadır.
Ahmed b. Hanbel, Müsned, 5/168-169
buyurmuşlardır.

Hazırlayan: Hutbe Komisyonu
Musluman
Cuman mubarek olsun!
 
Edeb Ya Hu

Selam!

Muhterem Müminler!
Yüce Allah Kuran-ı Kerimde insanı en güzel bir biçimde yarattığını ifade etmektedir. İnsanın güzel bir biçimde yaratılmış olmasından maksat, sadece beden veya yüz güzelliği değildir. İnsanı gerçek manada şerefli ve güzel kılan; akıl, ince düşünce, hassasiyet, nezaket, zarafet, hayâ ve edeb duygusudur. Edeb insanlığın ruhu, hakikati, süsü ve gerçek zenginliğidir. Şair bu hakikati şöyle ifade eder.
Edep bir taç imiş nur-i Hudadan
Giy ol tacı, emin ol her beladan.

Edep sahibi olmanın eşsiz bir hazine olduğuna işaret eden ilim ehli şöyle demiştir: Yetim, anası ve babası olmayan değil, ilim ve edebi olmayandır. Asıl fakir; malı mülkü olmayan değil, ilim ve edepten mahrum olandır. Çünkü nimet ve servetlerin en büyüğü ilim ve edeptir. Bu nimetlere nail olan, edebi sayesinde nail olur. O nimetleri kaybeden de edebi terk ettiği için kaybeder. Edepten mahrum olan insan ilim, makam ve zenginlik bakımından ne kadar yükselirse yükselsin faziletli sayılamaz.

Aziz Müslümanlar!
Mümin; Allaha, Kurana, Hz. Peygambere, çevresinde tanıdığı tanımadığı herkese, hatta tüm mahlûkata karşı daima edebini koruyan kimsedir. Allaha karşı edeb, Onun emir ve yasaklarına uymak; peygamberine karşı edeb ise sünnetine tabi olmak, Onu gönülden sevmekle olur. İnsanlara karşı edeb, onlara saygılı olmak ve daima nezaketi korumakla olur. Mahlûkata karşı edeb, tüm yaratılmışların sahibinin Allah Teala olduğu şuuruyla onları hoş görmekle olur. Yaratılanı hoş gör yaratandan ötürü sözü bu manayı ne güzel ifade etmektedir.

Aziz Müminler!
Dinimizin, örfümüzün ve ecdadımızın bize öğrettiği edeb duygusu, büyüklerin yanında yüksek sesle konuşmamayı, konuşan kimsenin sözünü kesmemeyi, toplum içinde fısıltılı veya gizli konuşmamayı öğütler. Allahın bize nimet olarak verdiği bir takım imkânları kullanırken, bu imkânlara sahip olmayan insanların hissiyatını hesaba katmayı hatırlatır. İnsanları aşağılamayı, onlarla alay edip küçük düşürmeyi, insanların gizli hallerini araştırmayı ve lakap takmayı da edebe aykırı görür.
Edep sahibi bir Müslüman, çirkin bir sözün veya davranışın muhatabı olsa bile bir Müslümana yakışmayacak şekilde karşılık vermez ve yüce Allahın Kuranda ifade buyurduğu gibi,
Rahman ve Rahîm Allah'ın adıyla...
25.63. Rahmânın kulları, yeryüzünde vakar ve tevazu ile yürüyen kimselerdir. Cahiller onlara laf attıkları zaman, selâm! der (geçer)ler.
Sadakallah!
ayetinin manasına uygun hareket eder. Bu manaya uygun hareket etmeyenleri ise, eskiden irfan mekteplerinin kapısında yazdığı gibi Edeb Ya Hu diye nazikçe uyarır.

Kardeşlerim!
Şunu çok iyi bilmemiz gerekir ki edeb, öğüt vermekten ziyade, örnek olmak suretiyle yaşayarak ve yaşatarak kazanılan bir değerdir. Bu değerin nesillerimize aktarılması ise hepimizin görevidir. Nitekim Peygamberimiz (s.a.s)
Hiçbir baba çocuğuna edebden daha değerli bir şey kazandıramaz.
Tirmizî, Birr, 33.
buyurmuşlardır.
Hutbemi Yunus Emrenin edeble ilgili şu mısraları ile bitirmek istiyorum;

Ehli diller arasında aradım kıldım talep,
Her hüner makbul imiş; illa edep, illa edep


Erol KILIÇ
Duisburg DİTİB Muradiye Camii
 
Nimete En Büyük Vefasızlık: İsraf

Selam!

وَالَّذينَ اِذَا اَنْفَقُوا لَمْ يُسْرِفُوا وَلَمْ يَقْتُرُوا وَكَانَ بَيْنَ ذٰلِكَ قَوَامًا

Muhterem Müslümanlar!
Yüce Allah okuduğum ayet-i kerimede şöyle buyuruyor:
Rahman ve Rahîm Allah'ın adıyla...
25.67."Onlar, harcadıklarında ne israf ne de cimrilik ederler. Onların harcamaları, ikisi arasında dengeli bir harcamadır."
Sadakallah!

Değerli Müminler
Haddi aşma, hata, cehalet, gaflet gibi anlamlara gelen israf genel olarak inanç, söz ve davranışta dinin, akıl veya örfün uygun gördüğü ölçülerin dışına çıkmayı, özellikle mal veya imkânları meşru olmayan amaçlar için saçıp savurmayı ifade eder.
Dinin, âdetlerin ve insanlığın ihtiyaç gördüğü yerlere gerekli ölçüde harcamak cömertlik, bu ölçülerin altına düşmek cimrilik, bunların üstünde harcamada bulunmak ise israftır.
İnsana emanet olarak verilen serveti saçıp-savurmak, gerekli yerlere harcamamak, insanın kendisine, ailesine ve içinde yaşadığı topluma zarar verir. Cimrilik ise yardım düşüncesine zarar verdiği gibi, ihtiyaç sahiplerine ulaşmayı engeller. İnfak ve sadaka ahlâkını köreltir. Hâlbuki infak ve sadaka insanlardan muhtaç olanları sıkıntılarından kurtulmalarını sağlar.

Aziz Müminler!
Maddî ve manevi imkânları Allahın insanlara bağışladığı birer emanet sayan İslâm Dini, bunları Allahın rızasını kazanmaya ve insanlara mutluluk getirmeye elverişli yerlerde kullanmayı emreder. İçki, uyuşturucu, kumar, fuhuş, rüşvet gibi toplumsal ve ferdî zararlar doğuran hususlarda yapılan harcamaların yasaklanması yanında, insanların tutkularını kamçılayan, toplumda kıskançlık doğuran gösteriş tüketiminin yasaklanması veya hoş karşılanmaması da aynı gerekçelere dayanmaktadır. Dinen haram kılınan maddelerin tüketimi israf olduğu gibi helâl kabul edilen maddelerin günün icaplarına göre ihtiyaçtan fazla tüketimi de israf sayılmıştır.

Aziz Kardeşlerim!
İyi insan ve iyi Müslüman; dünya nimetlerinden azami derecede yararlanmak için gayret eder, ancak parasını, mal-mülk ve servetini, Allah ve Peygamber'inin rızası doğrultusunda iyilik ve hayır yolunda harcar. Harcama yaparken de ne israf ne de cimrilik eder. Çünkü israf da cimrilik de dinimizce yasaklanmış ahlaki ve manevî bir hastalıktır.
Öyle ise geliniz Rabbimizin;
Rahman ve Rahîm Allah'ın adıyla...
102.8 Nihayet o gün (kıyamet günü dünyada yararlandığınız) nimetlerden elbette ve elbette hesaba çekileceksiniz.
Sadakallah!
uyarısını hiç aklımızdan çıkarmayalım.
Hutbemi, Peygamber Efendimiz (s.a.s)in hayatımıza güzellik ve bereket katacak şu güzel öğütleri ile bitirmek istiyorum;
Beş şey gelmeden önce beş şeyin kıymetini biliniz:
Ölüm gelmeden önce hayatın;
hastalıktan önce sağlığın;
meşguliyet gelmeden boş vaktin;
ihtiyarlıktan önce gençliğin;
fakirlik gelmeden zenginliğin.

Buhârî, Rikak, 3

Abdusselam ÖZDERE

Solingen DİTİB Merkez Camii Din Görevlisi
 
Mevlid Kandili
Selam!

لَقَدْ كَانَ لَكُمْ فى رَسُولِ اللّٰهِ اُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِمَنْ كَانَ يَرْجُوا اللّٰهَ وَالْيَوْمَ الْاٰخِرَ وَذَكَرَ اللّٰهَ كَثيرًا

Değerli Müminler!
22 Aralık Salı gününü, 23 Aralık Çarşambaya bağlayan gece; Âlemlere rahmet olarak gönderilen Hâtemül-Enbiyâ Muhammed Mustafa (s.a.s)nın dünyamızı şereflendirmelerinin yıldönümü olan Mevlid Kandilini idrak edeceğiz.

Kıymetli Kardeşlerim!
Onun kutlu doğumu bütün bir beşeriyetin hatta bütün bir varlık âleminin bayramıdır. Yüce Rabbimiz bu gerçeği
Rahman ve Rahîm Allah'ın adıyla...
21.107.Ey Muhammed biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik
Sadkallah!
ayetiyle ifade etmiştir.

Efendimiz 23 yıllık peygamberlik hayatını insanlığın hakikatle buluşmasına ve kurtuluşuna vakfetmiştir.
Bu mücadelesiyle cehaletin yerine bilgi ve hikmeti, zulmün yerine hak ve adaleti getirmiş; nefret ve kinle paslanan kalpleri, muhabbet ve merhametle yeniden inşa ve ihya etmiştir.

Onun rehberliği ile buluşan iman dolu gönüller; tüm zorluklara rağmen, emaneti olan Kuran ve sünnete sımsıkı sarılmışlar ve böylece insanlık tarihinin iftihar tablosu olan eşsiz bir medeniyet inşa etmişlerdir.

Aziz Müminler!
Hayatı boyunca güzel ahlakın gerektirdiği şekilde yaşayan Peygamberimiz; tüm insanlık için daima yol gösterici bir rehber olmuş ve bizlere eşsiz bir örneklik bırakmıştır.
Din güzel ahlaktır
Buhari İman 2/24
buyuran Efendimiz;
Ahlakı güzel olmayanın; konuştuğu zaman yalan söyleyenin, sözünde durmayanın, güvenilir olmayanın diğer dini vecibelerini yerine getirmiş olsa bile olgun mümin olamayacağını ifade etmiştir.
Muvatta 2/904
Çünkü bu ilkeler dinin ve beşeri ilişkilerin temelini teşkil etmektedir.

Kardeşlerim!
Geliniz bu Mevlid Kandilini; Peygamberimizi yeniden anlamak, hayatımızdaki yerini yeniden gözden geçirmek, ahlakın en kemalini sergileyen tavrını öğrenmek, Onun güzel ahlakının ışığında yürümek için bir fırsat bilelim.
Rahman ve Rahîm Allah'ın adıyla...
33.21.Andolsun ki, Rasulüllahta, Allah'a ve ahiret gününe kavuşmayı uman ve Allah'ı çokça zikreden sizler için güzel bir örneklik vardır.
Sadkallah!
ayetinden hareketle bizler de o biricik elçinin kutlu yoluna ve güzel ahlakına sarılalım ve Onun gibi bir insan, Onun gibi bir kul, Onun gibi bir evlat, Onun gibi bir eş, Onun gibi bir baba, Onun gibi bir arkadaş, Onun gibi bir komşu, Onun gibi bir yönetici olmanın gayreti içerisinde olalım.

Bu duygu ve düşüncelerle Mevlid Kandilinizi tebrik ediyorum.
Rabbimiz! Mevlid-i Nebiyi ülkemiz, gönül coğrafyamız ve bütün insanlığın huzuruna vesile eyle! Rabbimiz! Bizleri kendine hakiki kul, habibine gerçek ümmet olanlardan eyle!

Ramazan Taşdelen
Voerde2 DİTİB Sultan Ahmet Camii Din Görevlisi
Musluman
Cuman mubarek olsun!
 
Bir Yılı Geride Bırakırken Nefis Muhasebesi
Selam!

Aziz Kardeşlerim!
Okuduğum ayeti kerimede Yüce Allah şöyle buyuruyor:
Rahman ve Rahîm Allah'ın adıyla...
59.18. Ey İman Edenler! Allahtan korkun ve herkes yarın için ne hazırladığına baksın. Muhakkak ki Allah yaptıklarınızdan haberdardır.
Sadakallah!
Okumuş olduğum hadis-i serifte ise sevgili Peygamberimiz (s.a.s);
Akıllı kimse, kendini sorguya çeken ve ölümden sonrası için çalışandır.
Tirmizi, Kıyamet, 26
buyurarak bizleri nefis muhasebesi yapmaya davet etmektedir.

Değerli Kardeşlerim!
Yeni bir yıla girmeye hazırlandığımız bu günlerde insan ömrünün ne kadar hızlı geçtiğinin hepimiz farkındayız. Bize verilen tüm nimetlerden hesaba çekileceğimiz gibi, ömrümüzü nerede ve nasıl harcadığımızdan da hesaba çekileceğimizi asla unutmamalıyız. İşte bir yıl daha ömrümüzden geçip gitti. Her an yaklaşan ölüm anı gelip çatmadan önce, kendimizi hesaba çekelim ki,
Rahman ve Rahîm Allah'ın adıyla...
99.7-8. zerre kadar iyilik ve kötülüğün karşılığının verileceği
Sadakallah!
o zor günde hesabımız kolay, durağımız cennet olabilsin.
Zira dünya fani, ömür kısadır. Ebedi olan ise ahiret hayatıdır. Dünyada yapılan her iyilik ve kötülüğün karşılıksız kalmayacağını, bir gün hesaba çekileceğimizi biliyor ve inanıyoruz.
Fakat dünyevî işlerimizle ilgili muhasebeyi en ince ayrıntısına kadar titizlikle yaparken, dini hayatımızın muhasebesinde ise aynı hassasiyeti maalesef gösteremiyoruz.
Bu nedenle, her akşam,
Bu gün Allah için ne yaptın?
Hz. Ömer (r.a)
diyerek kendisini hesaba çekmek, bu dünyanın aldatıcı ve ayartıcı etkilerinden kendimizi korumamız ve istikametimizi bozmamamız açısından ne kadar önemlidir!
Onun için hayatı bütün yönleriyle tartarak, ahireti kaybettirecek bir bedel ödemekten kurtulmanın yolu, nefis muhasebesidir. Yarının hesabını bugünden yapmak, imtihana girecek öğrencinin ders çalışmasından farklı değildir. İmtihan edilmek üzere yaratılan insan da, ahiret hayatında kendisine sorulacak soruları başarıyla cevaplandırabilmek için hesabını burada yapmalıdır. Nitekim Sevgili Peygamberimiz (s.a.s):
Hesaba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekiniz ve amelleriniz mizana konmadan evvel siz amellerinizi tartınız.
Tirmizi, Kıyamet, 2459
buyurmaktadır.
Hutbemi Sevgili Peygamberimiz in (s.a.s) bir hadisi ile bitirmek istiyorum;
Kıyamet günü insan tüm yaptıklarından sorgulanıp hesaba çekilmedikçe, mahşer yerinden ayrılamayacaktır.
Tirmizi, Kıyamet, 1.
Cumanız mübarek olsun.
Hazırlayan: Hutbe Komisyonu
 
Asr Suresi ve Zamanı Değerlendirme
Selam!

Asr Suresi, 103/1-3
وَالْعَصْر إِنَّ الْإِنسَانَ لَفِي خُسْرٍ إِلَّا الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَتَوَاصَوْا بِالْحَقِّ وَتَوَاصَوْا بِالصَّبْرِ

Rahman ve Rahîm Allah'ın adıyla...
1. Yemin olsun zamana/çağa/gündüzün iki ucuna/sabah namazına/ikindi vaktine/Asrısaadet'e ki,
2. İnsan, gerçekten tam bir hüsran içindedir!
3. İnanıp hayra ve barışa yönelik işler yapanlar, birbirlerine hakkı önerenler, birbirlerine sabrı önerenler müstesnadır.

Sadakallah!

Değerli Kardeşlerim!
Yüce Allahın insanın sorumluluğuna tevdi ettiği en önemli emanetlerden birisi zamandır. Zira biz hayatı zaman boyutu içinde idrak eder ve yaşarız. Her şey; bütün iyilikler ve kötülükler; hayat ve ölüm, zaman içinde gerçekleşir. Bundan dolayı, zamanı değerlendirmek hayatı anlamlı kılmanın en önemli şartıdır. İşte bu noktada Asr Suresi hayata ve zamana anlam katan mesajıyla karşımıza çıkmaktadır. Zira Asr Suresi, bir yandan ömrün kısalığına, zamanın gelip geçiciliğine dikkat çekerken, diğer yandan da gelip geçici ve kısacık zamanın en iyi nasıl değerlendirilebileceğinin ipuçlarını verir bize. Doğum ve ölüm arasındaki zaman diliminde yaşanan hayat, ancak güzel amel ve salih davranışlar ortaya koymak suretiyle değerlendirilebilir.

Bu yönüyle Asr Suresi, fani olan insana, ebedi hayata hazırlanması için sunulan bir istikamet rehberi ve yol haritasıdır.

Kıymetli Kardeşlerim!
Kültür ve maneviyat dünyamızın önderlerinden Yunus Emre de
dem bu demdir, dem bu dem
derken, akıp giden zamana karşı ayakta durmanın ancak şimdiki sorumluluklarımızın farkında olmamızla mümkün olacağına işaret etmişlerdir. Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) de
Sonra yaparım diyenler hep kaybetmişlerdir.

buyurarak bugüne ait sorumluluklarımızı hesapsızca ertelemenin ve belirsiz yarınlara bırakmanın insanı nasıl büyük bir kayba uğratacağına işaret etmiştir. Çünkü geçmiş zaten geçmiştir, gelecek de henüz insana verilmediğine göre bize düşen şimdiki zamanı en iyi şekilde değerlendirmek olmalıdır. Nitekim Peygamberimiz (s.a.v.) bir başka hadislerinde şöyle buyurmaktadırlar:

İnsanların çoğu şu iki nimetin kadrini bilmekte aldanmışlardır: Sıhhat ve boş vakit.
Buharî Rikak 1

Aziz Müminler!
Kaybedilen mal, mülk veya servet zamanla tekrar kazanılabilir; fakat kaybedilen zaman, ömür sermayesi asla geri getirilemez.

İnsana verilen sayılı nefeslerle sınırlı ömrü gaflet içinde geçirenler, ahirette pişmanlık duyup salih amellerde bulunmak üzere tekrar dünyaya dönmek isteyecek, fakat bu mümkün olmayacaktır. Kuran bu gerçeğe şöyle işaret etmektedir:
Rahman ve Rahîm Allah'ın adıyla...
23.100.Nihayet onlardan birine ölüm gelince, Rabbim! Beni dünyaya geri gönder ki, terk ettiğim dünyada salih bir amel yapayım der. Hayır! Bu, sadece onun söylediği (boş) bir sözden ibarettir.
Sadakallah!
Günlük dilimizde yaygınca kullanılan ve boş işlerle uğraşıldığında sıklıkla söylenen vakit öldürmek ifadesi aslında garip bir tezata işaret eder. Gerçek şu ki; vakit öldürmek mümkün değildir, ama kıymeti bilinmeyen vakit insanın ömrünü öğüten bir değirmen gibidir. Merhum şairin bir mısraında söylediği gibi:
Âkıl isen can gözün aç, tut kulak şu sözüme:
Bir değirmendir bu dünya, öğütür bir gün bizi.

Yeni bir yıla girerken Asr Suresini okumanın ve anlamanın yeni yılın en önemli ödevi olması gerektiği âşikardır.
İman ve salih amel dolu bir yıl dileğiyle Cumanız mübarek olsun.

Süleyman Altıntaş
Köln Din Görevlisi
Cumanız mübarek olsun.
 
İffat ve Hayâ
Selam!

وَالَّتى اَحْصَنَتْ فَرْجَهَا فَنَفَخْنَا فيهَا مِنْ رُوحِنَا وَجَعَلْنَاهَا وَابْنَهَا اٰيَةً لِلْعَالَمينَ
قالَ رسولُ اللّهِ (ص): إنّ لِكُلِّ دِينٍ خُلُقاً، وَخُلُقُ الأِسْلاِمِ اَلْحَيَاءُ


Değerli Müminler!
İslamın insanlığa öğrettiği ve özellikle müslümanlarda bulunmasını istediği çok güzel vasıflar vardır. Bunlardan biri iffet diğeri de hayâdır.

İffet; haramdan uzak durmak, helal ve güzel olmayan söz ve davranışlardan sakınmaktır. Hayâ ise; nefsin çirkin davranışlardan rahatsız olup onlardan kaçınmasıdır. Bir diğer ifadeyle hayâ, kötü bir işin yapılmasından ya da iyi bir işin terk edilmesinden dolayı insanın yüzünü kızartan bir durum olarak da açıklanabilir.
Yüce Allah (c.c) Kuran-ı Kerimde müminleri
Rahman ve Rahîm Allah'ın adıyla...
23.5Onlar ırz, namus ve iffetlerini korurlar.
Sadakallah!
diye nitelerken bir başka ayet-i kerimede ise şu uyarıyı yapmaktadır:
Rahman ve Rahîm Allah'ın adıyla...
24.30-31.Mümin erkeklere söyle; gözlerini haramdan sakınsınlar, iffetlerini korusunlar. Bu davranış onlar için daha nezihtir. Şüphesiz Allah onların yaptıklarından hakkıyla haberdardır. Mümin kadınlara da söyle; onlarda gözlerini haramdan sakınsınlar, iffetlerini korusunlar.
Sadakallah!

Aziz Müminler!
Kuran-ı Kerim Hz. Yusuf ile Hz. Meryemi iffet abidesi insanlar olarak örnek göstermektedir. Hz. Yusuf (a.s), kendisiyle beraber olmak isteyen bir kadına karşı, onurlu ve iffetli bir duruş sergilemiş ve
Rahman ve Rahîm Allah'ın adıyla...
12.33. "Ey Rabbim! Zindan bana, bunların beni dâvet ettiği şeyden daha sevimlidir. Onların tuzaklarını benden uzaklaştırmazsan onlara meyleder ve cahillerden olurum."
Sadakallah!
diyerek hapse girme pahasına iffetini korumayı tercih etmiştir.
Hz. Meryem de insanlık için tam bir iffet örneğidir. Kuran-ı Kerimde onun için şöyle buyrulmaktadır;
Rahman ve Rahîm Allah'ın adıyla...
21.91.İffetini korumuş olan (Meryem'i de) hatırla. Ona ruhumuzdan bağışlamış ve kendisi ile oğlunu âlemlere (kudretimizi gösteren) birer delil yapmıştık.
Sadakallah!

Değerli Kardeşlerim!
Hayâ; insanı insan yapan değerlerin başında gelir. Öyle ki, Efendimiz (s.a.s.) Allahın peygamberleri aracılığıyla ilk öğrettiği değer hükmünün Utanmadığın zaman dilediğini yap sözü olduğunu ifade ederek, utanmanın insanî ve İslamî değerlerin özü ve imanın önemli bir parçası olduğuna işaret etmişlerdir. Nitekim bir başka hadislerinde Peygamberimiz (s.a.s)
Her dinin bir ahlakı vardır. İslamın ahlakı da hayâdır.
İbn-i Mace, Kitabüz-Zühd, Hayâ, 38/17
buyurmuşlardır.
Hutbemi Sevgili Peygamberimiz (s.a.s)in bir duası ile bitirmek istiyorum;
Allahım! Senden hidayet, takva, iffet ve gönül zenginliği dilerim.
İbn-i Mace, Dua 72

Murat GEBEŞOĞLU
Bestwig-Ramsbeck Camii Din Görevlisi
Cumanız
Mübarek olsun.
 
Birlikte Yaşama
Selam!

بِسْمِ اللهِ الْرَّحْمَنِ الْرَّحِيمِ
يَا اَيُّهَا النَّاسُ اِنَّا خَلَقْنَاكُمْ مِنْ ذَكَرٍ وَاُنْثٰى وَجَعَلْنَاكُمْ شُعُوبًا وَقَبَائِلَ لِتَعَارَفُوا اِنَّ اَكْرَمَكُمْ عِنْدَ اللهِ اَتْقٰيكُمْ اِنَّ اللهَ عَلِيمٌ خَبِيرٌ

Bismillâhirrahmânirrahîm

49.15.Ey insanlar! Şüphe yok ki, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız, Ona karşı gelmekten en çok sakınanınızdır. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hakkıyla haberdar olandır.
Sadakallah!

Değerli Müminler,
İnsan, Yüce Allahın (c.c.) yaratmış olduğu en şerefli varlıktır. Yüce Yaratıcı şerefli ve değerli kıldığı insanı her türlü ikram ve nimetlerle donatmış ve içerisinde yaşadığımız yeryüzünü tüm insanlık için ortak yaşam alanı olarak bahşetmiştir. Dili, rengi, dini, ırkı ne olursa olsun hiçbir ayrım gözetilmeden her insan, hatta tüm canlılar Allahın (c.c.) istifadelerine sunduğu su, hava, güneş, toprak, toprağın bitirdiği ürünler ve daha sayamayacağımız kadar nimetlerden hep birlikte yararlanmaktadır. Bu gerçek, Müslüman olarak bizlere, ortak yaşam alanımız olan dünyamızda insanlığın faydasına olan her türlü işlerde birlikte çalışmamız gerektiğini hatırlatmaktadır.

Değerli Kardeşlerim,
Farklılıklarımız, düşmanlığa dayalı ayrışma ve çekişme nedeni değil, birlikte yaşadığımız toplumda birbirimizle tanışma, kaynaşma ve dayanışma sebebi olarak algılanmalı ve her insan karşısındakini Yunus Emrenin ifadesiyle Yaratılanı severiz, Yaratandan ötürü prensibi ile değerlendirmelidir. Allah (c.c.), Hucurât sûresi 13. âyet-i kerîmede Ey insanlar! Şüphe yok ki, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız, Ona karşı gelmekten en çok sakınanınızdır. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hakkıyla haberdar olandır. buyurarak, insanların ortak atasının bir olduğu gerçeğini hatırlatmış, farklılıklarımızın tanışma sebebi olduğunu, üstünlüğün ise sadece Allaha karşı görevleri en iyi şekilde yapmakla mümkün olduğunu beyan etmiştir. Yine Yüce Allah (c.c.), insanların yaratılışlarındaki bazı farklılıkların Zatının, varlığının delillerinden olduğunu âyet-i kerîmede şöyle beyan etmektedir:
Rahman ve Rahîm Allah'ın adıyla...
30.22. Onun delillerinden biri de, gökleri ve yeri yaratması, lisanlarınızın ve renklerinizin değişik olmasıdır. Şüphesiz bunda bilenler için (alınacak) dersler vardır.
Sadakallah!

Değerli Kardeşlerim,
Bizler Müslümanlar olarak içinde yaşadığımız toplumda İslamın sevgi, hoşgörü, güven, barış ve huzur vesilesi olan güzel ahlâkı ile çevremize ışık saçan bir güneş gibi olmalıyız. Elinden ve dilinden güven duyulan, komşusu aç iken tok yatamayan, kendisine nasıl davranılmasından hoşlanıyorsa başkasına öyle davranan, hayır ve iyilikte yarış halinde olan bir ahlakî anlayışla yaşamaya çalışmalıyız. Başta birlikte yaşadığımız din kardeşlerimiz olmak üzere, hangi dinden, hangi dilden ve hangi ırktan olursa olsun tüm insanlara yukarıda belirtilen ahlakî prensipler ışığında davranmalıyız.

Mehmet ARSLANER
Din Görevlisi
Cumanız
Mübarek olsun.
 
Üst Alt